|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,922 | Üyeler: 10,668 | Online: 209 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Yedi günde Hindistan seyahati 2 25 Kasım 2009 Perşembe günü saat 18.40'da 1070 sefer sayılı uçakla Yeni Delhi'ye uçtuk. Beş buçuk saatte Hint saatine göre sabah 04.00 de Delhi'ye vardık.Akşam namazını Yeşilköy'de hava alanının mescidinde kıldık, sabah namazını Yeni Delhi'de otel odasında kıldık. Gazneli Mahmud'un, Timurleng'in, Babür şahın altı ayda vardığı diyara biz altı saate varmadan ulaştık. Altı ayda varan o ecdadımız orada tam dokuz yüz yıl kalıvermişler ve arkalarında bıraktıkları eserlerle medeniyetin ne olduğunu gösterivermişler. 1650 yılından beri ticaret yoluyla Hindistan'ı sömüren İngilizler, 1800 yılından beri askeri güçleriyle sömürülerini devam ettirirlerken vahşi batının bütün vahşetini onlara gösterdiklerinden bir milyar üç yüz milyon nüfusa sahip Hindistan'da nüfusun ancak yüzde ikisi Hıristiyan'mış. Yüzde yirmisi Müslüman olan Hindistan'da iki yüz altmış milyon Müslüman olduğu söylenir. Neredeyse Türkiye'nin dört katı Müslüman var. Batıda olduğu gibi Hindistan'da da din değiştirenler, İslam'a geçiyorlarmış. Delhi havaalanına Nuh aleyhisselamın "Rabbim beni mübarek bir yere indir. Sen konuklayanların en hayırlısısın." (Müminun suresi ayet 29) duasını okuyarak indik. Havaalanında bizi karşılayan Hind ırkından iki Müslüman genç, ellerinde MAHMUT TOPTAŞ ve MEHMET ÇELİK yazılı iki kâğıtla kendilerini tanıttılar. Mehmet Çelik'in İngilizcesiyle selamlaştık, tanıştık, direksiyonu sağdan olan arabaya bindik ve dünyanın hiçbir yerinde bu güne kadar karşılaşmadığım türden bir trafiğin içine girdik. Sabah namazına IKON otele yetiştik. İnsanları sıcakkanlı ama ağırcanlılar. Otelin resepsiyonundaki görevli pasaportlarımızı açarken, eline kalemi almaya karar verirken, kaleme doğru elini uzatırken, kalemi eline alıp kayıt defterine yazmaya yönelirken biz durduğumuz yerden çat diye çatlayacağız neredeyse. Bütün bu ağırcanlı iş yapılırken ağır çekim gülümsemeyi de ihmal etmiyor. Baktık ki, adamın acelesi yok, biz "pasaportlar sende kalsın acele etme, gönlüne göre sen yaz" dedik ve odamıza yöneldik. Eşyalarımızı taşıyan Hindu delikanlı da çok sevimli. Hep gülümsüyor. Odamıza varınca ilk işimiz Kıblenin ne tarafta olduğunu sormak oldu. Hindu delikanlı "Kıble, Mekke, Ka'be kelimelerinden bir şey anlamayınca güneşin nereden doğup nereden battığını sorduk. Öğrenince de batıya doğru dönüp namazımızı kıldık. Türkiye'de genelde güney tarafa dönülür, Amerika'da doğuya doğru dönülür, Yemen'de Kuzeye doğru dönülür ama Almanya'da biri bana "Televizyona doğru dön hocam" deyiverdi. Almanya'da otele beni bırakan dosta, otel odasında Kıblenin ne tarafta olduğunu sorduğumda oteldeki televizyonu gösterdi ve "bu taraf" dedi. Niçin öyle? Dediğimde biz, ev de televizyona karşı dururuz" dedi. Peki bu otelde televizyon şu duvarın önünde olsaydı nasıl olacaktı? Dediğimde yanlışını anladı ve doğu-batı istikametinden Kıbleyi ayarlamıştık. Devamı yarın |
|
|
