| Konular: 50,310 | Mesajlar: 311,907 | Üyeler: 10,668 | Online: 207 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum YAŞAM » KÜLTÜR - SANAT - EĞİTİM »

KÜLTÜR - SANAT - EĞİTİM Kendi Kültürümüzden ve Hârika Sanat Eserlerimizden Ne Kadar Haberdârız???

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11.12.10, 23:57   #1
hadid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : 'akrep'
Üye No : 1162
Üyelik tarihi : 31-10-2008
Mesleği : Öğrenci :|
Nereden : Bezm-i Elest
Konuları : 362
Mesajlar : 3,985
Teşekkürleri: 4,530
2,137 mesajına 3,948 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 hadid is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Büyük roman, yazarını aşar

Nazan Bekiroğlu, Oya Baydar, Şebnem İşigüzel, Fatma K. Barbarosoğlu ve Zeki Bulduk, roman kahramanlarıyla birlikte İstanbul Edebiyat Mevsimi'ne katıldılar. Yoğun katılımın olduğu toplantıda, romanlarını aşan kahramanlar konuşuldu. Romanı en çok kadınlar mı okur, kahramanların evrensel olma ölçütleri neler?, kadınlar önemsenmiyor mu sorularının da cevabı vardı konuşmalarda.

Bu yıl ikincisi düzenlenen İstanbul Edebiyat Mevsimi 'Romanların Unutulmaz Kahramanları'nı bir araya getirdi. Fatma K. Barbarosoğlu'nun yönettiği oturumda konuşan Nazan Bekiroğlu 'unutulmaz kahramanları'nı anlatırken dikkat çekici tespitlerde bulundu. Dünya edebiyatından, unutamadığı kahramanları sahneler eşliğinde aktaran Bekiroğlu, aslında kahramanla bizim özdeşleştiğimiz ya da kahramanı unutulmaz kılan şeyin bir mekandaki zamanı, çok özel bir şekilde kahramanın bütünleştiği duyguyla alakalı olduğunu dile getirdi. "Roman, doğası icabı bir çatışma içermek mecburiyetindedir" diyen Bekiroğlu "hayal ve hakikat, yaşanan ve özlenen hayat bu çatışmayı doğuruyor" açıklamasında bulundu. Nazan Bekiroğlu, Don Kişot üzerinden ilk kahramanını açıkladı: "Benim unutamadığım roman kahramanları genellikle bu çatışmayı üzerinde taşıyanlar. Öncelikle Don Kişot. Bugünkü anlamda ilk roman olan Don Kişot, teknik ve tematik romanın imkan ve sorunlarını taşır. Katmanlı okumaya oldukça müsaittir. Roman, şovalye hikayeleri eleştirisi üzerine kurulmuştur. Şovalyelerin idealleştirilmiş maceralarına özenen Don Kişot, hikâyelerdeki gibi bir hayat ve aşk yaşamak ister. Gerçekle hayal arasındaki bütün sınırların tümüyle ortadan kalktığı bir gün yola çıkar. Hikâyenin sonunda pek çok macera yaşandıktan sonra 'akıllanarak' bütün kitaplarını yakar ve roman sona erer. Cervantes bize galiba hayalciliğin ne fena bir şey olduğunu söyler tırnak içinde. Oysa her büyük roman gibi Don Kişot bize yazarından çok daha fazlasını söyler. O, idealler arkasında koşmanın, en fazla şüphe etmeye hakkı olduğu anda dahi kendisine duyduğu inancın en bariz örneğidir çünkü.

Dostoyevski'nin unutulmaz cümlesiyle o, "mağdur komik değil, mağrur trajik"tir. Gelmiş geçmiş romanların en üzücüsüdür Don Kişot."


Kuvvetli karakter, yazarını mahkum eder

Nazan Bekiroğlu'nun ele aldığı ikinci kahramanı ise Anna Karanina: "Tolstoy, bu hikâyeyi yazarken gayesi bir aşk hikâyesi anlatmak değildir aslında. Daha ziyade, toplum ve din üzerinde ısrar edecektir. Rusya'nın o dönemdeki durumundan sorumlu tuttuğu aristokrat tabakanın ipliğini pazara çıkaracaktır. Ve karşılayan olarak da Rusya'nın ruhu olarak gördüğü köylüyü yüceltecektir. Hatta yıllar sonra Anna'dan kendisine söz edildiğinde, "bırakın o sefil yaratığı" diye burun kıvıracaktır. Fakat Anna'yı bırakmak o kadar kolay bir iş değildir. Büyük roman yazarını aşar. Kuvvetli karakter yazarını mahkum eder. Bu Tolstoy için bile böyledir."

