| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 190 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum TEK YOL İSLAM » HİCAB DAVASI - BAŞÖRTÜSÜ »

HİCAB DAVASI - BAŞÖRTÜSÜ Bacımın İffeti Batmakta Rezilin Gözüne, Acırım Tükrüğe Billâhi Tükürsem Yüzüne...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24.05.11, 10:50   #1
ZafeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MGVideo
Üye No : 3293
Üyelik tarihi : 20-03-2009
Nereden : Kutlu Dava
Konuları : 2342
Mesajlar : 3,138
Teşekkürleri: 1,533
2,259 mesajına 7,248 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 ZafeR is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Arrow 1967’den 2011’e başörtüsü yasağı (Tüm Yönleriyle )



Sessiz tiyatro

Kendileri, mağdurdular. Bu nedenle, diğer mağdurların umudu oldular. Çünkü attan düşenin halini ancak attan düşen anlar. Fakat siyaset araç nasılsa amaç oluverdi. Deri koltuklar, konforlu makam araçları; nefisleri esir aldı. En temel mesele bir anda, yüzde 1,5'un meselesi haline geliverdi.

Sessiz tiyatro

1967'den beri Türkiye'nin gündeminden eksik olmayan, kimisine göre başörtüsü kimisine göre türban yasağı problemi ile onun ekseninde oluşturulan mağduriyetin gölgesinde büyüyen AKP siyasi hareketinin, 9 yıllık tek parti iktidarındaki icraatlarını ve boşa çıkan beklentileri masaya yatırdık.

44 yıllık kangren bir sorun bu. Yıllardır herkes, bu konuda her şeyi söyledi. Problemin; siyasi, hukuki, sosyal, dini ve insani bütün yönleri en ince ayrıntısına kadar tartışıldı.

Muhatap kesim, yıllardır tahmin edilenin aksine daha büyük bir kitle. Çünkü kısa süre önce yapılan bir araştırmaya göre, sokağa çıkan kadınların yüzde 64'ü başını örtüyor.

Sorun, zaman zaman rejim meselesi haline bile getirildi. Tüm iddia ve isnatlara karşın, aslında Anayasa ve yasalarda herhangi bir yasaklayıcı hüküm yoktu. Ancak fiiliyatta katı bir şekilde uygulanan yasak, yüksek yargıya taşınınca, çözüm çıkmaz sokağa girdi. AİHM kararıyla da, Avrupa'nın vicdanında hapsettirildi. Böylece bin yıl sürecek 28 Şubat post modern darbesinin etkisiyle, umutlar söndü, hayatlar karardı, siyasilerin 'Sırası mı şimdi, bekleyin' telkinleriyle de başka bir bahara kaldı.

Pandomim tiyatrosu sergileniyor

Şimdi öncelikle durum tespiti yapmakta fayda var. Çünkü kamuoyunda ve yandaş medyada, sorun tamamen çözülmüş gibi suni bir algı pompalanıyor. Sanki; başta yüksek öğretim olmak üzere eğitimin her kademesinde öğrencilere yönelik haksız yasak kalkmış, kamudaki çalışma hakkının önündeki engellere kaldırılmış, örtülü bayanlar seçmen olmanın ötesinde seçilme hürriyetine tam olarak kavuşmuş ve en önemlisi başörtülüler ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtulmuş gibi bir pandomim tiyatrosu sergileniyor.

Eş durumundan Başbakanlığa, milletin egemenliğinin temsil edildiği TBMM başkanlığına ve nihayetinde ulaşılabilecek son nokta Çankaya Köşkü'ne kadar yükselen başörtüsü, her ne hikmetse yıllarca insanlığa hizmet etmiş ancak bugün miadını doldurmuş bir 'özgürlük ve insan hakları ihlali gerekçesi' olarak karanlık mahzenlerde unutulmaya terk edilmek isteniyor. Hem de yüz binlerce mağdurun, milyonlarca kadının ve bütün Türkiye'nin gözlerinin önünde. Kendileri, mağdurdular. Bu nedenle, diğer mağdurların umudu oldular. Çünkü attan düşenin halini ancak attan düşen anlarrı. Fakat siyaset araç nasılsa amaç oluverdi. Deri koltuklar, konforlu makam araçları; nefisleri esir aldı. En temel mesele bir anda, yüzde 1,5'un meselesi haline geliverdi. Anayasa'yı değiştirecek güç, Avrupa Birliği salonlarında eridi gitti. İki iktidar dönemi, çözüme yetmedi. Üçüncüsü için, bir kez daha seçim vaadi oldu.

Fakat ortada, acayip bir gariplik var. Sanki 44 yıllık 'kangren' yara tamamen kapanmış, bir tek Meclis'te başörtülü vekil sorunu kalmış gibi 'yalancı' rüzgar estirildi. AKP içinde isyan bayrağı açan bazı başörtülü bayan yöneticiler ve yetkililer, başörtülüleri temsil eden aday veya adayların olması gerektiğini kamuoyu önünde açıkça deklare ettiler. Hatta 'Başörtülü aday yoksa, oy da yok' kampanyaları düzenlendi. Ancak AKP yöneticileri oportünizme yenik düşüp, bir kez daha başörtülü vekile hayır dedi.

Çözüldü mü, çözülmedi mi?

Gerçekte 'başörtüsü' sorunu çözüldü mü? İktidar yakın medya gruplarının görmeme tavrına rağmen 9 yıldır iktidarda olan AK Parti, yüz binlerce kız öğrenci ve bayan çalışanı mağdur eden yasak konusunda aslında ciddi bir çözüm ortaya koyamadı. Kamuoyuna pompalanan, yüksek dozlu 'pembe' renkli yalanlar da cabası.

Öte yandan hala ülkenin her köşesinden birbiri ardına gelen haberler, aslında yasakçı zihniyetin hala devam ettiğini gösteriyor. Çünkü öğrenciler okula sokulmuyor, bayanlar ya iş bırakmak zorunda kalıyor ya da işini kaybetmek için başını açmak zorunda kalıyor.
__________________
Üç şey başarı getirir ; Aşk,Azim ve Kararlılık
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View ZafeR'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ZafeR kullanıcısına teşekkür eden 8 üyemiz:
Adige Abzakh (24.05.11), Alemdâr-ı İslâm (20.07.11), Durr-û Meknûn (20.07.11), Felâh (24.05.11), GOD LOVE (20.07.11), hakyol (24.05.11), Mümtehine (21.07.11), zeynep.m.g (01.06.11)
Alt 24.05.11, 10:53   #2
ZafeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MGVideo
Üye No : 3293
Üyelik tarihi : 20-03-2009
Nereden : Kutlu Dava
Konuları : 2342
Mesajlar : 3,138
Teşekkürleri: 1,533
2,259 mesajına 7,248 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 ZafeR is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

2- Arınç'ın tarihi sözü



18 Ekim 2002 tarihinde halkın önünde konuşan Arınç, iktidara geldiklerinde başörtüsü sorununu çözeceklerini vaat etti. Okul önlerinde başörtülü öğrencilere zulmedildiğine dikkat çeken Arınç, şöyle konuştu: "Başını örtenlerin başını açtırmak gibi bir cinayeti hiçbir zaman tasvip etmeyiz. Bunu çözmek namus borcumuzdur. Millet ne diyorsa o olacak".

