|
| Konular: 50,310 | Mesajlar: 311,907 | Üyeler: 10,668 | Online: 207 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 8175
Üyelik tarihi : 12-09-2010
Konuları : 44
Mesajlar : 101
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 05.04.12
Durumu : Status: Offline
|
"milliçözüm içerisinde ne kadar dangalak,ahmak adam varmış ya hu..." deyip hakaret eden edepsizlere cevap! Milli Görüşçülere Sefihlik İftirasında Bulunan Sefihler! Bakara Suresi 13. Ayetin Tefsiri: Risale-i Nur Külliyatı, İşaratü'l-İ'caz, Sayfa 98-102 "Halkın imana geldikleri gibi siz de imana geliniz, diye imana davet edildikleri zaman, ’Süfeha takımının imana geldiği gibi biz de mi imana geleceğiz?’ diye cevapta bulunurlar. Fakat süfeha takımı ancak ve ancak onlardır; lakin bilmiyorlar." (Bakara Suresi: 13) Bu ayeti makabliyle rapt ve nazm eden cihetlere gelince: Bu iki ayet münafıkların cinayetlerini hikaye ettiği gibi, onlara hem nasihat, hem irşad vazifesini de görüyor. Binaenaleyh, bu iki ayetin arasındaki atıf, ya onların mü’minlere isnat ettikleri sefahet cinayetini kendilerinin arzda yaptıkları ifsat cinayetine atıftır, veyahut emr-i bilmarufu tazammun eden ikinci ayet, nehy-i anilmünkeri ifade eden birinci ayete atıftır. Demek bu iki ayet arasındaki cihetü’l-vahdet, ya cinayettir veyahut irşaddır. Bu ayetteki cümlelerin arasındaki cihet-i irtibat ise; vaktaki -Halkın imana geldikleri gibi siz de imana geliniz- cümlesiyle farz-ı kifaye olan nasihat vazifesi ifa edilmek üzere kamil insanlardan ibaret olan cumhur-u nasa ittibaen, halis bir imana davet edildikleri zaman, onların enaniyet-i cahiliyeleri heyecana gelerek -"Süfeha takımının imana geldiği gibi biz de mi imana geleceğiz?"- deyip gurur ve inatlarında ısrar ettiler ve "Davamız haktır ve bizler hak üzereyiz" diye batıl ve inatçıların adeti gibi batıl davalarını hak ve cehaletlerini ilim iddia ettiler. Çünkü onların nifakla kalpleri fesada uğramıştır. Şüphesiz fasit olan bir kalb, gururlu olur ve ifsadata meyleder. Binaenaleyh, onlar kalblerinin fasid olmasından temerrüt ve inat ediyorlar. Ve hedef ittihaz ettikleri ifsat iktizasıyla yekdiğerlerine halkı idlal etmeyi tavsiye ediyorlar. Ve gururlarının hükmüyle, diyanet ve imanı sefahet ve sefalet telakki ediyorlar. Ve nifaklarının icabıyla, bu sözlerinde de münafıklık yapıyorlar. Zira bu sözlerinin zahirinden "Biz divaneler değiliz, nasıl sefihler gibi olacağız?" diye bir mana çıkar. Batınından ise "Nasıl ekserisi fukara ve nazarımızda sefih olan mü’minler gibi olacağız?" diye diğer bir mana çıkıyor. Sonra, Kur’an-ı Kerim, onların mü’minlere attıkları sefahet taşını -Dikkat edin, gerçek sefihler, ancak onlardır- cümlesiyle onlara iade etmekle kendilerine yutturmuştur. Çünkü inat ve cehaletleri bu dereceye vasıl olanın hak ve müstehakı, beynennas teşhir edilmekle sefahetin kendisine münhasır olduğunu ilan etmektir. Sonra -Lakin bilmiyorlar- cümlesiyle onların cehl-i mürekkeple cahil olduklarına işaret etmiştir ki, bu gibi cahillere nasihat tesir etmediğinden, onlardan tamamıyla iraz etmek lazımdır. Çünkü, nasihati dinleyen ancak cehlini bilenlerdir. Bunlar cehillerini de bilmezler. Bu ayetin ihtiva ettiği cümlelerin eczası arasında bulunan irtibata gelelim: -Kendilerine "Halkın imana geldiği gibi siz de imana gelin" denildiği zaman- cümlesindeki -Zaman- kat’iyeti ifade ettiğinden emr-i maruf ile halkı irşad etmek lüzumuna işarettir. Siga-yı meçhul ile zikredilen -Denildi- nasihatın, ala sebili’l-kifaye vacip olduğuna işarettir. Ve -İmanınzda samimi olun- gibi, ihlas lafzını ihtiva eden bir cümleye bedel -İman edin- lafzının zikredilmesi, ihlası olmayan imanın, imandan addedilmemesine işarettir. Ve -İnsanların iman ettiği gibi- lafzıyla güzel bir misal, bir nümune, bir örnek gösterilmiştir ki, onlara ittiba ederek ihlaslı bir imana gelsinler. -İnsanlar- lafzında iki nükte vardır ve o iki nükte, vicdanları emr-i marufa icbar eden amillerdendir. Birincisi: ünvanı, herkesi cumhur-u nasa tabi olmaya davet eder. Çünkü cumhura muhalefet öyle bir hatadır ki, o hatayı irtikap etmek, kalbin, vicdanın şanından değildir. İkincisi: tabirinden anlaşılıyor ki, imanı olmayanın nastan addedilmemesi lazımdır. Ancak tabiri mü’minlere mahsustur. Bu da, ya imanın hasiyetiyle insaniyetin hakikati mü’minlere mahsustur; veya imansız olanlar, insaniyetin mertebesinden sukut etmişlerdir. Yani, "Bizler nasihatleri kabul etmiyoruz. Pu miskinlerin cemaatine nasıl gireceğiz? Bizim gibi ashab-ı cah ve mertebe, onlara kıyas edilemez." -Dediler- nefislerini tezkiye, mesleklerini terviç, nasihatten istiğna, mağrurane dava şeklinde müdafaa etmelerine işarettir. İnkari bir istifhamı ifade eden -İman mı ederiz?- kelimesi, onların cehalette gösterdikleri temerrüt ve inada işarettir. Sanki onlar istifham ile nasihat edene soruyorlar ki: "Mesleğimizi terk etmemize senin vicdanın razı olup insafın kabul eder mi?" Sual : Onlar o sözlerinde kimleri muhatap etmişlerdir? Cevap : Evvela nefislerine, saniyen ebna-yı cinslerine, salisen nasihat edenlere tevcih-i hitap etmişlerdir. Evet, birisine nasihat yapan adam evvela nefsine müracaat eder, sonra arkadaşlarıyla konuşur. Sonra nasihat ettiğine döner, yaptığı müracaatların neticesini ona söyler. Buna binaen, vakta ki münafıklar imana davet edildiler; onlar fesada uğramış kalblerine, tefessüh etmiş vicdanlarına müracaatta bulundular. İnkar cevabını aldıkları için, kalblerindeki şeyi dışarıya verdiler. Sonra ifsat arkadaşlarına müracaat ettiler. Yine inkar cevabını alarak, gizli gizli konuşmalara başladılar. Sonra, itizar şeklinde nasihat edene dönerek şöyle bir safsatada bulunurlar: "Yahu, aramızda çok fark vardır. Biz onlara kıyas edilemeyiz. Çünkü biz zenginiz, onlar fakirdirler. Onlar mecburiyet saikasıyla imana gelmişlerdir. Onların diyaneti ıztıraridir. Biz ise ashab-ı izzet ve servet insanlarız." Hülasa, onlar gururlarının hükmüyle mürşidi insafa davet ettiler. Hud’a ve hilelerle ikiyüzlü bir konuşmada bulundular. Şöyle ki: "Ey mürşid! Bizleri süfeha zannetme. Bizler süfeha gibi olamayız. Ancak halis mü’minlerin yaptıkları gibi yapıyoruz" diye mürşidi kandırmak istediler. Halbuki, kalblerinde, "Bu fakir ve kıymetten sukut eden mü’minler gibi değiliz" gibi başka bir manayı izhar etmişlerdir. Hülasa lafzında onların fesadlarına, ifsadlarına, gururlarına ve nifaklarına gizli birer remiz vardır. Yani, "Kamil zannettiğiniz mü’minler, nazarımızda zelil ve fakir bir cemaattır. Onların herbirisi bir kavmin sefihidirler." O kamil mü’minlerin tecviz ettiği kıyasta birkaç işaret vardır: Birincisi: Mecmaü’l-mesakin, melceü’l-fukara, hakkı himaye, hakikatı muhafaza, gururu