Nazan Bekiroğlu'nun üzerinde durduğu bir diğer roman ise Karamozof Kardeşler. Kitabı, ölümüne yakın bir dönemde yayımlanan Dostoyevski'nin 'ömrünün bir hülasası' olarak değerlendiren Bekiroğlu, asılmak üzere olan Dimitri'nin rüyası üzerinden tahlillerini okura sundu.


Romanı en çok kadınlar okur

Roman nedir sorusuna cevap arayarak sözlerine başlayan Oya Baydar, bu soruyla roman kahramanının önemini kavrayabileceğimizi düşünüyor. "Bence roman; okurun, insanın yaşayamadığı hayatları -bir tek hayat yaşıyoruz oysa milyarlarca hayat var- başkalarının serüvenleri üzerinden öğrenme, yaşama uğraşı diye düşünüyorum" tespitinde bulunan Baydar, bir okur olarak baktığında, başka hayatları tanımanın kendi hayatlarımızı da tanımamızı sağladığını ifade ediyor. Oya Baydar roman okurlarıının çoğunlukla kadınlardan oluştuğu iddiasını da seslendirdi konuşmasında. Yazara göre, "tüm dünyada kadınların hayatları çok dar ve onu aşmaya ihtiyaçları var." Baydar, tanıdığı çok okuyan erkeklerin romana pek yüz vermediklerini de hatırlattı. Faktma Karabıyık Barbarosoğlu ise Baydar'ın bu tespitini tartışmak gerektiğini hatırlatarak, "kadınların hayatı daha sınırlı olduğu için değil, kadınların bağışıklık sistemi daha güçlü olduğu için başka hayatlarla karşılaşmaktan korkmuyorlar. Oysa erkekler korkuyor" diyerek roman okuma tartışmasına farklı bir boyut getirdi. Barbarosoğlu'na göre bu yüzden "21. Yüzyıl kadınların yüzyılı olacak."

İnsanda evrensel olanı yakalamak

Roman kahramanlarının önemine değinen Oya Baydar neredeyse herkesin ortak tanıdığı durumundaki kahramanların özelliklerine değindi: "Tanımak istediğimiz, tanıdıkça insanları tanıdığımız ve onların aynasında kendimizi tanıdığımız kahramanlar var romanlarda. Çocuk kitaplarında muhteşem roman kahramanları vardır. Pinokyo'yu sayacağın burada. Ve aynı türde olmasa bile Küçük Prens'i. Roman olmasa bile edebiyatın yakın türü olan tiyatrodan Hamlet, Romeo ve Jüliet'i, az okuyanlar bile bilirler. 'Roman mı daha kalıcı yoksa kahramanlar mı' söyleşi konum. Don Kişot, Madam Bovary, Sefiller... Frankeştayn unutulmaz mesela. Çünkü kötü kahramanlar etkileyicidir, kötülük maalesef kalıcıdır. Çalıkuşu, Anayurt Oteli'nin Zebercet'i, İnce Memet çok bilinenler arasındadır. Oblomov'u da unutmayalım, çok okumasak da bilinir."

Bir roman kahramanının romanı da , çağını da aşarak kahraman olmasının sebeplerini irdeleyen Baydar'ın tespitleri şöyle: "İnsanda evrensel olanı yakalamış olmak. En azından birkaç bin yıl içinde çağları, mekanları, ülkeleri, coğrafyaları da aşarak insanın temel özelliklerini tecessüm ettirmiş, cisim haline getirilmiş, biçimlendirilmiş olan kahramanlar, romanlarını da aşan kahramanlardır. Bu kahramanlarda evrensel insanları görürsünüz. Küçük Prens, yalnızlığı, arkadaşlığı, sevgiyi, bırakıp gitmeyi, başka inançları en güzel anlatan kahramandır bana kalırsa. Bu yüzden de kalıcı olmuştur." Yerel kahramanların varlığına da dikkat çeken Baydar, Feride ve İnce Memed karakterlerini irdeledi. Yazara göre, Yaşar Kemal'in İnce Memed'ini evrensel yapan 'başkaldırının kahramanı' olması. Günümüzde romanın gittikçe insansızlaştığı vurgusunu da yapan Baydar'a göre: "Roman gittikçe daha az insana yöneliyor, insansızlaşıyor."

Oturumu yöneten Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, evrensel kahramanların 'insan' özelliklerini vurgulayarak "biz romanlarda bile kötüyle karşılaşmaktan korkan bir toplumuz" değerlendirmesinde bulundu.


