| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 194 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » MİLLî GÖRÜŞ » IGMG »

IGMG "İslam Toplumu MİLLÎ GÖRÜŞ Teşkilatı" İle Alakalı Haberler Buraya...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 28.03.09, 21:58   #1
alirıza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 191
Üyelik tarihi : 23-08-2008
Konuları : 128
Mesajlar : 235
Tecrübe Puanı: 0 alirıza is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.11.10
Durumu : Status: Offline

Arrow Insanlığın saadet projesi "adil düzen"

Özel mülkiyeti ve özgür girişimi yasaklayan, devlet için fertleri feda edip insani yetenekleri kısırlaştıran, temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan, ahlak ve maneviyatı yozlaştıran komünist sistem, henüz bir insan ömrünü bile doldurmadan çürüdü ve Sovyetler Birliği çöktü.

Ardından, faiz ve fırsatçılık yoluyla sömürü sermayesini tekelleştiren; devletin dizginlerini ele geçirip fertleri demokrat robotlar haline getiren; küreselleşme palavrasıyla insanlığı köleleştiren ve bu zulüm saltanatını sürdürmek için savaş, işgal, anarşi, uyuşturucu, fuhuş, mafya gibi her türlü ahlaksızlığı ve zorbalığı mübah gören kapitalist sistem de sonunda iflas edip çözüldü.

Komünizmin, faizi kaldırması ve sosyal adaleti savunması doğru, ama hür teşebbüsü ve mülkiyet hakkını yasaklaması ve hürriyetleri kısıtlaması yanlıştı.

Kapitalizmin; özgür girişimi ve özel mülkiyeti serbest bırakması doğru, ama faizcilik ve tekelcilikle sömürü çarkını kurması yanlıştı.

İnsan ve toplum fıtratına, doğal ve sosyal yasalara aykırı olan bu yanlışlar yüzünden, her ikisi de zulüm yapmıştı ve yıkılmıştı.

Şimdi komünizmin ve kapitalizmin yararlı yönlerini özünde barındıran, ama zararlı yönlerini bırakan;

1- Aklı selimin

2- Müspet bilimin

3- Vicdani kanaat ve tatminin

4- Tarihi birikim ve tecrübelerin

5- İlahi dinin prensiplerinin

Ortaklaşa "doğru" bulduklarını esas alıp, "yanlış" bulduklarından sakınılarak hazırlanan bir ADİL DÜZEN'e ihtiyaç vardır ve kaçınılmazdır.

Biz bu nedenle, Adil Düzen'in temel esaslarını yazıp tartışmaya açmaya, ilim ve fikir erbabının tenkit ve tekliflerini almaya çalışacağız.

Adil Düzen'in

1- Ekonomik prensip ve projelerini

2- Siyasi ve idari yapılanma biçimini

3- İlim ve eğitim sistemini

4- Ahlaki-Dini kurum ve kriterlerini,

Okurlarımızın ilgi ve bilgisine sunacağız. Adil Düzen'in, öyle hayali ve hamasi sloganlar olmayıp, tamamen ilmi ve gerçekçi, orijinal ve milli bir program olduğunu ortaya koyacağız.
View alirıza'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28.03.09, 22:00   #2
alirıza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 191
Üyelik tarihi : 23-08-2008
Konuları : 128
Mesajlar : 235
Tecrübe Puanı: 0 alirıza is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart Ekonomik adil düzen

EKONOMİK ADİL DÜZEN

Adil Ekonomik düzenin temel esasları şunlardır:

Adil Ekonomide;

A - DEVLET:


1- Makro planda ve ülke çapında genel kalkınma planları hazırlayan,

2- Ülke ihtiyaçlarına ve dünya standartlarına uygun ve verimli yatırım projeleri ortaya koyan,

3- Destek, yönlendirme, teşvik ve altyapı hizmetleri yapan,

Ortak konsensüsle oluşmuş (Anayasal) Milli kurum ve kurallara dayalı; Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk yapılanmasıdır.

B - PARA:

1- Faizin her türlüsü kaldırılmıştır.

2- Para, üretilen mal karşılığıdır.

3- Karşılıksız para basılmayacaktır.

4- Para:

a. Ya arsa ve tarlanın
b. Ya tesis ve fabrikanın
c. Ya üretilen standart bir malın
d. Ya da altın ve döviz karşılığı olacaktır.
5- İstenildiği anda mal paraya, para mala çevrilebilir durumdadır.

6- Ekonomik ve ticari hizmet ve girişimlerde herkese adil muamele yapılacak ve tam bir fırsat eşitliği sağlanacaktır.

7- Fiyatlar arz ve talebe dayalı kriterlere göre, serbest piyasa ekonomisi içinde tabii olarak ayarlanacaktır.

Görüldüğü gibi Adil Düzen'de para; sadece üretilen bir malın "değeri"dir ve değişim (alışveriş) için gereklidir. Kalkınma için önce para lazım değildir. Örneğin bir ekmek üretmek için "buğday, un, su, tuz, maya, odun (pişirici) ve insan emeği" yeterlidir. Para ise; ancak ekmek üretildikten sonra, onu üretenlere "ürettiği kadar tüketme hakkı tanıyan" bir devlet belgesidir.

Bazı insanların "iyi güzel amma, bu Adil Düzen projelerini uygulayacak parayı nereden bulacaksınız?" sorusu, doğal ekonomiyi bilmemelerindendir.

Bakınız 2. dünya harbi sonunda Almanya'da bir çorap, yüzlerce marka alınacak şekilde paranın değeri düşmeye başladı. Almanya, elindeki bu kâğıt parçalarıyla kalkınmadı. Yeraltı ve yer üstü kaynaklarını kullanarak, kalifiye ve kaliteli insan gücünü devreye sokarak, çalışma ve üretme şartlarını hazırlayarak ancak, yeniden ekonomisini düzeltmeyi başarmıştır.

Siyonist ve kapitalist sömürü sistemlerinde ise: "Kalkınma için önce sermaye (para) lazımdır" şartı koşulmaktadır. Çünkü "Para"yı Siyonist sermayedarlar basıyor ve bu kâğıtları bankada bloke ederek bunları "faizli kredi" olarak girişimcilere dağıtıyor ve böylece insanlığın alın terini ve emeğini sömürüyor. Bugün "Dolar" diye Siyonist merkezlerin bastırdığı trilyonlarca liralık karşılıksız paranın (daha doğrusu yeşil boyalı kâğıtların) insanlığın kanını nasıl emdiğini herkes biliyor.

ADİL DÜZENDE SAĞLAM PARA

Önce "SAĞLAM PARA" kavramını açıklayalım; Bilindiği gibi canlı varlıklar çalışarak yaşamını sürdürürler. Bu çalışma bir "üretim", yaşamak için harcanan şeyler ise bir "tüketim" olayıdır. Bir anlamda, canlılar kendi varlıklarını kendi gayretleri ile sürdürmek zorundadır.

Arılar ve karıncalar örneği, pek çok canlı türleri gibi insanlar da tek başına değil, "Topluluk" halinde yaşamak durumundadır. Topluluk halinde, devamlı ve düzenli olarak yaşayabilmek için de, O topluluk ta üretilen "Toplam malın", birlikte tüketilen toplam maldan fazla olması lazımdır. Yok, eğer "tüketilen mal" toplamı, "üretilen mal" toplamından daha fazla olursa, O zaman "üretilmeyen bir malın tüketilmesi" gibi bir durum ortaya çıkar ki, bu dengesizlik, sosyal ve ekonomik tıkanışa ve tükenişe yol açacaktır.

Aslında, bir ülkede, herkes ürettiği kadar tüketirse, "topluca üretilen, topluca tüketilene eşit" olacağından, "tabii bir denge" kurulmuş olacaktır.

Ancak bu dengenin sürekli olabilmesi için, O toplumda "biriktirilmiş fazla malın" bulunması da şarttır. Çünkü kıtlık, savaş, deprem ve yangın gibi felaketlerde, bu "depolanmış fazla malın tüketilmesi" ile ancak denge sağlanıp korunacaktır. Ayrıca çocuk, hasta, ihtiyar, sakat, memuriyet ve hizmet sektöründe çalışanlar gibi, devamlı tüketici durumunda olan kimselerin açtığı boşluğu doldurmak için de yine fazla" üretime ihtiyaç vardır. Demek ki toplumda ekonomik dengenin kurulması ve korunması için "üretim toplamının, tüketim toplamından mutlaka fazla olması" lazımdır. Karıncalar ve arılar gibi toplu yaşayan hayvanlar âleminde durum genellikle böyledir. Yapılan gözlem ve incelemeler sonucu, mesela arıların kendi ihtiyaçlarından çok daha fazla bal ürettikleri saptanmış, hatta kovanda bal azalınca, arıların iştahı ve yemek arzularının kesildiği, açlıktan ölseler bile geride birikmiş bal bıraktıkları saptanmıştır.

İlahi fıtrat ve tabiat düzeni gereği canlı varlıklar, hem çalışıp üretmekten, hem de yaşamaktan (harcayıp tüketmekten) hoşlanırlar. Ancak dengenin korunması için, "çalışma arzusunun, yaşama arzusundan daha fazla olması" gerektiğini yukarıda belirtmiştik. İşte hayvanlarda durum böyledir. Yani karınca ve arılar gibi hayvan cemiyetlerinde çalışma ve üretme gayesi ve gayreti, yaşama ve tüketme isteğinden fazladır.

Ama insanlarda durum bunun tersinedir. İnsanoğlu, yaşama ve tüketme zevki, çalışma ve üretme isteğinden fazla olan bir varlıktır. Yani insanlar, emek vermeden ve zahmet çekmeden, rahat yoldan geçinmeyi, üretmek için sıkıntı çekmeye ve sorumluluk yüklenmeğe tercih etmeye yatkındır. İnsandaki bu aşırı tüketim ve rahat yaşama eğilimi, biraz da insanın sadece bir topluluk üyesi olarak değil, aynı zamanda "tek başına yaşayabilecek özellik ve yeteneklerle yaratılmış olmasından" da kaynaklanır.

Yani insan; bir taraftan toplu düzenin bir parçasıdır ve toplumun bütün nimetlerinden yararlanabilmektedir. Ama diğer taraftan da, her fert ayrı bir varlıktır ve topluluk dışında kendi başına yaşayabilme imkânlarına sahiptir. Belki bu özellik, bir bakıma insanın kendi onurunu ve özgürlüğünü koruyabilmesi ve topluluk içinde erime ve kişiliğini yitirme durumundan kurtulabilmesi bakımından da önemli ve gereklidir.

Bu nedenle insanlar sadece "tam bir toplu düzen" de yaşayabilecek özelliklerle yaratılmamış, bunun yanında; tek tek yaşayan canlıların da yararlı yönlerini almış olduğu için, toplu yaşayan hayvanlarınkine benzer, "birlikte üretim; birlikte tüketim, her şey ortak" hayaline dayanan ve kişilerin ferdi hürriyet ve haysiyetini öldüren "Komünizm düzeni" insanlar arasında kurulamaz, kurulsa da uygulanamaz. Zaten insan fıtratına uygun olmadığı için daha bir insan ömrünü bile doldurmadan Komünizm iflas etmiş ve çökmüştür.

Eğer insanlardaki "çalışma ve üretme arzusu, yaşama ve tüketme arzusundan fazla" olsaydı, Marks'ın kominizim hayali belki gerçekleşebilirdi. Ancak İlahi kudret ve hikmetin insanı böylesine "yaşamaya ve tüketmeye istekli, çalışıp üretmeye karşı ise tembel" yaratmış olması; hem imtihan sırrına uygunluğu, hem de insanlar arasındaki "yarışma Düzeni"ni gerçekleştirmesi bakımından gereklidir. Bu yarışma isteği ve özelliği, maddi ve manevî yönden devamlı ilerlemeyi ve yenileşmeyi sağlayacak, yeni karakter ve kabiliyetler ortaya çıkacak ve herkes çalıştığının ve hak ettiğinin karşılığını alacaktır.

