| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 192 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI » İbrahim Tenekeci »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03.07.09, 10:08   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Üç şey

Üç şey


Cebrail, Hz. Adem'in yanına gelip "Ben sana üç şey getirdim. Birisini seç al" dedi. Hz. Adem, "Ey Cebrail, nedir onlar" diye sordu.

Cebrail cevap verdi: "Akıl, haya ve din."

Hz. Adem, "Aklı seçtim" dedi.

Cebrail, haya ile dine, "Aklı size tercih edip seçti. Siz dönüp gidiniz" dedi.

Onlar: "Biz, her nerede olursa olsun, akıl ile birlikte bulunmakla emrolunduk" dediler ve aklın yayından ayrılmadılar.

M. Asım Köksal, Büyük Peygamberler Tarihi isimli eserinin Hz. Adem bölümünde, İbn Kuteybe'nin Uyunu'l-ahbar eserinden yola çıkarak bunları anlatıyor/yazıyor.

İsmet Özel de, her fırsatta "Zekâ ve ahlakın ayrılmaz bir ikili olduğunu" söylüyor. Ahlak kelimesinin hem dini hem de hayayı kapsadığını düşünürsek, Hz. Adem'in yaratılışı sırasında geçen bu diyalog ile İsmet Bey'in sözü, birbiriyle örtüşüyor.

Bunun anlamı şu olabilir mi? Din ve ahlak olmazsa, akıl ve zekâ da olmaz. Bir insana zeki, akıllı diyebilmemiz için, onun aynı zamanda inanmış ve ahlaklı olması gerekir.

Ama gelin görün ki, sadece başkaları değil, bizimkiler de bu durumu pek önemsemiyor. Utanma duygusunu kaybetmiş veya ahlaki zaafları üst düzeye çıkmış birçok "mücahit" tanıyorum. Üstelik bunlar, hepimizden daha akıllı geçinen kimseler.

Yeni Şafak yazarlarından Dücane Cündioğlu, 21 Haziran Pazar günkü köşe yazısında, Şeyh Ahmet Rufai Hazretlerine ait bir anekdota yer verdi. Şeyh Efendi müritlerini çevresine topluyor ve mealen onlara şunu söylüyor: "Çevremizde pek deli kalmadı, herkes akıllı geçiniyor. Bu yüzden, ey dostlar, fırsat varken hakikatin bilgisini kendiniz elde etmeye çalışın." Yani "Delirin!"

Delirmesek bile, şunları ve şunları yapmadığımız veya bunları ve bunları yaptığımız için, akıllı geçinenlerce "deli" muamelesine tabi tutuluyoruz. Sözgelimi, Nurettin Topçu üstadımız, Türkiye'nin Maarif Davası isimli eserinde "Madde taassubu"ndan bahseder. İşte buradan yola çıkıp mütedeyyin camianın hızlı bir şekilde "madde bağımlısı" haline geldiğini yazdığımız vakit, akıllı geçinen kimselerin bir anda mimikleri gevşiyor.

Osmanlıda, müridin bazı özellikleri şöyle sıralanıyor:

* Şeyhine teslim olmalı, onun izni olmadan herhangi bir şey yapmamalıdır.

* Şeyhin her türlü söz ve davranışına rıza göstermeli, itaatkâr olmalıdır.

* Şeyhine hizmet etmede canlı ve çevik olmalıdır.

* Sözünde ve vaadinde durmalıdır. Hiçbir noktada şüpheye düşmemelidir.

* Batın gözünün açılması için bütün malını mülkünü şeyhi için dağıtmaya razı olmalıdır.

* Şeyhin öğütlerini tutmalı, kaçamak yollar aramamalıdır.

* İlahi vuslatı gerçekleştirebilmek için şeyhinin dostuna dost, düşmanına düşman olmalıdır.

Okumuş olduğunuz bu satırları Osmanlı Ansiklopedisi'nden (Ağaç Yayınları) aldım. Birçoğumuz, "hangi devirde yaşıyoruz" diyerek bazı maddelere itiraz edecektir. Mesela birinci maddeyi okuyunca, "nerede kaldı özgür irade" diye mırıldanacağız. Son maddeyi okuyunca, muhtemelen hümanist damarımız kabaracak. Bir anda Yunus Emre muhibbi olacak ve "Yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevmek" falan diyeceğiz. Hemen peşinden de, Mevlana Celalettin Rumi'nin "Ne olursan ol, yine gel" sözünü hatırlayacak ve hatırlatacağız.

Anlatmaya çalıştığım şey, işte bu...

Mütedeyyin kimliğiyle bilinen bazı kimselerin "kişisel gelişim" sektörüne el atmalarının nedeni de bu... Oysa kişisel gelişim denilen şey, "insanları bencil yapmaktan" başka bir işe yaramıyor.

Bencil insan, "Şeyhine hizmet etmede canlı ve çevik olmalıdır" düsturunu; "köşeyi dönene kadar" veya "köprüyü geçene kadar", "Patrona hizmet etmede canlı ve çevik olmak" şeklinde uygulamayıp da ne yapacak?

Herkes ama herkes, ister liberal olsun ister sosyalist, ister homoseksüel olsun ister ateist, hatta İslamcılar bile, Mevlana'nın "Ne olursan ol, yine gel" sözünü dillendiriyor.

Celal Fedai'nin Suyu Seveni Derin Batırın Irmağa kitabını okurken gördüm. Mevlana'nın şöyle bir sözü/şiiri varmış: "Ey renkler beyi, bizim renklenmemize acı!"

Bunu niye bilmiyor, dillendirmiyoruz?


Galiba durum şu: "Uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar." (Nietzsche)
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler:
Fâris (04.07.09)
Cevapla

Etiket
üç şey, şey

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:26 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.