| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 200 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » AKADEMİ GRUBU » Kitap Gündemi »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.06.09, 19:10   #1
el Büğdüzi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9 el Büğdüzi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart Yoldaki İşaretler Bölüm 2

Seyyid Kutubun Yoldaki işaretler adlı kitabını ile alakalı 2. tur yorumlarımızı bu başlıkta yazalım...

konu başlıklarımız:

-İSLAMDA CİHAD

-'LAİLAHE İLLALLAH' BİR YAŞAMA BİÇİMİDİR

-KAİNATIN DÜZENİ dir.

lütfen bu çalışmalarımıza destek veriniz..
__________________


''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen)
View el Büğdüzi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el Büğdüzi kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Abdülhamit (02.07.09), Alemdâr-ı İslâm (27.06.09),  (03.07.09)
Alt 02.07.09, 21:26   #2
yusufsunetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 342
Üyelik tarihi : 31-08-2008
Mesleği : öğretmen
Nereden : Viranşehir, Şanlıurfa
Konuları : 74
Mesajlar : 1,572
Teşekkürleri: 2,554
706 mesajına 1,301 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 yusufsunetci is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Online

Standart

ALLAH YOLUNDA CİHAD
Allah'ın O’na ilk vahyettiği ayet “Yaratan Rabbinin adıyla oku” şeklindedir. Dikkat çekerim kimilerinin dediği gibi “Oku” değil, “Yaratan Rabbinin adıyla oku” şeklindedir.
Sonra O’na “Ey örtüsüne bürüneni kalk da korkut…” ayetini inzal buyurdu. “Oku” fermanıyla başlayan Vahy-i İlahi, “korkut” fermanıyla etrafa yayılmaya başladı.Bütün meallerde uyar diye geçerken, kitapta neden korkut diye almış diye biraz araştırdım ve cevabı Mevdudi’de buldum.
Mevdudi’nin Tefhimu’l Kur’an adlı tefsirinde bu ayetle ilgili şöyle diyor:
Bu, Nuh'a (a.s) nübüvvetin verildiği zaman verilen emir ile aynı yapıdadır. Nasıl ki ona "Kendilerine dayanılmaz bir azap gelmeden evvel kavmini korkutup uyar." (Nuh, 1) denilmişti. Burada da "Ey üstüne örtü çekerek yatan, kalk! Çevrende gaflet içerisinde bulunan insanları uyar, onları o muhakkak karşılaşacakları korkunç son hakkında korkut. Eğer aynı yol üzerinde devam ederlerse bu korkunç akibetle karşılaşacaklar. Onlara de ki: "Siz sağır ve kör bir sultanın saltanatında yaşamıyorsunuz ki ne yaparsanız yapın, size hiçbir hesap sorulmayacaktır.
Ve en sonunda din “tamamen din Allah'ın oluncaya”, yalnız Allah'ın dini yeryüzünde hâkim oluncaya kadar, şirk koşanlarla savaşması emredildi.
Ciddiyet ve pratiklik, İslam beşeriyetinin pratik hayatını düzenleyen bir harekettir.
İslam’a bağlılıkları, sadece isimden ibaret kalmış olan Müslümanlara karşı dikilen ümit kırıcı pratiğin baskısı altında ruhen ve aklen ezikliğe uğrayan bir çeşit kimseler, “İslam, sırf savunma amacıyla cihat eder.” Derler. Bu dinin metodunu değiştirmekle ve gerçek manasından feragat ettirmekle güya bu dini şirin gösterdiklerini sanırlar. Bu dinin metodu, insanları yalnız Allah'a kul etmek, yeryüzündeki tüm tağutları ortadan kaldırmaktır. Bu ise insanlara zorla inancını kabul ettirmek değildir. Ancak insanlara bu inancın arasını açık ve serbest bulundurmak, hâkim olan siyasi düzeni yıkmak, baskılarını yok etmekle veya teslim olduğunu ilan edip cizye vermeye mecbur bırakmakla olur. Böylece İslam ile tebaası arasındaki engel aşılmış olur.
Her fert kendi serbest iradesiyle bu daveti ister kabul eder, ister etmez. Fakat o davete karşı dikilemez, ona karşı savaş açamaz. Eğer biri böyle yaparsa İslam onunla, öldürünceye veya teslim alıncaya kadar savaşacaktır.
Otoriteyi, gasbeden kulların ellerinden alıp sırf Allah'a teslim etmek… Beşeri kanunları yürürlükten kaldırmak; ilahi şeriatı hâkim kılmak... Evet, bunların tümü sırf tebliğ ve açıklama ile tamamlanamaz. Çünkü kulların, boyunlarına musallat olanlar, Allah'ın yeryüzündeki hâkimiyetini gasbedenler, sadece tebliğ ve beyan ile egemenliklerinden vazgeçmezler.