İnsanlardaki "çalışmadan kazanma, üretmeden tüketme ve yorulmadan yaşama" arzu ve isteğini, zararlı halden yararlı hale çevirmek için; ADİL BİR DÜZEN ve DİSİPLİN'e ihtiyaç vardır. İşte Adil Düzendeki "mülkiyet sistemi" bunu gerçekleştirmiştir. Bu sistem "Herkesin ancak ürettiği kadar tüketmesi" esasına dayanır. Buna göre her fert helal ve meşru yoldan, gücü ve aklı yettiği kadar çalışıp kazanmak, yani "üretmek ve çalışıp ürettiği kadar da tüketmek" hakkına sahip olacaktır. Öyle ise kim daha iyi yaşamak ve daha çok tüketmek istiyorsa, o halde daha çok yorulmak ve daha fazla üretmek zorundadır. Hiç kimseye "üretmeden tüketme" veya "ürettiğinden daha fazla tüketme" hakkı ve fırsatı verilmeyecektir. Bu sistemi; düzenlemek, denetlemek ve disiplinize etmek ise Adil Devletin görevidir.

Toplumdaki her bireyin ne kadar ürettiğini belgeleyen ve çalışıp kazanarak topluma teslim ettiği malın miktarını gösteren bir "senete" ihtiyaç vardır ki, buna da PARA denir. Yani para; insanlara, ürettiği kadar tüketme hakkı ve imkânı sağlayan geçerli ve resmi bir belgedir.

Toplumda bu ekonomik dengenin ve Adil düzenin korunması için "herkesin ürettiği kadar tüketmesi" esası yanında bir kurala daha ihtiyaç vardır. O da; "Önce üretme, sonra tüketme" esasıdır. Çünkü; Önce tüketip sonra üretme durumunda "borçlu yaşama" düzeni ortaya çıkar ki, bu durum toplumun dengesini bozacaktır. Özellikle FAİZ, borçlu yaşama düzenini doğurmaktadır. Faizle kredi alan kişi, henüz üretmediği bir malı tüketmeye başlamış sayılır. Bu durum ekonomide doğal dengeyi bozacaktır. Faiz ve borçlu yaşama düzeniyle bir ülke; önce kendi milli servetini tüketip harcayacak, sonra da mecburen dış ülkelere borçlanmaya başlayacak ve sonunda çözülüp çökmek kaçınılmaz olacaktır.

Faiz ise, insanlara "üretmeden tüketme hakkı" vermektir. Daha doğrusu çalışıp üretenlerin hakkını, çeşitli hilelerle alıp başkalarına peşkeş çekmektir. Örneğin; Bankaya bir milyon koyup yılsonunda bir buçuk milyon alan kişi, fazladan aldığı bu yarım milyonu hak edecek hiçbir üretimde bulunmamıştır. Faiz olarak alınan bu yarım milyon lira, ya çalışarak üretenlerin hakkından kesilerek kendisine ödenecektir ki, bu açıkça bir zulüm ve haksızlıktır. Veya karşılıksız para basılarak kendisine verilecektir ki, bu da paranın değerini ve alım gücünü düşüreceği, enflasyon ve pahalılığı körükleyeceğinden yine haram ve haksızlıktır.

Adil ekonomideki herkesin ne kadar mal ve hizmet ürettiğini ve bunun karşılığında ne kadar tüketmeyi hak ettiğini gösteren bir senet durumundaki "sağlam para" adalet ve saadetin anahtarıdır.

Sağlam Paranın:

1- Üretmeden tüketme hakkı verilmesi demek olan FAİZ uygulaması,

2- Servetten ve üretimden değil, gelirden ve ücretten alınan DENGESİZ VERGİ haksızlığı,

3- Milli para değerini yabancı paralar karşısında devamlı düşüren, KAMBİYO çarpıklığı,

4- Karşılıksız para basan DARPHANE anlayışı,

5- Halktan ucuza topladığı mevduatları zenginlere pompalayan BOZUK BANKA ve KREDİ yanlışlığı gibi beş ekonomik mikrobu özünde taşıyan Kapitalist köle düzenlerindeki, kâğıt banknottan, bir diğer tabirle, durduğu yerde eriyen "buz paradan" ve diğer Senet çeşitlerinden üstün farkları şunlardır:

a. Sağlam para, asla değerini kaybetmeyen bir paradır. Çünkü para hak ölçüsüdür. Paranın değerini düşürmek, helalinden kazanılmış haklara tecavüzdür. Emeğe ve alın terine saygısızlıktır. Bir nevi hırsızlık ve kalpazanlıktır.
b. Bu senedin (sağlam paranın) üzerinde, karşılığında hangi tür malın alınacağı yazılmamıştır. Sadece alım gücü miktarı yazılan bu senetle, kişi istediği malı alabilecek durumdadır.
Yani para aynı zamanda ortak bir değer ölçüsüdür. Aslında para, hem kişilerin "ürettiğine karşılık tüketme hakkını belgeleyen bir senet" olmakla beraber, hem de malları biri biriyle karşılaştırıp ölçebilen ortak bir araç konumundadır.

c. Paranın diğer senetlerden bir farkı da, karşılığının her çeşit mağazadan ve istenilen cins maldan tahsil edilebilme olanağıdır.
d. Paranın diğer bir özeliği de üzerinde ödeme tarihinin bulunmaması, her zaman ve her yerde devamlı geçerli sayılmalıdır.
e. Paranın diğer senetlerden bir farkı da, bu senedin bir kere ödenmekle bitmemesi, karşılığı ödendikten sonra da yine "senet ve kıymet" olarak kalması ve fonksiyonunu yürütmüş olmasıdır.
f. Bu paranın mevcut senetlerden farklı bir üstünlüğü ve önemli bir özelliği de, şahsa yazılı olmaması, yani borçlu ve alacaklının üzerine yazılmamış olmasıdır. Bu senet bir nevi hamiline yazılıdır ve kim taşırsa ona ait sayılır.
Yalnız şu durum vardır ki, paranın üzerinde özel borçlu ve alacaklı belirsizdir ama genelde "bütün borçlularla bütün alacaklılar" bellidir, o da toplumun ve milli servetin kendisidir. Bu para karşılığında ödenecek mallar ise, ülke piyasasında ve mağazalarda zaten mevcuttur. Çünkü o toplumda, ancak üretilen toplam mal kadar para bulunmaktadır. O halde, bir bakıma herkesin her parada hissesi vardır.

PARA, "çalışıp üretilerek topluma teslim edilen mallara karşılık alınmış bir senet" olduğuna göre Ülkedeki Para Miktarı, Ülkedeki Mal Miktarına Eşit Olacaktır. O ülkede üretilen mal çoğalmadan, para da çoğalmayacaktır. Yeni mal üretmeden, darphanede basılarak piyasaya sürülecek yeni para, karşılıksız olacağından, tabiatıyla mevcut paranın değerini ve alım gücünü düşürecek, dolayısıyla ENFLASYON, zam ve pahalılık gündeme gelecektir.

Para gibi "ortak ve denkleşmiş değer ölçü birimleriyle" bir ülkedeki mevcut bütün mallar, fiyat olarak toplanabilir. İşte bir ülkedeki bütün malların para cinsinden toplam değerine MİLLİ SERVET denir. Milli servetin, milli paraya eşit olacağı açıktır.

Adil ekonomide fiyatlara müdahale edilemeyecek, serbest fiyat esas alınacaktır. Şöyle ki toplumda tüketilen ve ihtiyaç duyulan mallar azalınca, haliyle bunların fiyatı yükselecektir. Bunun üzerine O malı üretenler çoğalacak veya o cins malların üretimi artacak, bunun sonucu giderek talep azalacağından fiyatlar da normale düşecektir. Fiyat ucuzlayınca, yeniden talep ve tüketim artacak, böylece arz ve talep, (üretim ve tüketim) durumuna göre kendiliğinden oluşan bir fiyat dengesi kurulmuş ve korunmuş olacaktır. Adil düzende fiyatları düşürmek için, "üretilen ihtiyaç fazlası malların imhasına" veya piyasadaki malı toplayıp depolamak suretiyle sun' i bir yokluk ve pahalılık meydana getirmek şeklindeki ihtikâra, asla izin verilmeyeceği için ve de para, değeri düşmeyen sağlam para olduğu için, hazır malı olan bunu bekletmektense paraya çevirmeyi tercih edeceğinden, tabii bir denge ve deveran sürüp gidecektir. Ancak bugünkü gibi paranın devamlı değer kaybettiği bir ülkede ise, kimse özellikle dayanıklı tüketim mallarını satıp paraya çevirmeye istekli olmayacaktır. Çünkü bekledikçe mal kıymetlenmekte, paranın ise her gün değeri düşmektedir.

Böyle bir ortamda kimse kimseye borç para vermediği gibi, bugünkü fiyatla borç (veresiye) mal da vermeyecektir. Dolayısıyla faiz ve vade farkı gündeme gelecek, bunlar da daha beter felaketlerin sebebi olacaktır.

ADİL DÜZENDE KREDİ KURUMLARI

Adil Düzende krediler aşağıdaki şekillerde sağlanacaktır:

1- Kâr Ortaklığı anlaşmalarına verilecektir. Şöyle ki:

a. Sermaye sahipleri tesisleri ve fabrikaları kurarak,
b. Yöneticiler, işletmecilik ve organizecilik hakkını alarak,
c. İşçi ve ustalar emekleriyle katılarak,
d. Hammadde teminini üstlenen şirket, kooperatif veya onlara kredi veren banka da bir ortak sayılarak,
e. Devlet ise kanalizasyon su, elektrik, telefon gibi altyapı, bilgi bankası ve proje ve teşvik yardımı gibi genel hizmetleriyle katkıda bulunarak, kurulacak Kar Ortaklığı yatırımlarına yeteri kadar faizsiz kredi sağlanacaktır.
Mesela, eşit katılımlarla kurulan beş ortaklı bir şeker fabrikası her gün 100 torba şeker üretiyorsa, her ortak beşte bir payı olan 20 torba şekeri veya değerini hak etmiş ve almış olacaktır. Bu durumda işçi - usta - yönetici - işletmeci hepsi birden daha çok çalışmaya ve daha çok üretip kazanmaya gayret edecektir. Çünkü üretim arttıkça, kendi payları ve kazançları da haliyle artmış olacaktır.

Hatta mesela aynı fabrikada çalışan 40 kişi gelip işletmecilere "biz aynı işi 30 arkadaşla da yürütebiliriz... 10 arkadaşımızı ihtiyaç duyulan başka birimlere kaydırabilirsiniz" diyebileceklerdir. Zira aynı üretimden 40 kişiye bölüşülecek emek payı, bu sefer 30 kişiye dağıtılacak ve daha kazançlı çıkacaklardır.

Yani Adil Düzen, "çıkar çatışması yerine, menfaat ortaklaşması" sistemini hazırlamıştır.

2- Mükteseb Hak Kredisi:

Elinde birikmiş ihtiyaç fazlası parası olan kimseler bunu, başkaları faizsiz kredi olarak kullanabilsin diye bankaya yatırırsa, "bu paranın miktarıyla, bankada kaldığı zaman oranında" bir parayı kredi olarak alıp kullanma hakkı doğacaktır.

3- Emek Kredisi:

Özel ve tüzel kuruluşlar atölye ve fabrikalarında çalıştıracakları işçi sayısına göre, ek bir kredi alıp kullanacaktır.

4- Rehin Kredisi:

Elinde ürettiği ama satmak istemediği "dayanıklı tüketim malları" bulunanlar, bunları devlete rehin göstermek suretiyle kredi alacaktır.

5- Zamanında ve fazla vergi ödeyenlerin, bu dürüstlük ve başarılarını ve milli ekonomiye katkılarını ödüllendirmeye yönelik "Vergi Kredisi" uygulanacaktır.

6- Uygun ve yeterli projeleri ve gerekli teminat ve tezkiye belgeleriyle başvuranlara "Yatırım projesi kredileri" sağlanacaktır.

7- Selem Senedi Kredisi: Genellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler ve mevsimlik üretimler için tatbik edilen "para peşin, mal veresiye, ama normal değerinden daha ucuza yapılan alışveriş" anlaşmasıdır.

