|
| Konular: 50,310 | Mesajlar: 311,907 | Üyeler: 10,668 | Online: 206 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| KÜLTÜR - SANAT - EĞİTİM Kendi Kültürümüzden ve Hârika Sanat Eserlerimizden Ne Kadar Haberdârız??? |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 988
Üyelik tarihi : 24-10-2008
Mesleği : öğrenci
Nereden : ankara
Konuları : 113
Mesajlar : 1,889
Teşekkürleri: 949
703 mesajına 1,018 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 25.01.12
Durumu : Status: Offline
|
Deniz feneri, daha başka nedir? Avrupa ortaçağının ilk unuttuğu şeyin deniz fenerleri oluşu ne kadar da manidardır. Belki de bu yüzden tam da verildiği ad gibi ‘karanlık’ bir çağdır Avrupa ortaçağı ve öylece de adlandırılmıştır… Kaç zamandır deniz fenerleri hakkında, yer yer oraya buraya dağılan yer yer de bir araya toplayıp baktığım garip bir düşünce yığınıyla baş başayım. İki sebepten dolayı bunu yapıyorum. Biri bir dostumun ne zamandır arka fonunda deniz feneri olan bir romanla uğraşıyor oluşu. Öbürü de Ulysses’i yeniden okumaya başladığımda, Joyce’un çok iyi tarif ettiği Mulligan’ın kulesi ki, aslında bir fener de diyebileceğimiz bu kuleden yola çıkan E. Batur’un tersine bir giriş yaparak okuru alıp, Babil Kulesine kadar götürüşüydü. James Joyce’un deniz feneri Joyce’un, içinde Mulligan’ı ve arkadaşlarını yaşattığı bu kuleden dostuma söz etmemiştim ama onun romanından ve deniz fenerinden, ilk bahsedişinden beri aklıma bu kuleyle beraber bir de Wolf’ün ‘Deniz Feneri’ ve garip biçimde de, ta mitolojik zamanlara kadar giden deniz fenerleriyle onların öncülleri sayılan esatirik zamanların tanrı heykelleri gelmişti. Mesela deniz feneri derken hemen herkesin aklına ilk gelen İskenderiye Fenerinden öte, bilinen en eski deniz fenerinin İ.Ö. 7. yüzyılda Sigeon'da, bugünkü adıyla, Kumkale /Çanakkale’de yapıldığından yola çıkarak, bu toprakların çok eskiden beri bir ışık kaynağı olabileceği ve bu metafordan hareketle de yardımın ve yol göstericiliğin bu toprakların en kadim mirası olduğunu düşünmüştüm içten içe… Antik dönemin devasa heykel / fenerleri Deniz fenerlerinin öncülleri sayılacak bu büyük heykellerin köken olarak, mitolojik tanrılara ait devasa heykellerle birlikte anılışları hayli ilginçtir. Mesela, İ.Ö. 7. yüzyıldan önce Rodos limanının girişine dikilen neredeyse 140 metrelik, tanrı Helios’un bronz heykeli, elindeki devasa meşaleyle yıllar boyu limana giren gemilere yol gösterirmiş. Yine aynı biçimde Rodos limanındaki Helios heykelinden etkilenen Mimar Lindos oturup anlı şanlı Rodos heykelini tasarlamış ve yapımı tam 12 yıl süren bu heykel de bir depremle yıkılana kadar yarım asırdan fazla bir zaman deniz feneri gibi kullanılmış. 654’te adayı ele geçiren Arap fatihler bu heykelin yıkıntılarını ne yapacaklarını uzun süre düşünmüşler ve nihayet tam 900 deveye yükleyerek ara ara gelip yıkıntıların başında yas tutan Suriyeli Yahudilere satarak paraya çevirmişler. İster öncülleri olan bu heykellerle, isterse kulelerle olsun deniz fenerlerinin, tarihin hemen her döneminde muhakkak bir düzen ve disipline rastgelen zamanlarda inşa edilişleri de ayrıca düşündürücüdür. Fenerler neden yok olmuştu? Düzensiz, kaotik ve sıkıntılı zamanlarda gerek ticarete ve gerekse buna bağlı yolculuklara olan güvenin azalmasındandır belki, ne zaman ki, kaos ve düzensizlik egemen olmuş deniz fenerleri işte bu zamanlarda unutulmuş ve kaderlerine terk edilmişler. Bu anlamda, Avrupa ortaçağının ilk unuttuğu şeyin deniz fenerleri oluşu ne kadar da manidardır. Belki de bu yüzden tam da verildiği ad gibi ‘karanlık’ bir çağdır Avrupa ortaçağı ve öylece de adlandırılmıştır. Bir de bakış açısından kaynaklanan bir farklı yorum yapmak istiyorum, Sözgelimi; E. Batur, Joyce’un kulesinden yola çıkarak Ulysses’e yazdığı Önsöz’de, deniz fenerlerini, dikey ve yüksek yapıları nedeniyle eril bir bakış açısının göstergeleri olarak sorgulayıp tanımlarken sanırım bir şeyi eksik bırakıyor. Evet deniz fenerlerinin bu yapılarına bakarak böyle bir şey de söylenebilir belki ama ışık saçan, yol gösteren ve hep aynı yerde duran yanlarıyla deniz fenerleri, aslında tam da dişil, anaç bir bakış açısının göstergeleri olarak da görülebilmelidirler. Ülkemizdeki deniz fenerleri Rumeli Feneri, Anadolu Feneri, İğneada Feneri, Şile Feneri, Kızkulesi Feneri, Fenerbahçe Feneri, Ahırkapı Feneri, Yeşilköy Feneri, Hoşköy Feneri, Batı Burnu Ponente Deniz Feneri, Babakale Feneri, Deveboynu Knidos Feneri, Gelidonya Feneri, Kefken Adası Deniz Feneri, Gerze Feneri, Zonguldak Feneri, Kerempe Deniz Feneri
__________________
koşun...
birer meşale alın ve koşun... size acıyı yok etme fırsatı veriyorum... tek bir yürek hasretsiz kalmayacak büyük acılara! koşun... ateşe verin heryeri... yakın portakal ağaçlarını,hepsini yakın... tek bir yeşil filiz dahi kalmasın... bunca yıl bunca savaş... soyamadık portakal kabuklarını.... benim kalbimden sarkan portakal ağaçlarım var... yakın diyorum hepsini yakın! ... |
|
|
| Bu mesaj için ziklat kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (11.02.11), Mümtehine (11.02.11) |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|