men, tekebbürü def eden, yegane İslamiyettir. Evet, kemal ve şerefin mikyası İslamiyettir. İkincisi: Nifakı intaç eden, garaz, gurur, tekebbürdür. Üçüncüsü: İslamiyet, ehl-i dünya ve ashab-ı meratip ellerinde tahakküm ve tagallübe vesile olamaz. Ancak sair dinlerin hilafına olarak, ehl-i fakr ve hacet elinde ihkak-ı hak için kırılmaz elmas bir kılıçtır. Bu hakikate tarih güzel bir şahittir. -Dikkat edin, gerçek befihler, ancak onlardır- Bilinmesi lazımdır ki, Kur’an-ı Kerimin, nifakın aleyhine kesretle yaptığı şiddetli tehditler ve takbihlerin sebebi, ancak ve ancak alem-i İslamın nifak şubelerinden gördüğü darbelerdir. -Dikkat edin- , ikaz aleti olup, sefahetlerini teşhir ve efkar-ı ammeyi sefahetlerine istişhad etmek için zikredilmiştir. Hakikati göstermek için bir ayna ve hakikate delalet için bir delil vazifesini gören -Muhakkak- lisan-ı haliyle, "Hakikate bakınız, onların zahiri safsatalarının aslı yoktur, aldanmayınız" diyor. Hasrı ifade eden -onlar- kelimesi, nefislerine iddia ettikleri tezkiyeyi red ve mü’minlere isnat ettikleri sefaheti def eder. Yani, bir lezzet-i faniye için ahiretini terk eden sefihtir. Baki bir mülkü hevesat-ı faniyesinin terkiyle satın alan sefih değildir. ’deki elif ve lam ( ), hükmün malumiyetine ve kemaline işarettir. Yani, onların sefaheti malumdur. Ve sefahetin son sistemi onlardadır. -Lakin bilmezler- cümlesinde üç işaret vardır: Birincisi: Hakkı batıldan, iman mesleğini nifak mesleğinden temyiz etmek, ancak ilim ve nazar ile olur. Fakat yaptıkları fitne ve fesatları zahir olduğu için, edna bir şuuru olan farkında olur. Buna binaen, Kur’an-ı Kerim birinci ayeti -Fakat, farkında değiller- ile zeyillendirmiştir. İkincisi: -Bilmezler- gibi, ayetlerin sonunda zikredilen -Hiç düşünmüyorlar mı?- gibi cümlelerle, İslamiyetin akıl, hikmet ve mantık üzerine müesses olduğuna işaret etmiştir ki, İslamiyeti herbir akl-ı selimin kabul etmesi, İslamiyetin şanındandır. Üçüncüsü: Onlardan iraz etmek ve onlara itimat etmemek lazımdır. Çünkü cehillerini bilmediklerinden, nasihatin onlara tesiri olmuyor. |
|
|
|
|
#2 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 8175
Üyelik tarihi : 12-09-2010
Konuları : 44
Mesajlar : 101
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 05.04.12
Durumu : Status: Offline
|
Kendini Unutan Edepsizlere Risale-i Nurdan Cevap! "....insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki, evvelâ ve bizzat yalnız zâtını sever; başka her şeyi nefsine fedâ eder. Mabuda lâyık bir tarzda nefsini metheder; mabuda lâyık bir tenzih ile nefsini meâyibden tenzih ve tebrie eder. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez; nefsine perestiş eder tarzında, şiddetle müdâfaa eder. Hattâ fıtratında tevdî edilen ve Ma’bud-u Hakikinin hamd ve tesbihi için ona verilen cihazât ve istidadı kendi nefsine sarf ederek, "Nefsinin arzusunu kedisine ma’bud edinip onun her emrine uyan kimse" (Furkan Sûresi: 43) sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir.... (Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Sayfa 439) |
|
|
|
|
#3 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 8175
Üyelik tarihi : 12-09-2010
Konuları : 44
Mesajlar : 101
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 05.04.12
Durumu : Status: Offline
|