Bu durumda tüketici ihtiyaç duyduğu malı ucuza almış, üretici ise hazır ve faizsiz kredi bulmuş olacak ve bu uygulama üretimi arttıracak, ekonomiyi canlandıracak ve fiyatları ucuzlatmış olacaktır.

SELEM NEDİR?

Selem konusunun anlaşılması için, günümüzde pek çok insanın kafasına takılan ve sıkça karşımıza çıkan: "Faizsiz bir düzende ihtiyaç duyulan krediler nasıl ve nereden sağlanacaktır?" sorusunu yanıtlayalım.

Öncelikle şu üç hususu belirtmemiz gerekiyor:

1- Adil Düzen de diğer ekonomik hizmetler yanında, kredi işlevini de yürütecek olan faizsiz bankalar genellikle devlete ait hizmet kuruluşları olacaktır. Ve tabi isteyenler özel banka da kuracaktır.

2- Bu bankalarda, lüks ve gereksiz eşya ithal etmek veya "çeşitli malları bolluk mevsiminde ucuza kapatıp ihtiyaç duyulduğunda pahalıya piyasaya sürmek" gibi yatırım ve üretime dönük olmayan, sadece kâr amaçlı ticari krediler son bulacaktır. Krediler, sadece yatırı ve üretim amaçlı girişimlere sağlanacaktır. Böylece "istihkarcılık-karaborsacılık" hortumlamacılık devri kapanacaktır.

3- Adil Düzen'de devlet elektrik, su, ulaştırma, savunma gibi temel hizmetleri yapmak ve makro planda ve ülke çapında genel kalkınma planları ve organize projeleri hazırlamak dışında, hemen her türlü yatırım ve üretim işlerinin "Özel sektör" tarafından yürütülmesi esas alınacaktır.

Bu nedenle kredi müessesesi daha bir önem ve özellik kazanır.

Yukarıda da vurgulandığı gibi Adil düzen'de "Faizsiz Kredi"lerin kimlere ve hangi kriterlerle verileceğini önemine binaen tekrar etmemiz yerindedir:

1- Kâr Ortaklığı anlaşmalarına.

a. Sermaye sahipleri tesisleri fabrikayı kurarak
b. Yöneticiler işletmecilik yaparak
c. İşçi ve ustalar emekleriyle katılarak
d. Banka ve şirket sahipleri tesis için gerekli hammaddeyi bularak
e. Devlet ise; kanalizasyon gibi altyapı, su ve elektrik gibi genel hizmetleriyle destek çıkarak kurulacak "Kâr Ortaklığı" yatırımlarına yeteri kadar faizsiz kredi sağlanacaktır.
2- Hakkı Mükteseb Kredisi:

Elinde ihtiyaç fazlası parası olan kimseler, bunu faizsiz bankaya yatırırsa, bankada bıraktığı parasının miktarı ve zamanı kadar kredi kullanma hakkı doğacaktır.

Örneğin bankaya 100 milyon yatırıp 1 yıl bekleten bir insan, başkalarının 1 yıl boyunca bu 100 milyondan kredi olarak yararlanmalarını sağladığı için - isterse kendi parasından hariç bankadan 100 milyon kredi alıp 12 ay kullanacak veya toplam 1 trilyon 200 milyon alıp 1 ay kullanma hakkına sahip olacaktır.

Böyle bir sistemde herkes, ileride kredi hakkı doğsun diye, birikmiş parasını karşılıksız bankaya yatıracaktır. Bu İslam'daki "Karz-ı hasen" müessesesinin şimdi çağdaş ve evrensel Adil Düzende devlet garantisi ve organizesiyle yürütülmesi anlamını taşır.

3- Emek Kredisi:

Özel ve tüzel kuruluşlar atölye ve fabrikalarında çalıştıracakları işçi sayısına göre, "özel emek kredisi" alma hakkına sahiptirler. Bu daha fazla işçi çalıştırmak için işletmeyi ve üretimi artırmayı teşvik eden bir unsur olacaktır.

4- Rehin Kredisi:

Elinde ürettiği ve o an satmak istemediği zirai malları veya sınai mamulleri bulunan kimseler isterlerse bunları rehin bırakarak, değerinin yarısından fazla kredi alacaktır.

5- Adil Düzende, "her mükellefin devlete ödediği vergi" nispetinde ayrıca ilave kredi alma hakkı doğacaktır.

6- Yatırım projesi kredisi:

Uygun projelerle bankaya başvuran müteşebbislere, bağlı oldukları meslek odalarından "Bu işe ehildir" belgesini ve yine bağlı bulundukları ahlaki kurumdan "Bu kimse emindir" garantisini alıp göstermeleri halinde - bu aynı zamanda onlara kefil oluyorlar demektir- kendilerine gerekli ve yeterli krediler sağlanacaktır.

7- SELEM Senedi ( Sipariş ) Kredisi:

Selem; para peşin, mal veresiye olmak üzere yapılan alışveriş sözleşmeleridir. Bu, kitap, sünnet ve icma ile sabit ve caizdir, aklen, ilmen, ve vicdanen de gerekli ve geçerlidir.

"Selem; para peşin, mal veresiye yapılan senetleşmedir" demek; Yani birkaç ay sonra üretilecek buğday, peynir, kumaş vb. şeylerin, o günkü piyasa değerinden daha düşük bir fiyatla satılıp peşin parası alınarak, karşılığında taahhüt edilen malın, üretildikten sonra ödenmesidir.

Bu durumda; peşin para veren alıcı (tüketici) ucuza mal almış olacaktır. Bu parayı tüketiciden veya bankadan peşin ve faizsiz kredi olarak alan müteşebbis ise, üretimi gerçekleştirmek ve işini genişlettirmek imkânı bulacaktır.

Ancak, selemin, faiz şüphesinden uzak kalması ve meşru sayılması için şu şartları taşıması gerekir:

1- Para peşin olarak ödenmelidir.

2- Malın veresiye (en az bir ay gibi bir müddet sonra) verilmesi gereklidir.

3- Peşin ödenen paranın cinsi ve miktarı mutlaka belirtmelidir. (45 Osmanlı altını, 2000 ABD doları, 3000 Euro , 700 TL. gibi)

4- Peşin alınan para karşılığında sonradan verilmesi taahhüt edilen malın,

a. Cinsi (buğday - peynir - kumaş gibi)
b. Nev'i ( yerli buğday, kaşar peyniri, yazlık terlen kumaş gibi)
c. Miktarı (300 kg., 5 teneke, 170 m. Gibi)
d. Sıfatı (süper, iyi, orta, düşük kalite gibi) her halde belirtilmiş olmalıdır.
5- Malın teslim edileceği yerin ve zamanın gösterilmesi şarttır.

6- Bu malın kararlaştırılan mekân ve mevsimde piyasada bulunur cinsten olması lâzımdır.

7- Selem yapılan iki bedelin (paranın ve malın) faiz illetine karışmaması için, farklı cins ve miktarda olması esastır.

Bütün bu şartların faize dönüşmemesi için aşağıdaki esasların da uygulanması gerekir. Bu esaslar İbni Abbas (ra) Hazretlerinin selem ayeti dediği, Bakara 282 ve 283. ayetlerinden çıkarılmıştır. Şöyle ki:

1- Selemin mutlaka yazılması (selem senedi veya sipariş senedi şeklinde)

2- Bu senedin devlet teminatı altında bulunması, yani resmi olması

3- Bu senetlerde alacaklının değil, sadece borçlunun belirtilmesi,

4- Selem senetlerinin "Hamiline" şeklinde düzenlenmesi,

5- Taahhüt edilen malın belirlenen yer ve zaman, miktar ve evsafta teslim edilmemesi halinde bunu tazmin etmek üzere yeterli bir ipotek alınması ve teminat gösterilmesi.

6- Selemle satışa konu olan malın şartlara ve standartlara uygunluğunu kontrol edecek resmi bir teşkilatın bulunması gerekir.

İlk bakışta selemin (para peşin, - biraz ucuz sayılarak - mal veresiye alışverişin) faize benzediği zan ve iddia edilir. Bu asla doğru değildir. Şimdi faizi haram ve haksız, selemi caiz ve yararlı kılan; İslam'ın hangi hikmet ve hedefleri esas aldığını ve faizle selemin farklarını ortaya koyalım.

Önce faiz nedir?

1- Faiz, "zamanla artan borç" olmaktadır:

Örneğin 1 milyon borç verilir. Her ay %' de şu kadar artarak katlanır.

2- Faiz; zarara katılmayan kârdır:

Para bir taraftan, emek diğer taraftan, hem kara hem de zarara katılmak üzere kurulan bir ortaklık caizdir, ama sadece ben parama karşılık şu kadar kar isterim, zarara karışmam demek ise faizdir.

3- Faiz; misliyattan alınan fazlalık ve kiradır:

Buğday, arpa, toz şeker gibi aynı cins üretim mallarının borç alınıp, sonradan geri ödenirken verilen fazlalık faizdir.

4- Faiz; başkasının zararına doğan kazançtır:

Adil Düzende asıl olan "para parayı doğurur" değil, "para, emek ve üretmek karşılığıdır" düsturudur. Faiz, çalışmadan veya üretmeden, başkalarının kazancını ve hakkını sömürmek, başka bir ifadeyle "üretmeden tüketme hakkı elde etmek" demektir ki bu açık bir haksızlık ve bir nevi hırsızlıktır.

Faizle Selemin farkına gelince:

1- Faiz, malı önceden alıp parasını sonradan ödemek şeklinde olduğu için - vade farkından dolayı - fiyatlar artıyor ve enflasyonu körüklüyor.

Selemde ise parayı peşin verip mal sonradan alındığı için fiyatları düşürüyor ve enflasyonu önlüyor.

2- Faiz, daha parasını ödemeden ve karşılığında bir şey üretmeden önce "peşin tüketim" yaptırıyor. Böylece "borçlu yaşama" düzenini doğurup, ekonomik dengeyi bozuyor.

Selemde ise önce parası ödeniyor, tüketim sonraya bırakılıyor. Böylece hem üretime destek verilip teşvik ediliyor, hem de "dengeli yaşama düzeni" kuruluyor.

3- Adil Düzen' deki selem (Sipariş) senedi "malı" temsil ediyor. Bugünkü senetler ise "para" yerine geçtiği için mevcut para değerini ve alım gücünü otomatikman düşürüyor.

4- Faizli krediler; işletmeyi küçültür, üretimi düşürür ve işsizliği artırır. Selem kredisi ise tam aksine işletme kapasitesini büyültüyor, üretimi artırıyor ve işsizliği önlüyor.

5- Selem senetleri zaten "Hamiline" (taşıyana) yazılı olduğu için icabında para gibi işlem görüyor.

Böylece selem yoluyla faizsiz kredi bulabilen hiç kimse, artık faizli krediye mecbur kalmıyor ve itibar etmiyor.

Yani sadece "selem müessesesi" bile faiz yuvalarını kurutmaya yetecektir.

Bu nedenle "Atom bombasıyla sarsamayacağınız Siyonist sömürü sistemini selem senediyle yıkabilirsiniz" sözü, asla mübalağa olmayıp gayet ilmi ve insani bir gerçeğin ifadesidir.
View alirıza'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28.03.09, 22:04   #3
alirıza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 191
Üyelik tarihi : 23-08-2008
Konuları : 128
Mesajlar : 235
Tecrübe Puanı: 0 alirıza is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart Siyaset ve hükümet modeli "adil düzen'de siyasi ve idari yapılanma"

SİYASET VE HÜKÜMET MODELİ "ADİL DÜZEN'DE SİYASİ VE İDARİ YAPILANMA"

İhtiyaç duyulan Adil Düzen'de, yani tabii ve evrensel fıtrat kanunlarına (doğal ve sosyal yasalara) uygun olarak şekillenecek bu yeni dünya sisteminde, idari ve siyasi yapılanma da değişecek ve yeniden düzenlenecektir.



Bu yeni siyasi düzende:

1 - Hem, hür ve adil seçimler yoluyla halkın yönetime etkili bir şekilde katılması sağlanacak.

2 - Hem de, merkezi güç olan devletin tayin, takip ve tasarruf gücü ve yetkisi korunarak, ikili ve dengeli bir yapılanma oluşturulacaktır.