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Yedi günde Hindistan seyahati 1 Gezilerde gördüklerimizi anlatacağız ama gitmeden o konuda bizi şartlandıranlar da gezi notlarını ve algılarımızı etkilerler. "Aman hocam, yanında konserve götürmeyi ihmal etme, yemeklerini yiyemezsin" diyenler, "Aman yanında cibinlik götür, sivrisinekten yatamazsın" diyenler, o gideceğiniz ülke hakkında sizi şartlandırırlar. Daha önceden gidip gelenler de nereleri görmemiz gerektiğini söylerlerken kendilerince önemli olanları size dikte ederler. Elçilerin seyahat anılarında siyaset kokarken, terziler, gördükleri yerlerin kıyafetlerine ağırlık verirler. Siyasiler, hükümet konaklarının koridorlarını, Asari atika/antikacılar müzeleri, şairler dağları, dereleri, bahçeleri görmeyi daha çok tercih ederler. Hocalar, mabetler ve tapınakları anlatırken, bir diğerleri o toplumun en düşük ahlaksızlarının sokaklarını tanıtırlar. İsrail'e üç günlüğüne görev gereği giden bir General, dönüşünde "Bir Alayla İsrail'i bir haftada alabileceğini arkadaşlarına anlatırken oraya giden bir ziraatçı da genetiği değiştirilmiş gıdaların dünya insanına nasıl zarar verebileceğini araştırdığını söyleyebilir. Hava bulutlanınca köpeğe sormuşlar ne olacak? Köpek "Gökten kemik yağacak" demiş. Kedi "Fare yağacak" demiş. Bülbül: "Gül yağacak" demiş. Çiftçi "Yağmur yağacak" demiş. Her gezgin, yaşı, eğitimi, kültürü, ait olduğu gurup gayreti ve hassasiyeti ölçüsünde görür, anlar ve anlatır. Ben de size isteğini reddetmem mümkün olmayan bir dostumun arzusu üzerine Hindistan'da gördüklerimi, duyduklarını, anladıklarımı anlatmaya çalışacağım. Gezerken görmediğim bir çiçeğin bende bıraktığı keyfi anlatmam mümkün değil. Görmediğim, adını bile duymadığım bir kuşun ötüşünün, iç dünyamdaki yankısını benden dinleyemeyeceksiniz. Çektiğim çiçek, ağaç, dağ, dere, eski eser fotoğrafları ise onların binbir gülüşünden birinin dondurulmuş halidir. 25 Kasım 2009 Perşembe günü saat 18.40'da 1070 sefer sayılı uçakla Yeni Delhi'ye uçtuk. Beş buçuk saatte Hint saatine göre sabah 04.00 de Delhi'ye vardık. Akşam namazını Yeşilköy'de Havaalanı'nın mescidinde kıldık, sabah namazını Yeni Delhi'de otel odasında kıldık. Akşam namazı için mescide vardığımızda her milletten insan teker teker akşam namazı kılıyor ve cemaat olamıyorlar. Ben öne geçtim ve sesli olarak Allahü ekber deyip imam oldum. Selamı verdiğimde arkamda rengarenk bir saf cemaat vardı. Demek ki dünya genelinde parça parça yaşayan bu İslam ümmetine Allahü ekber diyerek öne geçecek imanlı, edepli, bilgili, cesaretli ve güven veren biri gerekiyor. Uçağa binerken "Bunları bizlerin emrine hizmetkâr kılan (Allah'ı) tesbih ederiz. Biz bunları emrimiz altına almaya yanaştıramazdık" (Zuhruf suresi ayet 13) ayetini okuduktan sonra "Rabbim, beni doğru bir girişle girdir ve doğru bir çıkışla çıkar. Bana katından yardım edici bir delil ve kuvvet ver." (İsra suresi ayet 80) ayetini okuduk. Uçakta iken batı cephesinde alacakaranlık bir görüntü vardı. Biz, doğuya doğru uçtukça her bir kilometrede karanlık