“Beyan” prensibi eğer inanç ve düşünce şeklindeki engellere karşı koyacaksa, “hareket” prensibi de diğer maddi engellere karşı koyacaktır.
Bu dinin tabiatını belirtildiği şekilde anlayanlar, beyana dayalı cihadın yanında kılıçla cihad biçiminin de İslami harekete girişmenin kaçınılmazlığını da anlarlar. Onlar müsteşriklerin aldatıcı hücumları ile çağdaş pratiğin baskısı altında hezimete uğrayanların yorumlamak istedikleri gibi günümüzün “savunma savaşı” kavramından anladığı dar mana ile İslam’daki cihadın bir savunma hareketi olmadığını da anlarlar. Cihad; “yeryüzünde” “insanı” hürriyete kavuşturma girişimi ve seferberliğidir. Beşer pratiğinin her yöne denk gelecek araçlar ve her merhalede değişik araçlar kullanarak bu işe girişilir.
Acaba Ebubekir, Ömer, Osman (r.a) düşmanları olan Bizanslı ve İranlıların Arap yarımadasına saldırmalarından emin olsalardı, İslam sınırını yeryüzü boyunca genişletmekten vaz mı geçeceklerdi?
Yeryüzünün her yöresindeki bütün insan soyunun kurtuluşunu amaçlayan bir davet tasavvur edip de sonra bu engeller karşısında dil ve beyan ile cihad etmek, ancak davet ile fertler arasındaki yol açıldıktan sonra serbest bir şekilde seslenmek mümkün olunca ve insanlar sözü edilen etkilerin tümünden kesinlikle kurtulunca söz konusu olur. İşte “dinde zorlama yoktur.” İlkesi o zaman geçerlidir. Fakat belirtilen maddi güçler ve engeller varken, önce o engelleri ortadan kaldırmak kaçınılmaz bir şarttır. Böylece her türlü kayıt ve kelepçelerden kurtulmuş olan insan kalbine ve aklına hitap etmek imkânı doğar.
Yeryüzünde hak ile batılın, birlikte yaşamamaları değişmez bir kuraldır. İslami gelişme hareketini açıklamaya sadece savunma amaçlı gerekçelerle yeltenenler, Müslümanlarda dinamizmin kalmadığı, daha doğrusu; Müslümanların İslam’dan uzaklaştıkları bir dönemde müsteşriklerin hücumu akımına kananlardır.
Fitne ortadan kalkıncaya kadar ve din tüm olarak Allah için oluncaya kadar onlarla savaşınız. (Enfal-39)
İlahi metodla harekete girişmenin karşısında maddi engeller, devlet otoritesi, toplum düzeni ve ortam şartları gibi engeller vardır. İslam, bütün bunları kuvvet kullanarak yok etmek üzere harekete geçer.
Fertlere inancını zorla benimsetmek için saldırmaz. Siyasi rejim ve sosyal kurumlarla, fertleri yozlaştırıcı etkilerden, fıtratı bozan ve tercih hürriyetini sınırlayan tesirlerden kurtarmak için saldırır.
Her kim insanları yönetmek üzere kendi kendine kanun koyma yetkisini iddia ederse, ister bunu sözle açıklasın, ister açıklamasın, ulûhiyet iddia ediyor demektir. Ve her kim bu kişiye söz konusu yetkiyi tanırsa, o kişinin ulûhiyetini tanımış olur.
Peki, Allah'ın kanunlarına aykırı kanun çıkaran, yasaklarını serbest bırakanların ve onu destekleyenlerin durumu ne oluyor bu paragrafa göre biri bana açıklayabilir mi?
Diğer topluluklarda, sistemleri altında bulunan Müslümanlara hayatlarını İslam metodu uyarınca düzenleme imkânı vermezler. Bu yüzden İslam, âlemşümul kurtuluş için engel olan bu düzenleri bu vasfıyla ortadan kaldırmak mecburiyetindedir.
Cihadı “savunma savaşı” şeklinde gösteriyorlar. İslam’ın tabiatından ve asıl vazifesinden habersiz kalıyorlar.
Dinin tabiatı hakkındaki bu batı düşüncesi günümüzün yılgın araştırmacılarının anlayışlarını kaplamıştır. Güya din, sadece vicdanlarda yer etmiş bir “inançtan ibaretmiş, pratik hayatla ilgili bir nizam değilmiş, onun için de “din için cihad” inançları zorla vicdanlara yerleştirmek için cihad olurmuş!..
Nerede İslami bir toplum; İlahi metodu uygulayan bir toplum bulunursa, Allah ona hâkimiyeti teslim alıp İslam nizamını yerleştirmek için harekete geçme girişiminde bulunma hakkını bağışlar.