Bu yeni adil sistemle, "yerinden yönetimle, merkezi yönetim" dengesi kurulmuş ve korunmuş olacaktır. Böylece şimdiki demokrasilerdeki; dağınıklık ve aşırı nüfus yoğunluğu çıkmazı ile, doğrudan ve temsili seçim sisteminin sorunları ve zararları da ortadan kalkacaktır. Çoğunluğun azınlığı ezmesine yol açan veya çeşitli hilelerle sermaye çevrelerinin veya dış güçlerin yönetime hakim olmasını sağlayan sahtekarlıklar da son bulacaktır. Ayrıca çeşitli yollarla iş başına gelmiş bulunan, bütün yetkileri ve ( basın - yayın gibi) etkili güçleri elinde tutan merkezi yönetimlerin seçim hileleriyle, sandıktan işine gelen sonuçları çıkaracak şekilde, halkı istediği gibi yönlendirmesine ve biçimlendirmesine de meydan bırakılmayacaktır.

Adil Düzen, kuvvetler ayrılığını, bugünkü gibi "kuvvetlerin boğuşması ve çatışması" şeklinde değil, "kuvvetlerin uyuşması ve kendi sahasında çalışması ve dayanışması" şeklinde dengeleyecek ve değerlendirecektir.

Adil Düzen' de:

1 - Teşri (Kanun Koyma: Yasama)

2 - İcra: (Uygulama: Yürütme.)

3 - Kaza (Mahkemeler Yargı)

kuvvetlerine, bir de dini - ahlaki kurumların (her türlü din ve mezhep mensuplarının ve oluşumlarının) üstlenip yerine getireceği;

4 - Murakabe (Kontrol ve Denetleme) erki eklenecektir.

Adil Düzen'de ve özellikle "geçiş döneminde" tek tip kanun sistemi yerine, meşhur Medine sözleşmesindeki: oradaki Yahudiler, Hıristiyanlar ve yerIi kabilelerle "Birlikte Yaşama ve Ortak Savunma" şartlarını içeren barış anlaşmasına benzeyen, bugün de Almanya ve Amerika gibi bir çok ülkede kısmen tatbik edilen, "farklı hukuk sistemlerinden oluşan ortak bir anayasa uygulaması" ve genel düzen içerisinde özel statülere de imkan tanınması daha uygun olabilir. Zaten İSLAM, barış ve selamet düzeni öngörmektedir. Bu yapılanmada, herkesi bağlayıcı ortak ve genel bir anayasa yanında; farklı din, mezhep ve cemaatlere, belirli sahalarda kendi özel hukuklarını uygulayabilme imkanı getirilecektir.

Bu yeni ve adil siyasi yapılanmada bütün temel insan hak ve hürriyetlerine sahip olacak fertlerin (vatandaşların) ahlaki, siyasi, ilmi ve iktisadi kuruluşlara katılması mecburi olacak, herkes siyasi yönden partisini, ilmi yönden mezhebini ve mektebini, ekonomik yönden sendikasını veya meslek derneğini, ahlaki yönden de meşrebini veya manevi tercihini mutlaka belirleyecek, bunları kendi hür iradesiyle benimseyip seçecek, istediği zaman da değiştirebilecektir. Ancak bu sosyal kuruluşlara katılım şimdiki gibi üyelik şeklinde değil, ortaklık sözleşmesi şeklinde olacaktır. Örneğin, siyasi partiler veya dernekler tam bir tanışma, kaynaşma ve dayanışma merkezleri olacak, her teşkilat, kendi ortaklarının (mensuplarının) her türlü haklarını koruyan ve savunan yetkili ve etkili bir konuma gelecektir. Tabii, kişiler de nimet-külfet dengesi esasına göre bu kuruluşlarla ilgili maddi sorumluluk yüklenecektir. Siyasi, ahlaki, ilmi ve iktisadi kuruluşlar kendi mensuplarına ticaret, sanat, memuriyet gibi faaliyetler için "mensubumuz olan şu kişi emin ve ehildir" şeklinde tezkiye ve teminat beratları verecekler, hırsızlık ve hıyanet yapmaları durumlarında ise bunların zararını tekeffül ve tazmin edeceklerdir. Bu tazminat ise, o' kuruluşun bütün üyeleri arasında ortaklaşa toplanacaktır. Yani, Kurumun özel bütçesinden karşılanacaktır.

Böyle bir düzende herkes mesleğinde becerikli ve ehil, ticaretinde dürüst ve emin, ahlaken de olgun ve asil olmak için çalışacaktır. Zira başka türlü kendisini ortaklığa kabul edecek ve sahiplenecek bir teşkilat bulamayacak ve ortada kalacaktır.

İşte o zaman insanlar ve kuruluşlar, şimdiki gibi haksızlıkta ve hayasızlıkta değil tam tersine hayırda ve hizmette yarışacak, böylece mutlu ve huzurlu bir toplum oluşacaktır.

A - Genel Durum.

Adil Siyasi Düzen, genel devlet düzeni içinde ve diğer (ekonomik, ilmi ve ahlaki) kurumlarla uyum halinde bulunacaktır.

Adil Siyasi Düzenin dünyada ve ülkede görevi:

1- Huzur ve güvenin sağlanması.

2- Hak ve hürriyetlerin muhafazası.

3- Adaletin kurulması ve uygulanması.

4- Ülkenin üniter birliğinin ve milletin dirliğinin korunması olacaktır.

Adil Siyasi Düzen bu görevlerini yapabilmek için de, hem ülke planında hem de dünya çapında gerekli teşkilatlanmayı hazırlamıştır.

B - Çalışma Esasları.

1 - Adil Düzende Siyasi yapı "Yerinden yönetimle - Merkezi yönetim" esasına göre ayarlanmıştır... Bu sistemde hem devletin merkezi otorite ve organizesi korunmuş, hem de halkın her kademede yönetime katılımı ve konsensüsün oluşması sağlanmış olacaktır. Ama ülke bütünlüğü ve milli birlik mutlaka korunacaktır.

2 - a) "Fert, sokak (veya site) - Bucak - il - Devlet " gibi birimler, demokratik birimler olarak kabul edilmiş ve site, bucak, il ve devlet başkanlarının seçimle iş başına gelmesi amaçlanmıştır.

b) "Aile, köy (semt) - İlçe - Bölge" gibi birimler ise ekonomik birimler olarak değerlendirilmiş ve başkanlarının merkezi yönetim tarafından tayinle gelmesi kararlaştırılmıştır.

Şöyle ki, fertler sokak reisini veya (site temsilcisini ) seçecek, bu temsilciler toplanıp bucak (belde) başkanını seçecek, bucak başkanları valileri (il başkanlarını) seçecek, valiler ise devlet başkanını seçecektir. Gerekirse Devlet başkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesine de imkân verilecektir

Bundan sonra seçilmiş yetkililer, bazı birim başkanlarını tayinle atayacaktır. Şöyle ki; Devlet başkanları Bölge valilerini atayacak, çünkü (ülke, coğrafi ve ekonomik benzerlikleri yönünden hizmet bölgelerine ayrılacak, başkentin sıkıntı ve tıkanıklığı dağıtılmış olacaktır.)

Seçilmiş valiler, kaymakamları (İlçe başkanlarını) atayacak,

Seçilmiş bucak (belde) başkanları ise, köy ve mahalle muhtarlarını atayacaktır.

Bu durum; dış güçlerin ülkemize dayattığı "fedaratif yapı"dan tamamen farklı ve ayrı bir olaydır.

Onlarınki vatanımızı parçalamayı ve halkımızı paryalaştırmayı olanlarken, Adil Düzen programları ise, ülkede dirlik ve düzeni sağlayıp sağlamlaştırmayı, farklılıkların birlikte ve barış içerisinde yaşama ve hayırda yarışma şartlarını oluşturmaya amaçlamaktadır. Adil Düzen, devletin millete, milletin devletine güvendiği, dış güçlerin ve işbirlikçilerin hıyanet girişimlerine fırsat verilmediği orijinal ve kurumsal tedbirler almıştır.

C - Adil Düzen'de siyasi yapı "Dayanışma Ortaklığı Sistemi" ne göre planlanmıştır:
1 - Bu sistemde "4" temel yapı vardır:

Ekonomik, Siyasi, İlmi ve Dini.

2 - Her vatandaşın;

a - Ekonomik yönden (odası, sendikası)

b - Siyasi yönden (partisi)

c - İlmi yönden (okulu ve ekolü)

d - Dini yönden ise (mezhebi, manevi disiplin mesleği) belli olacak ve resmiyet kazanacaktır.

3 - Her vatandaş "Diğer mensuplarının vereceği zararı birlikte tazmin etmek ve mali sorumluluk yüklenmek suretiyle bir nevi ortaklık stratejisinde" üye olduğu bu grupların ana sözleşmesine ve ortak esaslarının hazırlanmasına katılacak ve böylece "İcma-Konsensüs" oluşacaktır.

4 - Partiler ortak - Üyelerinin "siyasi ve hukuki sorunlarına", oda ve sendikalar, "ekonomik ve ticari" sıkıntılarına, okullar ve ekoller "ilmi ve içtimai", Dini merkez ve meşrepler ise "ahlaki ve sosyal" ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmakla yükümlü ve yetkili sayılacaktır.

5 - Her vatandaş istediği an partisini, sendikasını veya ahlaki grubunu değiştirme hakkına sahip olacak ama mutlaka başka bir gruba mecburen katılacaktır. Aksi halde sahipsiz kalacaktır. Çünkü nimet-külfet dengesi esastır.

6 - Üyelerden birinin kasıtlı veya ihmal sonucu topluma verdiği zararlar için, diğer ortakların da belli oranlarda tazminat ödemekle mükellef tutulması ve böylece ortak-üyelerin bir oto-kontrol sistemiyle biri birini takip ve sahiplik etmelerini sağlayacak ve toplumda tabii ve etkili bir "emr-i bil ma'ruf ve nehyi anil münker" (oto kontrol) uygulanmış olacak ve hayırda yarış başlayacaktır.

7 - Sosyal Denge:

a- İlmi (ehliyetli) gruplar: Kural koyucu, kanun yapıcı,

b- Mali (ekonomik) gruplar: Ticari ve İktisadi hayatı ayarlayıcı,

c- Siyasi (parti) gruplar: Düzen koruyucu, hükümet kurucu ve yönetimi planlayıcı

d- Ahlâkî ve dini gruplar ise (murakabe) kontroI ve denetlemeyi sağlayıcı olacak ve böylece sosyal denge kurulmuş olacaktır.

8 - Adil düzen'de ayrıca "Serbest ehliyetli ve yeminli kamu hizmetleri" birimleri devreye sokulacak ve uyuşmazlıklarda "hakemlik sistemine" başlanacaktır.

Adil Düzende Şura Sistemi

Yeni geliştirilen "ŞURA SİSTEMİ" her kesimin ve her yerde, en etkin biçimde yönetime katılımını sağlayacaktır.

ŞURA SİSTEMİ şudur:

Adil Siyasi Düzen' de;

1 - En küçük devlet modeli şeklinde teşkilatlanacak olan Bucaklarda (Belde) seçimle gelen bucak başkanının yanında, o bucaktaki;

a - İlmi yönden, Okul ve ekollerin yetkililerinden

b - Ekonomik yönden, Sendika ve oda temsilcilerinden

c - Dini - ahlaki grupların en üst seviyelilerinden

d - Siyasi yönden, parti ve dernek idarecilerinden oluşan bir "BUCAK ŞURASI" bulunacak ve başkanlar bu şurayla irtibat ve istişare sonucu karar alıp uygulamaya koyacaktır.

2 - İllerde ise seçimle gelmiş valilerin yanında, o ildeki dini, siyasi, İlmi ve iktisadi grup ve kurumların yetkili temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen bir "İL ŞURASI" oluşturulacak ve il çapındaki program ve kararlarda bunların teklif ve tenkitleri göz önünde tutulacaktır.

3 - Ve yine seçimle gelen devlet başkanının yanında, o ülkedeki;

a - Bütün siyasi parti ve demeklerin en üst seviye yöneticilerinden

b - Sendika ve odaların genel başkan ve temsilcilerinden

c - Ülkedeki farklı din, mezhep ve meşreplerin genel yetkililerinden

d - Yüksek ilmi şahsiyet ve üniversite temsilcilerinden oluşan bir "DEVLET ŞURASI" kurulacaktır.