Hayattan kaçtım kahramanlara sığındım

Zeki Bulduk, konuşmasını Kazancakis'in kahramanları üzerinden sürdürdü. Yaklaşık bir aydır Kazancakis'in kahramanları arasında gidip geldiğini söyleyen Bulduk, "Bir tarafta Hz. İsa, bir tarafta Zorba, bir tarafta Francesco. Öğrencilerim bunaldılar, yeter artık öğretmenim bize roman dersi vermeyi bırak dediler. Çoğu SBS'ye girecek. Zorba'yı neden sevdim? Şair dostum Sait demişti ki: "Tanrıdan ve kadından çokça bahsedilen bir çağda doğduk. Lanet olsun!" Evet Tanrı'dan ve kadından çokça bahsediliyordu. Belki de ikisi de çokça önemsenmiyordu. İkisinin de hakkı verilmiyordu. Ben Kazancakis metinlerinde kadının hakkının verildiğini düşündüm" dedi. Bir ara romana sığınarak gerçek hayattan kaçtığını dile getiren Zeki Bulduk, sebebini şöyle açıkladı: "Yaşanılan dünya, bana çok fazla hitap etmiyordu. Romanlar içindeki kahramanları daha gerçekçi buldum. Belki de çocukluğumdan gelen bir şeydir. Köyün imamı Kur'an Kursu'nda anlatırken Hz. Ali'yi, zannederdim ki okulun aşağı tarafından Hz. Ali gelecek. Ya da dışarı çıktığımda sanki Hz. Hamza atın üstüne binmiş gidiyor. Öyle bir anlatımı vardı ki, anlattığı kişiler köylülerim oluyorlardı birdenbire. Ben de bu anlatılardaki insanlara sığınmaya, onlarla yürümeye başladım."

Kızlarağası Medresesi'ndeki toplantıya yoğun bir katılım gerçekleşti. Dinleyicilerin sorularınıcevaplayan konuşmacılar, söyleşi sorası kitaplarını imzaladı.


Neydi ki senin dedikodun?


"Edebiyatla ilgili bir toplulukla bir arada olmak heyecan verici" diyerek sözlerine başlayan Şebnem İşigüzel, "Romanlar ve kahramanları, ötekini görmemizi sağlar. Çünkü bizler birbirimizi bilmeden yaşarız" dedi ve kendi yaşantısından örnek verdi: "Yazları bir Ege köyünde kalıyorum. Midilli adasının tam karşısında. Köyün kadınları akşamüstü köyün bir damının üzerinde toplanırlar. Ben de arada onlara katılır sohbet ederim. Köylünün Midilli adasıyla ilginç bir bağı var. Bugün uzak, bugün yakın, bugün yüzünü gösteriyor, bugün yüzürnü göstermiyor, bugün yok gibi, bugün çok çok burnumun dibinde gibi. Bu büyülü bir şey, bu tanımlama. Bu benim ilgimi çekmişti. Hanımlar konuşurken Fatma Nine bana 'ben köyün en yaşlı kadınıyım" dedi. Bu çok açıktı ama bir yandan da çok çevik bir kadın. Benim dedi köyde elini öpecek kimsem kalmadı. Benim de dedikodumu yapacak kimse kalmadı. Ben çok şaşırdım tabiiki ama fırsatı da kaçırmadım. "Neydi ki senin dedikodun" dedim. Ben dedi herkesten daha hülyalı bakıyordum karşıya. Bu yüzden kocam bana kızıp evi ters yaptırdı. Mididli'yi göremiyorduk. "Ama" dedi, "ben o kadar severek bakıyordum ki karşıya, gözlerimi kapasam da aslında görüyordum." Burada çok derin, bizim okuyarak ulaştığımız bir feslefeye varıyor. Gözlerimi kapasam da görüyorum. "Sonra düşündüm taşındım, kocamın karşısına çıktım ve ona dedim ki "onları da bizi de aynı Allah yaratmadı mı?" O gün o kör duvarda bir pencere açılmış. Aslında hepimiz birbirimize karşı o pencereyi açmalıyız. Bunun en kolay yolu romanlar ve onların kahramanları."

Kendisini çok şanslı sayan Şebnem İşigüzel'in sağlam bir gerekçesi var: "Tek bir hayatım yok. Burada, bu fani hayatta size konuşan bir Şebnem var, ama masanın başında kılıktan kılığa giriyorum." Bir kahramanı oluşturmanın yıpratıcı yönlerine de değinen İşigüzel, yazmayı bir oyun olarak gördüğünün altını çizdi.




milligazete.com.tr
__________________



Yâ Sabır ..


View hadid'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için hadid kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Durr-û Meknûn (12.12.10), GOD LOVE (12.12.10)
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
büyük oyun... şenume şenume 0 21.11.09 10:58
Büyük Facia Ef'al-i Kulub M.Şevket Eygi 1 11.08.09 08:19
Büyük hedefleri büyük insanlar kovalar Alemdâr-ı İslâm Mehmet Talü 1 03.06.09 23:47
Büyük Cihad el-Kevserî TASAVVUF 1 05.10.08 00:55
''Büyük adam kimdir? kime büyük adam derler?'' gazikentli Makale 0 05.09.08 16:23

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:03 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.