|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,920 | Üyeler: 10,668 | Online: 215 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
![]() Bir âlimin ölümü, bir âlemin ölümüdür -1 Erzurum Alimlerinden Muhammed Halis Emek Hocaefendinin vefatına dair haberi, Şevket hocaefendi bir SMS mesajıyla bildirdiğinde, bir taraftan, "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn = Biz ALLAH Teâlâ'dan geldik ve yine O'na dönücüyüz." Âyet-i kerimesini okurken; diğer taraftan da dalıp gittim, geçmişe... Muhammed Halis Emek Hocaefendiyi, ilk defa 1975'lerde, Erzurum İslâmi İlimler Fakültesinde öğrenci iken tanımıştım. Bütün ömrünü Hakka adayan, gönül insanı, Hak aşığı, dava ve mücadele adamıydı. Her hayatını kaybeden için güzel sözler söylemek gelenek haline gelmiştir. Biz gelenek olduğu için değil, gerçeğin ta kendisi olduğu için güzel sözler yazacağız. Muhammed Halis Emek Hocaefendi "Mü'min gibi Mü'min; Hoca gibi hoca; adam gibi adamdı." Vefatı sevenlerini ve Mü'minleri derin bir üzüntüye sevk etmiştir. Çünkü yeri dolmayacak bir alim kaybedildi. Ülkemiz ve Mü'minler çok değerli, dik duran, gerçek bir ilim adamını kaybetti. Şu hadis-i şerifi de ibretle okuyalım: Abdullah b. Amr (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: "ALLAH Teâlâ ilmi verdikten sonra kullarından çekip çıkarmak yani silmek suretiyle söküp almaz. Fakat ilmi, alimlerin ruhlarını almak suretiyle alır. Ulema ölür, öyle ki tek bir alim kalmaz. Halk da bir takım cahil kimseleri kendilerine reis edinirler. Bunlara birtakım meseleler, sualler sorulur. Onlar da bilgileri olmadığı halde, ilme dayanmaksızın kendi görüşleriyle fetva verirler. Böylece hem kendileri dalâlete, sapıklığa düşer ve hem de halkı dalâlete düşürürler." (Buhari, İlim: 34, İ'tisam: 7, Müslim, İlim: 13, Tirmizi, İlim: 5) buyurdu. Evet, ilim müslümanlar arasından kaldırılacaktır. Ancak bu kaldırma işi alimlerin kalbinden mucizevi bir tarzda ilim çıkarılarak değil, alimlerin birer birer ölmeleriyle olacaktır. İşte görüyoruz... Bir Elmalı'lı M. Hamdi YAZIR vefat etti, bir Ömer Nasuhi Bilmen vefat etti. Bunların vefatıyla büyük bir ilim de gitti. Hani arkaları? Yetiştirebiliyor muyuz? İşte günümüz Müslümanları bu büyük tehlikeyi gözönünde canlı tutarak, tedbir almakta kusur etmemelidirler. Bunun tedbiri de yeni alimlerin yetişmesi için gayret göstermektir. Mekteb ve medreseler açmak, talebelere barınak temin etmek, burs vermek, onların ilmi gayretlerini artırmak için derece alanlara mükâfatlar vermek, eser verenleri madden ve manen taltif ve tatmin etmek gibi... Zamanımızda sportif faaliyetlerin gelişmesi için memleketimizde yapılan teşvikleri görmekteyiz. Başarılı sporculara araba, villa, büyük meblâğlara ulaşan nakit para, alkış, şöhret... Bütün bunlar o sahaya teşvik etmek, himmetleri o istikamete yönlendirip kabiliyetleri o sahada canlandırmak, geliştirmek için yapılmaktadır. Bunun ilmi sahalarda da ihmal edilmemesi gerekir. Muhammed Halis Emek Hocaefendinin hal tercemesi Çat'ın Çögender Köyü'nde 1918 yılında dünyaya geldi. Babası: Erzurum'un Tortum ilçesinin Aşağı Katıklı Köyü'nden Arif Ağagil soyundan Hoca Ali Efendi'nin oğlu Yusuf Saim; annesi: Çat'ın Çögender köyünden Murteza Ağanın kızı Muteber Hanımdır. Sekiz yaşında hafızlığa başlayıp dokuz ayda tamamladı. Aynı köyde üç yıl ilkokula giderek oradan mezun oldu. Akabinde babasından, aklam-ı sittenin dört çeşidinde yazı öğrendi ve o günün meşhur kitaplarından, Muhammediye, Ahmediye, Babadaği, Mevkûfât v.b. kitapları okudu. On altı yaşında Çögender Köyüne İmam-Hatip oldu, iki yıl bu görevi sürdürdükten sonra akabinde görevden ayrılıp, Sefkarlı müderris Abdurrahman Efendiden, sarf ilminin sıra kitaplarını ve nahiv ilminin de Molla Cami'ye kadar olan sıra kitaplarını okudu. Daha sonra Molla Cami isimli kitabı, dönemin meşhur müderrisi Babadereli Ahmet Has Efendi'den okumaya başladı. Kısa sürede bu eseri tamamladı. Bu esnada zaman zaman ziyaretine gittiği dönemin Nakşibendi tarikatının büyüklerinden olan Muhammed Lütfi Efendi'nin meclisinde bir ara bulunurken, ikram edilen şerbetin yarısının kendisine verilmesi halinde intisap edeceğine karar verir. Muhammed Lütfi Efendi şerbeti biraz içince dönüp: - Bak bakayım yarı oldu mu? der ve şerbeti kendisine uzatır. Ardından Hocamız intisap eder.