Kılık kıyafet yasağının en katı savunucularından YÖK ve ona bağlı ÖSYM de yönetim değiştikten sonra üniversitelere gönderilen bir 'yazı' ile sorun çözülmüş gibi 'yalancı bahar' estirildi. Aslında durum hiç de gösterildiği gibi değil. 104 devlet ve 61 özel üniversitenin neredeyse yarısında, hala kız öğrenciler örtülüleriyle derslere giremiyor. Rektöre, dekana, hocaya ve hatta kampus girişindeki güvenlik görevlisine göre farklı bir uygulama var. Üniversiteden üniversiteye, fakülteden fakülteye, hatta hocadan hocaya uygulama değişiyor. Bazı öğretim görevlileri, derslere giren başörtülü öğrenciler hakkında tutanak tutuyor. Okuldan atılmayla tehdit edilen öğrenciler, susmayı tercih ediyor. Yani, tam bir kargaşa durumu sözkonusu.

Örneğin Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri, başörtülü kız öğrencileri derslere almamakta ısrar ediyor. Gazi Üniversitesi'nin bazı bölümlerine giriş yasak. Başkent Üniversitesi'nde, yasaktan herhangi bir taviz verilmiyor.

AKP yola çıkarken...

AKP 2002'de, gömleği değiştirerek Milli Görüş'ten farklı bir siyasi çizgiyle siyaset sahnesine çıktı. Artık referansı İslam'dan değil demokrasiden alıyor, kendisini İslamcı değil muhafazakar olarak tanımlıyordu. Aslında ne demek istendiği yıllar sonra çok iyi anlaşılacaktı. Çünkü o zaman bunun geçici bir söylem olduğu propagandası, alttan alta yayıldı.

Sonradan görüleceği üzere, oportünist siyaset tarzı Ak Parti'ye sirayet etti. Ve İslami konulardaki hassasiyet, parti içindeki dört eğilim arasında eridi gitti. Çünkü 2002 yılı Kasım ayından bu yana geçen sürede, insan hakları ve düşünce özgürlüğüne yönelik politikaları ile tam bir hayal kırıklığına neden oldu. AKP iktidarı döneminde, 1997'de Türkiye'nin en büyük partisi ve iktidarın büyük ortağı Refah Partisi'nin mesnetsiz iddialarla kapatılması ile başlayan, Fazilet Partisi'nin kapatılmasıyla devam eden insan hakları ihlallerinin önüne geçilemedi.

Halka ve mağdurlara, 28 Şubat postmodern darbesi ürünü insan hakları ihlallerin tamamen kaldırılacağı yönünde sözler verildi.

Hatta partinin birçok kurmayı gittikleri seçim bölgelerinde Milli Görüş'ün ikiz partisi olduklarını savunarak, en başta başörtüsü yasağı, katsayı sorunu ve Kur'an Kurslarını önündeki engelleri kaldıracaklarını vurguladılar.
"Başörtüsü sorununu çözmek namus borcumuzdur"

Bu sözlerden en çarpıcı olanı, o dönemde AKP'nin Meclis Grup Başkanı olan Bülent Arınç'ın Kahramanmaraş mitinginde yaptığı açıklamalar oldu. 18 Ekim 2002 tarihinde halkın önünde konuşan Arınç, iktidara geldiklerinde başörtüsü sorununu çözeceklerini vaat etti. Okul önlerinde başörtülü öğrencilere zulmedildiğine dikkat çeken Arınç, şöyle konuştu: "Başını örtenlerin başını açtırmak gibi bir cinayeti hiçbir zaman tasvip etmeyiz. Bunu çözmek namus borcumuzdur. Millet ne diyorsa o olacak".

Siirt'te okuduğu şiir yüzünden verilen hapis cezası nedeniyle 3 Kasım seçimlerine giremeyen Tayyip Erdoğan ise tarihte eşine az rastlanır kararla bir ildeki seçimler iptal edilerek, yaklaşık 3 ay sonra yapılan seçimlerle TBMM'ye gelip Hükümet kurma görevini alınca Acil Eylem Planı açıkladı.

En başta ekonomi olmak üzere, siyasi ve sosyal alandaki sorunların çözümüne yönelik bir, üç, altı ve on iki aylık takvimleri açıklayan Erdoğan'ın eylem planına göre bir ay içinde yapılacak düzenlemeler içinde açıkça başörtüsü yazılmasa da, o ima edilerek şöyle denildi:

"Temel hak ve özgürlüklerle ilgili düzenlemeler evrensel düzeyde kabul edilmiş standart ve normlar ile AB kriterleri çerçevesinde süratle yapılacaktır". Yine aynı planın bir yıllık takvimi içinde ise eğitimdeki sorunlara işaret edilerek, şu ifadelere yer verildi: " ...eğitimin önündeki her türlü engeller kaldırılacak, üniversitelerin idari ve akademik özerkliğe kavuşmaları sağlanacak ve Yüksek Öğretim Kurumu yeniden yapılandırılacaktır"...

Aslında Ak Parti'nin 2002'deki ilk seçim beyannamesinde de başörtüsüne ve katsayı sorununun çözümüne atıfta bulunuluyor: "Eğitimin her kademesinde imkan ve fırsat eşitliği sağlanacak, herkese kabiliyeti ölçüsünde alabileceği maksimum eğitim hizmeti sunulacaktır. Eğitim hakkının kullanılmasının önündeki engeller kaldırılacak, eğitim hayat boyu sürecek bir süreç olarak kabul ve teşvik edilerek, kademeler arasında yatay ve dikey geçiş imkânları sağlanacaktır" sözü veriliyordu.
Başörtüsü sözümüz yok!

İktidara gelince AKP'de başörtüsü ve İmam Hatiplerin sıkıntılarına karşı görmezden gelme politikası izlendi. Başbakan Erdoğan, seçim beyannamesi ve acil eylem planına rağmen sorunun zamana bırakılmasını sağlayarak, toplumdan gelen taleplere kulaklarını tıkadı. İktidarının ikinci yılında ise Erdoğan, çözüm yolu olarak toplumsal mutabakat şartını öne sürdü.

Başörtüsü konusunda, din ve vicdan özgürlüğünün gereği neyse sağlanması gerektiğini söyleyen Erdoğan, "Bu, ağırlığı Hıristiyan olan ülkelerde sağlanmışsa, ağırlığı Müslüman olan Türkiye'de de konsensüsle başarılmalıdır. Tartışılmaz tabii ki insan hakkıdır. Yani 'din ve vicdan özgürlüğü' diyoruz. Ben 'bir toplumsal mutabakat sağlandığı anda çözüleceğine inanıyorum" diyerek, uzlaşıyı şart koştu.