koyulaşıyordu. Yere doğru derinliği de göğe doğru yüksekliği de gecenin karanlığı boğmuş her yer kapkaranlık. Ancak uçağın içinde uyumayıp kitap okuyanların ışıltısı etrafı aydınlatıyordu. Doğuya giden uçaklarla batıya giden uçaklar arasında fark olduğu hissine kapıldım. Batıya giden uçaklar biraz daha konforlu iken doğuya giden uçaklar daha az konforlu. Uçakta verilen hizmet ve hizmet verenlerde de fark var gibi. Belki fark yoktur da bana öyle gelmiştir. Devamı yarın. |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür edenler: | Seida (23.12.09) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Yedi günde Hindistan seyahati 3 Sabah namazında vardığımız otelde öğleye kadar uyuduk desem doğru olmaz. Uykuyla uyanıklık arası bir şey bizimki. Öğleye doğru kalktık, otelin restoranına indik. İlk defa Hind kahvaltısını göreceğiz. Önceden bizi şartlandıranlar olduğunu "Aman konserve götürün" dediklerini söylemiştim. İnanmayın. Dünyanın neresine giderseniz gidin süt, yumurta, yoğurt, tereyağı bulunur. Masadaki tereyağından biraz şüphelendik. Nebati yağlara benziyordu. Ben bu güne kadar nebati yağ yemediğim için biraz tereddüt edince masanın öbür tarafında oturan bir delikanlı, yağın bufalo yağı olduğunu söyleyince yedik. Daha sonra öğrendik ki, Hintliler camıza bufalo diyorlarmış. Camız çok fazla Hindistan'da. Ama bizim buraların camızlarından daha küçük. Hatta Türkiye'nin ineklerinden de küçük. Demek ki, insanların yiyecekleri de kendilerine uygun oluyor. Yemekten sonra bizi gezdirecek olan Nedim kiralık bir araba ile geldi. Nereleri gezmek istersiniz? Deyince ben, yirmi yıl önce ülkemize gezmeye gelen, Sultanahmet Camii'nde tanıştıktan sonra benim evimde bir hafta misafirim olan, Hindistan radyolarının en önde gelen şarkıcısı iken şarkıcılığı bırakıp Kur'an okumaya başlayan ve Hindistan'da plaklara Kur'an okuyan Abdülmennan Chandra'nın bana gönderdiği mektup ve kartpostallardaki adrese gidip kendisini bulmak oldu. İnsan kalabalığında yürümenin çok zor olduğu, arabaların girmediği, iki kişinin omuz omuza vuruşarak ancak geçebildiği dar sokakların arasında adresi bulduk ama Abdülmennan'ı bulamadık. Onu tanıyan bir esnaf, yedi yıl önce vefat ettiğini söyledi. Dar sokaklarda yüz yıl öncesinin ahşaptan yapılmış el arabalarıyla baharat taşıyan yüzlerce hamalın arabalarına takılmamak için sırtımızı duvarlara dayayarak o dar sokaklardan çıkmaya çalıştık. Dar sokaklarda gökyüzüne gözünüzü çevirdiğinizde gökyüzünü de zor görürsünüz. Telefon telleri, elektrik telleri, eskileri yenileri birbirine geçmiş ve tam bir örümcek ağının ara deliklerinde seyredebilirsiniz gökyüzünü. O bölgeye ait olmak üzere tuvalet bulmada zorluk çekmezsiniz. Küçük tuvaletiniz geldiğinde havayı koklayın ve gelen koku tarafına gidin. Yolun üzerinde ayaküstü tuvaletler var. Her tarafı açık yalnız ön tarafınız kapalı. Tabi alışık olmadığınız için orada yapamazsınız. Oradan ayrıldık ve bir Hint tapınağına geldik. Girişte ayakkabılarımızı çıkarmamız söylendi, biz de çıkardık ama ayağımızı basacağımız yer çok kirli. Çoraplarımızın