|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,927 | Üyeler: 10,668 | Online: 221 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Sakıncalı ilim Peygamberimiz Efendimiz (SAV)'in en çok yaptığı dualardan birinin meâli de şudur: "Allah'ım! Faydasız ilimden, Korkmayan kalbten, Doymayan nefisten, Kabul edilmeyen duadan Sana sığınırım..." (Müslim: 17/41 Zikir ve Duâ bahsi) Resûlullah (SAV) hem sözleriyle hem de davranışlarıyla bir muallimdi. Bu duâ da önemli bir derstir. Burada kastedilen "faydasız ilim" insanın kendisini ve başkalarını zarara sürükleyen ve sürükleyecek olan ilimdir. Netice itibariyle zarara sürükleyen her ilim/bilgi kınanmıştır/sakınılması gerekir. Şer bir belâdır; o şerre götüren yol ve bilgi de şerdir. Şerre vasıta olacak ilme sahip olan hakların gasbına, insanların birçok yönden zararına sebebiyet verecek tutumlar sergileyebilir. Böylesine ilimden ve bunların taşıyıcılarından Allah'a sığınmak gerekir. Başkalarına zarar vermek ve bu zararların izlerini yok etmek gibi bilgiler zararlı ilimdir. Netice itibariyle bu da şer bir ilimdir. Bir takım ilimlerin bazı insanlar için faydasız olduğu çok açık bir gerçektir. Dolayısıyla insanların bir kısım bilgileri öğrenmemeleri onların faydasınadır. Peygamberimizin de dikkatimizi çeken duâsıyla bu hususta hassasiyet göstermemiz istenmektedir.Nice insanlar bilir ve görürüz ki hiç ihtiyaçları olmayan boş şeylere dalarlar da bundan hem dini hassasiyetleri hem de dünyaları zarar görür. Bu yolda geçirilen ömür de büyük zarardır. Hüsran olan sonuç vahim olan neticedir. Bizler Rabb'imizden Faydalı şeyleri öğrenmemize sebepler halketmesini, Öğrettikleriyle bizi faydalandırmasını, Dinî hassasiyetimize zarar verecek şeylerden bizi uzaklaştırmasını hem sözlü duâlarımızla hem de fiili duâlarımızla talep edelim. |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Amin yaRabbi....
__________________
|
|
|
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline
|
FAYDASIZ İLİM NEREYE GÖTÜRÜR? EBUBEKİR SİFİL Kişide Allah Tealâ'nın rızasını elde etme ve azabından sakınma gayreti oluşturmayan ilim, bizatihi faydalı olsa bile sahibine fayda vermediği için helâka götürücüdür. Bu sebeple ulema, amele yansımayan, ahlâkı güzelleştirmeyen ve bâtını mamur kılmayan ilmin sahibi için ancak vebal olduğunu söylemiştir. Birçok hadis imamının naklettiği ve en muteber hadis kitaplarında yer alan rivayete göre Efendimiz s.a.v. şöyle dua ederdi: “ Allahım ! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymayan nefsten ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırım.” Sahabe'den Zeyd b. Erkam r.a ., “Bize ilim öğret” diyenlere: “Size ancak Resul-i Ekrem s.a.v.'in bize öğrettiği şeyi öğretirim.” diyerek naklettiği bu hadis, insanın selametinin de felaketinin de dört noktadan neş'et ettiğini son derece veciz bir şekilde anlatmaktadır. İnsanın varoluş amacına uygun yaşaması ve istikamet üzere bulunması, bu dört temel hususiyete sahip olmasıyla mümkündür. Her türlü kemalâtın zirve noktasını oluşturmasına rağmen Efendimiz s.a.v.'in böyle dua etmesinde (ve naklediliş tarzından anlaşıldığına göre bu duayı devamlı