| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 192 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI » Kenan Çamurcu »

 
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15.04.09, 07:55   #1
Elcihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Selamet
Üye No : 83
Üyelik tarihi : 11-08-2008
Nereden : ERZURUM - KOCAELİ
Konuları : 248
Mesajlar : 697
Teşekkürleri: 255
343 mesajına 902 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Elcihad is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Erbakan’ın yumuşak gücü ve Türkiye-İran işbirliğinin derin çerçevesi


Ana akım medya, ya manasını önemsizleştirmek, ya da gerçekten algı seviyesini yansıttığı için Erbakan’ın İran’a seyahatini “hani ayağa kalkamayacak daimi hastalığı vardı” kompartmanına hapsetmeye çalışıyor. Erbakan da böylesine önemli bir seyahate ilişkin idrak seviyelerine istihzadan başka karşılığın mümkün olamayacağına ikna olmuş görünüyor: “Bir bavul ilaçla gidiyoruz.”

Şaka bir yana, yeni milenyumla birlikte Ortadoğu’yu hedef alan değişim tsunamisinin dalga kıranı olan İran’la Türkiye’nin her türlü ilişki ve işbirliği girişimleri anlamlıdır, önemlidir. İki ülke arasındaki ortak hareket zemini ister siyasi ve askeri, ister sivil/yumuşak güç alanlarını ilgilendirsin, ister bireysel, ister grup temasları olsun tümü Ortadoğu’nun kaderini doğrudan etkileyecek sonuçlara yolaçacaktır.

Erbakan’ın ziyareti her ne kadar bireysel inisyatifle gerçekleşiyor olsa da ve netice itibariyle yumuşak güç içinde değerlendirilebilecek bir etkiyi ifade ediyorsa da eski bir başbakan sıfatıyla ve D8 tecrübesinin birikimini temsilen Tahran’a gidilmesi, uluslararası siyasetin hangi kavramıyla düşünürsek düşünelim İran seyahatine özellikli bir anlam katıyor.

D8’i bir cümle ile tarif etmek gerekse bendenizin zihninden geçen birinci derecede önemli yaklaşım, D8 ile birlikte Akdeniz’den Pasifik’e uzanan bir güvenlik, istikrar, ticaret, finans, kültür jeopolitiğinin oluşmaya başladığı yönündedir. Bu girişimin öncüsünün Erbakan olması eğer 28 Şubat’ın yabancı menşeinde yüksek seviyeli alarma yolaçtıysa, 28 Şubat müdahalesiyle ilgili bütün bulguların defalarca teyit ettiği gibi, hegemonlar, Türkiye’nin bölgesel rolü bahsinde kontrol dışı bir çerçevenin gelmekte olduğunu görüp beklenen tepkiyi vermişler demektir.

Zaten mesele de bundan ibarettir: Ya reelpolitiğin hegemonisi içinde hareket etmeyi kabul etmiş bölgesel rol, ya da o reelpolitiğe boyun eğmeyen ve yeni bir jeopolitik kuşak kurmayı amaçlayan bölgesel rol seçenekleri var karşımızda.

Birincisini 2002’den bu yana devam eden AK Parti hükümetlerinin iktidar felsefesi olarak tüm önermeleri ve sonuçlarıyla birlikte yeterince açıklıkla görmüş durumdayız. İkincisini test etme imkanı, tarihsel aldatılma/aldanma örneği olarak kayda geçmesi gereken geniş bir koalisyon (laik ve muhafazakâr kanaat önderleri, yazarlar, siyasetçiler, etkili çevreler, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları vs.) tarafından Türkiye’nin elinden alındığından beridir reelpolitik hegemoninin vesayeti altında nelere alet olunabileceğinin en ileri örneklerine şahit oluyoruz.

