|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 193 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Üye
Üye No : 492
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Mesleği : Danışman
Nereden : Konya
Konuları : 17
Mesajlar : 20
Teşekkürleri: 0
3 mesajına 6 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 03.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Günaha ortak olmama iradesi ve Ali Bulaç’ın stratejik müdahalesi / Kenan Çamurcu Erdoğan’ın Aydın Doğan’a karşı başlattığı parıltılı cihad bile Almanya Deniz Feneri davasıyla yaşanan patlamanın ilk serpintilerinin Türkiye’ye ulaşmasını engelleyemedi. Almanya’da mahkumiyetle sonuçlanan Deniz Feneri davası, mahkemenin, suçun merkez üssünün Türkiye olduğunu öne sürmesiyle yeni bir boyut kazandı. Zaten Erdoğan’ın, artık iyice kontrolden çıkarak, partisini Doğan grubu medyasını boykot için kampanya düzenlemeye çağırması da siyasi kariyeri açısından riskin yakın tehdit seviyesine ulaştığını gösteriyor olabilir. Tam da bu kritik aşamada Ali Bulaç, tıpkı 2006 başındaki kritik eşikte olduğu gibi çarpıcı bir müdahaleyle siyasal gelişmelerin kaderini etkileyecek bir çıkış yaptı. 2006 başında AKP’nin oyları belirgin bir erime eğilimine girdiği sırada Bulaç’ın ve benim yaptığımız eleştiriler gazetelerde ve televizyonlarda günlerce yayınlanmış, sarsıcı bir tartışma süreci yaşanmıştı. AKP iktidarı o süreçten ancak cumhurbaşkanı seçimi konusunda yaşanan kriz ve Genelkurmay’ın 27 Nisan muhtırası ile kurtulabilmiş, bu gelişmeler sayesinde dikkatler bizim eleştirilerimizden başka bir yöne çekilebilmişti. Bu gelişmeler olmasaydı AKP teşkilatlarında yaşanan iç kaynama ve muhafazakâr kesimlerde baş gösteren kuşkular, 2007 seçimlerinde AKP’yi güç durumda bırakabilirdi. En azından Erdoğan, yöneltilen eleştiriler doğrultusunda parti tabanının ve seçmenin beklentilerine cevap vermek zorunda kalır ve krizlerden sonra kazandığı siyasi gücü mutlak iktidara dönüştürmede o kadar da rahat olamazdı. Cumhurbaşkanı seçimi krizi ve 27 Nisan muhtırası sayesinde kendi iç krizinden kurtulmayı başaran Erdoğan, bugünlerde yine aynı yöntemi deniyor ve Deniz Feneri davasının, güzergah üzerindeki ikinci durak olarak kendi iktidarına yönelmesini başka krizler yaratarak önlemeye çalışıyor. İktidara yakın medyadaki kimi yazarların ya çarpıtarak, ya da safdillikle bu kavgayı özgürlük ve demokrasi kavgası olarak takdim etmesine rağmen Erdoğan’ın Doğan’a savaş açmasının ardındaki neden bundan ibarettir. İktidara yakın kimi yazarlar Doğan’a karşı mücadeleyi neredeyse kutsal savaş, özgürlük savaşı, 28 Şubat medyasının bitirilmesi için son darbe gibi yaldızlı takdimlerle sunadursun, Erdoğan, nasıl ki yakın geçmişte Doğan grubunun 3 milyar liralık vergi borcunu bir silgi darbesiyle silip attıysa ve bu grubun on kat büyümesine destek verdiyse mevcut krizin bitirilmesi için gerekli pazarlığı da yapmaya her bakımdan hazır olacaktır. Ama Doğan grubunun tavrına bakılırsa bu kez pazarlık masasına hemen oturulması şimdilik uzak ihtimaldir ve bir taraf, bir tür yenilgi veya teslimiyet anlamına gelen geri adımı atmadıkça da bu pazarlık ve uzlaşma gerçekleşmeyecektir. Her iki tarafın kavgadaki tansiyonuna bakıldığında geri adım atmaya uzak olanın Doğan grubu olduğu açıkça görülüyor. Kendini kaybeden taraf ise kesinlikle Erdoğan’dır ve işin gazete boykotu için kampanya başlatma noktasına varması, Başbakanın yaşadığı güç erozyonuna işarettir. Bu gelişmelerin Erdoğan’ın