yapmasında) şüphesiz ki ümmetine yönelik bir mesaj mevcuttur. Daha doğrusu hadisin asıl mesajı bizleredir. Nitekim Efendimiz s.a.v .: “Allah'tan faydalı ilim isteyin” (Ebu Dâvud) buyurmak suretiyle bu noktayı bizzat açıklığa kavuşturmuştur. “Allah Tealâ en doğrusunu bilir” kaydıyla söyleyelim ki, insanı helâka götüren olumsuzluklar, temelde bu dört noktada toplanmaktadır. İnsanlık tarihi boyunca yaşanmış ve yaşanacak olan bireysel ve toplumsal bütün yıkımların temelinde bu dört unsur vardır. Her şeyin temeli ilimdir Acaba Efendimiz s.a.v ., Allah Tealâ'ya sığınılması gereken hususların başına niçin “fayda vermeyen ilim”i koymuş olabilir? Bu sorunun cevabını doğru biçimde verebilmek için öncelikle “fayda vermeyen ilim” ifadesi ile ne kastedildiğine bakmak gerekir. Bu ifadenin üç boyutlu anlaşılması mümkündür: 1. Bizatihi zarar veren, fayda hasıl etmesi mümkün olmayan ilim. 2. Bizatihi faydalı iken, kişideki bir zaaf sebebiyle bu fonksiyonunu icra edemeyen ilim. 3. Kişiye gerekli olmayan, kendisinden herhangi bir şekilde istifade etmeyeceği ilim. Ulemanın, hadisteki bu ifade üzerine yaptığı açıklamalar bu üç noktada toplanmaktadır. Birinci maddede yer alan ilimlere örnek olarak sihir zikredilmiştir. Bu ilimler insana zahiren bazı küçük faydalar sağlıyor gibi görünse de, bu küçük/görünür faydaların bile sonuç itibariyle şerre götürdüğü herkesin malumudur. İlim, insanı Yüce Yaratıcı'ya götürmelidir. Ondan beklenen temel fonksiyon budur. Şu halde herhangi bir ilim, insanı bu temel amacından saptırıyorsa faydasızdır ve ondan Allah Tealâ'ya sığınmalı, uzak durmalıdır. İkinci madde ise daha geniş bir anlam çerçevesine sahiptir. Kişide Allah Tealâ'nın rızasını elde etme ve azabından sakınma gayreti oluşturmayan ilim, bizatihi faydalı olsa bile sahibine fayda vermediği için helâka götürücüdür. Bu sebeple ulema, amele yansımayan, ahlâkı güzelleştirmeyen ve bâtını mamur kılmayan ilmin, sahibi için ancak vebal olduğunu söylemiştir. (Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, 2/108) Üçüncü madde ise insanı, faydalanmayacağı şeyleri öğrenmekle zaman, enerji ve imkan kaybına uğrattığı için zararlıdır. Öte yandan, kendisine faydası olmayacak şeyleri öğrenmekle iştigal eden insan, böylece faydalı şeyleri öğrenme imkanını zayi ettiği için de sorumlu olacaktır. Ulema, hadisin ifadesindeki bu üç boyut içinde en fazla ikinci madde üzerinde durmuştur. Elbette bunun bir sebebi vardır. Hadisi bir bütün olarak ele aldığımızda, zikredilen dört hususun birbirinden bağımsız olmadığı dikkat çekmektedir. Efendimiz s.a.v ., mübarek sözlerinin başına “fayda vermeyen ilim”i yerleştirmekle, ardından sıraladığı hususların ona bağlı olduğunu vurgulamış olmaktadır. Yazımızın son kısmında bu nokta üzerinde ayrıntılı olarak duracağız. ‘Bilgi çağı'nda faydasız ilimden söz etmek Bu noktaya, özellikle “bilgi çağı” diye nitelendirilen zamanımızda daha bir hassasiyetle eğilmek durumundayız. Modern teknolojinin sağladığı basın-yayın araçları, internet vb. gibi sayısız imkan dolayısıyla bilgi edinme yollarının hayli yaygınlaştığı, bilgiye ulaşmanın son derece kolay olduğu bir dönemde, ilim