|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 200 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline
|
İŞTE İSLAM MEDENİYETİ(özet)
İslam sadece iki tip toplum tanır: “İslam Toplumu”, ve “Cahiliyye toplumu”... İslam toplumu itikad, ibadet, şeriat(yasama ve yürütme)sosyal ve siyasal nizam, ahlak ve yaşama biçimi olarak İslam’ın topyekün uygulandığı yaşanıldığı toplum tipidir. Cahili toplum tipi ise, İslam’ın inanç sisteminin (İslam akidesinin) düşünce yapısının, değerlerinin, ölçülerinin sosyal ve siyasal sisteminin, ahlak ve yaşama biçiminin yürürlükte olmadığı bir toplumdur. Bazen Allah’ı inkar etmez ancak, yeryüzüne müdahale etmekten elini çektirip sadece göklerin sevk ve idare edilmesi görevini O’na tevd’i eder. Yaşama biçimi olarak Onun koyduğu şeriatı uygulanamaz. İnsanların hayatını topyekün düzenlemek için bizzat Allah’ın koyduğu değişmez değerleri yürürlüğe koymaz; kilise, manastır, havra ve mescitlerde insanların tanrılarına ibadet etmelerini serbest bırakır fakat, bu insanların, Allah’ın şeri’atını hayatlarına hakim kılma taleplerini yasaklarlar. Böylelikle Kur’an kesin bir nasla belirttiği halde “Gökte de ilah, yerde de ilah olan O’dur” (Zuhruf,36:84) Allah’ın yeryüzüne ilişkin “uluhiyet” sıfatını fonksiyonsuz hale getirerek onu inkar etmiş olurlar. İşte bu tür özelliklerinden ötürü bu toplum tipleri, Cenab-ı Hakk’ın şu ayette sınırlarını belirlediği dinin sınırları dışındadırlar: “ Hüküm ancak Allah’ındır. O, sırf kendisine kulluk etmenizi emretti.. İşte dosdoğru din budur.” (Yusuf, 12:40) Bu ayet uyarınca söz konusu toplum Allah’ın varlığını kabul etse de kiliselerde, manastırlarda havra ve mescitlerde insanların serbestçe ibadet etmelerine müsamaha gösterse de cahiliyye toplumu sınıfına girer. Verilen tanımıyla tek medeni toplum İslam toplumudur. İlahi şeriat ölçülerinde varolmuş bir toplumda en yüksek seviyede hakimiyet hakkı Allah’a ait olduğu zaman, bu, insanlığın hakiki ve kamil manada kula kulluk etme zilletinden kurtulduğu tek örnek toplum tipi olur. Aynı zamanda bu medeniyet “İnsani medeniyet” de olur. Çünkü insani medeniyetin, insan için en yetkin manada gerekli olan hakiki kurtuluşu ve toplum içerisinde yaşayan her ferdin kayıtsız şartsız onur sahibi olarak yaşamsı temel kuralına dayanması gerekir. Zira bazı kimselerin kendilerini insanların önderleri sanarak yasamada bulunduğu, diğer bir kesiminin ise bu yasalara kulluk yaparcasına itaat ettiği bir toplumda gerçek anlamda bir insan özgürlüğünden, insan onurundan ve insan saygınlığından eser yoktu. Toplum haline gelmenin temeli, akide, düşünme biçimi, fikir, yaşama yöntemi gibi kaynaştırma öğelerine dayanıyor ve bütün bu öğeler; kula kulluk ilkesinin somutluk kazandığı, yeryüzüne egemen tanrılardan değil de, insanlık için en yüce yönetim ve yaşama biçiminin temsil edildiği tek bir İlah’tan kaynaklanıyorsa, bu birliktelik, insana özgü en yüce özellikler olan ruh ve fikir unsurlarına varlık kazandırmış olur. Öte yandan bir toplumda insanları birbirine kaynaştıran bağlar yukarıda sıralananlar değil de milliyet, renk, ulus ve bölge gibi öğelere dayanıyorsa, bu tür bağların insana ait en yüce özellikleri temsil edemiyeceği aşikardır. İnsanların kendi özgür iradelerine ve kişisel seçimlerine dayanan bağlarla bir araya gelen toplumlar gerçekte “Medeni” olma niteliğine sahip toplumlardır. İnsanların bir araya gelmelerinde temel bağ olarak akidenin baz alındığı tek toplum tipi “İslam toplumu” dur. Sadece İslam toplumunda zencinin, beyazın, kızılın, sarının, Arabın, Rumun, İranlının, Habeşlinin ve yeryüzünde Yaşayan tüm insan ırklarının arasını birleştiren yegane unsur olarak inanca dayalı milliyet anlayışını kabul eden ve çeşitli etnik öğeler taşıyan tüm bu insanları “tek bir ümmet” halinde bir araya getirebilmektedir. Bütün bu insanların ortak Rabbi Allah’tır. Yalnız O’na kulluk ederler. Bunlar toplumsal yapı içerisinde kulların koydukları siyasal ve sosyal düzenlemelere göre değil, bizatihi Allah’ın koyduğu şeriat ilkeleri uyarınca bir araya gelen insanlardır. Şeriat karşısında hepsi eşit konuma sahiptir. Orada üstünlük takvadadır; en takva olan insan, en üstün olan insandır. Bir toplumda insanın “İnsanilik” yönü en yüce değer olarak alındığında orada yalnızca insani özellikler onurun ve saygınlığın yegane öğesi sayıldığında, işte böyle bir toplum “medeni”bir toplumdur. Medeni toplum, yani İslami toplum ne teorik olarak ne de “maddi üretim” biçiminde olan “madde” olgusunu hafifsemez. Çünkü madde dediğimiz bu şey hem içinde yaşadığımız kainatı meydan getiren temel öğe, hem de bizi etkisi altına alan, kesinlikle varlığını yadsıyamadığımız bir realitedir. Ayrıca maddi üretim, yeryüzünde Allah’ın halifesi olmanın temel dinamiklerinden birisidir. Fakat İslam toplumu, uğruna insani özellik ve değerlerin; fert saygınlığının ve ahlakın... kısaca yüksek verimlilikte bir maddi üretimi gerçekleştirmek için, cahiliyye toplumlarının yerle bir ettiği en yüce değerlerin, faziletlerin ve kişisel dokunulmazlıkların çöküntüye uğratıldığı “madde”yi en yüce değer olarak kabul etmez. Bir toplumda “aile” toplumun çekirdeğidir. Bu aile çalışma konusunda eşler arasındaki iş bölümüne dayanır; ailenin en önemli görevi meydana gelen nesli korumak ve kollamak olursa işte böyle bir anlayışa sahip toplum medeni toplumdur. Çünkü İslami yöntemlerin gölgesi altında teşekkül etmiş böyle bir aile insani ahlak ve değerlerin doğup geliştiği ve yenim kuşakta tecessüm ettiği müsait bir ortam olur. Bu tür ahlak ve değer anlayışlarının aileden başka bir ortamda oluşması mümkün değildir Kadının gücün insan yetiştirilmesinde değerlendirilmeyi maddi üretim ve eşya alanlarında harcanırsa bu koşullar altında insani kıyaslama ile böyle bir toplum geri kalmış, ilkel bir toplum ya da İslami tanımıyla ‘Cahiliyye Toplumu’dur. Hayvanilik özelliklerinden uzaklaşıp insanilik özelliklerinde ve değerlerinde yükselmiş bir kuşak hazırlamak, duygu ve düşünce yönünden istikrara kavuşmuş, güvenlik garantisi ile çevresi sarılmış, çevreden gelen tepkilerle sarsıntıya uğrayan, görev bilinci temeline dayanan bir aile yapısı içerisinde mümkündür. bütün bu nedenlerden ötürü İslam’ın vahyettiği değer, ahlak ve sosyal güvenceler insana en yaraşan değerlerdir. Medeniyet de sadece İslam medeniyetidir. Değişime ve dönüşüme uğramayan sabit ölçülere göre medeniyet seviyesine ulaşmış tek toplum “İslam toplumu”dur. İnsanoğlu insani başarıları elde edebilir ancak bütün bunları n”Rabbanilik” noktasında ele alıp, Allah’ın ona yüklediği halifelik misyonunu, kendine özgü biçimiyle, Allah’a kulluk temeline dayandırabilirse... İşte o zaman böyle bir insan kamil manada medeni bir insan, bu niteliklere sahip insanların meydana getirdiği toplum da ‘medeni bir toplum’ olur, hatta bu insan ve toplum medeniyetin zirvesine ulaşır.