Erbakan’ın D8 girişimi küresel bir operasyonla önlendiyse de İran o birikimin mirasını aynen sürdürüyor. Hatta ona bir kılcal damar ekleyerek Venezüella ile -Chavez’in uygun gördüğü tabirle- “G-2”nin ilk adımını atmış durumda ve görünen o ki, bu kılcal damar Güney Amerika’dan başlayarak Asya ve Ortadoğu’yu baştan başa saracak yepyeni bir şebeke oluşturmayı başaracak kapasitededir. Nitekim Güney Amerika havzası ile Ortadoğu ülkeleri (özellikle de bu bölgenin mukavemet hattı) arasında Katar’ın sekreteryasında başlayan buluşmalar giderek kurumsal kimlik kazanıyor ve ortak yatırım ve işbirliği alanlarıyla ilginç bir eksenin oluşacağını haber veriyor.

Başlangıçtaki bakışaçısına göre D8’in ikinci halkada bu tür işbirlikleriyle genişleme kabiliyeti taşıdığını hatırlayalım.

Erbakan’ın İran’a yaptığı ziyaretin gündemine Türkiye-İran işbirliğinin derin çerçevesinden neler gireceğini ayrıntılarıyla bilmiyoruz. Fakat kestirmenin güç olmadığı çok önemli bir nokta var: ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonik kontrolünün zaafa uğradığı kritik eşikte Türkiye’nin resmi başbakanının değil de eski bir başbakanının sorumluluk hissederek yeni dönemin koordinatlarını kayda geçmek üzere Tahran’a gitmesinin anlamı da, içeriği de tahminlerin ötesinde derin, zengin ve çok başlıklı olmalıdır.

Ortadoğu’nun selametini reelpolitik muhasebenin dışında tutarak konuştuğumuzda cümlelerimizin etrafında döneceği cazibe alanı hiç kuşku yok Türkiye ve İran’ın, iki ülke arasındaki ilişkinin de ötesine geçen bir entegrasyon fikri üzerinde çalışmaları olacaktır. Bu iki kurucu iradenin, ilişki ve işbirliği kabından taşmasına duyduğumuz ihtiyaç ise Ortadoğu’nun necatına cesaret verecek yeni bir dünyanın kurulmasıyla ilgilidir.

Türkiye ve İran arasındaki entegrasyon için tarihsel derinlik arayışımızda karşımıza çıkabilecek iki temel modelden sözedilebilir ve her ikisi de kendi şartlarında çok özel neticelere vesile olabilecektir.

Bu modellerden birinde, Avrupa İslam devleti Osmanlı’nın kültürel mirasçısı Türkiye ile, Ortadoğu ve Asya İslam devletinin kültürel mirasçısı İran’ın kuracağı ilişki türü vardır. Bu ilişkinin hayat damarlarını destekleyecek en önemli açılım ise Şii ve Sünni jeopolitiklerin aynı anda varolmaları, birbirlerini destekleyip beslemeleri ve nihayet ortak medeniyet havzasının iki ana arteri olarak siyasal otoritelerin birbirine yakınlaşmasını mecburi hale getirmeleridir.

Şii jeopolitiği oluşturan Cebel Âmil (Lübnan), Necef (Irak) ve Kum (İran) hilaline karşılık; Sünni jeopolitiği oluşturan İstanbul (Türkiye), Şam (Suriye) ve Kahire (Mısır) hilali paralel iki kültür kuşağı, güvenlik duvarı ve ticaret mecraı kimliğiyle yabancı güçlerin Ortadoğu’daki hegemonisini nihai manada son verebilecek güçtedir. Ancak bugün itibariyle bakıldığında Şii jeopolitik varoluşunu tamamlamıştır ve Sünni jeopolitik kendi içinde yabancı güçlerle işbirliği sekteleri nedeniyle soluklanmakta güçlük çekmektedir. Sadece Şam’ın aradan sıyrılarak ayakta durmaya çalıştığı Sünni hilalde Türkiye ve Mısır henüz yakalarını yabancıların pençelerinden çekip alabilmiş gözükmüyorlar.

Bu yüzdendir ki Kahire ve İstanbul’dan zaman zaman Şii jeopolitiğine karşı yükselen aleyhtarlığın ardında, Ortadoğu’da kalıcı olma niyetlerini gizlemeyen yabancı hegemonisinin tanıdık teşviklerini görmek şaşırtıcı olmuyor.