“LA İLAHİ İLLALLAH” HAYAT METODUDUR
Yoksa Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz? (Nahl-52)
Cahiliye toplumu, yalnız başına Allah'a kul olma esasına dayanmayan, bu esasa samimiyetle bağlanamayan her toplumun adıdır.
Buna göre Türkiye ve dünyanın birçok yerindeki Müslümanlar da bu kavrama giriyor fakat bu Allah'tan başka ilahlara tapındıkları içim değildir. Hayat düzenlerinde, yanız Allah'a kulluk esasına boyun eğmedikleri içindir.
Müslüman olduklarını iddia eden bu toplumların bazıları açıkça laik olduklarını, aslında din ile alakaları olmadığını açıklıyorlar. Bazıları ise din saygılı olduklarını açıklıyor, fakat dini, içtimai nizamlarından çıkartıyorlar.
Her kim ki, Allah'ın şeriatına ters düşen görüşte olduğunu iddia ederse, bir saniye bile bu dinde kalması, bu dinin mensubu sayılması mümkün değildir.
Ama maalesef günümüzde birçok Müslüman, “bu dönemde de…” ile başlayan cümleler söylüyorlar. Söylediklerinin nereye vardığını bir bilseler…


KÂİNAT NİZAMI
Allah'ın insan hayatını düzenlemek için koyduğu “şeriat” bir kanundur. Bu şeriata uymak, insan hayatı ile insanın içinde yaşadığı kâinatın hareketi arasında uyumu gerçekleştirmek için zarurîdir.
__________________

Rahman ve Rahim olan Allah'ın aşkıyla...




MG Akademi Grubu Kitap Ekibi

"Okumak, özgürlüğe uçmaktır." (Aliya İzzet Begoviç)




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


.