iktidar bileşenlerinde nasıl bir etkiye yolaçtığını merak edenler, birkaç gündür iktidar yanlısı medyada bile değişen rüzgarın farkındalar. Erdoğan’a kayıtsız şartsız sadakat yemini etmiş olanlar bile bu hararetli tartışma ortamında mümkün mertebe başlarını diğer yöne çevirerek ıslık çalmayı tercih eder hale geldiler. İktidar medyasında önemli isimler Erdoğan’ın hatalı davrandığını, Başbakanın devlet gücünü kullanarak gazete boykotuna davet etmesinin kabul edilemez olduğunu söylüyorlar. Bu karmaşa, muhafazakâr kesimlerin kafasını hayli karıştırmış görünüyor. Nitekim Ali Bulaç, Almanya Deniz Feneri davasının muhafazakar kesim içinde bir travmaya neden olduğunu söyleyerek, bu kesimin yarısı eğer davanın hükümete karşı komplo olduğunu savunuyorsa, en az onun kadarının da ciddi yolsuzluklar olduğunu ve bu konu üzerinde tekrar düşünmek gerektiğine inandığını açıkladı. Bulaç’ın bu açıklaması, tahmin edileceği gibi hem AKP teşkilatlarında, hem de muhafazakâr kesimde tam bir şok etkisi yarattı. İktidara yakın medya Bulaç’ın değerlendirmesini görmemeyi tercih ederken, diğer medya gruplarında bu açıklamalar gazetelere manşet veya televizyonların birinci haberi oldu. Bulaç’ın kritik değerlendirmeleri, çok geçmeden yabancı basında da ilgi çekti. Ali Bulaç’ın ne söylediğini hatırlayalım: "Bana göre Türkiye’nin çok temel sorunları vardı ve bu sorunların çözümünde AK Parti iktidarı çok da başarılı sayılmazdı. Yani üretim artmıyor, gelir bölüşümünde adalet sağlanamıyor, fakat buna mukabil belli bir zümre hızla zenginleşiyor. Türkiye’de belli bir oranda sermaye ve statüler hiç hak edilmediği halde el değiştiriyorlar." "Tabii bunun getirdiği bir takım sorunlar var. Bugün bu sorunlar çok daha açık bir biçimde gündeme gelmiş oldu. Yani 2004 (2006 olacak-K. Ç.) senesinde biraz risk alarak dile getirdiğim konular maalesef bugün çok daha açık bir biçimde medyaya taşınmış. Şahsen ben çok üzülüyorum ama bu konuların üzerine gitmekte fayda var. Şu anda Türkiye’de iki önemli konu var gündemde. Bunlardan bir tanesi Ergenekon davası diğeri Deniz Feneri davası. Bence her ikisinin de gündemde yer almış olması hayırlı bir faaliyet olarak görüyorum. Yani birini diğerine alternatif olarak kullanmamak lazım. Birini çok öne çıkarırken diğerini göz ardı etmemek lazım. Çünkü Türkiye’nin iki önemli meselesidir bunlar. Bir şekilde bunların tartışılması, kamuoyunun bunlardan haberdar olması, daha temiz daha dürüst bir siyaset ve yönetim için çok önemli." "Türkiye’de siyaset medya ve bürokrasi arasında çok sıkı ilişkiler var. Yani tam bağımsız medyadan bahsetmek güç. Son zamanlarda başbakan niçin bu Deniz Feneri olayının üstüne gitti. Belki bu sorunun cevabını bulursak, medya ve hükümet ilişkisini de bir ölçüde aydınlatmış olacağız. Benim kanaatime göre burada 3 önemli unsur var. Bunlardan bir tanesi aslında bu hükümet yapması gereken, seçmene vaat ettiği icraatların büyük bir bölümünü yerine getiremiyor. Yani taban fiyatlarını ilan ediyor. Rutin ve teknik hizmetleri yapabiliyor fakat çok temel konularda, siyaset, hukuk alanında yapılması gereken reformlar konusunda çok ciddi adımları atamıyor." "Ramazan ayı, iftarlar, sahurlar dolayısıyla yaptığım gözlemlere dayanarak söyleyebileceğim şu: Yüzde 50- yüzde 50 bir kuşku meydana geldi. Hatta bir travmaya yol açmak üzere. Şu anda bu muhafazakar kesimin yarısı, ‘Bir siyaset işidir, hükümeti sıkıştırmak üzere ortaya atılmış iddiadır’ diye düşünüyor. Hatta Yeni Şafak’tan