Devlet şurası dediğimiz 4 meclisli bir parlâmento konumundadır.

Böylece bugünkü iktidar - muhalefet kavgası ve kargaşası, yerini, barışa ve ülkeye hizmet yarışına bırakacaktır. İktidarda olsun, muhalefette olsun, bütün birimlerin ve seçkin beyinlerin yapıcı tenkitleri ve yararlı teklifleri değerlendirilmiş olacaktır.

Hatırlanacağı gibi Asr-ı Saadette Efendimizden sonra Hz. Ebubekir belirli grup ve kesimlerin fiili temsilcisi durumunda olan zevatın seçimiyle, Hz. Ömer, Halife olan Hz. Ebubekir'in tayin etmesiyle, Hz. Osman (ra) ise Aşere-i mübeşşereden oluşan bir şuranın karar vermesiyle iş başına gelmişlerdi. Hz. Ali (ra) ise her halifenin döneminde çok ciddi ve cesaretli bir denetleme ve danışman görevini yerine getirmişti.

Şimdi ne güzel bir tevafuk ve tecellidir ki, Adil Siyasi Düzen bünyesinde de hem seçim, hem tayin, hem şura ve hem de dini denetleme kurumlarının hepsi tam bir uygunluk ve uygarlık içerisinde bulunacak; temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına dayalı, çağdaş şartlara ve ihtiyaçlara odaklı, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti oluşacaktır.

Şimdi Adil Siyasi Düzenin önemini ve özelliğini daha iyi kavrayabilmek için bugünkü batıl siyasi sistemlerin bozuk yapısına bir göz atalım:

a - Siyonizmin dünya hakimiyeti amacı ve süper güçlerin ezme ve sömürme anlayışı.

b -Yeryüzündeki taksimatın haksızlığı (Aynı kavimden ve aynı dinden insanların farklı ülkelere bölünmesi ve dünyanın doğu - batı blokları diye kasıtlı olarak kamplara ayrılması)

c - Devletlerin içişlerine haksız müdahaleye kalkışılması.

d - Genel dünya düzeninin ve onun ülkelerdeki kopyelerinin karmaşıklığı ve adil olmayışı

e - Hak ve adaletin değil, kuvvetin ve menfaatin üstün tutulması.

f - Bu haksız ve ahlaksız düzenlerin "merkezi sistem"le ve devletin silahlı güçleriyle zorla yürütülmeye çalışılması.

g - "Din"in ve ahlaki müesseselerin toplum hayatından dışlanması veya devletin istismar ve suiistimal aracı yapılıp etkisiz kılınması.

h - Kapitalizmdeki göstermelik ve güdümlü demokrasilerin halkın yönetime gerçek katılımını önlemesi ve hükümetlerin halkın iradesini yansıtmaması.

i - Bürokrasinin yönetime hakim olması ve mevzuatların çokluğu ve karmaşası.

j - Sistemin çıkar çatışması ve menfaat boğuşması üzerine kurulması.

k - Hürriyetleri bağlayıcı cezaların bulunması ve kanunların klasik ve kopye olması ve toplumsal uzlaşmaya dayanmaması gibi nedenler yüzünden aşağıdaki problemler ortaya çıkmış ve kangrenleşmeye başlamıştır.

A - Mevcut Dünya Düzeni ve taklitleri; insanlığın huzur ve güvenliğinin sarsılması açısından şu kötü sonuçları doğurmuştur:

1 - Siyasi düzensizlik: İstikrarsızlık, iktidarsızlık ve hükümet bunalımları artmıştır.

2 - Sosyal dengesizlik: Kıtalar, kavimler ve aynı ülkedeki farklı kesimler arasında derin uçurumlar açılmıştır.

3 - İç güvensizlik: Anarşik olaylar, sosyal patlamalar artmıştır, pek çok ülkede fiilen bir iç savaş yaşanmaktadır.

4 - İktisadi belirsizlik: Mason locaları ve MAFİA babaları işbirliği sonucu ticari ahlak ve iktisadi güven bozulmuş ve ekonomide emniyet ve adalet ortadan kaldırılmıştır.

5- Sırf silahları satılsın ve yıkılan şehirlerin yeniden inşası ve imarından para kazanılsın ve siyonizme ve batı emperyalizmine kimse başkaldırmasın diye, kasıtlı olarak savaşlar çıkarılmakta ve dehşet saçan silahlar kullanılmaktadır.

6 - Devletler yine dış tahrik ve teşviklerle korkunç bir silahlanma yarışına itilmiş, bütçelerini halkın refahı ve ülkenin kalkınması yerine, bu silahlara harcamaya başlamıştır. Ve bütün bunların neticesi topyekün bütün dünya ve insanlık çok ciddi bir tehdit ve tehlike ile karşı karşıya bırakılmıştır.

B - Demokrasi kılıflı gizli-derin masonik diktatörlükler, genel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması ve tecavüze uğraması açısından da toplumların başına bela olmuştur:

1 - Mevcut siyasi rejimler eksik ve yanlıştır. İnsan ve toplum fıtratına aykırıdır. (Yürütme, Yasama, Yargı) daki kuvvetler ayrılığı sadece lafta kalmaktadır

Her şey siyasi sultanın, o da dış mihrakların ve sermaye baronlarının tesiri altındadır.

2 - Barışma ve uzlaşma yerine çatışma ve boğuşma düzeni ortaya çıkmıştır. İşçi-patron, amir-memur, asker-sivil, sağcı-solcu, dindar-laik gibi aslında uyuşup anlaşması ve kucaklaşması gereken kesimler bir kavga ve kaos ortamına atılmıştır.

3 - Mevcut demokrasi ve seçimler; halkın yönetime katılımını (konsensüsü) ve milli iradenin hükümete yansımasını sağlamaktan uzak bir aldatmacadır. Tam bir bürokrasi diktatörlüğü sağlanmıştır.

4 - Mevzuat kargaşası ve bürokratik hantallık yüzünden işlerin sürüncemede kalması ve mahkeme kararlarının yıllar alması yüzünden hükümete ve adalete olan güven sarsılmış, bunun neticesinde de rüşvet, torpil, yolsuzluk ve MAFİA'cılık yaygınlaşmıştır.

5 - Mevcut kanunlar yaşamın ve çağdaş ihtiyaçların çok gerisinde kalmıştır.

6 - Soruşturmaların zulüm ve işkence noktasına varması ve araştırma gerekçesiyle kişilik haklarına tecavüze kalkışılması halkın devlete olan güven ve bağlılığını sarsmıştır.

7 - Cezaların yanlışlığı, haksızlığı ve caydırıcı olmaması, suçları ve suçluları artırmıştır.

8 - Mağdurların ve mazlumların korunmaması, zarar verenin yanına kar kalması ve hele hak arama yollarının ve savunma mekanizmasının tıkanması ve çok pahalı olması, herkesin kendi işini kendi metotlarıyla halletmesi veya MAFİA gibi gayri - meşru karanlık güçlere havale etmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Bütün bu sosyal ve siyasal sorunların ve sıkıntıların yegâne çaresi ise: "ADİL SİYASÎ DÜZEN" dir.

Adil Siyasi Düzen'in genel düzen içinde ekonomik, ilmi ve ahlaki düzenlerle uyum içinde olacağını da unutmamak gerekir.

Adil Siyasi Düzen huzur ve güvenliğin sağlanması için ne gibi tedbirler almıştır?

A - Dünya Genelinde:
1 - Hakka dayalı bir Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurulmasını.

2 - İhtilafların savaş değil, sulh yoluyla çözüme bağlanmasını.

3 - Öngörülen B.M. Teşkilatının:

a - Bütün ülkelerde her dinden, her kökenden, her düşünceden ve her seviyeden bütün insanların temel hak ve hürriyetlerinin korunması,

b - Bütün ülkelerdeki temel nizamların mutlaka adil olması

c - Ekonomik, siyasi, ilmi ve ahlaki düzenlerin biri birine müdahale ve insan haklarına tecavüz etmeyecek şartların sağlanması.

d - Silahlanma yarışının mutlaka kontrol altına alınması gibi görevleri vardır.

4 - Dünya genelinde devletler idari taksimatının Adil Düzen esaslarına göre yeniden yapılanmasını esas alır.

B - Ülke Düzeyinde İse:

1 - Genel düzenin Hak ve adalete dayanması.

2 - İdari teşkilatlanmanın Adil Düzen esaslarına ve üIke şartlarına göre yeniden plânlanması.

3 - Bekçi, polis ve jandarma teşkilatının Adil Siyasi düzen prensiplerine uygun yeniden yapılanması.

4 - Hukuk, tahkikat, yargı ve tahkim (Hakem) sisteminin yeniden düzenlenip temel esaslara uygun çalışması.

5 - Ülkede inançlı, vicdanlı, hayırlı ve yararlı insanların yetiştirilmesinin amaçlanması, Sorumluluk düşüncesi ve ahiret endişesi taşıyan huzur ve refah toplumunun oluşturulması.

6 - Sosyal büyümenin "dayanışma sistemine" göre yeniden yapılanması ve toplumsal yapının sağlıklı bir organizeye kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Hak ve Hürriyetlerin Korunması için de:

1 - Dini ve ahlaki düzenin ve ilmi - eğitim sisteminin de etkisi ve katkısıyla toplumda "HAK" anlayışı hakim kılınacak ve herkes hakkına razı olacak.

2 - Çıkar çatışması yerine menfaat ortaklığı esas alınacak.

3 - Merkezi yönetimle, yerel yönetim arasında yetki ve sorumluluk sınırları belirlenecek ve "yerel yönetimlere" imkan ve fırsat kazandırılacak. Şimdiki "Belediye Meclisleri" ve "İl Genel Meclisleri"nin kalitesi artırılacak, yerel yönetimlere etkinlik ve yetkinlik kazandırılacak.

4 - Nispî temsil sistemi esasına göre her kesimin yönetime katılımı sağlanacak.

5 - Mevzuat ve kanunlar ilim ve ehliyet sahibi kimseler tarafından yapılacak.

6 - İcma ve içtihat sistemi uygulanacak, yani şartlara ve ihtiyaçlara uygun kurallar koyma yolu açılacak.

7- Denetim (müfettişlik ve murakabe) genelde dini-ahlaki gruplar tarafından yürütülecek ve tamamıyla bağımsız çalışacak ve bu kurumların yetkileri kadar yükümlülükleri de artırılacak.

8 - Hizmetlerde rekabet ve teminat düzeni kurulacak.

9 - Teminatlı ( yeminli ) polis teşkilatı oluşturulacak, açıktan ve dışarıdan soruşturma imkanı hazırlanacak.

10 - Adil siyasi düzen, "imkân, eleman ve zaman" israfını önleyecek, pratik ve sade bir yapıda olacaktır.

Adil Düzen'de Hukuk ve Adalet
Adil Düzende adalet mekanizması ve mahkeme sistemlerinin çalışması da, yeni ve yeterli bir yapıya kavuşacaktır.

Adil Siyasi Düzen'de ADALET SİSTEMİ şu özellikleri taşıyacaktır:

1 - Adalet makamı ve mekanizması tam anlamıyla bağımsız hareket edecektir.

2 - Her bucak müstakil bir yargı birimi kabul edilecektir ve yeterli hakim gönderilecektir.

3 - Yargıda: Tahkim (hakem tayin etme) tahkikat (soruşturma) ve kaza (infaz) kurumları bağımsız hizmetlerdir.

4 - Tahkikat ve tahkim (soruşturma ve hakem tayini) tarafların seçtiği teminatlı ve ehliyetli görevliler tarafından yürütülüp neticelendirilir.

5 - Kamu hukukunda: Temel anayasal düzene uygun olarak, bucak ilmi şurasının ittifakı, özel hukukta ise kişinin mensup olduğu mezhep ve ekolü esas kabul edilir.

6 - Bucaklardaki, soruşturma ve hakemliğe ehil ve emin şahsiyetleri, İldeki tahkim ve tahkikat kuruluşları belirleyecek, İllerdekini ise, "devlet tahkikat ve tahkim kurulları" tayin ve tevcih edecektir.