üzerine geçirebileceğimiz hiçbir şey bulunmamakta. İçeriyi görme arzusu kirli merdivenlerden ve kirli beton yerlerden yürümeye zorladı bizi. İçeriye girince fotoğraf çekmememiz söylendi. İçeride üç ayrı koridorda üçer tane duvara gömülmüş iki metre genişliğinde bir metre derinliğinde görünümlü yerler var ve buralarda tapınılan kişilerin çok süslü heykelcikleri var. Her odacığın başında bir rahip var ki onlar Sadhu diyorlarmış. "Fotoğraf çekebilir miyim?" diyorum "hayır" diyorlar. Elimin parmaklarını birbirine sürtünce paranın geleceğini anlayınca etrafa bir bakınıyor ve başını eğerek fotoğrafa izin veriyor. Her kabilenin tanrısı ayrıymış ve milyonlarca tanrı varmış. Bizim orada gördüklerimiz yirmi kadardı. Genellikle kadın şeklinde tasvir edilmiş tanrıları. Tanrıların her birinin başında çok görkemli bir taç, boyunlarında bizim kadife dediğimiz sarı çiçeğe benzer bir çiçekten tespih gibi ipliğe dizilmiş ve boyunlarına asılmış çiçekler var. Her tanrının elbiseleri rengarenk. Bazılarının burnu fil hortumu şeklinde. Bazı Hindular iki elini birleştirip yalnız kendi tanrısına saygısını sunduktan sonra eşiği öpüp gidiyor, bazıları ise diğer tanrıların da eşiğini öpüyor. Bazıları Sadhu'nun yanına yaklaşıyor ve alnına kırmızı bir boya sürmesini istiyor, Sadhu da kutusunun içine yuvarlak fırçasını daldırdıktan sonra o kişinin iki kaşının ortasına yuvarlak bir şekilde kırmızı damgayı vuruyor ve bu kırmızı noktaya "Bindi" diyorlar. Otuz kadar genç kız ve kadından meydana gelen bir gurup oturdukları yerden koro halinde bir şeyler okuyorlardı. Fotoğraf çekmek isteyince biri engel olmaya kalktı. Ben de çekmedim. Çıkacağamız zaman tapınağın delisine fotoğraf makinesini gösterdim, deli beni anladı, eliyle gel dedi. O önde ben arkada salona vardık, deli koroyu idare eden kadınla işaretleşti ve bana fotoğraf çekmem için işaret etti. Otuz kadar kadının hepsinin başı açık, yalnız bir tanesinin başı yarı kapalıydı. Hindistan genelinde Müslüman kadınların da Hindu kadınların da belden aşağısı tamamen kapalı. Bazı Hindu kadınların göbek ve sırtları açık ama omuzlar yine kapalı. Hindu kadınların çoğunluğunun başı kapalı. Ancak saçların ön tarafı alınlarına doğru açık. Bu saçın ön tarafının açıklığı bazı Müslüman kadınlarında da var. Devamı yarın. |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür edenler: | Seida (23.12.09) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Yedi günde Hindistan seyahati 4 Üzüm üzüme baka baka kararır" derler ya işte bunun doğruluğunu Hindistan da görmek mümkin. Şu anda Türkiye'de kamuya ait mekanların en temizi cami ve mescitlerdir. Biraz iddialı bir cümle ama camilerden uzak olanlar isterlerse bu dediğimin sağlamasını herhangi bir camiyi ziyaret ettikten sonra o camiye ait bir devlet dairesini de ziyaret etsin. Caminin daha temiz olduğunu görecektir. Hindistan'da Müslümanlar, Hind tapınaklarına bakarak kirlenmeyi esas almışlar. Daha önce size bir Hind tapınağını gezişimizi anlatmış ve pisliğinden bahsetmiştim. Delhi'deki Kızıl sarayı gördükten sonra