Halbuki, toplumda zaten bir mutabakat vardı. Daha doğrusu, başı açık bayanla, başı örtülü bayan arasında zaten bir sorun yoktu. Suni bir empoze ile varmış gibi gösteriliyordu. Başı açık ile başı örtülü, çalışma hayatında, okulda, evde her yerde zaten arkadaş, dost olarak barış içinde yaşıyordu.
Talepleri bastırmak için yapılan çıkışlar

Bunu eskiden beri bilen Erdoğan kısa bir süre sonra toplumda zaten mutabakat olduğunu itiraf ederek bu sefer kurumsal mutabakat fikrini ortaya attı. Başörtüsü sorununun çözümü yönünde toplumsal mutabakatın var olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, YÖK reformu ve başörtüsü konusunda "Hem Meclis'te CHP'nin desteği şart, hem de devletin kurumları arasında mutabakat gerekir. Yoksa bu iş çözülmez. Bizim önceliğimiz iki taraflı bir mutabakatın sağlanmasıdır. Şu an toplumda bu işin çözülmesi yönünde mutabakat vardır. Ancak kurumsal mutabakat da lazım" sözleriyle tartışmayı başka bir boyuta taşıdı.

Erdoğan başörtüsü sorunu konusunda gelen talepleri bastırmak için zaman zaman değişik çıkışlar da yaptı. Örneğin başını örten kız öğrencilerin özel üniversitelerde okumalarına imkân sağlanmasını da öneren Erdoğan'ın "Devlette olmuyor ama hiç olmazsa özel sektör üniversitelerinde, vakıf üniversitelerinde serbest bırakalım" sözleri ise fazlaca destek bulmadı.
Ebu Asiltürk (AGD Genel Merkez Hanımlar Komisyonu Başkanı):
İslâm dünyasına örnek gösterilen ülkemiz için ayıp


Yıllardır başörtülü kızlarımızın eğitim hakkı elinden alınmıştır. Bu sorunu siyasi namus olarak görüp; çözümlemek üzere seçim vaadinde bulunarak iktidara gelen hükümet, bu yasağı kaldıramamıştır. Büyük bir çoğunlukla mecliste var olmalarına rağmen sorunu çözümleyememiştir. Yasağın devam etmesi, ya çözmek istemedikleri ya da beceremediklerini akıllara getirmektedir.

23 Nisan'da başörtülü olması gerekçesiyle Sayıştay üyesi Necla Eroğlu hanımın meclisten çıkarılması yine yapılan şiir ve kompozisyon yarışmalarında il birinciliğine layık görülen başörtülü yavrularımızın sahneye davet edilmemeleri, yok sayılmaları ödüllerinin tören bitiminde bir görevli tarafından verilmesi, üniversite sınavına alınamayan başörtülü kızlarımızın gözyaşları hükümetin karnesine kötü not olarak yansımıştır.

Yaklaşan seçimlerde başörtülü adaylarının; sıralamadaki yerleri ve gerekirse başımızı açarız ifadeleri AKP'nin bu soruna bakış açısının net bir göstergesidir. Milletin değerlerini hiçe sayarak, onları en temel haklardan mahrum bırakarak devlet millet kaynaşması sağlanamaz. Kur'an Kurslarının önündeki yaş sınırı engeli kaldırılmamıştır. 12 yaşından küçük yavrularımız dinini diyanetini öğrenememektedir. 8 yıllık zorunlu kesintisiz eğitim devam etmektedir. Bu uygulama din eğitime balta vurmaktadır.

İnsanlarımızın inandıkları gibi yaşama hakları ellerinden alınmaktadır. Milletimizin inanç özgürlüğüne yönelik keyfi ve hukuk dışı uygulamalar ne yazık ki devam etmektedir. Yasakçılar bu uygulamalarıyla insanlık suçu işlemektedirler. Muhafazakar insanların oylarıyla başa gelen iktidar artık seyirci konumundan kurtulup bu sorunlara kalıcı çözümler devreye koymalıdır.

Başörtüsü inancımız gereğidir. İnandığı gibi yaşama ve eğitim hakkı her insanın sahip olduğu haktır. Yaşanılan süreç İslam dünyasına örnek gösterilen ülkemizin büyük ayıbıdır. Ve bir an önce çözümlenmelidir.
__________________
Üç şey başarı getirir ; Aşk,Azim ve Kararlılık
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View ZafeR'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ZafeR kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Adige Abzakh (24.05.11), Alemdâr-ı İslâm (20.07.11), Durr-û Meknûn (20.07.11), GOD LOVE (20.07.11)
Alt 24.05.11, 10:55   #3
ZafeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MGVideo
Üye No : 3293
Üyelik tarihi : 20-03-2009
Nereden : Kutlu Dava
Konuları : 2342
Mesajlar : 3,138
Teşekkürleri: 1,533
2,259 mesajına 7,248 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 ZafeR is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

3 - Beyaz Buluşma görmezden gelindi



Başkent'te gerçekleştirilen Beyaz Buluşmaya, polis kayıtlarına göre 150 bine yakın kişi katıldı. Başörtülü, başı açık, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden mağduriyete uğramış on binlerce insan, AKP iktidarına verilen sürenin bittiğini ve artık somut adım atma zamanı geldiğini açıkça ortaya koydu. Ancak mitinge bir AKP'li yetkili katılmadığı gibi, Başkent'in göbeğinde toplanan on binlerin masum talebi görmezden gelindi.

Gündemine başörtüsünü almak istemeyen Erdoğan, Kızılcahamam'da milletvekilleriyle yaptığı bir toplantıda, bu konuda hiçbir vaatte bulunmadıklarını söyleyerek, sözünden çark etti: "Bizim vaat etmediklerimizi, vaat edilmiş gibi gösteren, provoke edenler var. Başörtüsü konusunda herhangi bir vaadimiz, sözümüz olmamıştır. Hiçbir yerde, hiçkimseye bu konuda söz vermedim. Yapamayacağım sözü de vermem. Bunu söyleyen varsa, çıksın ortaya. Bu konu ancak toplumsal mutabakat ile çözülebilir. Biz bir ağacı değil ormanı kurtarmak istiyoruz. Acele etmemek lazım. Acele eden ecele gider"
Gül'den geri adım

AKP dönemindeki başörtüsü konusundaki ilk resmi geri adım Abdullah Gül'den geldi. AKP iktidarının ilk başbakanı olan Gül'ün eşi Hayrunnisa Gül'ün tavrı da gelecek yıllarda izlenecek başörtüsü politikalarıyla ilgili yol haritasını ortaya koydu.

Çünkü Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazanmasına rağmen başörtülü fotoğrafı nedeniyle kayıt yaptıramayan Hayrunnisa Gül, eşinin konumunu ve davanın siyasallaştırılmasını gerekçe göstererek AİHM'ye açtığı davadan vazgeçti. Gül'ün bu kararı, AKP hükümetinden bu konuda çözüm bekleyenleri iyice umutsuzluğa sevk etti.