Türkiye ve İran arasındaki entegrasyon zemininin ikinci modeli, Uzak Asya’ya kadar dayanan geniş sınırlarıyla Ortadoğu ve Anadolu’ya kadar kültürler, edebiyatlar, felsefeler ve milletlerin birikimini aynı anda potasında hayatta tutabilmiş Selçuklu birikimidir. Selçuklulardan tevarüs ettiğimiz Ortadoğu, Orta Asyave Anadolu İslam devletinin kültürel mirasçısı İran-Anadolu kollektif aklı olmalıdır. Bu modelde aşamalara gerek kalmaksızın, Selçuklu coğrafyasının tüm öğelerinin hiçbir kavim, mezhep ve felsefe ayrımı olmaksızın aynı anda tarihsel derinliğe dayanarak harekete geçmesi tasavvur edilebilir.

Her halükarda, Türkiye’nin bölgesel rolü bahsinde ne söylersek söyleyelim o söz, AK Parti iktidarının taşıyıcı, aracı, kolaylaştırıcı, aktarıcı, mesajcı vs. kavramsallaştırmalarıyla tanımlanan rol arzusundan çok farklı olacaktır. Mevcut iktidarın Türkiye için tahayyül edebileceği rol, Batı dünyasının taleplerini İslam dünyasına taşıması ile sınırlıdır. Tersinden bir taşıma arzusunun ihtimali de, imkanı da yoktur.

“Yeni Osmanlıcılık” olarak tarif edilen çerçevesiyle AK Parti’nin dışpolitika aklı, Ortadoğu’daki mukavemet hattının güçlendirilmesiyle ilgili değildir. Aksine, kendisinin yaptığı gibi, bölgenin tüm etkin güçlerine, hegemoniyle uyumlu davranmayı ve zaman satın almayı salık vermektedir. Erbakan’ın Milli Görüş’ünün bu kavşakta yolunu ayırdığını ve Türkiye’nin küresel ve bölgesel rolünden sözederken, hegemonlarla uyum ve ahenkten değil, onların bölgeye nüfuzlarının önüne geçecek yerli dinamiklerin birlikte hareket etmesinden sözettiğini hatırlamalıyız.

İşte bu nedenle, Erbakan’ın İran’a seyahati, Milli Görüş birikimi ile İran’ın mukavemet birikiminin buluşmasına anlam katacak olağandışı bir ziyaret olarak görülmeyi hakediyor.

Bu gezinin yepyeni bir sürecin başlangıcına denk geldiğine ayrıca odaklanmak gerekir. O sürecin birincil verisi, Büyük Ortadoğu Projesi’nden “yeni Ortadoğu”ya kadar tüm girişim, niyet, taslak, tasarı, plan ve uğraşının sonuçsuz kalmış olmasıdır.

Büyük Ortadoğu Projesi; Afganistan ve Irak’ın işgalinde yaşanan fiyasko nedeniyle gözden düşünce gündeme Genişletilmiş Ortadoğu ve Afrika projesinin geldiğini gördük. Türkiye’de iktidarın dışpolitika aklında ve iktidarın sivil toplumunda aniden Afrika merakının peygahlanması boşuna mıydı? Hizbullah’ın İsrail’i yengilye uğatmasından sonra ise bunların hepsi kaldırılıp çöpe atıldı ve “yeni Ortadoğu” dile getirilmeye başlandı. Bu süreçlerin “eşbaşkanı” olan Erdoğan’ın AK Parti hükümeti, reelpolitiğin gereklerine göre hareket etme ve bölgesel hegemoni ile uyumlu davranma modeline bağlılığını müteaddit kereler ve muhtelif zamanlarda dile getirmişken nasıl olup da Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’nin Osmanlı mirasından gelen saygınlığını tazeleyeceğine inanabiliriz.

“Yeni Osmanlıcılık”, Büyük Ortadoğu Projesi’nin himayesinde Türkiye’nin nicelikli büyümesine yönelmişken, Erbakan modeli nitelikli büyümedir.