onun karşısındaki Jama mescid yani cami mescid diye bilinen, kızıl mermerden yapılmış tarihi camiyi de gezdik. Bir tepenin üzerine inşa edilen ve her taraftan görülebilen bu camiye yüzlerce merdiveni tırmandıktan sonra vardık. Tabi her merdivende yüzlerce dilenen çocuk var. Genellikle Hindu çocuğu olduğu söylendi. Hint tapınaklarının önünde dilenci olmayıp da aynen Türkiye'de olduğu gibi cami önünde olması merhametin Müslümanlarda kaldığının göstergesidir. Dilenciler, deneme yanılma usulüyle, meyhane önünde durmuşlar, kahvehane, sinema, tiyatro gibi insan kalabalıklarının olduğu yerde durmuşlar bakmışlar ki verim en iyi camilerde oraya mesken tutmuşlar. Camiye vardık, avlu kapısında görevli biri ayakkabılarımızı çıkarmamızı söyledi. Biz, camiye girerken çıkarırız" dedikse de ikna edemedik ve avludan daha temiz ayakkabılarımızdan ayaklarımızı çıkardık kipkirli avluya temiz çoraplarımızı basarak yürüdük. Avlunun ortasında derinliği bir karışlık küçük bir havuz var. Havuza akan bir su yok. Ne zaman doldurulduğu belli olmayan bu yoğurt kadar koyu sudan abdest alan insanlar var. Ülke sıcak olması nedeniyle beş vakit namaz kılınan yerin kapı ve pencereleri yok Namaz kılınan yerle avlu arasını kapatacak bir şey yok. Cami sergisi olarak halı veya kilim değil, naylon hasırlar serilmiş. Orada bizim Hüsnü Okumuş hocayı hatırladım. Mehmet Çelik beye "Devlet, din görevlisi olarak buraya Hüsnü Okumuş hocayı gönderecek ve bu camiye altı aylığına hoca tayin edecek, eline biraz da maddi imkan verecek ve buranın imamına bunun böyle temiz yapılacağını altı ayda gösterecek" dedim. Caminin etrafı esnaflarla çevrili. Ayaküstü mangallarda ciğer kebabı yapanlar var. Müslüman olduklarını öğrendikten sonra yanlarına vardık ve denemek için bir tane şişi istedik. Baktık gerçekten çok lezzetli bir kaç tane daha istedik. Bu arada dilenci çocuklar da geldiler. İşaretten anlıyorsun. Bunlara da ver dedik. Bir, iki, üç......çoğaldılar. Yeni gelenlerle paylaşın diyoruz paylaşmadılar. Bunların karnı doyunca gittiler ama diğer dilenci çocuklara haber vermek için yıldırım hızıyla koştular. Dilenciler ordusu merdivenleri ikişer üçer atlayarak bizim yanımıza gelinceye kadar biz ciğerciyi terk ettik. Delhi'deki Kutup Minare'yi ziyaret ettik. Buradaki minareyi görmeden önce ben, Eiffel/Eyfel kulesini gözümde çok büyütmüştüm. Hindistan Turizm Bakanlığı'nın en büyük eksikliği bu minareyi dünyaya tanıtmamasıdır. Kırgızistan'daki Balasağun minaresinden en az iki kat daha yüksek ve sanatın her çeşidi uygulanmış. Mermerler sanki ebru ile kaplanmış gibi tabiattan öyle çıkartılmış. Kırmızı rengin tonları çok sanatkârane işlenmiş. Rabbimizin el-Esma'ül Husna'sı en değerli hattat tarafından taşa nakış yapılmış. Ustaları göremesek de sanatlarını seyredebiliyoruz. Yerdeki çapı on beş metre civarında olan bu minarenin biraz ilerisinde on metre yüksekliğinde tunçtan bir direk duruyor. Onu sorduğumda "Hint tapınaklarından kalma ve Müslümanlar tarafından bu güne kadar cami avlusunda korunmuş" dediler. Devamı edecek. |
|
|