Başörtüsünü namus sözü olarak gören Bülent Arınç da, TBMM Başkanlığı görevine gelince soruna bakış açısını yumuşattı. Eşinin resepsiyonlara davet edilmemesi, Cumhurbaşkanı Sezer'i uğurlama töreninde yaşanan tartışmalar ile tabandan gelen baskı arasında kalan Arınç, yasağının kalkması için Türkiye genelinde topladıkları 300 bin imzayı kendisine teslim eden İnanç Özgürlüğü Platformu temsilcilerine bol bol sabır tavsiye etti. Arınç'ın "Sabırsız olmayınız. Sabırla bekleyiniz. Devlete küsmeyiniz. Toplumda kendini ifade etmek için çile çeken insanlar vardır. Siz onlar kadar da çile çekmiyorsunuz, açıklıkla söyleyeyim" şeklindeki sözleri, bu sorunun çözümünün artık başka bahara kaldığını gösterdi.
'Beyaz Miting'

Ülkenin her yerindeki başörtüsü eylemleri ve faaliyetleri, AKP'nin iktidara gelişi ile birlikte bıçak gibi kesilmişti. Ancak iktidar partisinin zikzaklı tavrı, sorunun çözülemeyeceğine ilişkin genel bir kanaat oluşturunca, eylemler yeniden başladı.

Şanlıurfa'dan Ankara'ya kadar yürüyerek gelen 'başörtüsüne özgürlük' yürüyüşçüleri yasağı, bir kez daha gündeme taşındı. Sıhhiye'deki Abdi İpekçi Parkı'nda düzenlenen imza kampanyalarına, yüz binlerce kişi katıldı. Bu imzalar, AKP'li yetkililere ulaştırıldı ancak hiçbir sonuç alınamadı.

Öte yandan İslami hassasiyetleri olan az sayıdaki gazete ve televizyonun dışında boyalı basın sorunu çözülmüş gibi göstererek bu yöndeki eylem ve talepleri görmezden geldi.

Ancak o dönemde henüz haksız yere kapatılmamış olan Milli Gençlik Vakfı, Mazlumder ile Memursen'in başını çektiği ve 50'ye yakın sivil toplum kuruluşunun içinde yer aldığı İnanç Özgürlüğü Platformu, Türkiye genelinde birçok şehirde on binlerce kişinin katıldığı miting serilerini başlattı. Bülent Arınç'ın başörtüsü sorununda yeni bir beyaz sayfa açılması ifadelerinden yola çıkılarak, bu mitinglere Beyaz Buluşma adı verildi.

Başkent'te gerçekleştirilen Beyaz Buluşmaya, polis kayıtlarına göre 150 bine yakın kişi katıldı. Başörtülü, başı açık, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden mağduriyete uğramış on binlerce insan, AKP iktidarına verilen sürenin bittiğini ve artık somut adım atma zamanı geldiğini açıkça ortaya koydu. Ancak mitinge bir AKP'li yetkili katılmadığı gibi, Başkent'in göbeğinde toplanan on binlerin masum talebi görmezden gelindi.
HÜLYA ŞEKERCİ (ÖZGÜRDER Yön. Kr. Üyesi)
Hükümet çözmezse, vebal altında kalır


Başörtüsü yasağı, üniversitelerde önemli ölçüde kalkmış görünüyor. Arkadaşlarımız üniversitelere başörtülü bir şeklide giriyorlar ama bizim istediğimiz kamusal alan dahil her alanda başörtüsünün serbest olmasıdır.

Çünkü başörtülüler birçok alanda sıkıntı yaşamakta, yasakla karşılaşmaktadırlar. Kaldı ki, ALES ve YGS gibi sınavlarda yasak kalkmış olmasına rağmen bir takım kraldan kralcı tutumlarla karşılaşılmakta ve öğrencilerin sınava girmeleri engellenmektedir.

Mesleklerini icra etmek isteyen bayanlara yönelik yasak, hala büyük ölçüde devam etmektedir. Bunun derhal kaldırılması gerekir. Yani yaşanan serbestlik yeterli bir özgürlük alanı getirmemiştir. Artık başörtüsü yasağından, bu ülkede söz edilmiyor olması gerekir.

Ama maalesef başörtülülerin milletvekili adayı olarak gösterilmemiş olması, tek bir adayın onun da seçilmeyecek bir konumda bulunması, aslında maalesef parlamento düzeyinde bu yasağın var olduğunu göstermektedir. Meclis'e başörtülü vekilinin sokulmaması çok ciddi bir kayıptır. O yüzden AK Parti bu konuda iyi bir sınav vermedi. Eğer başörtülü bir vekil seçilseydi, psikolojik bir eşik aşılmış anlamına gelecekti. Toplum nezdinde, Merve Kavakçı'ya zalimce ve zorbaca karşı koyuş, bir rövanşı alınmış olacaktı.

Artık öyle bir noktaya geldik ki, başörtüsü yasağının ciddi bir savunucusu kalmadı. Yasağı destekleyenler bile artık buna karşı duramıyorlar. Hatta Meclis'e girmesi noktasında bile insanlar yumuşamış durumda görünüyorlar. Bu ortam ve psikolojik duruma rağmen, AK Parti hükümeti açısından, hala frene basmak ve sorunu çözmek için ciddi adımlar atmamak büyük bir zaaf olacaktır. Böyle bir zaaf görüntüsü vermemeli ve artık yasak tamamen, bütün alanlardan kaldırılmalıdır.

28 Şubat sürecine göre, çok daha avantajlı bir konumdayız. Gerçi, yüksek yargı hala direniyor. Mahkemeye giden konular, maalesef özgürlükler açısından aleyhimize dönebiliyor. Ancak CHP'de, eskisi kadar rijit söylemler görmüyorsunuz.

Yasak artık savunulabilir olmaktan çıkmıştır. Ben çok daha rahat bir zemin ve ortam olduğunu düşünüyorum. Böyle bir ortamda tümüyle sorunun ortadan kaldırılması, kaldırılmadığı takdirde de hükümetin bir vebal altında kalacağını düşünüyorum.
__________________
Üç şey başarı getirir ; Aşk,Azim ve Kararlılık
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View ZafeR'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ZafeR kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Adige Abzakh (24.05.11), Alemdâr-ı İslâm (20.07.11), GOD LOVE (20.07.11)
Alt 24.05.11, 10:56   #4
ZafeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MGVideo
Üye No : 3293
Üyelik tarihi : 20-03-2009
Nereden : Kutlu Dava
Konuları : 2342
Mesajlar : 3,138
Teşekkürleri: 1,533
2,259 mesajına 7,248 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 ZafeR is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

4- AİHM'deki savunma ayıbı!