Konu yusufsunetci tarafından (02.07.09 Saat 21:28 ) değiştirilmiştir..
View yusufsunetci'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için yusufsunetci kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Abdülhamit (02.07.09), Alemdâr-ı İslâm (02.07.09), el Büğdüzi (03.07.09),  (03.07.09)
Alt 08.07.09, 13:06   #3
el Büğdüzi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9 el Büğdüzi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart islamda cihad (özet)

“Allah’ın, Hz.Resul’e vahyettiği ilk ayet: “Yaratan Rab’binin adıyla oku” (Alak,96:1) ayetidir. Bu ayet onun risalet görevinin başlangıcı idi. Risaletin bu aşamasında Cebrail O’na, sadece kendi kendine okumasını önermişti. Çünkü bu aşamada Resulullah başkalarını uyarmakla görevlendirilmiş değildir. Cenab-ı Hak ona, önce “Oku!” sonra: Ey örtüsüne bürünen peygamber kalk ve uyar...” buyurmuştu. Bu emrin ardından kendi kabilesini , çevresinde yaşayan diğer Arap kabilelerini, yarımadada yaşayan tüm arap milletini ve son olarak tüm dünya insanlığını uyarması buyurulmuştu.

Rasulullah peygamberlik görevi ile görev-lendirilişinden itibaren on yıl boyunca savaşsız ve haraçsız, sadece uyarma yöntemi ile davet etti insanları. Bu dönem içerisinde kendisine karşı yapılanlara sabretmesi, görmezlikten gelmesi, aldırış etmemesi emredildi.Daha sonra hicret etmesine ve düşmanları ile savaşmasına müsaade edildi. Ardından kendisi ile savaşanlarla savaşması , bir köşeye çekilip savaşmayanlara dokunmaması; en son olarak “din” tamamen Allah’a has kılınıncaya dek müşriklerle savaşması buyuruldu.

“Berae” (Tevbe) suresi indirilince şu konular hakkın-daki hükümler top yekün olarak indirilmişti. Hz. Peygamber kitap ehlinden düşmanlık edenlerle, cizye (haraç) verinceye ya da İslam’a girinceye dek savaşmakla görevlendirildi. Ayrıca bu süre zarfında kafir ve münafıklarla cihad etmesi, onlara katı davranmaması; kafirlerle kılıç, süngü vb. silahlarla savaşması; münafıklarla ise farklı biçimde mücadele etmesi, lisan ve delil ile onları iknaya çalışması; bunların yanı sıra kafir ve müşriklerle sureti katiyede dostluk andlaşmaları yapmaması, bu tür sözleşme taleplerini geri çevirmesi emredilmişti.“Berae” suresinin indirilmesi ile kafirlerin, Resulullah’la olan ilişki biçimlerine göre üç kısma ayrılmaları kesinlik kazandı:

Resulullah’la savaş halinde olanlar,
Resulullah’la andlaşma yapanlar ve,
Zımmiler

Daha sonra kendileri ile barış andlaşması imzalananlar İslam’a girince geriye iki grup kaldı: Rasulullah ile savaşanlar ve zımmiler.
5.Resulullah’ın munafıklarla olan ilişkilerine gelince, Resullullah, munafıkların görünüşteki hareket ve davranışlarını, sözlerini kabul etmesi, görünmeyen taraflarını (iç alemlerini) Allah’a bırakması onlarla mücadele ederken ikna metodunu, yani bilgi ve delilleri, onlara karşı kullanması, onlara sert davranmaması, onlardan yüz çevirmemesi, ruhların derinliklerine etki edebilecek açık sözlerle İslam’ı onlara tebliğ etmesi emrediliyordu. Buna karşılık ölenlerinin namazını kılmak veya kıldırmaktan, defin sırasında kabirlerinin başında bulunmaktan da nehyediliyordu. Ayrıca onlar için bağışlanma dilese dahi Allah’ın onları bağışlamayacağı kendisine bildirilmişti. İşte Allah Elçisi’nin kafir ve münafık düşmanları ile olan ilişkileri ve bu ilişkiler sırasında izlediği yöntem tamamen böyle idi.”