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Yedi günde Hindistan seyahati 5 27 Kasım 2009 saat 12.40'da Lekne/Lucknou'ya, goindigo havayolları ile uçtuk. 475 kilometrelik yolu bir saatte aldı. Şirketin sahibi Pakistan devlet Başkanı Muhammet Ali Cinnah'ın torunu imiş. Pakistan ile Hindistan'ın siyaset babaları çarpışırken çocuklar ülkelerin çıkarlarını bölüşüyorlar olabilirler. Hindistan'da Hindular ile Müslümanlar arasında hiçbir zaman sorun olmamış. Sorunlar, İngilizler işgal için önce ticari şirketlerini ve misyonerlerini gönderdiklerinde sorunlar başlamış. Şimdilerde ise seçimler yaklaşırken ne olur bilinmez ülkenin bir çok yerinde kimin yaptığı belli olmayan tahrikler meydana gelir. Seçimler bitince sorunlar da geçici olarak bitermiş. Lekne'de Compakt Inn otelde iki gece kaldık ve Kurban bayramı namazını Nedvet'ül-ulemanın camisinde kıldık. Saidürrahman'ın vaazını dinledik. İHH'nın kestiği kurbanlar görüldü ve akşam üzeri Lekne seyahatine üç tekerlekli pırpırla çıkıldı. Taksi tutmamamızın sebebi o gün Hindular için felaket günüymüş ve o gün çalışmadıkları için taksi bulunamadı. Pırpır sahibi de bu kurala uymadığı için çıkmış ve biz onu kiraladık. Akşam namazını Sünni Tile mali mescidinde kıldık ve hemen karşı tarafındaki Şii Bara İmam Bara mescidine geçtik fakat külliyenin önünde bekleyen kişi, güneşin battığını, zamanın geçtiğini ve giremeyeceğimizi söyleyince bizi gezdiren kişi parmaklarını kıpırdatınca hemen içeri aldı ve girdik. Çok büyük ve çok görkemli bir külliye. Önce mescidinde Tehıyyetül mescid namazı kıldık, sonra müze bölümünü gezdik. Çarşıda kurbanlık keçileri gördük. Türkiye'de öyle besili keçiye rastlamak mümkün değil. Satıcıları zayıf, keçiler besili. Demek ki kan eksen can bitecek bu toprakların otundan keçilerin faydalandığı kadar insanları faydalanamıyor. Hani "Balık yemesini değil, balık tutmasını öğretmeli" diye bir söz vardır ya bu sözün bile eksik olduğunu ben orada gördüm. Mürşidabat'da iki yüz kilometre gittik ve hiçbir yerde dağ göremedik. Tarlalardaki mahsullerin siyaha çeken yeşilinden anlıyoruz ki toprak kanı cana çevirecek güçte. Toprağı iki metre kazınca evin önüne tabii havuz oluşuyor. O havuza balıklar bırakılınca balık yetişiyor. Yani balığın yalnız denizden, gölden, nehirden tutulacağını zan edenler ve bunların olmadığı yerde balık tutmasını öğretemeyenler de yanılıyorlar. Mürşidabad'a dönerken önümüzde giden kamyon kasasının dört köşesinde dört adam oturmuşlar ayaklarının biriyle kasanın içini tekmeliyorlar. Rehbere bunların ne yaptığını sorduğumda bilmediğini söyledi. Hiç konuşmayan Hindu şoförümüz, "Onlar canlı balık taşıyorlar. Kamyonun kasasında havuz var. Dört kişi suyu tekmeleyerek havuza oksijen veriyorlar ve balıkları canlı tutmaya çalışıyorlar" dedi. Lekne'de düğün kafilesine rastladık. Gelin almaya giden kafilede yalnız damat arabaya binmiş, diğerleri yolun kenarından türküler eşliğinde oynayarak gidiyorlar. On kadar işçinin kafaları üzerinde kırk sekiz ampulü olan daire şeklinde pano var. Ampuller rengarenk. Elektrik enerjisi