Tarihinde ilk kez Müslüman bir kişinin hak ihlali davasına bakan AİHM'nin alt dairesi, Türkiye'den giden sosyalist ve ırkçı başvuruların aksine; devlet lehinde Leyla Şahin aleyhinde karar verdi. 18 Mayıs 2005 tarihinde yapılan duruşmada, üç sayfalık bir savunma sunan AKP hükümeti, insan hakkı ihlali olmadığı gerekçesiyle yasak uygulamalarını onaylayan alt daire kararının aynen onaylanmasını istedi.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, yaptırdıkları anketlerde türbanın Türkiye'de yüzde 1.5'luk gibi küçük bir kesim için sorun olduğunun ortaya çıktığını belirterek, "Türbanla ilgili, başörtüsüyle ilgili sorunları, sorun sayıyor musunuz? Sorun sayanların sayısı yüzde 1.5'tur. Halk hangi konuların öncelikle çözülmesini istiyorsa biz hükümet olarak bu sorunlara odaklandık. Bizim gündemimizde halkın sadece yüzde 1.5'unun gündeminde olan bir konu öncelikli olarak yoktur. Olması siyaseten de yanlıştır. Bizim önceliğimiz türban değil işsizliktir" ifadesini kullandı.
Haksızlığa AKP desteği...

Başörtüsüyle ilgili en çok tartışılan konulardan birisi de AKP iktidarı döneminde, AİHM'de Türkiye adına yapılan talihsiz savunma oldu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde okurken 5. sınıfta başörtülü olduğu gerekçesiyle okuldan atılan Leyla Şahin, din ve vicdan hürriyeti, eğitim özgürlüğü gibi temel hakların ihlal edildiği gerekçesiyle AİHM'ye başvurmuştu.

Tarihinde ilk kez Müslüman bir kişinin hak ihlali davasına bakan AİHM'nin alt dairesi, Türkiye'den giden sosyalist ve ırkçı başvuruların aksine; devlet lehinde Leyla Şahin aleyhinde karar verdi. Leyla Şahin haksız kararı, AİHM'nin Büyük Dairesi nezdinde temyiz etti. Dava yeniden görülmeye başlanınca bu sefer, yasakla ilgili savunmayı Türkiye devleti adına AKP hükümeti yaptı. 18 Mayıs 2005 tarihinde yapılan duruşmada, üç sayfalık bir savunma sunan AKP hükümeti, insan hakkı ihlali olmadığı gerekçesiyle yasak uygulamalarını onaylayan alt daire kararının aynen onaylanmasını istedi.

Hükümet savunmasında, Leyla Şahin'in Fakülteye kayıt yaptırırken herhangi bir engelle karşılaşmadığı belirtilerek, "Bu durum, Şahin'in eğitim kurumlarına giriş hakkı bakımından eşit muamele gördüğünün bir kanıtıdır. Şahin'e, daha sonra İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'nün genelgesi muvacehesinde müdahale edilmiş, bu müdahale de yargı organları tarafından denetlenmiştir. Şahin bu bağlamda adil yargılanma hakkından yararlanmadığını ileri sürmemiştir. Bu yasak, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına dayanmaktadır" denildi.

Savunmada, AİHM içtihatlarına aykırı bir davranışın olmadığı kaydedilerek, hükümetin özgürlüklerin genişletilmesini amaçladığı ve bu yönde çaba sarf ettiği savunuldu. Bu süreçte, özgürlüklerin genişletilmesinin temel yasaların, yargı kararlarının ve toplumsal mutabakatın bir bileşkesi olarak gerçekleşeceği vurgulanan hükümet savunmasında, AİHM 4. Dairesi'nin verdiği karar çerçevesinde hüküm tesis edilmesi istendi.

Hükümet temsilcisi yasağı savunurken Başbakan Erdoğan, sanki savunmayı kendisine bağlı Dışişleri Bakanlığı temsilcisi yapmamış gibi anlaşılmaz şekilde AİHM'nin kararını eleştirdi ve "Bu karara ben yargı kararı olarak uyarım ama haklar, özgürlükler noktasında doğru bakmam. Niye? Çünkü nasıl olur da bir insan başını örtüyor diye eğitim, din ve vicdan özgürlüğü ortadan kalkar? 'İnanç hiçbir zaman yasanın önüne geçemez' diyor. Benim bu kızımın böyle bir iddiası yok ki... İnancı böyle olduğu için başını örtüyor, o halde saygı duymak lazım. Mahkemenin de bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır" ifadesini kullandı.
Şerife Gül Arıman (Mazlumder Ank. Şb. Bşk.)
Hükümet duruşunu netleştirmeli


İdarenin yasakçı ve keyfi uygulamalarına; siyasi otorite ve kamuoyu tarafından güçlü bir tepki verilemediği ve belki de kullanılan yöntemler yanlış olduğu için bu sürece ulaşmak uzun zaman aldı. Yasak yoktu ve herkes bunu bilmiyordu. Şu an gelinen nokta, malumun ilanıdır.

Bu süreci hazırlayan sebepler, özgürlükler hususunda sistemde mevcut iyileşmeler, demokratik açılım hareketleri ve referandum sürecidir... Ancak halen istenilen noktaya ulaşılamamıştır.

Bazı özel üniversitelerde dahi yetkililer öğrencilerin başörtülü olarak üniversiteye girmemeleri hususunda caydırıcı yöntemler izlemekte, tutanak tutmakta ve disiplin cezaları alacakları yönünde ifadeler kullanarak psikolojik bir baskı oluşturmaktadırlar.

Bazı devlet üniversitelerinden derneğimize yapılan başvurularda öğrencilerin derse başörtülü girmeleri durumunda, hocanın derse girmediği yönünde bilgiler gelmektedir. Sorunun çözüldüğü bazı üniversitelerde ise halen tutanaklar tutulmakta ve tutanak tutan öğretim görevlileri bu tutanakları boşuna tutmadıklarını ifade etmektedirler.

Başkent Üniversitesi halen başörtüsü sorununa karşı sert bir duruş sergileyerek, özgürlükçü üniversiteler listesine girmemekte direnmektedir. Üniversitelerin aşırı merkeziyetçi yapıları, Türkiye'nin genelinin çözüme gitmesini engellemekte ve her gün farklı uygulamalarla karşılaşılmaktadır. Bu kesin bir çözüme ulaşılamamış olması üzücüdür.

Hükümetin bu konudaki duruşunu netleştirmesi, sadece üniversitede değil, her alanda başörtüsüne özgürlük için yeni temiz bir sayfa açması gerekmektedir.

Hizmet alan ve hizmet veren gibi ayrımlarla özgürlüklerin pazarlık konusu yapılması genellikle az gelişmiş ülkelerde karşılaşılan bir sorundur. Başörtülülerin her yerde temsil edilebilmesi, kamusal alan isimli yılan hikayesine son verilmesi, başörtülü olduğu için hakkı gasp edilen her kesimin hakkının teslim edilmesi gerekmektedir.