Türkiye ve İran’ı kıyasıya rekabet sahasına çekmek isteyenler için Erbakan’ın gezisinden testinin dışına sızan izlenim hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü buradaki sorun, Ortadoğu’nun hâmisinin kim olacağı tartışmasından doğmuyor. Yani İran’ın mı, yoksa Osmanlı’nın mirasçısı Türkiye’nin mi Ortadoğu bölgesinde hâmi rolünü oynayacağı ikilemi, doğası itibariyle iki ülkeyi yanyana değil, karşı karşıya getiriyor değildir. Bu yapay, kurmaca ve icat edilmiş bir çelişkidir.

Kuşkusuz Ortadoğu’da bir hâmi problemi vardır ve İran, yabancı güçlere direnen tek bölge gücü olarak Ortadoğu’nun hâmisi olabilecekken bölgenin kimi unsurları bu yabancı güçlerle aşırı seviyede işbirliği geliştirince bölgenin savunmasına yönelmek zorunda kalmıştır. Bu koşullarda da bölgesel gelişmenin ve entegrasyonun merkez gücü olabilmesi zaten imkansızdı. Türkiye ise yabancı güçlerin işgal ve nüfuz hareketleri içinde kendisine hâmi rolü tanımladığından aslında buna himaye değil, vesayetin taşıyıcılığı rolü demek daha doğrudur. Bu şartlarda İran ile Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi, rekabet zemininde işbirliği alanları kurmaya çalışması normaldir. İşte yeni dönemde yeni bir konsept geliştirilerek, Türkiye’yi içine sürüklendiği yanlış rol ve etken evreninden kurtararak Ortadoğu’daki hâmi meselesine farklı açıdan bakmamızı sağlayacak yeni şartlar oluşturulabilir.

Saadet Partisi ve onun medeniyet siyaseti bakışaçısıyla meseleleri ele alan lideri Numan Kurtulmuş böylesine kritik bir süreçte ortaya çıkmış ve 29 Mart seçimlerinde bu kritik süreci yönetmeye aday olduğunu kanıtlamıştır. Erbakan’ın İran seyahatinde bu yeni döneme referans olacak önaçıcı sohbetler yapacağına hiç şüphe yoktur.

Erbakan, -aktüel siyasete dönme tartışmasına atıfla söylersek- İran’a yaptığı seyahatin protokol seviyesine nazaran Türkiye’nin çok önemli bir yumuşak güç potansiyeli olduğunu göstermiştir. Bu seyahati eleştirmek yerine onun yüksek değerini desteklemek Türkiye adına yapıcı katkı olacaktı. Fakat siyasetin iç çelişkileriyle fazlasıyla ilgili olan bir kısım medya yazarı bunu farkedecek kabiliyette olmadığından bu yumuşak gücün tahmin edilemez etkisinin arkasında sıralanmak yerine onu frenlemenin yollarını araştırıyor.

Erbakan, Milli Görüş’ü temsil eden fikir, siyaset ve kanaat önderi olarak Türkiye’nin yumuşak güç trafosudur bundan böyle. Yeni dönemde eski yumuşak güç oyuncularının iş göremez hale geleceklerini gözönünde bulundurursak bölgesel meselelerde Türkiye’nin Erbakan’a duyacağı ihtiyaç, onun aktif siyasetteki varlığına olan ihtiyaçla mukayese bile edilemez.
__________________
DAVA ADAMI
OMUZLADIĞI MUKADDES YÜKÜ GÖTÜRÜRKEN,RÜZGAR TERSİNDEN ESMEYE BAŞLADIĞINDA GERİ DÖNMEYEN.
YÜKÜ ATMAYAN,YOLU SATMAYAN,YOLA YATMAYANDIR.
DAVA ADAMI
SIRTINI YÜKE VERİP GÖĞSÜNÜ RÜZGARA SİPER EDENDİR
View Elcihad'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
 

Etiket
çerçevesi, derin, erbakan’ın, gücü, işbirliğinin, türkiyeİran, yumuşak

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:07 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.