"Allah, murdar olanı, temiz olandan ayırd edinceye kadar mü'minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçilerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır." (Âl-i İmrân Suresi:179) Âl-i İmrân Suresi 179. Ayetinin Tefsiri: "Allah, aynı müslüman topluluk içinde müminlerle münafıkların karışık bir halde bulunmasından hoşlanmaz." "Allah müminleri münafıklardan, onlara; münafıklar şöyle şöyle insanlardır diye bildirerek ayırmaz." O, müminleri, münafıklardan fiilî olaylar yaratarak ayırır ve iki grup birbirinden apayrı şekilde kendini belli eder."(TEFHİMÜ-L KUR'AN) Tıpkı bugün Hoca'ya karşı gelip zorluk çıkaranlarla Hoca'ya itaat edip sadakat gösterenlerin birbirinden ayrılıp apayrı şekilde kendini belli ettiği gibi |
|
|
|
|
#4 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 8175
Üyelik tarihi : 12-09-2010
Konuları : 44
Mesajlar : 101
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 05.04.12
Durumu : Status: Offline
|
“İşte onlar hidayete karşılık sapıklığı tercih etmiş kimselerdir. Fakat bu alışverişleri onlara bir kar getirmemiş ve bir daha da doğru yolu bulamamışlardır.” (Bakara Suresi: 16.) Sual: Münafıkların ile ihzarlarında ne fayda vardır? Elcevap: Onların mezkur cinayetlerini işiten samiin kalbinde hasıl olan nefret ve adavet öyle bir dereceye baliğ olmuş ki, onları gözüyle göreceği ve yüzlerine tüküreceği gelir ki, yüzlerine tükürmekle kalbi rahat olsun. İşte bunun için onlar “İşte Onlar” dürbünüyle ihzar edilmiştir ki, sami yüzlerine tükürsün. (İşaratü'l-İ'caz, Sayfa: 110-111) Tıpkı Günümüzde olduğu gibi! |
|
|
|
|
#5 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 8175
Üyelik tarihi : 12-09-2010
Konuları : 44
Mesajlar : 101
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 05.04.12
Durumu : Status: Offline
|
"Şüphesiz inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar', kesin olarak Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. (Allah,) Onların amellerini boşa çıkaracaktır."(Muhammed Suresi Ayet:32) Muhammed Suresi 32. Ayetinin Tefsiri: Bu ayette iki anlam kastedilmektedir: Birincisi, kendilerince iyi bilip yaptıkları işlerin hepsini Allah geçersiz kılacak, ahirette amellerinin en küçük bir karşılığını göremeyeceklerdir. İkincisi ise, Allah ve Peygamberi'nin dinini engellemek için aldıkları bütün tedbirler boşa gidecek ve işe yaramayacaktır.(TEFHİMÜ-L KUR'AN) Kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra Hoca'ya karşı gelip zorluk çıkaranların Milli Görüş'ü engellemek ve temel esasalarımızdan saptırmak için yaptıkları bütün planlarını Cenabı Hak boşa çıkaracak ve planları bir işe yaramayacaktır! |
|
|
![]() |
| Etiket |
| bulunan, cevap, edepsiz, görüşçülere, milli, sefihler, sefihlere, sefihlik, İftirasında |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Milli Görüşçülere Düşen neymiş ? OKUYALIM | hasantalha | Milli Görüş 40.YıL ÖzeL Bölüm | 12 | 07.03.11 20:12 |
| Milli Görüşçülere açık mektup | Alemdâr-ı İslâm | MİLLî GÖRÜŞ | 14 | 01.09.10 11:35 |
| Milli Görüşçülere Düşen ne ? OKUYALIM | hasantalha | MİLLî GÖRÜŞ | 0 | 01.11.09 19:33 |
| Selam olsun milli görüşcülere | yasar.hayma | YENİ ÜYELERİMİZİ TANIYALIM | 17 | 06.05.09 17:16 |
| Milli Görüşçülere // SÖNMÜŞ ALEVİ YENİDEN TUTUŞTURMAK | Elcihad | MİLLî GÖRÜŞ | 0 | 10.11.08 10:28 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|