Üniversitelerde başörtülü olmak yürürlükteki hiçbir mevzuata göre suç teşkil etmemektedir. Öğrenci disiplin mevzuatında açık bir ifade ile kılık kıyafetin serbest olduğu belirtilmekte olup, yasak tamamen hayalidir.

Yükseköğretim Kanunu'nun halen yürürlükte olan Ek 17. Maddesi'ne göre; "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir" şeklinde ifade edilmektedir. Kaldı ki yönetmelikle yahut bir mahkeme kararı ile veya üniversitenin iç yönergesi ile temel hak ve hürriyetler sınırlandırılamaz. Bu sebeple yasağı devam ettirmek isteyenlerin hiçbir hukuki dayanakları yoktur.
__________________
Üç şey başarı getirir ; Aşk,Azim ve Kararlılık
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View ZafeR'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ZafeR kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Adige Abzakh (24.05.11), Alemdâr-ı İslâm (20.07.11), GOD LOVE (20.07.11)
Alt 24.05.11, 10:57   #5
ZafeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MGVideo
Üye No : 3293
Üyelik tarihi : 20-03-2009
Nereden : Kutlu Dava
Konuları : 2342
Mesajlar : 3,138
Teşekkürleri: 1,533
2,259 mesajına 7,248 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 ZafeR is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

5 - Yasak, özel dersanelere yayıldı



İslami gelenekten gelen bir hükümetin verdiği bu savunma, başörtüsü yasağına karşı mücadele veren herkesin yanı sıra bazı AKP'li milletvekilleri tarafından da sert şekilde eleştirildi.

Dönemin Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay tepkisini, "Hükümet, Şahin davasında AİHM'ye verdiği son savunma ile Anayasa'ya aykırı hareket etmiştir. Başörtüsü yasağı, bireysel tercihtir ve dini özgürlüğün parçasıdır. Din ve vicdan özgürlüğü, Anayasa tarafından güvence altında alınmıştır. Bu yasağı savunmak, Anayasa'ya aykırı hareket etmektir" diye dile getirdi. Yine muhalif isimlerden Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş ise "Milli irade çoğunluğunu arkasına alan ve Meclis'te büyük çoğunluğa sahip olan AKP'nin daha fazla iktidarda kalacağım diye resmi görüşe ayak uydurması milli irade ile çelişiyor" ifadeleriyle savunmayı eleştirdi. Savunmaya katılmadığını söyleyen Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali Bulut da, "Ülkeyi yönetenlerin ideali ile realiteyi, katı gerçekliği karıştırmamak lazım. Çünkü yapılabilirlik farklı, içimize sinmesi farklı. AiHM'de verilen savunma içime sinmemiştir. Maalesef realite ile ideal uyuşmuyor, çatışıyor. O yüzden bu konuda huzurlu değiliz" ifadesini kullandı.
AİHM'den ilginç karar

Yasak ülke gündeminde tartışılmaya devam ederken AİHM, 2005 Kasımında nihai kararını açıkladı. Alt dairenin yasakta herhangi bir insan hakkı ihlali olmadığına ilişkin kararını onayan 17 yargıçlı Büyük Daire, yasağı "demokratik bir toplumda gereklilik" olarak niteledi. Mahkeme kararında, engellemenin ilke olarak meşru, ulaşılmak istenen amaçlara uygun ve bu bağlamda demokratik bir toplumda gereklilik olarak görülebileceği belirtildi. Mahkeme, kısıtlamanın "öngörülebilir ve meşru", yöntemin de "uygun" olduğunu belirtti. Kararda, türban yasağının, başvuruyu yapanın üniversiteye kayıt olmadan önce de var olduğu ve bu sınırlamanın başvuru sahibi tarafından bilinmesi gerektiği vurgulandı. Bu karar, yasakçı zihniyetin hakim olduğu çevrelerde sevinçle karşılandı.

Özellikle bir kısım medya AİHM kararını, 'Son nokta, Nihai karar' gibi manşetten duyurdu. Yasağın uygulayıcısı YÖK'ün o dönemdeki Başkanı Erdoğan Teziç de, bundan sonra bu konuda herhangi bir yasal değişiklik yapılamayacağını açıklaması ise yeni bir tartışma başlattı.

Cerrahpaşa'dan uzaklaştırıldıktan sonra tıp eğitimini Avusturya'da tamamlayan Leyla Şahin ise 'son nokta' yorumlarına karşı çıkarak, şu değerlendirmeyi yaptı: "Bu bir mahkemedir. Tarihe bakıldığında, mahkemelerin yanlış kararlar verdiği, hatalar yaptığı görülmüştür. Ama bunlar, kalıcı değildir. Mutlaka düzeltilmiştir, kişilerin hakları da iade edilmiştir. Ben de bu kararın bir gün düzeltileceğine ve kaybolan haklarımızın iade edileceğine eminim. Bu konuda, Türkiye'de kimse ümitsiz olmasın. AİHM'in verdiği karar, her şeyi bitirmiş değildir. Aksine, Türkiye için her şey yeni başlıyor".
İhmal, başörtüsüne hapis getiriyordu

AKP'nin ilk iktidar döneminde kamuoyunun tüm beklentisine karşın sorununun çözümü konusunda en ufak bir adım atılmazken, aksine yasağı perçinleyen uygulamalara imza atıldı. Üniversite ve liselerdeki yasak, AKP'li Hüseyin Çelik'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde yayınlanan yönetmelikle özel dershaneleri de kapsar hale getirildi. MEB tarafından hazırlanan ve resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelikle Özel Dershaneler de başörtüsü yasağı yasal hale getirilirken, dershanelere kayıt yaptırırken başı açık fotoğraf verme zorunlu oldu.

Yapılan değişiklik özel kurs, dershane ve eğitim kurumlarını kapsayan başörtüsü yasağının, sürücü kursları, dershaneler, özel eğitim kurslarının yanı sıra belediyelerin ve valiliklerin açtığı biçki- dikiş, ev ekonomisi, mefruşat gibi birçok faydalı meslek edindirme kurslarına kadar yayıldı. Bu hükümet tarafından hazırlanan ve 2006'da yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu'nda az kalsın başörtüsüne hapis cezası getiriliyordu. Yeni düzenlemeyle, başörtüsüne özgürlük bekleyen yüz binlerce mağdur, özgürlük istersen 1 yıla kadar ay hapis cezası ile karşı karşıya kalacaktı.