__________________
''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen) |
|
|
| Bu mesaj için el Büğdüzi kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline
|
“Allah’ın şeriatı” denilince bu kavramla, yüce Allah’ın, insanlığın hayatını düzenlemek için bizzat koyduğu ilkelerin tümü kastedilir. Bu olgu ise itikad, hüküm(yönetim) ahlak, yaşam biçimi ve bilgi edinme ilkelerinde somutluk kazanır.
Bazılarına garip gelecek ama –İslami alanda yapılan araştırmaları okuyuculara bile- sanatsal ve düşünsel etkinlik alanlarında da dayanılacak başvurulacak kaynak yine İslam düşüncesi ve onun dayanağı olan Rabbani kaynaktır. Sanat konusunda, sanat sorunsalı ile ilgili bütün konuları içeren bir kitap yayımlandı. Sanat, insan düşüncelerinin, tepkilerinin, beğenilerinin, varoluşunun ve yaşamın insan psikolojisi üzerinde bıraktığı etkilerin, dışa vurumu, anlatım biçimidir. Müslüman kişinin benliğinde bütün bu olgulara hükmeden tek öğe, kainatı, insan benliğini, hayatı, insanın kainatın yaratıcısı benlik ve hayatla olan ilişkilerini topyekün kapsayan İslam düşüncesidir. Müslüman bir kimse inançla, varlıkla ilgili genel düşünce, ibadetler, ahlak ve davranış biçimleri, değerler, ölçüler, prensipler, siyasi, iktisadi ve sosyal kurumları düzenleyen temeller, insani faaliyetlerin dinamikleri ve insani tarihin hareketlerinin yorumu... ile ilgili hakikatlere özgü kılınmış bütün bu işlerde rabbani kaynaktan başka bir kaynağa başvurma hakkı yoktur. Müslüman kimse bütün bu konularda, sadece inancını yaşamına uygulayan, dinine, takvasına güvenilir bir müslümandan bilgi edinmek zorundadır. Bu konularda ancak evsaftaki bir kişi, onun üstadı olabilir. Fakat kimya, biyoloji, fen astronomi, tıb, zanaat, tarım, yönetim biçimleri bunlara benzeyen pozitif konularda hem müslüman hem de gayri müslim olan birisinden edinebilir. Müslüman, cahiliyye dünya görüşünün ürettiği her türlü eserden yararlanabilir. Ancak bunu yapması, düşüncelerini bilgilerini bu temele dayandırmak için değil, sadece cahiliyye sisteminin doğrudan nasıl sapıttığını bilmek, bu insansal sapmaların yeniden nasıl tahsis edilebileceğinin, nasıl dosdoğru bir hale getirileceğini; bütün bu sapmaların İslam düşüncesini meydana getiren temel dinamikler ve İslam inanç sisteminin gerçekleri ışığında tekrar asıllarına nasıl çevrilebileceğinin öğrenmek için olabilir. Felsefe, tarihin yorumu, tecrübi psikolojinin dışında kalan genel psikoloji, etnik, mukayeseli dinler tarihi, sosyoloji ve sosyal eğilimler –gözlem, istatistik ve doğrudan bilgiye dayananlar hariç- ile alakalı yorumlar, bunların tümü, eskisi yenisi ile islami olmayan, doğrudan cahiliyye inanç sisteminden ve dünya görüşünden etkilenen, cahilyye düşüncesinin ürettiği çalışma ve yönelimlerdir. İslam deneysel bilimler ve onların teknolojiye uygulanış biçimleri dışında iki tür kültürün varlığını kabul ediyor: İslami düşünce temellerine dayanan “İslam Kültürü” (2) Çeşitli metodlara dayanmakla birlikte hepsinin tek bir temelde, ölçme ve değerlendirme konularında Allah’a dayanmayan, tamamen insan düşüncesi üzerine bina edilme noktasında birleştiği “Cahiliyye Kültürü” İslam kültürü, insani düşünce ve üretimlerin (vakıaların) hepsini kapsamına alır. Bunları sürekli geliştiren ve onlara canlılık kazandıran yöntemlere ve özelliklere sahiptir. İslam düşüncesi, insanın varlığa, hayata, insani faaliyetlere, sosyal ve siyasal kurumlara, değerlere, ahlaki geleneklere ve bu bağlamda insan benliğinin etkileyen diğer tüm