|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,923 | Üyeler: 10,668 | Online: 204 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Mevlana’dan Mardin fetvasını yalama yapanlara cevap 1 Zayıf gönüllü, korkak ve avare, aşk derdinden ve yarasından habersiz; riyazet ve mücahedesiz, gölgede büyümüş sofî hakkında. O, halkın elini öpüp hürmet göstermesine kanmış ve kendisinin parmakla gösterildiği zehabına aldanmıştı. Çocukların yalan şehadetleri yüzünden hasta olduğu vehmine kapılan mektep hocası gibi bu sofî de mevcut olmayan mücahedesine rağmen ben mücahidim iddiasıyla vehme düşüp "Halk, benim mücahedemi bilir. Elân gaziler gazaya gitti. Ben dahi onlarla beraber gidip zahirde de hünerler göstereyim. Zira, cihad-ı ekberde müstesnayım, cihad-ı asgarsa pek kolaydır!" diyerek gazaya gitmişti. Arslanın yalnız hayalini görüp yiğitlikler göstererek, atıp tutarak ormana arslan avlamaya yollanmıştı ama hâl diliyle arslan ona "Hayır, ileride bileceksiniz yine sakının ileride bileceksiniz." diyordu. Bir sofî, askerlerle beraber savaşa gitti. Ansızın harp başladı. Atlılar ceng meydanına giderken sofî, çadırda kalakaldı. Her ağır can, yeryüzünde kalır. En önde gidenlerse göklere yüceldiler. Onlar cengedip muzaffer olarak geldiler. Döndüklerinde pek çok ganimet getirdiler. 3750. Sofîye de ganimetten hisse olarak bir armağan vermek istedilerse de o, reddedip hiç bir şey almadı. "Bu kızgınlığın neden?" dediklerinde, "Burada gazadan mahrum kaldım" dedi. Sofî, savaşta düşmana kılıç çekmediği için müteselli olmuyor, üzülüyordu. Dediler ki, "Pek çok esir getirdik. Sen de bunlardan birini öldürüp cenge hissedar ol! Birisinin başını kesip sen de hemen gazi ol!" Sofînin gönlü bundan cesaretlenip sevindi. Abdest almada temiz su makbuldür ama o olmayınca teyemmüm edilir. Sofî, bağlı bir esiri, gaza etmek için çadırın arkasına alıp götürdü. Sofî, esirle beraber gitti, vakit gecikti. Gaziler, "Acaba bu fakire ne oldu? Kâfirin iki eli de bağlıydı. Onu öldürmekte gecikmesinin sebebi ne ola?" dediler. Birisi, vaziyeti araştırmaya gidince kâfiri, sofînin üzerine çıkmış hâlde gördü. 3760. Esir, kadının üstündeki erkek gibi arslancasına üstte, sofi ise onun altında kalmış! Elleri bağlı olduğu halde hadsiz gayz ve kinle sofinin boynunu ısırmış. Boynu, kâfirin dişlemesinden harap olmuş. Sofî, kendinden geçip yerlere uzanmış. Eli bağlı kâfir kedi kesilmiş. Sofî'nin boynundaki yaraysa pek fazla. Esirin dişleri onu yaralamış, o fakirin sakalı ve yüzü kanlara batmıştı. Bu da senin hâline benzer, sen de elleri bağlı nefsinin altına o sofî gibi düşmüş, kendinden geçmişsin. Ey bir tepecikten acz ile inleyen, daha yolunda nice yüz binlerce dağlar var. Sen daha bir tepeden korkuyorsun, bunca derbendi geçmen nasıl mümkün olacak? Gaziler, hemen önce din-i mübin gayretiyle kâfiri katlettiler. Korkusu ve ıstırabı gitsin diye de sofînin yüzüne su döküp gülsuyu serptiler. 3770. Aklı başına gelip gazilerden yana bakınca onlar da macerasını sordular. "Allah, Allah! Ey aziz, bu hâl nedir? Bu kendinden geçmek, bu düşkünlük ne ola? Elleri bağlı ve yarı ölü bir esirden sen niçin böyle kendinden geçtin, onun altına düştün?" dediler. Dedi ki, "Onun başını tam kesmeye niyetlendiğim zaman gözlerini bir acayip açıp, Hışımla gözlerini döndürerek bana öyle bir baktı ki o bakışla ben kendimden geçtim. Gözlerini döndürmesi sanki bir ordu kesilmişti. Bu korkudan sonra gerisini bilemiyorum. Hikâyeyi kısa keselim. Hâsılı o korkuyla kendimden geçip yere düştüm." "Sendeki bu cesaret ve yürekle eli bağlı bir kâfir esirin bakışlarının hiddetinden kılıç elinden düşerse zinhar ve zinhar sen, tekke mutfağından ayrılıp savaşa gitme" diye gazilerin sofîye nasihat etmeleri: Gaziler sofîye dediler ki, "Senin bu yürekle savaşa katılman yersizdir. Zira eli bağlı bir esir, senin sabır gemini kırıverdi. Erkek arslanlar hamle ettiklerinde onların kılıçlarına karşı başlar top gibi olurlar. 3780. Boyunlara inen kılıç darbelerinin tak tak sesleri, çamaşır dövenlerin tak tak eden tokuç seslerine benzemez. Erlerin çengine aşina değilken sen, kan deryasında nasıl yüzebilirsin? Nice başsız tenler, yerlere yuvarlanır. Nice bedensiz başlar, kan deryasının habbeleri gibidir. Savaş vakti, atların ayakları altında yüzlerce yok eden er, yok olur gider. (Devamı yarın) |
|
|