Çünkü Adalet Bakanlığı'nın Meclis'e gönderdiği ve Adalet Komisyonu'nda kabul edilen yeni TCK'nin 224. maddesinde, Şapka Kanunu ile Türk Harfleri Kanunu'nun yanına '2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun da eklendi. Bu üç kanuna muhalefet edenlere ise, 3 aydan bir 1 yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Ancak insan hakları kuruluşları ile hukukçuları ayağa kaldıran ve başörtüsü yasağını legal hale getirdiği savunulan bu madde, gelen sert tepkiler üzerine Meclis'te değiştirildi. Madde kapsamından Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun çıkarılarak, geri adım atıldı. Ancak yeni TCK ile zinanın suç kapsamından çıkarılması, AKP'ye oy veren dindar kesimi tam anlamıyla hayal kırıklığına uğrattı. Bütün uyarılara rağmen, zina suç kapsamından çıkarılırken yeni TCK'da dini nikah kıymak ve kıydırmak, suç kapsamına alındı.
__________________
Üç şey başarı getirir ; Aşk,Azim ve Kararlılık
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View ZafeR'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ZafeR kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Adige Abzakh (24.05.11), Alemdâr-ı İslâm (20.07.11), Mümtehine (21.07.11)
Alt 24.05.11, 10:59   #6
ZafeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MGVideo
Üye No : 3293
Üyelik tarihi : 20-03-2009
Nereden : Kutlu Dava
Konuları : 2342
Mesajlar : 3,138
Teşekkürleri: 1,533
2,259 mesajına 7,248 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 ZafeR is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

6 - Memursan başını açacaksın!



Anayasa, yasa ve yönetmeliklerde herhangi bir kılık-kıyafet kısıtlaması yok. Devlet memurları kanununda, yasaklayıcı ve sınırlayıcı bir hüküm bulunmamasına rağmen kamuda çalışan bayanlar fiili bir uygulama ile en tabi haklarından mahrum ediliyor.

Kılık kıyafeti bahane eden yasakçı zihniyet, yıllardır yüz binlerce bayan çalışanın en temel haklardan çalışma özgürlüğünü de ihlal ediyor. En çok ihlalde kamu sektöründe yaşanıyor. Halbuki Anayasa, yasa ve yönetmeliklerde herhangi bir kılık-kıyafet kısıtlaması yok. Devlet memurları kanununda, yasaklayıcı ve sınırlayıcı bir hüküm bulunmamasına rağmen kamuda çalışan bayanlar fiili bir uygulama ile en tabi haklarından mahrum ediliyor.

Yüz binlerce bayan kamu çalışanı, inancının gereği taktığı başörtüsü nedeniyle ya 'iş bırakma' ya da 'başını açma' tercihine zorlanıyor. İdareci, öğretmen, doktor, mühendis, hemşire, ebe, hizmetli olarak görev yapan birçok kadın mağdur ediliyor.

En son yasakçı uygulama, birkaç hafta önce Bolu'da hortladı. Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden, Bolu Köroğlu Devlet Hastanesi'ne tayin edilen Dr. Zeliha Asiltürk, yeni görev yerinde 15 gün çalıştıktan sonra hastalarını muayene ettiği sırada apar topar görevden alındı. Başını açması için iki hafta boyunca uyarılan Dr. Asiltürk hakkında, herhangi bir soruşturma açılmazken 'zorunlu yıllık izne' gönderildi.
AKP beyannamelerinde başörtüsü

Başörtüsü yasağı konusunda konjonktür ve reel politiği bahane gösteren AKP, 2002 seçim beyannamesinde "Eğitim hakkının sınırlanmasına neden olan düzenlemeler ve uygulamaları değiştirecektir" ifadesine yer verdi. Aynı beyannamede özellikle başörtüsü yasağına ithaf edilerek, "Üniversiteler, her çeşit düşüncenin demokratik bir ortamda, hoşgörü içinde öğretilip tartışıldığı, yasakların ve sınırlamaların olmadığı özgür bir foruma dönüştürülecektir" ifadesi kullanıldı. Acil Eylem Planı'nda ise "Eğitimin önündeki her türlü engeller kaldırılacak" sözü verildi.

2007 seçim beyannamesinde, hem eğitim hem de temel hak ve özgürlükler alanında başörtüsü yasağından doğan ihlaller görmezden gelinerek, sadece "Temel hak ve özgürlükler konusunda, toplumun değişik kesimlerinin sorunlarına ve taleplerine karşı duyarlı olacak, bu alanda çifte standartlara ve siyasi istismarlara izin vermeyecektir" gibi bir ifadeye yer verildi.

Ancak 'namus' açıklamaları, 'velev ki' söylemlerine rağmen kangren sorun hala çözülmüş değil. Üniversitelerin çoğunda, hukuksuz yasak uygulanıyor. Kamudaki çalışan birçok bayan, görev yerinde hiçbir Anayasal ve yasal hüküm bulunmamasına karşın başlarını açmak zorunda kalıyor. Son 2023 vizyonlu beyannamede, başörtüsü yasağından ve eğitimin önündeki engellerden tek kelime söz edilmedi.
Son bir hatırlatma

Anayasa değişikliği girişimi, YÖK'ün son hamlesi ve bazı üniversitelerdeki kısmi çözüm öne sürülerek, 'Asıl siz haksızlık ediyorsunuz' diyenlere son bir hatırlatma yaparak, dosyayı noktalamak istiyoruz.

AKP üçüncü iktidar dönemi için halktan oy istiyor. Ve 2002'ye göre, şartlar çok değişmiş. Bürokratik oligarşinin, siyaset üzerindeki vesayeti kalkmış. Surda açılmadık gedik kalmamış. Toplumsal ve siyasal zemin, tarihinde görülmemiş bir şekilde müsait hale gelmiş. Referandum sonrası yüksek yargının, yasağa karşı bütün direnci kırılmış. Anamuhalefet partisi, kinaye bile olsa 'Türbanı ben özgürleştireceğim' diyen bir noktada artık.

Başta iktidar partisi içindeki bayanlardan olmak üzere her kesimden, 'Meclis'e başörtülü kadınların temsilcisi olmalı' sesleri yükseliyor. Ama listelerin açıklandığı gün bir kez daha, hayal kırıklığı yaşanıyor. Ve Başbakan, son kez aday olduğu listede topu taca atıyor.

24 milyon başörtülü kadını TBMM'de temsil edecek, başörtülü bir adaya bile listede yer verilmiyor. Bu süreçte oldukça etkili olan 'Başörtülü aday yoksa oy da yok' kampanyasını takdirle izledik. Ancak Başbakan bunu, 'zayıf bir mantık ve yakışıksız bir kampanya' olarak değerlendirdi. Sebebi ise 'bugün dünden daha iyiymiş'.

Ancak aynı Başbakan'ın kızı Sümeyye Erdoğan gittiği bir tiyatro gösterisinde kendisine sahnede müstehcenlik içeren nahoş hareketler yapıldığı gerekçesiyle, salonu terk etmek zorunda kaldı. Yine kendi gelini ABD konsolosluğunda 'Fotoğrafı düzgün değil' diye mağdur edilerek, vize verilmek istenmedi.

9 yıldır tek başına iktidarda olan bir partinin genel başkanının hem de oy oranını girdiği her seçimde artıran bir Başbakanın; öz kızı ve gelininin hala mağduriyetinin konuşulduğu bir Türkiye'de, bugün, dünden daha iyi denebilir mi?
Son YGS'de 'aç' tehdidi


Öğrencilerin kılık-kıyafet yasağıyla karşılaştıkları yerlerden birisi de, üniversiteye giriş sınavı. Geçtiğimiz yıl ÖSS sınavında bu yılda YGS sınavında, kılık kıyafet kısıtlaması olmayacağı duyuruldu.