__________________
HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA ! Girmeden tefrika bir millete düşman giremez Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez... Konu Adige Abzakh tarafından (07.02.11 Saat 12:54 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür edenler: | arifan yolcusu (07.02.11) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Bir âlimin ölümü,bir âlemin ölümüdür -2 Sonra Gaziantep ve Urfa'da üç buçuk yıl süreyle askerlik yaptı ve 1945 yılında terhis oldu. Tekrar Babadereli Ahmet Efendi'nin medresesine döndü ve orada klasik medrese usulündeki tahsilini üç yıl gibi kısa bir sürede tamamlayarak icazet aldı. Bu esnada Farsçayı da kendi gayretiyle öğrendi. O dönemde aşırı halsiz bırakan bir hastalığa yakalandı. Yattığı yerden ayağa kalkacak hali yoktu. Bir gün ders arkadaşları yanında iken odasından içeriye hocasının babası Molla Resul Efendi girer, Halis hocamız aşırı rahatsızlığından ve halsizliğinden dolayı ayağa kalkamayınca: Resul Efendi: - Allahın "Vedud" isminde şifa vardır. Onu zikret" der ve dışarı çıkar. Birkaç defa tekrar edince üzerinden âdeta bir rüzgârın geçtiğini hisseder ve ayağa kalkar. Yanındaki arkadaşları da olan duruma hayret ederler. Hocamız İcazeti müteakip iki yıl Çat'ın Kızılhasan Köyü'nde, dört yıl Yavi Köyü'nde ve altı yıl da Çögender Köyü'nde İmam-Hatiplik yaptı. Bu esnada eski medrese usulünde olmak üzere, yılda 20-30 civarında talebe okuttu. Akabinde 1957 yılında açılan müftülük sınavına, Erzurum'da dönemin il müftüsü Muhammed Sadık Solakzade Efendi'nin huzurunda girdi. Yazılı, sözlü ve mülakatta üstün başarı göstererek Çat ilçesine müftü olarak atandı. Sonra feraiz imtihanı için Ankara'ya çağrıldı ve dönemin Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu ve Feraiz ilminde mahir olan Başkan Yardımcısının huzurunda üstün başarı gösterdiğinden kendisine il müftülüğü görevi teklif edildi. Ancak anne ve babasının hizmete muhtaç olmaları nedeniyle bu teklifi kabul etmeyerek, Çat'ta ikamet eden ailesinin yanına dönmek için Çat müftülüğü görevini sürdürmeyi tercih etti. Bu görevinde dört yıl kaldı. Bu esnada talebe okutmaya devam etti. 27 Mayıs 1960 ihtilalinde, sekiz ay hapis yattı. Beraat edip çıktıktan sonra Erzurum Merkez Güzelova Köyü'nde beş yıl İmam-Hatiplik yaptı. Diyanet İşleri Başkanlığının ikinci bir emriyle Erzurum Merkez vaizliğinde istihdam edilmek üzere görevlendirildi. Bu esnada 1967-68 yıllarında dönemin müftüsü Osman Bektaş tarafından görevlendirilerek Trabzon'un Of ilçesinin Uğurlu Köyü'nde Mehmet Rüştü Aşıkkutlu Hoca'dan aşere okuyarak icazet aldı. Erzurum'a döndükten sonra aşere ilminde üç grup talebe okuttu. Vaizlik görevine on sekiz yıl devam ederek, ardından 1982 yılında emekli oldu. Emekli olduktan sonra da Muratpaşa Camii'nde, bitişiğindeki Ahmediye Medresesi'nde, Yukarı Mumcu Camii'nde, kısa bir süre Rize'nin Kendirli Köyü Merkez Camii'nde ve kendi evinde aralıksız olarak talebe okutmaya devam etti. Ayrıca Dadaşkent'te Yukarı Vehbi Efendi namına mâil-i inhidam olan küçük bir cami yerine büyük bir cami yaptırdı. Halis Efendi Hocamız çok sayıda hac görevini ifa etmiştir. Ayrıca, üç dönem uzun süreli Mekke'de bulunduğu esnada Suudlu ve Suriyeli talebelere Muhtasarul-Meânî ve Beydâvî Tefsiri'nden dersler verdi. Bunun yanında Fethul-Kadîr gibi eserlerden