6.İslam’a bağlılıkları, salt bir isimden ibaret, müslüman kuşakları baskı altına alan ve ümitleri kıran çağdaş gerçekler karşısında akılca ve ruhça yılgınlığa düşmüş bazı kimseler.”İslam yalnız savunma amacıyla cihad eder (savaşır)” derler. Böylelikle asıl amacı yeryüzündeki tüm tağutları ve tağuti sistemleri ortadan kaldırıp insanların tek Allah’a kulluk etmelerini sağlama, onları, kula kulluk etme zilletinden kurtarıp Rab’lerine kulluk etme izzetine eriştirmek olan İslam’ı, asıl amacından, yönteminden saptırmakla, onu başkalarına (özellikle karşıtlarına) şirin göstereceklerini sanırlar. Halbuki bu din , kendi inanç sistemini benimsesinler diye insanlara baskı uygulamaz. Sadece söz konusu akide sistemi ile insanların arasına girmiş ve girmesi olası engelleri ortadan kaldırır.

“O gökte de yerde de ilahtır” (Zuhruf,43: 84)

“Hüküm yalnız Allah’ındır: O’ndan başkasına kulluk etmemenizi emretti... İşte dosdoğru din budur...”

(Yusuf, 12:40).

“De ki ey Kitap ehli; bizimle sizin aranızda müsavi bir kelimeye gelin: “Yalnız Allah’a kulluk edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; birbirimiz Allah’tan başka rab’ler edinmeyelim.” Eğer yüz çevirirlerse: “şahid olun, biz müslümanlarız” deyin.

(Al-i İmran,3:64)

Allah’ın yeryüzündeki hakimiyeti, ne kilise yönetiminde olduğu gibi yeryüzü egemenliğinin (yönetim hakkının) bir takım itibar sahibi din adamları tarafından kullanılması ne de “teokrasi” denilen siyasal sistemlerde olduğu gibi tanrılar adına insanları yönetme hakkına sahip olduğunu iddia eden bir takım seçkin insanların yönetime egemen olması biçiminde kurulamaz. Sadece ve sadece Allah’ın şeriatını yürürlüğe koymak, açık ve seçik ifadelerle bildirilen ilahi şeriata yerleştirilen ilkelere uygun biçimde bütün işlerin yönetimini, top yekün Allah’a bırakılması ile mümkündür.

Din, hayata hükmeden ve hayatı yönlendiren sistem ve yöntemin adıdır.

Sözle mesaj ulaştırma ve lisanen tebliğ , ancak İslami akide ile fertler arasında ki manaların tamamen ortadan kaldırılıp, insanlar kendi özgür iradeleri ile o akide ile başbaşa kalabildiği, söz konusu manaların etkilerinden tamamen kurtuldukları zaman ve mekanlarda mümkündür. İşte ancak böyle bir ortamda “Dinde zorlama yoktur” ilkesi geçerli olur. Fakat söz konusu engellerin bulunması halinde, öncelikle bunların güç kullanma yöntemi ile ortadan kaldırılması gereklidir. Ki insan, bu prangalardan kurtulup kalbi ve kafasıyla, uygun bir ortamda, sunulan mesaja muhatap olabilsin.

Mekke döneminde müslümanların ellerini silahlı eylemlerden uzak tutmaları önemli bir olgudur. Çünkü orada davetin özgürce yapılması, şöyle veya böyle bir teminat altına alınmıştı. Nitekim davet eyleminin birinci dereceden sahibi ve sorumlusu olan Hz. Peygamber, kendi kabilesi Haşimoğullarının koruması altında idi. Onların kılıçlarının gölgesinde davet görevini açıkça yapabiliyordu. Kulaklar, yürekler ve beyinler bu davetle bir biçimde muhatap olabiliyordu. Yani davete muhatap olan fertler, İslam daveti ile doğrudan karşı karşıya gelebiliyordu. Orada davet iletisinin yönetildiği hedef kitleye, bu illetin ulaşmasını tek tek bireylerin bu mesajı duymalarını engelleyen organize olmuş siyasal bir iktidar yoktu. Kısaca söylemek gerekirse bu dönemde güç kullanılmasını gerekli kılan herhangi bir mecburiyet yoktu.