Sınav kılavuzundaki, uyarılar bile kaldırıldı. Ancak uygulama, hiç de kitapçıklarda yazdığı gibi olmadı. Çünkü YGS sınavında, Türkiye'nin birçok yerinden zulüm haberleri geldi. Ankara Batıkent Lisesi'nde sınava giren öğrencilerden "ya başınızı açın ya da YGS sınavınız geçersiz sayılır" şeklinde tehdit gibi uyarı yapıldı. Bu da yetmedi başını açmayan öğrenciler için tutanak tutuldu. Bunun üzerine çok sayıdaki öğrenci başını açarak sınava girmek zorunda kaldı. Moral bozukluğu içerisinde sınava giren birçok öğrenci, çıkışta yaşadıkları şok karşısında gözyaşlarına boğuldu.

Manisa Salihli'deki uygulama ise yasağın hala pervasızca nasıl uygulandığını bir kez daha ortaya koydu. YGS sınavına giren Hasret Öksüz isimli öğrencinin zorla başı açtırıldıktan sonra üzerindeki pardösüsü de çıkartıldı. Mağdur öğrenci, haksız uygulama için sorumlulardan şikâyetçi oldu.

Ülkenin her köşesinden yasak haberleri gelmeye devam ediyor. Geçtiğimiz ay Adana'da polis haftası nedeniyle düzenlenen şiir yarışmasında birinci olan lise ikinci sınıf öğrencisi Şaziyenur Erdoğan, başörtülü olduğu için törende sahneye çağrılmadı. Atatürk Parkı'nda gerçekleştirilen törenin ardından seyirciler dağıldıktan sonra öğrenciye ödülü verildi. Yaşanan olaya büyük tepki gösterildi.

Bu skandal daha konuşulurken bir şok haber de Meclis'ten geldi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Meclis'in açılışının 91. yıldönümü dolayısıyla özel gündemle toplanan Genel Kurul'daki locada oturan başörtülü bir bayan eşiyle locadan çıkarıldı. Sayıştay Üyesi olduğu sonradan anlaşılan Necla Eroğlu'nun, millet egemenliğinin tecelligahı olan TBMM'de daha birkaç hafta önce karşılaştığı bu haksız durum, örtüye ve örtülüye çarpık bakışın hala devam ettiğini bir kez daha gösterdi.
Kampuste iki farklı uygulama

Şu anda bazı rektörler, dekanlar hatta üniversite hocaları, Anayasa ihlal edildiği gerekçesiyle hala örtülü öğrencileri derse almamakta direniyor. YÖK, başta yükseköğretime giriş sınavı olmak üzere ALES sınavındaki başörtüsü yasağını kaldırdı. Ancak yasakçı zihniyet, son üniversite sınavında birçok şehirde kendisini yine gösterdi.

Fiili çözüm, zulmü ortadan kaldırmaya yetmedi. Sanki yalancı bir bahar yaşanıyor. 104 devlet ve 61 özel üniversitenin neredeyse yarısında, hala kız öğrenciler örtülüleriyle derslere giremiyor.

İnanç ve eğitim-öğretim hürriyetine yönelik ihlaller, bugün üniversitelere göre farklılık gösteriyor. Bazılarında kampusa, bazılarında derslere giriş hala yasak. Üniversiteden üniversiteye, fakülteden fakülteye, hatta hocadan hocaya değişen farklı uygulamalar var. Bazı öğretim görevlileri, derslere giren başörtülü öğrenciler hakkında tutanak tutuyor. Yani, tam bir kargaşa durumu sözkonusu.

Birkaç örnek vermek gerekirse, Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri, başörtülü kız öğrencileri derslere almamakta ısrar ediyor. Gazi Üniversitesi'nin bazı bölümlerine giriş yasak. Başkent Üniversitesi'nde, başörtüsüyle derslere girilmesine izin verilmiyor.

Daha birkaç hafta önce Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Trabzon Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Programı öğrencileri, okulun düzenlediği meslekî geziye bile başörtülü olarak alınmadı.

TÜPRAŞ'a düzenlenen mesleki geziye katılan mühendislik öğrencisi de başı örtülü diye fabrikaya sokulmadı.
Kadınların yüzde 64'ü başörtülü

Başörtüsü konusunda ciddi araştırmalardan birisini Tarhan Erdem yaptı. Çıkan sonuç bilimsel bir veri niteliğinde. Erdem'in araştırması, belki de çözüm sürecine katkı yapabilecek ilk kapsamlı araştırmalardan birisi olacak. İşte en çarpıcı sonuç. Ülkemizde, kadınların yüzde 64'ü, sokağa çıkarken, evinin dışında başını kapamaktadır. Yani 75 milyon nüfusun yarısı, yani 37,5 milyonu kadın kabul edelim. Demek ki, bu topraklarda yaşayan 24 milyon kadın başını örtüyor. Üstelik her 100 evin 77'sinde, başını örten bir kadın var. Başını kapatanlardan çok azı (yüzde 5) örtüsünü 'türban' olarak adlandırıyor.
Araştırmadan çarpıcı birkaç bilgi:

Başını kapatan kadınların hane halkı ortalama aylık geliri 363 milyon lira

Başını kapatmayan kadınların hane halkı aylık gelir ortalaması 964 milyon lira

Başörtülülerin yüzde 23.5'i kendini muhafazakâr diye tanımlıyor

Eğitim yükseldikçe türban diyenlerin oranı yükseliyor

Metropollerde 'türban', kırda 'yöresel örtü' cevapları genel ortalamanın üzerinde

En az başörtülü Marmara'da, en fazla ise Güneydoğu'da
__________________
Üç şey başarı getirir ; Aşk,Azim ve Kararlılık
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View ZafeR'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ZafeR kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Adige Abzakh (24.05.11), Alemdâr-ı İslâm (20.07.11), GOD LOVE (20.07.11), Mümtehine (21.07.11)
Cevapla

Etiket
1967’den, 2011’e, başörtüsü, tüm, yasağı, yönleriyle

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bid’at mı, ictihad mı?16 NİSAN 2011 Adige Abzakh Ebubekir Sifil 0 24.04.11 14:35
Türkiye’deki Sistemli En Büyük Hak İhlali: Başörtüsü Yasağı Alemdâr-ı İslâm MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ 1 02.04.11 10:35
25 Nisan 2011’in yazısı Adige Abzakh Mahmut Toptaş 0 26.04.10 09:44
Renault`tan Başörtüsü Yasağı Cihad Yıldızı HİCAB DAVASI - BAŞÖRTÜSÜ 0 17.03.10 07:46
Başörtüsü Yasağı Kaldırıldı MillîGenclik DÜNYADAN HABERLER 0 12.03.09 09:14

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:15 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.