de fıkıh dersleri mütalaa ettirdi. Bu sürede Vehhâbilikle ilgili görüşlerini kaleme aldı. Ancak bu notları daha sonra derlemedi. Hocamız ders okumaya başladığı andan itibaren klasik medrese sistemindeki Arapça, Mantık, Belagat, İlm-i Arûz, Fıkıh, Fıkıh Usulü, Kelam, Tefsir, Hadis, Feraiz vb. derslerin yanında Marifetname gibi bazı eserleri de okutmaya da başladı. Tedris faaliyetine vefatından bir hafta önceye kadar devam etti. Bu sürede yüzlerce talebe yetiştirdi. Bu talebelerinden bir kısmı halen İlahiyat Fakültelerinde ve diğer fakültelerde öğretim üyeliği yaparken, kırkın üzerinde talebesi de Diyanet İşleri Başkanlığının il veya ilçe müftülüğü başta olmak üzere çeşitli üst kademelerinde görev yapmaktadır. Şehrin çeşitli camilerinde vaaz etmesinin yanında, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimize yazdığı Na't ve Hz. Ebubekr (R.A.)'in "Cud bi Lütfik" kasidesini Arapça olarak tahmis etmiştir. Ayrıca kendisine mahsus birkaç şiiri de bulunmaktadır. Dokuz erkek ve bir de kız çocuğu bulunmakta. |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (03.02.11), arifan yolcusu (07.02.11) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Bir âlimin ölümü, bir âlemin ölümüdür- 3 Bir süreden beri yaşlılığa bağlı rahatsızlığı nedeniyle evinde tedavi görmekte olan Muhammet Halis Hocaefendi 93 yaşında iken 21 Ocak 2011 tarihinde öğle saatlerinde solunum yetmezliğine bağlı kalp krizi nedeniyle vefat etti. Emek Hocaefendi için 22 Ocak 2011 tarihinde Lalapaşa Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Hocaefendi'nin naaşı Asri Mezarlıkta toprağa verilerek rahmeti ilahiyeye tevdi olundu. Hoca Efendimize ALLAH Teâlâ'dan rahmet, geride kalan kederli ailesine, tüm Müslümanlara ve sevenlerine başsağlığı dileriz. Ebû Derda (R.A.)'dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Âlimin ölümü, yarası sarılamaz bir musibettir. Alimin ölümü, dinde öyle bir gedik açar ki, zamanın ilerlemesi o açığı kapayamaz. Alimin ölümü, gök kubbesinden bir yıldızın kaymasıdır. Bir topluluğun ölümü, bir âlimin ölümünden daha hafiftir." buyurdu. Evet bir büyüğü, bir âlimi ebedî âleme uğurladık. Üzgünüz. Çünkü âlimlerin yağmur gibi olduğunu, onlar yaşadıkça yeryüzünde rahmetin kesilmeyeceğini, onlarla yeryüzünün hayat bulduğunu, onlardan birinin ölümüyle yeryüzünün bir parçasının eksileceğini biliyoruz. Sen de onlardandın. Bir yıldız, bizi aydınlatan bir kandildin. Ve yine biliyoruz ki, bir alimin ölümü İblis için, yetmiş âbidin ölümünden daha sevimlidir. Evet o, gerçekten bir alimdi; toplumu aydınlatan, ilmiyle âmil bir alim. 1975'den beri O'nu hep böyle bildim. Okuyan, yaşayan, etrafına faydalı olmaya çalışan ve kelimenin tam anlamıyla bir "hizmet insanı"ydı. ALLAH Teâlâ'ya, O'nun istediği şekilde şeksiz şüphesiz iman edenlerin başı sağ olsun! Amin. Bu vesile ile dinimizin ilme verdiği değeri ve önemi kısaca belirtelim. Aydınlık karanlığı, Hak batılı, iman küfrü nasıl yok ediyorsa; bunun gibi gerçek ilim de cehaleti öylece yok eder. İlmin olduğu yerde cehalet mikropları barınamaz. İşte bunun içindir ki yüce dinimiz İslam, ilme ve ilim tahsiline büyük önem vererek insanın ilim öğrenmesi için gerekli bütün yolları açık tutmuştur. İlim öğrenmek için, zaman, mekân, yaş sınırı koymamıştır. Erkek ve kadın herkese beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi farz kılmıştır. Kişinin hayatının her aşamasında ve her safhasında ilimden asla kopmamasını istemiştir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimize gelen ilk vahiy: "Oku! Yaradan Rabbi'nin adıyla. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir ki O, kalemle yazı yazmayı öğretendir, insana bilmediğini O öğretti." ayet-i kerimeleridir. İlk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem (A.S.)'den günümüze kadar insanlık tarihini incelediğimiz zaman görürüz ki, meydana gelen felaketlerin ve huzursuzlukların kaynağını genelde cehalet teşkil etmiştir. Cehalet, karanlıkların en korkuncudur. Cehalet insanı, insanlık meziyetlerinden uzaklaştırır. İnsanlık şeref ve haysiyetini yok eder. ALLAH Teâlâ şöyle buyuruyor: "ALLAH Teâlâ, adaleti ayakta tutarak delilleriyle şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de bunu ikrar etmişlerdir. Evet mutlak güç ve hikmet sahibi ALLAH Teâlâ'dan başka ilâh yoktur." ALLAH Teâlâ, zatıyla başlıyor, ikinci olarak melekleri, üçüncü sırada da ilim sahiplerini zikrediyor. Şeref, üstünlük, değer ve asalet olarak bu, onlara yeter. "...Eğer bilmiyorsanız, ehli zikir yani bilenlere sorun." |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (03.02.11), arifan yolcusu (07.02.11) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Bir âlimin ölümü, bir âlemin ölümüdür- 4 Ayet-i kerimede geçen "ehli zikir"den maksat âlimlerdir. Bu emirden de anlaşılmaktadır ki: Müminler, bilmediklerini bilenlere sormakla mükelleftirler. Bilinmeyen hususlarda ehlül-hall vel-akd ulemaya sormak farzdır. Ayrıca ayet-i kerime: "Eğer bilmiyorsanız, ehli zikr'e sorup öğrenmeden, bilmediğiniz şeyler üzerinde asla bir şey söylemeye ve kendi kafanızdan karara varmaya kalkışmayın" hükmünü de getirmektedir. "Bu misalleri, insanlara anlatıyoruz; ama onları alimlerden başkası düşünüp anlamaz." "Hayır, o Kur'ân-ı Kerim, kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde yer eden apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr eder." "Kulları içinde ancak alimler, ALLAH Teâlâ'dan gereğince korkar, O'na saygı duyarlar." Son ayet-i kerime, alimlerin, ALLAH Teâlâ'dan gereğince korkanlar olduklarını; ALLAH Teâlâ'dan gereği gibi korkanların da, halkın en hayırlısı olduklarını ortaya koyuyor. Böylece, alimlerin, halkın en hayırlıları oldukları sonucu ortaya çıkıyor. Son zamanlarda ilim çağı, ilim cemiyeti gibi tabirler yaygınlık kazandı. İnsanlığın ortak otomasyon devrini de bırakıp ilim çağına geçtiği, geleceğin insanlığını ilim cemiyeti meydana getireceği söylenmektedir. Bütün bu ifadeler ilmin ehemmiyetini vurgulamaya yöneliktir. İlim her devirde insanlık için gerekli olmuş, ilimle mücehhez insanlar ve cemiyetler, ilmen geri olanlara karşı dâima üstünlüklerini korumuşlardır. Eğer, insanlık tarihi, ilim mikyasıyla bir taksime tabi tutulacak ve illa da bir ilim devrinden bahsedilecekse, kanaatimizce bunu Kur'ân-ı Kerim vahyi ile başlatmak gerekir. Beşeriyete "Oku!" diye başlayan risaleti Muhammediye böyle bir devreyi başlatmış: "De ki! Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" "ALLAH Teâlâ sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri yüksek derecelere erdirir." gibi pek çok âyet-i kerimelerle ilmin yüceliğine dikkat çekmiş, dünyayı isteyene de, âhireti isteyene de, hem dünya hem âhiret her ikisini de isteyene hep ilmin kazanılmasını tavsiye etmiştir. Abdullah b. Abbas (R.A.): "Alimler, Mü'minlerden yüz derece üstedirler. İki derece arasında ise yüz yıllık mesafe vardır." diyor. Cehalet karanlığından kurtulmanın tek çaresi ilim öğrenmektir. İlim öğrenmek dinimizde farz kılınmıştır. Enes b. Malik (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz: "İlim öğrenmek her Müslüman kadın ve erkek üzerine farzdır." buyuruyor. Bundan 14 asır evvel insanlığı cehalet karanlığından kurtaran işte bu ilahi düsturlardır. O gün insanlık, İslam'ın eşsiz hükümlerini tatbik ederek yolunu aydınlatmış, huzur ve saadete ermiştir. Bugün de, yarın da, insanlık cehalet karanlığından ancak İslam'ın hükümlerini tatbik etmekle kurtulabilir. Ebu Hureyre (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz: "Hikmetli söz, ilim Mü'minin yitiği, kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa almaya en layık olan odur." buyurdu. Abdullah b. Mes'ud (R.A.)'dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz: "Yalnız iki kimse gıpta edilmeye layıktır. Bunlar da: ALLAH Teâlâ'nın kendisine verdiği malı, Hak uğrunda sarfeden, muhtaçlara dağıtan kimse ile, ALLAH Teâlâ'nın kendisine vermiş olduğu ilim ve hikmetle hükmeden ve onu halka öğreten kimsedir." buyurdu. Abdurrahman b. Ebu Bekre (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz: "Ya alim, ya öğrenci yahud dinleyici veya bu kimseleri seven olmaya bak. Sakın beşinci olma, yoksa helak olursun." buyurdu. Hz. Muaviye (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz: "ALLAH Teâlâ, kimin hakkında hayır dilerse, onu dinde fakîh, ince kavrayışlı yapar." buyurdu. |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (03.02.11), arifan yolcusu (07.02.11) |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Bir âlimin ölümü, bir âlemin ölümüdür 5 Enes b. Malik (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz: "İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar ALLAH Teâlâ'nın yolundadır." buyurdu. Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bu hadis-i şeriflerinde ilim talebi için Mü'minleri seyahate çıkmaya teşvik buyurmaktadır. Bilhassa Resûlullah (S.A.V.) efendimizin devrinin şartlarında seyahat hem meşakkatli ve hem de hayatî tehlikeleri, riskleri olan bir iştir. Bu zahmet ve tehlikeleri, riskleri göze aldıracak pek teşvik edici sebeplere, ikna edici teşviklere ihtiyaç vardı. Hadis, tefsir, siyer, tarih gibi rivayete dayanan ilimlerin gelişmesinde seyahatler zaruri idi. İslam medeniyetinin planlayıcısı ve mimarı mesabesinde olan Resûlullah (S.A.V.) efendimiz, bu çeşit teşvikleri çokça yapmış ve böylece Sahâbe, Tâbiîn ve Etbâuttâbiîn ve müteakip İslam nesilleri seyahate gereken ehemmiyeti vererek İslamî ilimlerin derlenip yazılmasını ve İslam medeniyetinin teşekkül ve terakkisini gerçekleştirmişlerdir. İlim öğrenmek için gerektiğinde başka yerlere gitmeli ve yol zahmetine katlanmalıdır. Kehf suresi 65-82 âyet-i kerimeleri arasında Hz. Musa (A.S.)