Medine’de, hicretin ilk yıllarına gelince, Resulullah yerli yahudilerle, orada ve çevre bölgelerde oturan Araplarla saldırmazlık anlaşmaları imzalaması, yaşanılan aşamanın bir sonucudur. Gerekçeleri ise şunlardı:

Medine’de tebliğ ortamı uygundu. İslam mesajı ile insanların arasına girip onları tebliğden engelleyecek siyasal bir iktidar yoktu.
Bu dönemde Resulullah, sadece Kureyş kabilesi ile başbaşa kalmak istiyordu. Çünkü Kureyş Kabilesinin İslam dinine karşı çıkması, bu kabile ile yine aynı kabileye mensup insanların inanan çocukları arasındaki meselenin nasıl bir boyut kazanacağını bekleyen diğer kabileler açısından son derece önemli idi.
İlk çıkan akıncı birlikleri hicretin yedinci ayına rast gelen Ramazan ayında Hz. Hamza komutasında çıkarılan akıncı(seriye) birliği idi.



Müslüman cihada çıkmadan önce en büyük savaşı kendi nefsinde şeytana ve nefsi hevasına (dizginlenemeyen isteklere) şehevi duygularına, bitmek bilmeyen ihtiraslarına, menfi yöndeki eğilimlerine; kişisel, ailesel, kabilesel ve ulusal çıkarlarına , kısaca İslami değerlerin dışında kalan tüm değerlere karşı en çetin savaşı başarı ile verir. Bunu gerçekleştirmesinin ardından Allah’ın yeryüzüne müteallık olan hakimiyet hakkını gaspeden tağuti düzenlerin iktidar merciinden uzaklaştırılıp yerine Allah’ın mutlak hakimiyetini yeniden yerleştirmek, ona işlerlik kazandırmak için, bu amacı engelleyen tüm zalim ve şer güçlerle en büyük cihada girişir.“LA İLAHE İLLALLAH” BİR YAŞAMA BİÇİMİDİRYalnız Allah’a kulluk etme ilkesini, “La ilahe illallah” yani Allah’tan başka ilah yoktur, şehadet kelimesinde ifade edilen, İslami akide rüknünün ilk yarısını meydana getiren kısmında öğreniyoruz. Bu kulluğun nasıl yapılacağı meselesini ise “Muhammeden Rasulullah” yani, Muhammed Allah’ın elçisidir, ibaresinde ifade edilen şahadet kelimesinin ikinci yarısından öğreniyoruz.

“La ilahe illallah/muhammedun Rasulullah” yani Allah’tan başka ilah yoktur; Muhammed Allah’ın elçisidir, şehadet kelimesi bütün yönleri ile “islam ümmeti”nin yaşamını üzerine kurduğu yetkin yaşama yönteminin temel ilkesidir.

“Hüküm yalnız Allah’a aittir; O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyuruyor; işte dosdoğru din budur..”

(Yusuf, 12:40)

“Kim Resul’e itaat ederse gerçekten Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 4:80) buyurmaktadır.

Allah’ın birliğine inanmayan kişi, tek olan Allah’ın kulu olamaz. Kur’an-ın ifadesi ile anlatırsak:

“Allah: İki cihan edinmeyiniz O ancak tek ilahtır; sadece benden korkun.’dedi.”

“Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Dinin de her zaman O’na has kılınması gerekir. Siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz? (Nahl,51-52)

İbadet niteliği taşıyan fiilleri tamamen Allah’tan ayrı ve ya onun yanı sıra bir başka varlık adına yapan kişi yalnızca Allah’a kulluk etmiş olmaz. Bu konu ile ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“De ki: ‘benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rab’bi içindir;

O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emredildi. Ve ben müslümanların ilkiyim.”