etkinliklere bakış açısı üzerinde müessir inanç sistemi ile doğrudan ilgili ilimler konusunda ‘ilim başka’ , ‘ilim adamı başka’ gibi saçma bir tanıma aşina değildir. (yani İslam’da “bilgin”in söylediğinin yap, gittiği yoldan gitme gibi, safsata bir düşüncenin yeri yoktur.) Yüce Allah genel meseleler konusunda müslümanların durumu hakkında yahudi ve hristiyanların varmak istedikleri nihai hedeflerini şu ayette açıklamaktadır: “Kitab ehlinden çoğu, ‘hak’ kendilerine apaçık açıklandıktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan sonra küfre çevirmek isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, herşeye gücü yetendir. (Bakara,2:109) “Sen onların kendi dinlerine uymadıkça ne yahudiler, ne de hristiyanlar senden razı olmazlar.” “Asıl doğru yol, Allah’ın yoludur.” De. Sana gelen ilimden sonra eğer onların keyiflerine uyarsan, and olsun ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olur. (Bakara,2:120) “Ey inananlar, kendilerine kitab verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra, onlar sizi döndürüp kafir yaparlar.” (Al-İ İmran, 3:100) Aynı konu ile ilgili olarak Allah Rasülü, Haız ebu Ya’la-nın Hammad, Ş’abi, Cabir aracılığı ile kaydettiği hadiste şöyle buyurmaktadır: “Kitap ehlinden hiçbir şey sormayın. Çünkü kendileri sapıtmışken sizde doğruyu kesinlikle öğretemezler. Bu durumda bir şey sorarsanız ya bir batılı tasdik etmiş ya da bir hakkı yalanlamış olacaksınız. Allah’a andolsun ki, Musa aranızda olsaydı bana uymaktan başka bir davranış sergilemesi kendisine helal kılınmazdı.” Bu ayetler ışığında, yahudi ve hristiyanların, müslümanların bu tür konularla ilgili durumları hakkındaki nihai hedeflerinin boyutları kesinlikle belirlendikten sonra hala onların İslami inanç, İslam tarihi, müslümanların sosyal düseni, İslam’ın siyaseti ve ekonomisi gibi konularda iyi niyet göstereceklerini, objektif davranacaklarını, müslümanların hakkında hayır düşüneceklerini, onların hidayete ve aydınlığa ulaşmaları içtenlikle istediklerini bir an bile sanmak düpedüz ahmaklıktır. “De ki:”hidayet, ancak Allah’ın hidayetidir...” Bakara 120 Öte yandan Allah’ı anmaktan yüz çevirip kendisini tamamen dünya işlerine verenlerden uzak durulması hakkında da Kur’ani delil vardır. Ayet, böyle kişilerin ellerindeki bilgilerin bir kesinlik ifade etmediğini, olsa olsa sadece bir “zan” dan ibaret olduğunu dile getirmektedir. Allah şöyle emrediyor: Bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir.” “İşte onların ulaşabileceği bilgi seviyesi budur. Şüphesiz Rabb’in yolundan sapanı da iyi bilir ve O , yola geleni de bilir. (Necm, 53:29-30) “Onlar sadece şu dünya hayatının görünen yüzünü bilirler; ahiretten ise tamamen habersizdir onlar.” (Rum, 30:7) Müslüman ancak bu nitelikteki bir kimseden sadece deneysel bilimler çerçevesine giren bilgileri edinebilir. Buna karşın, hayatı, insan benliğini ve dünya görüşünü ilgilendiren konularda bu gibi insanlardan ilim öğrenmesi kesinlikle caiz değildir müslümana. “Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabb’inin rahmetini uman gibi midir? De ki: “Bilenle bilmeyenler bir olur mu?” Doğrusu ancak akıl sahipleri ibret alır. (Zümer, 39:9) İşte geç saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ahiretten korkan ve Rabb’inin rahmetini uman kimselerdir., gerçek anlamda Allah’ın ayetinde bilgisini övdükleri. Ayetin işaret ettiği ilim de bu ilimdir. Yani Allah’a takvaya hidayet eden ilim... Fıtratı bozan ve insana Allah’ı inkar ettiren bilgi