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Fareden bile korkan bir böyle akıl, hiç o safta kılıç çekip coşabilir mi? Cengi, bulgur çorbası sanarak ona rahatça kollarını sıvayıp girişemezsin. Bu iş, ekşili çorba içmeye benzemez. Burada kılıç lâzım. Bu demir safta bil ki Hamza olmak gerek. Savaş, hayal gibi bir hayalden kaçan öyle nazik gönüllülerin kârı değildir. O, erlerin işidir, korkakların değil. Erlerin yeri başka, kadınların başkadır." Allah rahmet eylesin Ayyazî'nin hikâyesi: Yetmiş kere o, şehid olmak ümidiyle bağrı açık gazalar eylemişti. Şehid olmaktan ümidini kesince küçük cihattan büyük cihada niyet ve halveti ihtiyar etmişti. Ansızın gazilerin davulunun sesini duyunca nefsi, gazadan yana şiddetli bir arzuyla zincirini sürüdükte Ayyazî, bu rağbetten dolayı nefsini itham etmiştir Ayyazî dedi ki, "Doksan kere ben, çıplak bir bedenle cenge katıldım. 3790. Kılıç ve oklarla yaralanırım, belki şehâdet müyesser olur diye çırılçıplak atıldım. Boğaza veya can alıcı bir yere ok, bahtlı bir şehidden başkasına isabet etmiyor. Tenimde yarasız bir yer kalmadı. Vücudum, ok yaralarından kalbura döndü. Bir türlü öldürücü bir yere ok isabet etmedi. Bu baht işidir, çabalamakla olmaz. Şehidlik kısmet olmayınca çileye çekildim, halvete girdim. Cihad-ı ekbere azmedip nefsimi riyazete soktum. Gazilerin davul sesleri kulağıma gelip askerin gazaya gittiğini anlayınca, Nefsim, içimden feryat etti. Seher vaktiydi, his kulağımla işittim. Diyordu ki -Savaş anı geldi, hemen kalk git. Kendini gazada murada erdir.- Dedim ki -A vefasız habis nefis, sen neredesin, gazaya meyletmek nerede? 3800. A aşağılık nefis, hileni doğru söyle. Yoksa nefsin içinde taate bir meyil yok. Eğer doğru olarak bir cevap vermezsen, senin hâlini riyazetle harap ederim.- Nefsim o an içerden ağızsız ve fasih bir şekilde şöyle seslendi: - Burada sen beni, her gün öldürüyorsun. Hâlim, aşağılık kâfirlerin hâline döndü. Kimsenin bu perişan hâlimden haberi yok. Sen beni aşsız, uykusuz öldürmedesin. Savaşta yaralanıp ölürsem halk da benim nasıl bir mert olduğumu görür!- Dedim ki, - A nefisceğiz, sen, hem nifak içinde yaşıyorsun hem de münafık olarak ölüyorsun! İki âlemde sen riyakâr imişsin. İki âlemde dahi beyhude imişsin! Bu bedenim sağ oldukça halvetgâhtan çıkmayayım diye adadım." Çünkü bu aşağılık nefs, halvette her ne yaparsa onu başkalarına, halka göstermek için yapmaz. 3810. Onun halvetteki faaliyeti de istirahatı da Hak niyeti ve hizmetiyledir. Bu cihad-ı ekber, öbürüyse cihad-ı asgardır. Her ikisi de Rüstem'le Haydar'ın kârıdır. Bu, farenin kımıldamasından gönlü korkan kişinin kârı değildir. Öyle kimsenin, kadınlar gibi savaş yerinden, kılıç ve mızraktan uzak durması gerektir. Bu da sofî, o da sofî. Yazıklar olsun, o iğneden ölmede, bunaysa kılıç kâr etmiyor. Sureti sofîdir ama onun canı yoktur. Bu türlü sofîler, asıl sofîlerin de adını kötüye çıkarırlar. Şu beden kapısı ve duvarı üzerine Hak gayreti, sofîlerin nakşını çizmiştir. O nakışlar, sihirle kımıldansalar da asa, Musa'nın elindedir. Asa'nın sadakati onları yok ediverir. Firavnî göz o an, toz toprakla dolar. Gerçek sofîyse yaralanmak için savaş meydanında tekrar tekrar düşmana saldırır. 3820. Kâfirle çarpışırken o, yüz çevirmez, Müslümanlarla beraber savaşır. Yaralansa da yarasını bağlar. Tekrar korkusuzca düşmanın üzerine atılır. Bir yarayla ölümün lâfı olmaz diye savaşta tekrar tekrar yaralanır. Tek bir yarayla can verirse hayıflanır. Sıdkının elinden canın kolayca gidişine üzülür. (Mevlana, Mesnevi, Nahifi tercemesi Cilt: 5 Beyit 3746-3823) |
|
|
![]() |
| Etiket |
| cevap, fetvasını, mardin, mevlana’dan, yalama, yapanlara |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Mevlana’yla dünyadan cennete, akıldan aşka yolculuk | Alemdâr-ı İslâm | AKADEMİ GRUBU | 0 | 12.02.10 20:18 |
| Suriye’den İsrail’e anlamlı cevap | Muhammed | DÜNYADAN HABERLER | 0 | 04.02.10 20:57 |
| Mevlânâ’nın irtihali Şebi Arus | Adige Abzakh | Mevlüt Özcan | 0 | 17.12.09 09:37 |
| Sünnet İnkârcılarına Cevap; SÜNNET’İN İSLÂM’DAKİ YERİ VE ÖNEMİ - 2 | k@rdelen | AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET | 3 | 20.11.09 09:13 |
| Abdülhamid’in “hal fetvasını” M. Âkif mi yazmıştır? | Alemdâr-ı İslâm | MİLLİ GAZETE | 1 | 15.11.09 12:58 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 www.milligorusforum.biz Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|