kabloyla veriliyor. Önde elektrik üreten bir motor var. Zengin düğünü olduğu düğüne katılanların şişmanlığından belli. Yıldızlı otellerde düğün yapanların hemen hepsi şişman. Havaalanlarında gördüklerimiz orta derecede şişman. Fotoğraf çekmek için izin istediğimde düğün sahibi memnuniyetle kabul etti ve hemen hanımını da alarak oynamaya başladı. Hem oynadı hem poz verdi. Aynı akşam kendi otelimize geldiğimizde otelde de düğün olduğunu gördüm. Bu düğünün sahibi Brahman imiş. Hindu olanlar ile Brahman olanlar hiçbir zaman birbirine karışamazmış. Brahmanlar biraz daha üst tabakadan. Gelinin kâküllerini açıkta bırakan bir başörtüsü var. Başörtüsünün kenarları altın ve değerli taşlarla kanaviçe şeklinde örülmüş. Aynı şekilde gelinin boğazından göğsüne kadar altın ve kıymetli taşlardan örülmüş gerdanlık var. Burnunda, bilezik büyüklüğünde inci dizilmiş hızma yine inci dizili bir işlemeyle başörtüsüne bağlanmış. Hilal kaşların üzerinde yine hilal gibi kırmızı noktaların üzerine yedi inci yapıştırılmış. İki kaşın arasına yukarıdan aşağı üç kırmızı nokta üzerine üç inci yapıştırılmış. Gelinin sırtında kırmızı bir kaftan kenarları işlemeli. Boynunda kırmızı gül yapraklarından bir halka, göbeğine kadar inmiş. Damadın başındaki kırmızı ve beyaz gül yapraklarından yapılmış taç, aynı Kızılderili liderinin kartal kanatlarından yapılmış başlığı gibi haşmetli. İpliğe dizilmiş gül yaprakları baştan beline kadar sarkıyor. Damat, ceket, gömlek, kravat ve pantolon giymiş. Otele at üzerinde geldi damat. Kucağında da yedi yaşlarında bir çocuk vardı. Dini töreni idare edecek kişiye Punda diyorlarmış. Otelin girişinde yere kaplar içinde tuz, karabiber, kırmızıbiber ve diğer Hind baharatları koymuş. İçeri girenler, uzaktan saygılarını bildirip salona geçiyorlar. Altmış yaşlarını gösteren Punda ise yere oturmuş, ayağının birini kendine doğru çekmiş, öbür ayağını uzatıvermiş hayatından pek memnun olmayan bir tavırla sunulan saygılara gönülsüzce başıyla karşılık veriyor. Devam edecek. |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür edenler: | Seida (23.12.09) |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Yedi günde Hindistan seyahati 6 Avrupa'ya gittiğinizde oranın şoförlerini görünce "bunlar, İstanbul şoförlerinin eline su dökemez" dersiniz. Hindistan'ı görünce de "İstanbul şoförleri Delhi'deki şoförlere muavinlik yapamaz" diyesiniz gelir. Delhi, Lekne, Mürşidabat, Feyizabad ve köylerinde gezerken kiralık arabanın Hintli şoförü ve diğer şoförlerden bir tanesinin kaza yaptığını görmedik. İstanbul'a gelince havaalanından eve giderken bunu anlatıyorum ve "Bizde ise havaalanından Mecidiyeköy'e kadar birkaç tane kaza yapmış ve birbirlerine efelenen adamlar görürsün" derken hanım gösterdi bak sağda tamponlar kırılmış adamlar birbirlerini kırıyorlar" deyiverdi. Şehir trafiğinde bir arabaya beş motor, on bisiklet ve yirmi yaya hesap et. Herkesin yolun kendisine ait olduğuna inanarak gittiğini ve çekilmediğini, hiçbir kurala uymadığını, yolun ortasından giden bisikletlinin de haklı olduğunu hesap