değil. İmani temel ile fizik, kimya, biyoloji, astronomi, vb. deneysel bilimler arasında doğrudan bağlantı vardır. Çünkü bu tür bilimler, bozulmaya uğramış benliklerin istekleri ile insanları Allah’tan uzaklaştırma amacıyla kullanılmadıkları sürece, eninde sonunda kişiyi Allah’a ulaştırır. İslami araştırmalarda Batı düşüncesinin yöntemlerine ve bu yöntemler uyarınca ortaya konulan ürünler güvenmek büyük bir gaflet olur. Günümüzde yaşadığımız koşullar nedeni ile Batı’dan almak zorunda olduğumuz deneysel bilgileri dahi alırken bunlara felsefi yorum katılması ihtimali olduğu için, son derece dikkatli davranmamamız gerekir. Çünkü bu bilimlere katılması olası felsefi yorumlar top yekün din düşüncesine, özellikle İslam düşüncesine (dünya görüşüne) temelden karşıdırlar. Miktarı ne olursa olsun böylesi yorumlar İslam pınarının safiyetini bozmaya ve onu zehirlemeye yeterlidir.
__________________
''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen) |
|
|
| Bu mesaj için el Büğdüzi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (08.07.09), Lâ (22.07.09) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline
|
İslam yeni değerler, yeni kabuller ve bunların alınacağı ölçüler getirdiği gibi insanlararası ilişkiler konusunda da yeni bir düşünce yapısı sunmuştur insanlığa. Her şeyden önce İslam insanı Rabb’ine yöneltmek: O’nun iktidarını, değer ve ölçülerinde yegane kaynak bellettirmek, varlığını ve hayatını O’ndan aldığını, insanlar arası bağlantılarında tek başvuru kaynağının o olduğunu; bütün bunların onun iradesi sonucu meydana geldiği gibi hepsinin tekrar ona döneceğini öğretmek için gelmiştir. Ayrıca insanları birbirine ve Allah’a bağlayan tek bir bağın olduğunu, bu bağ işlevini yitirince insanlarla insanlar arasında, insanlarla Allah arasında bir sevgi bağının kalmayacağını onlara anlatmak için gelmiştir İslam. Nitekim Allah şöyle diyor: “Allah ve ahiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah’a, Rasulü’ne düşmam olanlara dostluk ettiklerini görmezsin...” (Mücadele, 58:22) Burada Allah adına tek bir hizip vardır; kesinlikle birkaç tane olamaz. Geri kalan hiziplerin tümü şeytan ve tağutların partileridir. Şu ayette buyurulduğu gibi: “İnananlar Allah yolunda savaşırlar; kafirler ise tağutun yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostları ile savaşın; çünkü şeytanın hilesi zayıftır.”(Nisa, 4:76) Burada insanlar Allah’a ulaştıran tek bir yol vardır; geri kalanların hiçbirisi ulaştırmaz: “İşte benim dosdoğru yolum budur; o halde ona uyun. Başka yollara uymayınız ki, sizi O’nun yolundan ayırması...” (En’am, 6:153). Burada tek bir “dünya düzeni” vardır: İslam nizamı; geriye kalan bütün dünya düzenleri “Cahiliyye nizamıdırlar”: “Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar iyi bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?” (Maide, 5:50) Tek bir şeriat vardır burada: Allah’ın şeriatı; geriye kalanların hepsi dizginlenemeyen arzular (heva)dır. “Sonra sana katımızdan bir şeri’at gösterdik; ona uy; bilmeyenlerin hevasına dizginlenemeyen arzularına) uyma.” (Casiye, 45:18), Kesinlikle birkaç tane olmayan tek bir “Haké vardır; geriye kalanların tümü sapıklıktır: “Hak’tan sonra sapıklık (dalalet)tan başka ne var? Öylesi ise nasıl Hak’tan sapıklığa çevriliyorsunuz?” (Yunus, 10:32). Bunların yanı sıra tek bir İslam ülkesi (Dar’ul-İslam) vardır; İslam devletinin kurulduğu, Allah’ın şeri’atı’nın yürürlükte olduğu, şer’i cezaların uygulandığı, müslümanların birbirlerini veli (dost) edindiği Darü’l-İslam... Geriye kalan ülkelerin tümü “Darü’l-Harp’tir; müslümanın bu tür ülkelerle olan ilişkisi ya onlarla savaşmak ya da ahd-ü eman üzerine ateşkes anlaşması yapmaktır. Müslümanın vatanı, Allah’ın şeri’atının uygulandığı; vatan ile orada yaşayan insanlar arasında Allah!’a bağlılık temeline dayalı ilişkilerin olduğu yerdir. Bu vatanın tanımı dışındaki ülkelerden hiçbirisi müslümanın vatanı olamaz. “Dar’ül-İslam”da, müslümanı “İslam Ümmeti”nin bir üyesi yapan inanç,(akide) biçiminden başka bir uyruğu, bir milliyetçilik anlayışı kesinlikle yoktur. Allah’a inanma temeline dayanmayan hiçbir yakınlık türü yoktur müslümanın. Yabancı insanlar şöyle dursun müslümanın kendisi ve neseben ailesi ile olan akrabalık bağlarının da bu temele (Allah’a inanma temeline) dayalı olması gerekir. Birinci derecede önemli bu bağ ‘yaratıcı’ya bağlılık temeline dayanmıyorsa, müslümanın neseben ilişkisi olan babası, anası, kardeşi, eşi ve akrabaları ile dinen bir yakınlığı yoktur. Kur’an şu açıklamayı yapıyor: “Ey insanlar sizi bir tek candan yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkek ve kadın üreten Rabb’inizden korkun; adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının...” (Nisa, 4:1) Kaldı ki bu ayetler ebeveyn ile çocukları arasında inanç muhalefeti olsa bile, ana baba müslümanların düşmanlarının cephesinde yer almadıkları sürece, medeni ölçüler dahilinde ilişkilerini sürdürmelerine engel değildir. Aralarında akide bağı olduğu zaman –başka bağlara gerek yok- bütün mü’minler kardeştir. Çünkü “Ancak mü’minler kardeştir” ilkesi bu prensibi kesin bir yapıya kavuşturmuştur. Öte yandan şu ayette de aynı konu vurgulanmaktadır: “Onlar ki inandılar, hicret ettiler mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihad ettiler. Onlar ki inandılar ülkelerine hicret edenleri barındırıp onlara yardım ettiler. İşte onlar birbirlerinin velisidirler.” (Enfal, 8:72) bu öylesine bir velayettir ki, birbirini izleyen kuşaktan kuşağa geçer, bu ümmetin başlangıcı ile sonunu birbirine bağlar; sonunu, başlangıcına bağlar, sevgi ile, dostlukla içtenlikle... İşte şu ayetler bu konuya ışık tutuyor: “Ve onlardan önce o yurda (Medine’ye) yerleşen, imana sarılanlar (ensar), kendilerine hicret edip gelenleri severler ve onlara verilen ganimetlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç eğilimi duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi hicret eden kardeşlerini öz canlarına tercih ederler. Kim nefsin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir.” “Onlardan sonra gelenler de derler ki:” Rabb’imiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabb’imiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin. (Haşr, 59, 9-10) İlk dönem iman kervanı inanan ümmete sunulan ilahi yaşama biçimini benimseyince, birinci derecede önemli olan akide bağının kopması sonucu akide farklılığı ortaya çıkmıştı. Bu nedenle aynı çatının altındaki aileler ayrılmış, aynı aşiretin üyeleri bölünmüştü. Bu seçkin mü’minlerin nitelikleri hakkında yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve Ahiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah’a ve elçisine düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin. Allah onların kalplerine iman yazmış ve onları kendilerinden bir ruh ile (Kur’an’la) desteklemiştir. Onları, içinde ırmaklar akan cennetlere sokacaktır ve orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da ondan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın hizbindendir; kuşkusuz başarıya ulaşacak olanlar yalnızca Allah’ın hizbidir.” (Mücadele, 58:22) İslam, ne sadece sözle ifade edilen bir kelime (kavram) ne de İslami bir etiket ve unvan takınan insanların doğup yaşadığı bölgedir. Kişinin müslüman olan bir ana-babasının ocağında doğup onlardan tevarüs yoluyla edindiği bir miras da değildir İslam. Allah şöyle buyuruyor: “Hayır,Rabb’in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme, içlerinden bir burukluk duymadan, tamamen teslim olmadıkça inanmış olmazlar.” (Nisa, 4:65) Vatan nedir: İslam’a göre vatan akidenin hakim olduğu, Allah’ın koyduğu şeri’at ve hayat biçiminin uygulandığı herhangi bir bölgedir. Zira insana yaraşan vatan kavrama da ancak budur. Cinsiyet (uyruk) nedir: cinsiyet inanç (akide) ve yaşama biçimidir. İşte insanoğluna yakışan insanları birbirine bağlayan bağlar sadece bunlardır. Gerçek anlamada Allah’ın seçip çıkardığı ümmetinin nitelikleri, aralarındaki ülke, dil, renk, etnik köken ve ulus farklılıkları olmasına rağmen hepsi bir araya gelerek topyekün Allah’ın sancağı altında toplanan “İslam Ümmeti”dir. Kur’an onlar hakkında şöyle diyor: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz: ma’rufu emreder, münkerden nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız...” (Al-i İmran, 3:110) O eşine benzerine tarihte rastlanmayan ilk topluluk arasında bakın kimler vardı ve hangi etnik kökeni taşıyorlardı: Ebubekir Arap asıllı, Bilal, Habeşli; Suheyb, yunan asıllı; Selman Fars (İran) asıllı... bunların hepsi farklı iklimlerin, farklı ulusların insanları olmalarına rağmen hepsi birbiri ile en samimi kardeş olmuşlardır. Bu olağanüstü uygulama, onlardan sonra da nesiller boyu devam etti. Bu ümmette uyruk ,inanç; ülke, “Darü’l-İslam”dır. Hakimiyet yalnızca Allah’a özgü bir olgudur; anayasa ise Kur’an’dır.
__________________
''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen) |
|
|
| Bu mesaj için el Büğdüzi kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu :
![]() Üye No : 342
Üyelik tarihi : 31-08-2008
Mesleği : öğretmen
Nereden : Viranşehir, Şanlıurfa
Konuları : 74
Mesajlar : 1,572
Teşekkürleri: 2,554
706 mesajına 1,301 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
İSLAM MEDENİYETİN KENDİSİDİR İslam yalnız iki çeşit toplum tanır: İslam toplumu ve cahiliye toplumu. İslam toplumu; İslam şeriatı bu toplumun kanunu olmadığı halde kendilerine “Müslüman” adını yakıştırmış olan insanların teşkil ettiği toplum değildir. “Modern İslamiyet” diye adlandırdıkları şey de değildir! Cahiliye toplumu bazen de Allah'ın varlığını inkâr etmeyen, fakat göklerin egemenliğini O’na bırakıp, yeryüzü egemenliğinden O’nu azleden, O’nun şeriatını hayat nizamında uygulamayan, beşer hayatı için değişmez ölçüler olduğunu buyurduğu değerleri geçerli saymayan, insanlara havralarda, kiliselerde ve mescitlerde Allah'a ibadet etmeyi mubah görürken günlük hayatlarında Allah'ın şeriatı ile hükmetmelerini yasaklayan bir toplum şeklinde de ortaya çıkabilir. Bir cemiyette birlikteliğin temel taşı akide, düşünce, fikir ve hayat nizamı olunca, bunların tümü de kulun kula kulluğunu temsil eden yeryüzü kaynaklı rablere değil de insanın yücelik ve üstünlüğünü temsil etmek üzere bir tek İlah’a dayanırsa… İşte böyle bir birlik, insanın en üstün özelliklerini ortaya çıkarmış olur. Ruhi ve fikri özelliklerini… Kadın esas vazifesi olan, yeni nesli korumak ve yetiştirmekten uzaklaşarak, ya toplumdan etkilenerek ya da kendi arzularına uyarak