ın Hz.Hızır (A.S.) ile seyahat macerası hikaye edilir. Özetle Hz. Musa A.S.), O'na: "Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?" diyerek izin alır; deniz aşırı bir seyahata çıkarlar, gemiye binerler, köylere uğrarlar vs... Ebu Derda (R.A.)'dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz: "Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse ALLAH Teâlâ onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını üzerlerine koyarlar. Göklerde ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir." Bu hadis-i şerif, Resûlullah (S.A.V.) efendimizin ilmin fazileti hususunda beyan buyurduğu mühim hadis-i şeriflerden birisidir. İçerisinde ilmi ve âlimi faziletli kılan değişik hususlara yer verilmektedir: * İlim için yola çıkana ALLAH Teâlâ cenneti kolaylaştırmaktadır. * Melekler, ilim tâlibine tâzim göstermektedir. Meleklerin ve başkalarının, kendisi için dua edip bağışlanmasını dilemekle, istiğfarla meşgul oldukları ve ayaklarının altına meleklerin kanatlarını serdikleri kimsenin rütbesi üstünde hiç bir rütbe yoktur. Salih adamın veya salih olduğu sanılan kimsenin duası için can atılırsa, meleklerin duası için nasıl olur? * Yer ve gökte mevcut bütün hayat sahipleri, hatta denizlerde balıklara varıncaya kadar bütün canlılar ilim tâlibine rahmet duası okumaktadırlar. Çünkü ALLAH Teâlâ, balık ve diğer bütün hayvanlar hakkında onların faydaları, maslahatları ve rızıklarıyla ilgili ilmi, âlimlerin dillerine koydu. Böylece hayvanlar hakkındaki haramlar, helaller nelerdir, onlar açıklamaktadır. Hangi şeyler lehlerine ve faydalarınadır, hangi şeyler aleyhlerine ve zararlarınadır, insanlara âlimler bildirmekte, onlara iyilik yapılmasını, zarar vermekten kaçınılmasını vs. hep âlimler tavsiye etmekte, öğretmektedir. Buna binâen ALLAH Teâlâ, ulemânın bu hizmetlerine bir karşılık olarak istiğfar etmelerini hayvanlara ilham etmiş olmaktadır. * İlim ibadetten fevkalâde üstündür, ayın yıldızlara üstünlüğü gibidir. Resûlullah (S.A.V.) efendimizin âlimi aya, âbidi de yıldıza benzetmesinde şu incelik var: İbadetin kemal ve nuru âbidden başkasına geçmez, hep kendinde kalır, halbuki âlimin nuru başkasına geçer. * Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Şeref, övünç ve değer olarak bu derece ve bu rütbe insana yeter. Zira Peygamberlik rütbesi üstünde hiçbir rütbe yoktur. Dolayısıyla bu rütbenin varisinin şerefi üstünde de hiçbir şeref yoktur. |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür edenler: | arifan yolcusu (07.02.11) |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Bir âlimin ölümü, bir âlemin ölümüdür 6 Hadis-i şerifte peygamberlerin dirhem ve dinar bırakmayacakları belirtilmiştir. Bunlarla dünyanın fâni olan her şeyi ifâde edilmiştir. Zira dirhem, "gümüş"; dinâr da "altın" para demektir. Bu iki şey bir değer birimi olmaları haysiyetiyle bütün dünyalıkları temsîl ederler. Bunların zikredilmesi diğerlerini sayıp dökmeye ihtiyaç bırakmaz. Resûller bu fâni dünyalıklardan ancak zaruret miktarında almışlar ve ölümlerinde de paylaşılacak herhangi bir maddi miras bırakmamışlardır, tâ ki insanlar, onların tevarüs edilebilecek dünyalık peşinde oldukları vehmine kapılmasınlar. * İlim elde eden, dünyada elde edilebilecek nasiblerin en ziyadesini elde etmiştir. Resûllullah (S.A.V.) efendimiz, ilmî bir nasîbin fevkalâde bir bereket, dünyalıkla ölçülemeyecek kadar ziyade bir hayır olduğunu belirtmekte ve bu bolluğa erişmek isteyenleri teşvîk etmiş bulunmaktadır. Bu hadis-i şerifte beyan edilen fazîlete, ancak farzları ve müekked sünnetleri yerine getiren ilim tâlibi ve âlimler mazhar olacaktır. Dünyevî maksadlarla ilim