(En’am, 6:162-163)





Yasama ve yürütme ile ilgili yasaları, Cenabı Hakk’ın elçisi aracılığı ile bize sunduğu şeriatından başka bir kaymaktan alan kişi de, bir olan Allah’a kulluk etmiş olamaz. Kur’an şöyle diyor böyleleri hakkında:

“Yoksa onların kendileri için, Allah’ın izin vermediği din koyan ortakları mı var” (Şura, 42:21)

“Rasül size neyi verdi ise onu alın; size ney yasakladıysa ondan sakının...” (Haşr, 59:7)

İşte İslam toplumu bu özellikleri taşıyan toplumdur.

‘böyle bir toplum nasıl kurulacaktır; böyle bir toplumu kurarken nasıl bir yöntem uygulanacaktır?’


Böyle bir toplum; her şeyden önce kulluk görevini yalnızca bir olan Allah’a sunan; Allah’tan başkasına kulluk etmeye yanaşmayan; akidece anlayışında, düşünme biçiminde; ibadet şekillerinde ve ibadet olarak yaptığı fiillerinde; yönetimine tabi olduğu rejimde, yasama ve yürütmede... bunların hepsinde Allah’tan başkasına kul olmayı reddeden insanlardan meydana gelen “İslami bir cemaat” olmadıkça böyle bir toplum kesinlikle kurulamaz.

İslam toplumunun üzerine kurulması gereken ilke:”La ilahe illellah/Muhammedun Rasulullah” cümlesidir.Bu ibarede yer alan iki ayrı parçanın birleştirilerek kabul edilmesi hususu gerçekleştirilmezse ne İslam’dan ne de İslam toplumundan söz edilebilir.

Hal böyle iken yapılması gereken nedir?

İtikad, ibadet ve şeriat yönünden vicdanını Allah’tan başkasına kulluk etme zilletinden temizleyebilen fertlerin teşekkül ettirdiği İslami cemaatlerin bir araya gelmesi ile sözü edilen İslam toplumu doğar.

Cahiliyye toplumu nedir: İslam toplumu dışında kalan bütün toplum biçimleri – adı sanı, niceliği ve niteliği ne olursa olsun – “Cahiliyye toplumu”dur” Tanımın sınırlarının iyice belirlenmesini isteyerek kavramı şöyle de ifade edebiliriz.: Cahiliyye toplumu, inançta, ibadette, yasama ve yürütme ile ilgili düzenlemelerde varlık kazanması, yaşanılır kılınması gereken tek Allah’a kulluk etme temeline dayanmayan her toplumdur.

Bu özlü tanıma göre günümüzdeki toplum türlerinin tümü cahiliyye toplumuna girer.

“Allah’ın indirdiği şeri hükümlerle hükmetmeyen (yönetmeyenler) kafir, işte onlardır.” (Maide, 5:44)

İnsanlara yararlı olan her şey Allah’ın indirdiği, Rasulun insanlara sunduğu ve yaşama uyguladığı şeriatın içerisindedir. Günün birinde bazı insanlar da, çıkarlarının, Allah’ın şeriatından başka kaynakta olduğu gibi bir yanılsama gözükürse bunların apaçık bir yanılgı içerisinde oldukları Kur’an tarafından ifade edilmiştir:

“Onlar sadece zanna ve nefislerinin hevasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rab’lerinden hidayet gelmişti.”

“Yoksa insan her arzuladığına ulaşacak mıdır?

“Son da ilk de (dünya da ahiret de) Allah’ındır.) (Necm, 53:23,25)

hem bu tür sanıya kapılanlar, sanılar yüzünden kafir olmuşlardır.hiç kimse yararına olan şeylerin Allah’ın şeriatına ters düşen kaynaklarda olduğunu iddia edip hem de müslüman bir fert olarak kalamaz.
__________________


''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen)
View el Büğdüzi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el Büğdüzi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (08.07.09),  (13.07.09)
Cevapla

Etiket
bölüm, yoldaki, İşaretler

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:24 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.