7 - Avukatlık ve savcılık hizmetleri yeni bir yapıya dönüşecektir.

8 - Topluluk cezalandırılamaz. Çünkü suç ve ceza şahsidir.

9 - Suç kesinlikle sabit olunca, verilecek cezaların caydırıcı olması gereklidir.

10 - "Mağdurun korunması", dayanışma sistemi içinde gerçekleşecektir.

11 - Yargı masrafları bütçeden ödenir.

12 - Affetmek mağdurun veya varislerin hakkıdır ve onların yetkisindedir.

13 - Askeri hukuk, kendi özel kurum ve kuralları içinde değerlendirilir.

14 - İdari düzen gerektiği hallerde meşru yaptırımlar uygulayabilir.

Evet, Dinde zorlama yok, sevdirme ve inandırma vardır.

Çünkü, "kalbi ve ruhi" bir olaydır.

İlimde ise izah, ispat ve ikna vardır.

Zira akli bir olaydır.

Düzende ise icabında müeyyide ve zorlama olacaktır.

Çünkü... disiplin ve otorite ile ilgili bir olaydır.

Dayanışma Ortaklığı
Adil Düzendeki "Dayanışma Ortaklığı" Sistemini biraz daha açalım:

Adil Düzen, yukarıda da belirtildiği gibi, bir genel düzen içinde, statü ve sorumlulukları belirlenmiş "4" farklı düzenden oluşmaktadır.

1- Siyasi. 2- İktisadi. 3- İlmi 4- Ahlaki düzenler birer "Dayanışma Birimleri" sayılacak, bu kurumlardan her birisi kendi bünyesinde çok sayıda "Dayanışma gruplarından" oluşacaktır.

1- Siyasi Gruplar (Siyasi dayanışma ortaklığı):

Aynı siyasi amaçlar taşıyan kişilerin, bir kurucu başkanın liderliğinde toplanarak ve ortak bir sözleşme imzalayarak kurdukları ortaklık (grup)

2- Ekonomik - Sosyal Gruplar (Mesleki Dayanışma ortaklığı):

Belirli meslek ve sanat sahiplerinin ve aynı işi yapan kimselerin bir araya gelerek, oluşturdukları ortaklık (grup)

3- Dini - Sosyal Gruplar (Ahlaki Dayanışma ortaklığı):

Aynı dine bağlı kimselerin veya aynı dinden farklı meşrep, mezhep ve cemaatlerin bir araya toplanarak manevi ve ahlaki hizmet ve hedefler çerçevesinde meydana getirecekleri topluluk (grup)

Çünkü dinlerin çok değişik mezhep ve meşreplere ayrıldığı ve bir insanı kendisini tanıtmak için sadece dinini söylemesinin artık yeterli olmadığı bir gerçektir. Örneğin Nurcular, süleymancılar, Nakşiler, Aleviler hepsi müslüman olmakla beraber çok ayrı şeyler ifade eden kesimlerdir.

Öyle ise insanların kendi beğenip tercih ettikleri mezhep ve meşreplere göre "dini gruplar" oluşturmalarına, kendi mensuplarını ahlaki ve manevi yönden eğitmek yetiştirmek ve murakabe etmek yanında, toplum içinde de resmen "Sosyal Kontrol - Denetleme" görevini yapmalarına fırsat verecek bir yapılanma öngörülmektedir.

4 - İlmi Ekolleşme (Eğitim ve Bilim Dayanışma Ortaklığı):

İnsanların "Ne yapması?" gerektiğine dinleri ve duyguları karar verdiği gibi, bunları "Nasıl yapması?" gerektiğine de akıl ve bilgi (ilim) karar vermektedir.

Gerekli ve yeterli ilim ve birikimin elde edilmesi ve yetişen nesillere öğretilmesi ise, tabiatıyla çeşitli kademede "Eğitim Kurumlarını" gerektirmektedir.

İşte bu ilmi kurumların da ekoller (üniversiteler) halinde organize edilmesi ve ilmi dayanışma ortaklıkları şeklinde "teminatlı ve tazminatlı" hale getirilmesi düşünülmektedir.

"Pakistan'ın kuzeyinde, gizli ABD güdümlü olan, İslamı karalamak ve insanlığı korkutmak üzere tasarlanan TALİBAN kontrolündeki bölgede; Merkezi hükümetle yerel aşiretler arasında varılan bir anlaşma sonucu: "şeriat sistemine" geçilmesine izin verildiği, ama kışkırtıcı olmasın diye buna "Adalet Düzeni" denildiği" şeklindeki haberlerin aslında, "Milli Görüşün hazırladığı Adil Düzen'le Taliban şeriatının aynı şey olduğu" kanaatini doğurmaya yönelik kasıtlı bir çarpıtmaca olduğu sırıtacak biçimde sezilmekteydi.

Çünkü Adil Düzen, hem yüzyıllar öncesi şartlara ve ihtiyaçlara göre hazırlanıp uygulanmış devlet yönetimlerinden,i hem de bugünkü TALİBAN ve EL-KAİDE gibi yapılanmaların, çağdaş standartlara ve İslamın ruhuna aykırı, şeriat kılıflı sistemlerden tamamen ayrı ve farklı; ilmi, insani, tabii, evrensel ve asri bir projeydi.
View alirıza'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 28.03.09, 22:07   #4
alirıza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 191
Üyelik tarihi : 23-08-2008
Konuları : 128
Mesajlar : 235
Tecrübe Puanı: 0 alirıza is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart Ilim ve eğitim düzeni adil düzende ilim ve eğitim sistemi şöyle olacaktır

İLİM VE EĞİTİM DÜZENİ ADİL DÜZENDE İLİM VE EĞİTİM SİSTEMİ ŞÖYLE OLACAKTIR

"İlmi düzen", genel düzenle uyum içinde olacak, ancak bağımsız hareket edecektir

Esas görevi, her konuda araştırıp doğruyu bulmak ve göstermek ve gerçek ilim adamları yetiştirmektir. Ülkemizin her türlü sıkıntı ve sorunlarını önce tespit ve teşhis edecek sonra da önem ve öncelik derecesine göre bunlara çözüm ve çareler üretecek bir yapılanma öngörülmektedir

Bugünkü ilim ve eğitim kurumlarında ve müfredat programlarında görülen, dağınıklık ve irtibatsızlık giderilecek. İmkan, eleman, zaman ve beyin israfı önlenecek. Ezbercilik ve taklitçilik dönemi, gereksiz ve geçersiz bilgi hammalı yetiştirme devri bitecektir.

Gençlik farazi ve fantazi şeylere uğraşmak yerine çağdaş araç ve gereçlerle ve modern tekniklerle çalışarak 1- ülkede altyapı, işsizlik, sağlık ve eğitim hizmetlerindeki geriliklere... 2- Hava ve çevre kirliliği, savunma ve mazluma sahip çıkma konularındaki yetersizliklere... 3- Sosyal ve siyasal hayattaki düzensizlik ve dengesizliklere... 4- Tarım, sanayi ve teknoloji kalkınmasında önem ve öncelik arz eden problemlerin halledilmelerine gayret ve hizmet edeceklerdir.

İlim insanlığın ortak malı olduğu için:
a - "ilmi verilerin gizlenmemesi" ve yapılan deney ve araştırma neticelerinin herkesin istifadesine arz edilmesi için bir "PATENT VAKFI" kurulması

b - Ülkede ve yeryüzünde geçerli olacak bir "Ortak ilim dilinin" geliştirilmesinin sağlanması

c - Ve uluslararası bir "BİLGİ BANKASI"nın oluşturulması hedeflenmiştir.

İlim adamlığı ve ciddi araştırmacılık dolgun ücret, yüksek itibar, gerekli yetki ve dokunulmazlıklarla desteklenecektir. Eğitim ve öğretimin sürekliliği sağlanacak, hayat boyu herkes için ve her konuda bilgi ve becerilerini geliştirme imkanları getirilecektir.

· TEMİNATLI ÖĞRETİM
Adil Düzen'de çok orijinal ve olumlu bir "TEMİNATLI ÖĞRETİM VE "EHLİYET" SİSTEMİ" öngörülmektedir. Şöyle ki, her şeyin bir değer ölçüsü vardır. Uzunluk metre ile, ağırlık kilogram ile sıcaklık santigrat ile ölçüldüğü gibi, ilmi seviyeyi ölçen araç ise "ehliyet"tir. Yani her meslek sahibinin, kendi alanında sürekli yenilenmesi ve yeterli hale getirilmesi esas prensiptir.

Bilindiği gibi tarihi süreç içerisinde;

a - Önceleri çeşitli yollarla bilgi edinenler ve bir konuya aklı erenler ortaya çıkıp konuşuyor ve onların etrafında meraklı ve merbut (bağlı) halkalar oluşuyordu.

b - Daha sonra tedris (ders verme) dönemi başladı. Bu devrede daha yararlı ve başarılı hocalar, haliyle tercih edilir oldu. Bunlar çocuklara öğretmen, büyüklere vaizlik yapıyordu.

c - İlim, giderek bir meslek halini aldı ve ilmi otoriteler arasında tartışmalar ortaya çıkınca da "ilmi ekoller" oluşmaya başlıyordu.

d - Artık bu ekollerde "Talebe - üstat" ayrımı ve ilim ehlinin seviye ve sınıf tespiti yapılır oldu.

e - Böylece "Bilmiyorsanız sorun" emri ve ilkesi gereğince sorulara, temel ve genel doğrulardan yola çıkarak, ilmi cevaplar vermek ihtiyacından "içtihat" kapısı açılıyordu.

Yani insanlar ve özellikle ilim ehli olanlar, her hangi bir konuda araştıracak, tartışacak, en doğrusunu bulmaya çalışacak ve ona göre davranacaktı.

Bilemiyor veya bulamıyorsa, o zaman bilene ve bulana soracak, ama kime uyacağını kendisi kararlaştıracak ve ona göre iş (amel) yapacaktı.

f - Daha sonra ilim adamları görüş ve içtihatlarını veya ilmi araştırmalarını içeren kitaplar yazdılar ve bunları okutmaya başladılar. Ancak bu kitapları başkasının okutması ise özel "izin-icazet" şartına bağlandı. Örneğin İmamı Buhari kendi yazdığı Hadis kitabını yine kendi talebelerinden veya imtihan edip ehil gördüklerinden birine "izin-icazet - vize" vermek suretiyle onun okutulabilmesine imkan tanıdı.

Halk ise böyle özel izin ve icazeti olanlardan okumayı tercih etti ve böylece Ehliyet sistemi gelişti.

g - Sonraları bu icazetler birleştirildi ve "diploma" şekline dönüştürüldü. Bütün ilimlerden icazet alan kimselere "Dersi am" ünvanı verildi.

h - Bugün ise artık ilk, orta, lise, yüksek okul, fakülte ve doktora diplomaları veren okullar vardır ve bu sistem uluslararası bir geçerlilik kazanmıştır.


Teminat Sistemi
Adil düzende bu tür diploma ve ehliyet sahiplerinin, mesleki faaliyetleriyle ilgili olsun veya danışmanlıkla ilgili görüş ve önerilerinden dolayı olsun... Yeni bir "teminat ve tazminat sistemi" getirilmektedir. Yani tabiplik, hekimlik, mühendislik, tamircilik, teknisyenlik vb. her hangi bir konuda yaptığı işten veya önerdiği görüşten dolayı (bilgi eksikliği ve ihmal yüzünden) mağdur olan kimselerin zararını, buna sebebiyet verenlerin bağlı bulunduğu "ilmi dayanışma ekolu" ortaklaşa tazmin edeceklerdir. (zararı ödeyecektir)

Bu durumda hangi ekolün (üniversite, fakülte veya başka bir öğretim biriminin) mensupları toplumda daha başarılı olursa onun talebesi artacak; Bu da genel bütçeden alacağı payını ve payesini (şerefini ve şöhretini) arttıracaktır.