otelde, gemide ve uçakta memur olmaya özendirilirse… Kadın enerjisini “insan üretimi”nde kullanmayıp “maddi üretim”de veya “araç yapımı”nda harcarsa!.. “Maddi üretim”e katkıda bulunmak, “insan üretmek”ten daha kazançlı, daha onurlu, daha itibarlı olursa!.. İşte o zaman bu durum, insani ölçüler ile “geri kalmışlık” ve “medeniyetten uzaklaşmak”, yahut İslam terimi ile “cahiliyyeye dönmek” olur. İslam akidesinin ana damgasını taşıyan ve bu akideden neşet eden toplumun ayrılmaz özelliği olan “hareket” ve “aksiyon”, hiç kimseyi saklanmaya, gizlenmeye bırakmaz. Bu toplumun fertlerinden her birisi mutlaka hareket etmek zorundadır. İnancı uğruna ve bu organik cemiyeti oluşturma uğruna harekete geçmek zorundadır. İSLAM DÜŞÜNCESİ VE KÜLTÜR “Kültür bir insanlık mirasıdır.” Onun vatanı, milleti ve dini olmaz hikayesine gelince… Bu hikaye pozitif bilimler ve bu ilimlerin ilmi uygulanışı ile ilgili olduğu takdirde doğrudur. İslam iki tür kültürün varlığını kabul eder: İslam kültürü, cahiliye kültürü. Avrupa uzun müddet insanlara, Allah adına zulüm eden kilisenin baskısından kaçmak istediği, kurtulmak istediği sırada tamamen Allah'tan uzaklaştı ve Allah'tan ürküp kaçtı. İşte böylece bütünüyle Avrupa düşüncesinin ürünleri ortaya çıktı. Yahudi ve Hıristiyanların Müslümanlar hakkındaki nihai amacı, Allah'ın açıklaması ile kesinlik kazanınca onların İslam akidesi ile, İslam tarihi ile, Müslüman toplumun nizamını yönlendirme ile, İslam toplumunun ekonomisi ve siyaseti ile ilgili yaptıkları herhangi bir araştırmada iyi niyetli olarak hareket ettiklerini veya maksatlarının hayra, hidayete ve nura ulaşmak olacağını bir an bile düşünmek veya zannetmek doğrudan doğruya aptallık olur. Allah'ın kesin açıklamasından sonra da hala bu kimseler hakkında iyi niyetli olanlar, yalnız ve yalnız gafildir. İmani temelinden ayrılmış olan ilim, hiçbir zaman Kuran’ı Kerim’in kastettiği ve övdüğü ilim değildir. MÜSLÜMANIN MİLLİYETİ AKİDESİDİR Müslümanın akrabalığı yalnız ve yalnız Allah yolunda akide esasından doğar. Müslümanın akrabaları ile arasındaki bağ Allah yolunda birleşir. Allah'a ulaştıran birinci derecedeki bağlantı kurulup, bu yoldan kan yakınlığı inanç ilişkisi ile pekişmedikçe Müslümanın babası, anası, kardeşi, eşi ve aşireti ile akrabalığı söz konusu değildir. Bunun için sahabeler savaş meydanında babalarına kardeşlerine karşı gözlerini kırpmadan savaştılar ve hatta babalarını öldürmek için izin istediler. Akide bağı kurulunca tüm müminler kardeştirler. İsterse aralarında kan ve soy akrabalığı bulunmasın. Peygamberimiz “Asabiyeti bırakın. Çünkü onun kokusu pistir, kokuşturucudur.” “Asabiyete çağıran bizden değildir. Asabiyet uğruna ölen bizden değildir.” diye buyurdu. Ve böylece bu kokuşmanın, bu pis kokunun fonksiyonu sona erdi. Soy sop asabiyetinin kokusu… Öldü o nara… Milliyet narası. Silindi o leke… Kavmiyet lekesi. Bir ümmet ki ilk öncü birliğini, Arap asıllı Ebubekir, Habeş asıllı Bilal, Bizans asıllı Süheyb, İran asıllı Selman ve onların yüce kardeşleri (r.a) teşkil ediyor. İşte bu ümmette milliyet inançtır.
__________________
Rahman ve Rahim olan Allah'ın aşkıyla... MG Akademi Grubu Kitap Ekibi "Okumak, özgürlüğe uçmaktır." (Aliya İzzet Begoviç) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
| Bu mesaj için yusufsunetci kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | el Büğdüzi (21.07.09), Lâ (22.07.09) |
![]() |
| Etiket |
| bölüm, yoldaki, İşaretler |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|