ederek gideceksin. Trafiği tıkamayacaksın. Kimseye kızmayacaksın. Dört yanındaki dört araba otuz kadar motor ve bisikletin hepsi korna çalacak ve sen kimseye kızmadan, etrafına bakmadan yoluna devam edeceksin. Herkes çıkış yoluna kilitlendiğinden, efelenmek hatırından bile geçmediğinden trafikte kilitlenme yok. Kavga yok kaza da yok. Arabaların, otobüslerin, kamyonların, motorların çoğunluğu TATA marka. Hindistan kendisi üretiyormuş. Ara ara Japon arabalarına rastlanır. Yedi gün içinde Avrupa'nın o ünlü arabalarından bir tanesini göremeyince "Yasal engel mi var?" diye sordum "Hayır, yok" dediler. Çok az da olsa varmış ama biz görmedik. Dini özgürlük bizden çok fazla. Özel veya kamu görevlisi şoförler, putlarını arabanın içinde önlerine koyup yola öyle devam ediyorlar. Devlet daireleri nasıl bilmiyorum. Türkiye'de Havayolları otobüslerinin şoförleri, İslam dinini çağrıştıracak bir sembol koysunlar seyreyle sen gümbürtüyü. Şoförümüz Hindu dinine mensup. Ama arabayı kiralayan rehberimiz, onda çok nazik ve kibar davranıyor. Geceleri yattığımız otelden ona da yer ayırtıyor, yediğimiz yemekten yediriyor. Rehberimize bu insani ve İslami sorduğumda "Bütün Hindistan'da siyasiler olmasa hiçbir sorun çıkmaz. Seçim zamanlarında sorunlar çıkar" dedi. Yol üzerinde eviniz varsa yirmi dört saat korna sesini kesintisiz dinleyeceksiniz demektir. İki yıldır Hindistan'da yaşayan çok değerli bir hoca efendiyi kurduğu hizmet binasında ziyret ettiğimizde Mehmet Çelik bey, bu kornaların fazlalığından şikayet edince hoca efendi "İlk geldiğimde ben de senin gibi düşündüm ama ben de arabayla trafiğe çıkınca aynen onlar gibi elimi kornadan kaldırmadan çalmaya devam ediyorum" dedi. Trafikte haklı da yok, haksız da yok. Yol almak var. Gideceğin yere kilitleneceksin, burnunu sokabildiğin yere gireceksin. Öbür arabanın önüne girdiğinden dolayı o sana dönüp bakacak zamanı olmadığından, o da başka birinin önündeki boşluğa aktığından kimse kimseye kızmadan, kırmadan yoluna devam ediyor. Delhi trafiğinde bir tane ineğe rastlamadık. Yani Türkiye'de anlatıldığı gibi değil. Belediyelerin özel tedbir aldıkları kanaatindeyim. Yolda binlerce motorlu, bisikletli erkeğe rastlarsınız ama kadın sürücüye çok az rastlarsınız. Yedi günde iki tane motor süren kıza, bir tane bisiklet süren kıza rastladım. Devam edecek |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür edenler: | Seida (23.12.09) |
![]() |
| Etiket |
| günde, hindistan, seyahati, yedi |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Hindistan-Pakistan savaşın eşiğinde | Yahya-EbuHafs | DÜNYADAN HABERLER | 0 | 26.12.08 20:17 |
| Hindistan askerleri Keşmirlilere saldırdı | Yahya-EbuHafs | CİHAD BELDELERİNDEN HABERLER | 0 | 25.12.08 15:17 |
| "yedi harf" ten maksat "yedi kıraat" değildir. | kılıçustası | Tefsir | 0 | 01.12.08 17:36 |
| Hindistan'daki Ergenekon | Vukuf-i Kalbi | DÜNYADAN HABERLER | 0 | 29.11.08 22:03 |
| Hindistan daki eylem... | Yahya-EbuHafs | DÜNYADAN HABERLER | 4 | 28.11.08 20:27 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|