Bu sistemde "ehliyet" lerin teminatlı olarak verilmesi yanında, ilimde ihtisaslaşmayı ve kaliteyi artırmak ve her hangi bir sahada ihtiyaç fazlası "diplomalı işsiz" sayısını azaltmak için, mesleki okullara, ülkenin ihtiyacı kadar talebe alınması sağlanacak ve belli sayıda insana ehliyet verilmesi planlanacaktır. Kendisini devamlı yetiştirme, yenileme, ahlaki disiplin ve değerlere önem verme hususunda yeterli ve yetenekli olmayanlar, "ehliyet" belgesi alamayacaktır.

Yani "diploma" alan herkes "ehliyetli" sayılmayacak, ehliyet sıfatlarını kazanması ve sürekli araştırıp belli aralıklarla yeterlilik sınavlarına katılması da şart koşulacaktır.

· EHLİYET DERECELERİ:
1- Üstün ehliyet sahipleri: Bunlar kendi sahasında şahsi görüşleriyle hareket edebilen ve o ilim dalında otorite kabul edilen, ekol kurucusu kimselerdir. (Profesör ve üst seviyeler)

2- Yüksek ehliyet sahipleri: Belli bir ekole bağlı olmakla beraber bazı konularda kendileri de içtihat yapıp görüş beyan edebilirler. Bunlar daha ziyade uygulama uzmanlarıdır. (Doçent seviyesi)

3- Orta ehliyet sahipleri: Bunlar sadece belirli ilim dallarında kurulmuş olan sistemleri anlayıp uygulayan kimselerdir. Ayrıca özel içtihat yapamaz, yeni ve farklı görüş ve teoriler ortaya koyamazlar. (Doktora seviyesi)

4- İlk ehliyet sahipleri: Duydukları, okudukları, usta - çırak metoduyla görüp kavradıkları bilgi ve becerileri sebebiyle, kendi başlarına iş yapabilir ve iş verebilirler. Ancak bunların bir orta ehliyetlinin sorumluluk ve denetiminde iş yapmaları gerekir. Yani onun danışma ortaklığına üye olması lazımdır. (Üniversite seviyesi)

5- Temel ehliyet sahipleri: Bunlar bizzat ve bağımsız olarak bir işe başlayamazlar. Ancak kendilerine gösterilen ve daha önce programize edilen işleri kendi başlarına götürebilirler. (Lise seviyesi)

6- Başlangıç ehliyetliler: Ancak bir başkasının gözetim ve kontrolünde çalışabilirler. (Ortaokul seviyesi)

Bu yeni tasnif ve tatbikat sayesinde ilim ölçülebilir hale gelmekte ve bilimin de pazarı ve piyasası kurulabilmektedir.

Bundan sonra kişilerin üretimindeki payları veya hizmetlerdeki ücretleri; bu ehliyet derecelerine ve mesleki becerilerine göre ayarlanacak, emeklilik ve kredi hakları bile bunlara dayanacaktır.

Yani Adil ilmi düzende gözü açıklık, üçkâğıtçılık, adam kayırmacılık para etmeyecek, sadece ilim, ehliyet, kabiliyet ve gayret işe yarayacaktır.

İlk ehliyetlilere kadar olanlar "Bucak" larda seçilme hakkına sahip olacak, oranın yönetimine katılacaktır. Orta ehliyet sahipleri "il" lerde seçilme hakkına sahip olarak yönetime ve hizmete katılacaktır.

Yüksek ve üstün ehliyet sahipleri ise, Devlet seviyesinde yönetime ve hizmete katılacaktır.

Yani, seçme hakkı bütün vatandaşlara verilecek ancak "seçilme hakkı" Bucaklarda ilk, illerde orta, devlette ise sadece yüksek ve üstün ehliyetlilere tanınacaktır.

Böylece kurulacak Adil Düzen'de ve Milli Görüş Medeniyetinde, ihtiyacımızın da, İslam'ın da, aklın da en çok önem verdiği "İLİM" hakim olacaktır.

Kapitalizmde "Sermaye" Sosyalizmde "siyasi otorite" ortaçağ Batı teokrasilerinde "din kılıklı icbar ve istismar" hakim olduğu gibi, Adil Düzende ise "ilim" konuşacaktır.

Yukarıda arz ettiğimiz ilmi ehliyet dereceleri İslam alimlerinin "müçtehit tasnifleri" ne de uygun bulunmaktadır.

Bakınız İslam alimlerinin değerlendirmesi de şöyledir.

1- Mutlak (müstakil) müçtehit: Dini hükümleri Kitap ve sünnet gibi kaynaklardan çıkaran, nass'lara göre kıyas yapan, maslahatlara göre fetva veren, istihsan çerçevesinde hükümler beyan eden ve nass bulunmadığı yerde aklı ve şahsi reyi (görüşü) ile hareket edebilen müçtehitler (mezhep sahipleri gibi)

2- Müntesip müçtehit: Hüküm çıkarmada mutlak müçtehidin koyduğu "usul"e uyan ancak furu'da ona muhalefet edebilen müçtehitler.

3- Mezhepte müçtehit: Hem usul hem furu'da mezhep imamına tabi olup, imamların görüş beyan etmediği hususlarda hüküm verebilen müçtehitler.

4- Tercih erbabı: Kendileri içtihat yapmayıp ancak bağlı olduğu mezhepteki üçüncü tabakadan müçtehitlerin farklı görüşlerinden birini tercih edebilen alimler.

5- İstidlal sahibi alimler: Verilen hükümlere ait delilleri beyan eden ve bu delillerin karşılaştırılmasını yapabilen ve bu delillerin kuvvet derecesi hakkında görüş bildiren alimlerdir.

6- Hafızlar tabakası: Bunlar kendi mezhebine ait pek çok hüküm ve rivayetleri doğru olarak ezberlemiş ve bunları nakletmek kabiliyetini kesbetmiş alimlerdir. Bunlar yapılan içtihat ve hükümleri tercih derecelerine göre sıraya koymada söz sahibidirler.

7- Mukallitler: Bunlar sadece bazı kitapları okuyup anlamak ve anlatmaktan öte bir yetkisi ve yeteneği olmayan kimselerdir.

· GENEL DEĞERLENDİRME
Buraya kadar anlatılan konuları ana başlıklarıyla değerlendirmeye çalışalım:

Adil Düzen projeleri olarak buraya kadar anlatılan ilmi tespit ve teklifleri maddeler halinde özetleyecek olursak:

A - Siyasi Yapı:
1- Adil Düzen projeleri ve Milli Görüş medeniyeti "Gücün haklı sayıldığı" zalim bir düşünceye değil, "Hakkın güçlü kılındığı" insani ve adil bir anlayışa dayanmaktadır.

2- Toplumdaki sosyal değişme ve gelişmeler; savaş, işgal, zorbalık gibi yöntemler yerine "uzlaşma ve anlaşma" lar sonucu oluşacaktır.

3- Bu esasların ışığında toplumu oluşturan sosyal kurumlar sadece siyasi partilerle sınırlandırmayıp, iktisadi, ilmi ve ahlaki kurumları da içine alan bir "Sosyal denge" kurulacaktır.

4- Siyasi birimlerin "yerinden", ekonomik birimlerin ise "merkezden" yönetimi esas alınacaktır. Ama hepsi genel anayasanın temel esaslarına bağlı kalacaktır.

5- Toplumsal sözleşmeler (anayasalar) ortak ihtiyaç, inanç ve amaçların etrafında oluşan bir konsensüsle sağlanacaktır.

6- Ekonomik, siyasi, ahlaki ve ilmi kurumların alt birimleri olan "grup"lara ortaklık statüsünde üye olunacak, ortaklar arasında dayanışma esası konulacak ve her gurup ortağına / mensubuna hem "teminat" verecek hem de zararından dolayı "tazminat"la yükümlü tutulacaktır.

7- Kamu hizmetleri, atanan memurların yanında "serbest ehliyetli görevliler" tarafından da yürütülecek ve böylece "memurlar devleti" anlayışı ve "bürokrasi diktatörlüğü" ortadan kaldırılacaktır.

8- Soruşturmada devlet memurları tarafından yapılan ve artık çağdışı sayılan "tahkikat" sistemi yerine, daha insani olan "itham" sistemi uygulanacaktır. Kişinin dolduracağı yeminli ve sorumlu bilgi formu yeterli sayılacaktır.

9- Yönetimde çift başlılık ve kargaşalık terk edilerek yerine "Başkanlık" sistemi uygulanacaktır. Bucak ve illerde ayrıca belediye başkanı da bulunmayacaktır.

Bucak, il ve devlet başkanları kendi birim ve bölgelerindeki ilmi, ahlaki, siyasi ve iktisadi sosyal kuruluşların temsilcilerinden oluşan şura'nın (danışma meclislerin) "hakem ve organizatör" makamındaki liderleri sayılacaktır.

10- Vatandaşların, sosyal birimlerden her birine katılım mecburiyeti olacak, ancak istediği an bunları değiştirme hakkı bulunacaktır.

11- Bu yeni uygarlık ve uygulamada genel yurttaşlık (devlet vatandaşlığı) yanında, her vilayet ve bucaklar için ayrıca "yerleşim hakkı" statüsü ve mensubiyeti bulunacaktır. İsteyen herkes yerleşim birimini seçme hak ve hürriyetine sahip olacaktır.

Çünkü yerleşim birimlerine, oradaki nüfus yoğunluğunun arzusu ve konsensüsü ile özel ve yöresel kanun ve kurallar koyma yetkisi tanınacaktır. Bu kuralları benimsemeyenlere ve fesatçılıkta direnenlere ise istediği yere göç etme kolaylığı sağlanacaktır.

Bucak, il ve devlet başkanlarına uyumsuz ve huzursuz kimseleri mağdur etmeden sürgün edilmelerini isteme yetkisi tanınacaktır. Buna rağmen yerinden ayrılmayan ve ıslah olmayan kimseleri ise, içinde bulunduğu topluluk hukuki himayesinden çıkaracak ve sahipsiz kalacaktır.

B - Ekonomik Yapı:

1. Adil düzen "çıkar çatışması yerine, menfaat ortaklığı" na dayanmaktadır.

2- Herkese ve her kesime tam bir "fırsat ve imkan eşitliği" sağlanmıştır.

3- "Nimet-külfet dengesi" "Hizmet ücret eşitliği" esas alınmıştır.

4- "Mikro (fert ve şirket) sahasında tam bir serbestlik, Makro (ülke) çapında ise planlama yolu rehberlik" üzerine hazırlanmıştır.

5- Kamu sektörü ile özel sektör arasında, "birinde yer alanın diğerinde bulunmaması" şeklinde kesin bir ayrım yapılacaktır. Yani, farklı ve faydalı sahalarda yatırım ve üretim amaçlanacaktır.

Çünkü, özel sektörde yatırımcı ve yönetici olan kimselerin, kamu sektöründe ve devlet yönetiminde de bulunmaları, yetki istismarına yol açacağından yanlıştır ve sakıncalıdır.

6- Karşılıksız para basılmasını önlemek için "üretilen malı temsil eden senet" sistemi uygulanacaktır.

7- İktisadi bölüşümde hasılanın (üretim ve gelir toplamının) önceden yapılan anlaşmalara göre paylaşılmasına dayanan "ortaklık" sistemi yürürlüğe konacaktır.

8- Devlet vergiyi genel hizmet karşılığı ve alt yapı hizmetleri nedeniyle katılım payı olarak alacak, bunun dışında sadece üretim ve servetten alınan ve miktarları kanunla belirlenmiş olan tek tip vergi düzeni kurulacaktır.

9- Kredi devlet tekeline alınacak "emek faktörüne" ve "hayırlı ve yararlı üretime" öncelik tanınacaktır.

10- Veresiye yerine "sipariş". Borçlanma yerine "peşin ödeme". Faiz yerine, "Ön ödemeden dolayı indirim" uygulaması başlatılacak, bu sayede faiz ve sömürü düzeni kaldırılarak yerine "selem-sipariş senedi" uygulaması konulacaktır.

11- Böylece Adil Düzenin "ortaklık ekonomisinde" yatırım sahipleri tekeller değil, halk olacaktır. Piyasaya sadece büyük sermayeli değil, bütün pay sahipleri gireceğinden gerçek serbest piyasa ekonomisi ortaya çıkacaktır. Kredi bizzat çalışanlara verildiğinden "tekelleşme" de olmayacaktır.