bazı yazarlar bunu Alman hükümetinin Türkiye’nin iç siyasetinin mecrasını değiştirmek üzere bir manipülasyon olarak ortaya attığını iddia ettiler. Yüzde 50’lik bir kesim ise ‘Hayır ciddi yolsuzluklar var. Biz bu konunun üzerinde yeniden düşünelim’ diyorlar." "Şimdi ortada çok açık bir durum var. Bazı insanlar bir anda zengin oluyorlar, bir anda servetlerinde olağanüstü bir artış meydana geliyor ve bu insanların yaptıkları işler belli. Yani yaptıkları işlere karşılık kazandıklarını varsaydığımız paraları bir araya getirsek; Bunların 60-70 senede bu parayı meydana getirmeleri imkansız. Ve bunların yaşama tarzları, oturma biçimleri, evleri değişiyor her şeyleri değişiyor. Ve bu tabiki muhafazakar kesim kitlenin yani toplumun önemli bir kısmının hayatında çok önemli değişiklikler meydana gelmiştir ve bunlara müsaade ediyorlar." "Ancak çok da hayırlı bir dava bu. Şu açıdan: Bence bundan sonra Müslümanların, hayırsever insanların kurumlar aracılığıyla yardım yapmaları konusunu bir kere daha düşünmeleri gerekir. Benim İslamiyet’te anladığım doğru olanı; hayırsever insanın kendi fakirini kendisinin gidip bulması, birebir yardımların yapılması." "Çünkü maalesef bu kurumlar ve bu kuruluşlar aracılığıyla yapılan yardımlar çok sağlıklı olmuyor. Deniz Feneri olayı bize bunu gösteriyor. Hatta hatta yani Avrupa Birliği üyelik sürecinde olan Türkiye’nin dış ülkelerdeki konumunda faaliyetlerinde çok şeffaflaşması gerekir. Avrupa Birliği bunu yakından takip ediyor. Belki de geçmişte devletin bazı birimlerin rutin dışı yaptığı bir takım faaliyetler, belki de artık bu kuruluşlar üzerinden de yürütülüyor olabilir. Türkiye’nin 80 bin camiinde her hafta para toplanıyor. Makbuz yok. Hesap kitap nasıl tutuluyor. Bu paralar nerede toplanıyor, nasıl harcanıyor? Bence biraz daha bunların şeffaflaşması, kontrolden geçirilmesi gerekiyor. Benim kanaatim herkesin kendi hayrını yardımını bizzat gidip en yakınındaki fakiri bulup ona yapması en doğrusudur." Bulaç’ın bu çok önemli çıkışı, günaha ortak olmama iradesi açısından muhafazakârların karar verme sürecinde stratejik bir müdahaledir. Bulaç aslında İslami kesimlerde giderek yükselen hoşnutsuzluğa tercüman olmuştur. Bu durumu veciz biçimde dile getiren bir olayı burada nakletmekte yarar var. İzmit’te yaşanan bu olayda bir AKP seçmeni ve gönüllüsünün şöyle dediği aktarıldı bir sohbette: “Bugüne kadar AK Parti benim için tertemiz kap içinde bembeyaz bir yoğurttu ve gönül rahatlığıyla oradan yiyordum. Şimdi kabın içine kocaman kara bir sinek düştü. Bundan sonra nasıl yiyeceğim buradan?” “Günaha ortak olmamak” bundan böyle giderek yükselecek önemli bir hissiyat olacaktır. AKP iktidarıyla mali ve siyasi ilişkileri güçlü olması hasebiyle vicdanlarının emrettiğini yapamayacak olanları dışarıda tutarsak, İslami kesimler ve muhafazakârların günaha ortak olmaya artık tepki göstermeye başlayacakları bizi şaşırtmamalı. Ali Bulaç’ın kritik müdahalesi, AKP iktidarına sempatiyle bakan, en azından muhalefetini dışa vurmayanlarda, sükutun ikrar manasına geleceği kaygısını tutuşturabilir. Mesele kuşkusuz AKP iktidarına husumet değil ama Erdoğan’ın kişisel kariyerini korumak için vicdanları, ahlakı ve ilkeleri tatile çıkarmaya da kimse rıza göstermeyecektir. kenan@camurcu.com 20 Eyl 2008 http://www.ntvmsnbc.com/modules/habe...82&cbQuality=1 |
|
| Etiket |
| alet, ali, bulaçın, günaha, iradesi, müdahelesi, olmama, stratejik |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|