yapanlar mazhar olamayacaktır. Resûlullah (S.A.V.) efendimizin ilme olan bu övgülerini dünyaya ve tekniğe bakan ilim açısından ele alsak dahi doğruluğunu te'yidden kendimizi alamayız: Yeni bir teknik, yeni bir ilaç, yeni bir formül gibi, ma'lûma ilave edilen yeni bir ilmî keşif sahiplerine, hem ferd ve hem de millet olarak şerefler ve üstünlükler kazandırmaktadır. Bugün "Nobel kazananlar"; "süperler"; "zengin ve ileri memleketler" hep ilimde öncülüğü elinde tutan fertler ve milletlerdir. Resûlullah (S.A.V.) efendimizin ondört asır önce söylenmiş bu hadis-i şerifleri bile tek başına bir mucize ve nübüvvetinin hak olduğuna bir delil olmaktadır. Ebu Ümâme (R.A.)'den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz; yanında biri abid yani ibadet edici, diğeri alim iki kişiden bahsedilince şöyle buyurdu: "Alimin âbide üstünlüğü, benim sizin en aşağınıza üstünlüğüm gibidir." Âlimin şerefçe âbide üstünlüğü, Resûlullah (S.A.V.) efendimizin şerefce en âmi bir sahâbîye üstünlüğüne benzetilmiştir. Burada Resûlullah (S.A.V.) efendimiz, ilmin faziletini beyanda, mübâlağa üslübuna yer vermiştir. Zira, "...benim, en âlanıza üstünlüğüm gibidir." buyurmuş olsaydı, bu ifade de ilmin fazilet ve şerefini belirtmede kâfi idi. Ebu Hureyre (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Bir kimse bir müminden dünya sıkıntılarından bir sıkıntı giderirse; ALLAH Teâlâ ondan ahiret sıkıntılarından bir sıkıntı giderir. Bir kimse başı sıkılana kolaylık gösterirse, ALLAH Teâlâ ona dünya ve ahirette kolaylık verir. Ve bir kimse bir Müslümanın aybını örtbas ederse, ALLAH Teâlâ da dünya ve ahirette onun aybını, günahını örtbas eder. Kul din kardeşinin yardımında oldukça, ALLAH Teâlâ da kulun yardımındadır. Ve her kim bir yol tutarak, o yolda ilim ararsa, bu sebeple ALLAH Teâlâ ona cennete götüren bir yol müyesser kılar. Bir kavim ALLAH Teâlâ'nın evlerinden bir evde toplanarak kitabullahı okurlar ve onu aralarında müzakere ederlerse; üzerlerine sekinet iner. ALLAH Teâlâ'nın rahmeti onları kaplar. Melekler de etraflarını kuşatırlar. ALLAH Teâlâ onları kendi nezdindekilere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nesebi hızlandıramaz." Bu hadis-i şerif, bir çok hadis-i şerifte ayrı ayrı ele alınıp övülen güzel ahlâklardan en mühimlerini topluca zikredip faziletini beirtmekte ve onlara teşvikte bulunmaktadır. Mü'minlerin, iman kardeşlerine maddî manevî yardımları, ilgileri, nasihatları, kusurlarını örtüp gıybetlerini etmemeleri, ilim taleb etmeleri gibi hem ferdî yönden, hem de içtimâî yönden fevkalâde mühim neticeler meydana getirecek olan faziletler topluca mevzu bahis edilmiştir. Dolayısıyla bu hadis-i şerif, bütün ilimleri, kaideleri ve âdâbı bir araya toplayan mühim bir hadis-i şeriftir. |
|
|
![]() |
| Etiket |
| Âlemin, Âlimin, bir, Ölümü, ölümüdür |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür! | arifan yolcusu | Takvimden Yapraklar | 6 | 08.11.10 15:28 |
| Bir âlimin gecikmiş pişmanlığı | k@rdelen | İSLAMİ HAYAT SORU-CEVAP | 2 | 22.11.09 12:52 |
| Elhamdülillahi Rabbil alemin | Adige Abzakh | DUA VE İBADET | 0 | 13.07.09 12:42 |
| Âlimin Ölümü Âlemin Ölümü Gibidir... | Muhammed | Mustafa Kasadar | 2 | 16.06.09 14:54 |
| Ya Rabbel Alemin | Muhammed | DUA VE İBADET | 1 | 20.05.09 22:20 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|