12- Ortaklık ekonomisinde maliyeti yükselten ve sonunda fiyatlara eklenen faiz, peşin vergi, reklam gideri gibi "sabit giderler" olmadığından, marjinal maliyetle ortalama maliyet aynı olacaktır. Bu nedenle işletmeler düşük kapasitelerle dahi çalışma ve üretim yapma imkanı bulacaktır.

13- Bu sistem, devleti; "Altyapı ve genel hizmetleri" karşılığı yapılacak yatırımlara ortak kabul ettiği için müdahalecilik ve bürokratik engellemecilik artık söz konusu olmayacağından "rüşvet" olayını da ortadan kaldıracak ve "mafyacılık" yıkılacaktır.

14- Adil Düzende kredi mal karşılığı verileceğinden enflasyona sebep olmayacak ve yine kredilerin çalışanlara verilmesi nedeni ile aracı kârı (faiz farkı) bulunmayacağından gelir dağıtımındaki dengesizlikler ortadan kalkacaktır.

15- Bu sistemde borçlanma yerine "iştirak" asıl olacağından iç ve dış borçlar sorunu da olmayacak ve az gelişmiş ülkelere gelişmiş ülkelerle arasındaki uçurumlar da böylece kapanacaktır.

C - Dini - Ahlaki Yapı:

1- Dinler "Hıristiyanlık" ve "Müslümanlık" gibi genel sıfatlar yerine, tabii veya tarihi bir süreç içinde oluşan çeşitli meşrepler ve ahlaki meslekler statüsünde teşkilatlanacaktır. Çünkü bu, insanları tanımak ve hizmet bütünlüğü sağlamak açısından daha kolaydır.

2- Dini kurum ve gruplara teftiş ve denetleme, mensuplarına tezkiye (iyi hal) belgesi verme gibi önemli fonksiyonlar yüklenecek, böylece toplum düzeninde etkili ve yetkili konuma yükselecek ama o nispette de sorumluluk ve mükellefiyetleri bulunacaktır.

3- Din, siyaset ve ekonomik birimlerin baskısından kesinlikle kurtarılacak, ilim ile din arasında zıtlaşma ve çatışma yerine tam bir köprü ve işbirliği kurulacaktır.

D - İlmi Yapı (Eğitim Düzeni):

1- İlim ve eğitim ferdi çalışmalardan çıkarılarak sistemleşecektir. Bunun ilk şartı da "dil" ve "matematik" başta olmak üzere önde gelen ve temel ilimlerin öğrenilmesi programlanacak, daha sonra "uzmanlaşma" ise mesleki alan ve kuruluşlara bırakılacaktır.

2- Bütün ilimlerin "ortak dili" oluşturulacak, farklı sahalarda çalışan ilim adamlarının birbirini anlaması ve yardımlaşması sağlanacaktır.

3- Faydasız ve fantazi ilim ve eğitim yerine, insanlığın ihtiyaçlarını karşılamak ve sorunlarını çözüme kavuşturmak amaçlanacaktır.

4- İlmi kuruluşlar "guruplaşma" ve "ekolleşme" sistemine göre teşkilatlanacak ve bu ilmi guruplara her kademede halkın katılımı ve yararlanması sağlanacaktır.

5- İlmi kariyer ve kabiliyetin ölçülmesinde diploma değil, "ehliyet" esas alınacak ve "ehliyetlerin" dereceleri olacaktır.

6- Bu ehliyetler ilim ve eğitim kuruluşları tarafından "teminat-güvence" ye bağlanacak, mensupların bilgi eksikliği ve ihmal neticesi verdikleri zararlar ortaklaşa tazmin edilecek. (Ortak bütçe paylarından karşılanacaktır.)

7- İlim adamının özerkliği ve düşüncelerinin serbestliği sağlanacak ve yasama (kanun yapma) yetkisi bu kurumun olacaktır. Çünkü sağlıkla ilgili en uygun kanunları tıp otoriterleri, bayındırlıkla ilgili kanunları inşaat ve çevre profesörleri, İnsan haklarıyla ilgili kanunları hukuk yetkilileri, ahlakla ilgili kanunları ancak din ve ilahiyat bilginleri ortaya koyacaktır.

8- Tek tip eğitim sistemi kaldırılarak bunun yerine; farklı okul ve ekollerden diploma alanların "merkezi sınav sistemlerinden" geçirilmek suretiyle eğitimde rekabet ve ehliyet öne çıkacaktır.

· SONUÇ:

Özet olarak ve özellikle belirtmek gerekirse:

Adil Düzende toplumu oluşturan kurumlar arasında, "yasama, yürütme ve yargı"ya bir dördüncü kuvvet olarak "denetleme" de eklenecektir. "kuvvetler ayrılığı" "güç dayanışması ve güven ortaklığı"na çevrilecek ve adalet prensibine uygun olarak bunlara yeni fonksiyonlar yüklenecektir.

Şöyle ki;

1- İlim meclisine yasama (kanun yapma),

2- İktisat meclisine ekonomik faaliyetleri ayarlama,

3- Siyaset meclisine hükümet etme ve yürütme,

4- Dini meclise ise denetleme görevi verilecektir.

Yargı ise, mutlaka bağımsız mahkemelerce yerine getirilecektir.

Bu dört kurumun tabii yetkilerinden ve kendi içlerinden seçimle gelen temsilcilerden oluşan 4 (dört) meclisli bir parlâmento kurulacak, bucak ve illerdeki yerel parlamentolarla beraber ülke çapında "genel parlamento" bulunacak, devlet başkanı ise bu meclisle arasında dengeyi ve düzeni sağlayan bir hakem rolü oynayacaktır.

İlmi, ahlaki, siyasi ve iktisadi kurum ve meclisler, kendi faaliyet ve fonksiyonları ile ilgili görevleri; ülke çapında yürütecek olan genel müdürlük seviyesindeki üst yetkilileri, kendi kriterleri ve iç yönetmelikleri çerçevesinde belirleyecek, bunlar devlet başkanının onayı ile resmileşecek, Devlet başkanına bizzat bağlı birimlerle beraber, hizmet bütünlüğü sağlanacaktır. Hükümeti kurmak ise siyasi meclisin görevi ve sorumluluğu altındadır.

Çeşitli siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlaki guruplara mensup vatandaşların, kendi irade ve istekleriyle verecekleri değişiklik dilekçeleri, belirli aralıklarla bilgisayarlardan öğrenilerek hangi siyasi partinin, hangi ahlaki kurum ve dini cemaatin, hangi ilmi ekol ve üniversitenin ve hangi sendika ve ekonomik birliğin, ne kadar ortak-üyesi olduğu ne nispette meclislerde temsil hakkı doğduğu? yeniden tayin ve tespit edilecek ve böylece artık çağdışı kalan ve toplumu kavga ve kaos ortamına yol açan bugünkü seçim ve sandık sistemi de zamanla ortadan kalkmış olacaktır.

Bu sistemde:


a - Bucaklar iç güvenliği,

b - İller, kendi sınırlarında ve ülke çapında genel güvenliği,

c - Devlet ise dış güvenliği sağlamakla yükümlü tutulacaktır.

Her yönden güçlü, güvenilir ve sürekli kendini geliştirip yenileyebilir saygın ve caydırıcı bir ordu esastır.

Bir üst kuruluş, alt kuruluşlara rehberlik dışında, karışmayacaktır.

Devletler ise paktların (bağımsız devletler topluluğunun) üyeleri konumundadır.

Adil Düzenin siyasi - idari yapılanmasında en küçük birimler olan siteler ve bucaklarda halkın bizzat katılımıyla "doğrudan demokrasi" uygulanacaktır. Üst kuruluşlar olan birimlerde devlet yönetimine katılım ise "temsili demokrasi" yolu ile olacaktır. Böylece insanlar küçük birimlerde doğrudan kendileri, büyük birimlerde ise seçtiği temsilcileri vasıtasıyla yönetime aktif olarak katılmış olacaktır.

Bucak, il ve devlet çapındaki parlamento ve meclisler, hem genel ve müşterek anayasaları, hem de kendi birim ve bölgeleri ile ilgili özel ve yöresel nizamları ve kararları kendileri yapacak ve uygulayacaktır.

Adil Düzende kuvvetler dengesinin işleyiş ilkeleri:

1- Demokratiklik ilkesi: Her kuvvetin oluşması halkın katılımını sağlayacak şekilde olacaktır.

2- Guruplaşma ilkesi: Her kuvvet kendi içinde "çoklu gruplaşma" esasına göre teşkilatlanacaktır.

Siyasi partiler, bilimsel ekoller, dini cemaatler ve mesleki oda ve dernekler içerisinde en az 5, en çok 20 kişiden oluşacak bir çok guruplar bulunacaktır.

3- Gurubunu değiştirebilme ilkesi: Her vatandaş işine gelmediği taktirde partisini, ahlaki hizmet birlikteliğini, sendikasını ve ilmi ekolünü ve bunlarla ilgili gurubunu değiştirme hakkına ve kolaylığına sahip olacaktır.

4- Nispi temsil ilkesi: Yönetime katılma nispi temsil esaslarına göre olacak, "toplumsal uzlaşma = milli koalisyon" biçiminde planlanacaktır. Ulusal kararlar çoğunluk sistemine göre değil ma'şeri karar = referandum yoluyla sağlanacaktır.

5- Tahkim sistemi ilkesi: İcrada başkanların, yargıda ise hakemlerin kararı asıl olacaktır.

Adil Düzen'de Örgütlenme:

Ekonomik birimler atama ile, siyasi birimler seçim ile belirlenir ve biçimlenir.

Örgütlenme merkezden çevreye ve çevreden merkeze doğru karşılıklı etkileşimle yapılır. Halkın tanıyabildiği çevre içinde seçimler yapılır. Temsilciler yukarıya doğru seçimle yapılırken, atama ve görevlendirmeler ise yukarıdan aşağıya doğru yapılır.

Hükümet:
Devlet Başkanı, seçimi kazanan partilerden başbakanı seçip atayacaktır. Partilerin seçim beyannamesi esas alınarak ve vaatler takvime bağlanarak hükümet programı yapılır. Güvenoyu alan hükümet göreve başlar. Program aksarsa ve hükümet söz verdiklerini yapmazsa, bu durumu denetim mekanizması tespit ederek, Başkan güvenoyu ister. Meclis sorumluluğu üstlenir de devamını uygun görürse seçim tarihine kadar hükümet süresini doldurulabilir. Ancak bu durum kamuoyuna deklare edilir. Her seçim öncesi iktidar partilerinin başarısı tespit edilip kamuoyuna sunulur. Böylece vaatlerini gerçekleştiremeyen partilerin halkı aldatması önlenir. Meclis başarısız bir hükümet için güvenoyu vermezse, Devlet Başkanı yeni bir hükümet kurdurabilir, ya da yeni seçim kararı alabilir. Bunun için dört meclisin de üst düzeyleri ile istişare eder. Hiçbir meclis kendi görevleri dışına çıkamaz ve diğerine müdahale edemez. Ancak koordineli çalışır. Her türlü ihtilafta son karar mercii Devlet Başkanıdır. Başkan ülkeyi temsil eder, düzeni temsil eder. Dört meclisin başkanları Devlet Başkanının yardımcılarıdır.

Seçimler:
Halk siyasi meclisi ve yerel yönetimleri seçer. Diğer meclisler ise; her camia içindeki özerk seçimlerle tespit edilir. Her meclisin örgütlenmesi kendi yapısına ve işlevine göredir. Seçimleri de kendi yapılarına göredir. "Seçme"de esas, insanın tanıyamayacağı şahıslar ve makamlar için oy kullanma hakkı verilmemesidir. Yakından tanıyamayacağı bir birim yöneticisinin veya genel yöneticinin direkt değil, temsil yoluyla ve dolaylı seçilmesi daha münasiptir. Seçimler insanların birbirlerini yakından tanıyabileceği dar çevre içinde gerçekleştirilir. Ekonomik birim yöneticileri ise, atama ile işbaşına getirilir.
View alirıza'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
adil düzen, insanlığın, projesi, saadet

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:50 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.