öğrenmek bir “hak” olarak lanse edilirken, ilim ile helâk arasında ilgi kurmak ilk bakışta aykırı gelebilir. Ancak hemen belirtmeliyiz ki, müslümanlar olarak bizi diğer insanlardan ayıran en temel özelliklerden birisi tam da bu noktada kendisini göstermektedir. Müslümanın telakkisinde ilim, yukarıda da söylediğimiz gibi, “yaradılış amacına uygun hareket etmek”, yani zahirini ve bâtınını mamur kılmak için öğrenilir. Bu da en başta “Din ilimleri” dediğimiz ulum-u şer'iyye'nin öğrenilmesini gerekli kılar. Bir diğer ifadeyle ilim amel etmek içindir. Amel ancak neyin nasıl yapılacağı konusunda bilgilenmek suretiyle gereği gibi yerine getirilir. Zira ilimsiz amel dalalettir. ( Münâvî , a. g.e ., 2/102) Amele dökülmeyen ve kalpte arzu edilen safiyeti sağlamayan ilim ise kişi için bir yük ve vebaldir. Günümüz dünyasında ise toplumda bir yer edinmek, saygınlık kazanmak, başkalarına üstünlük sağlamak, hayat standartlarını yükseltmek… gibi beklentiler bilgi edinmenin başlıca sebepleri olarak değerlendirilmektedir. Elbette burada “ilim” ve “bilgi” kelimeleriyle ifade ettiğimiz olgular arasında temelli farklılıklar bulunmaktadır. Bunlardan ikincisi ahireti unutturarak kişiyi dünyaya bağlarken, ilki İmam Gazalî k. s'nin de vurguladığı gibi dünyadan ahirete , geçici olandan kalıcı olana çağırır. İşte o “kalıcı hayat”ta bize bir fayda temin etmeyecek her şey gibi, bu özellikteki “ilim” de sonuç itibariyle zararlıdır. Hadisin başı ile sonu arasındaki ilişki Yukarıda, Efendimiz s.a.v.'in, en başta “faydasız ilim”i zikretmesinin, diğer hususların ona bağlı olduğunu gösterdiğini söylemiştik. Bu noktayı şöyle açabiliriz: Elde ettiği ilim kendisine fayda sağlamayan, yani ilmiyle amel etme bahtiyarlığına eremeyen kimse, Allah Tealâ'dan huşu ve haşyet duyma mevkiine ulaşamaz. Zira onun ilmi “ kıyl u kâl”den ibarettir; ne amel, ne ahlâk ne de nefs terbiyesi konusunda kendisine bir fayda temin eder. Yüce Allah, “Kulları içinde Allah'tan ancak alimler hakkıyla korkar” (Fâtır, 28) buyurmuştur. Bu ayet, Allah Tealâ'dan hakkıyla korkmayan kimselerin “ alim ” sıfatını hak etmediğini göstermesi bakımından da oldukça manidardır. Öğrendiği ilimden istifadeden mahrum kalmış kimsenin huşudan pay alması mümkün olmayacağı gibi, huşudan nasipsiz kimse de, dizginlerini nefsinin eline vermiş demektir. Dilimizdeki “Kork Allah'tan korkmayandan.” sözü bu durumu gayet güzel ifade etmektedir. Ayrıca burada, “faydalı ilim” sınıfına giren ilimlerin, kalpte Allah korkusu oluşturacağına da işaret vardır. Bu noktada Allah korkusunun yerini nefs -i emmarenin buyurganlığı almıştır. O kimse artık nefsinin doymak bilmez isteklerini kölesi, arzularının esiri olmuş durumdadır. Hatta ilim adına öğrendiği şeyleri de nefsini tatmin yolunda kullanmakla kendisini ayrı bir badireye atmış olur. Böylelerine “ulema-i sû': zararlı alim ” denir ki, öğrendikleriyle kendisine ve başkalarına faydalı olması gerekirken hem kendine hem de diğer insanlara zarar veren kimse demektir. Bu durumdaki bir kimsenin duasının makbul ve müstecab olmamasından daha normal bir şey yoktur. “Sana ne kötülük dokunursa nefsindendir” (Nisa, 79) ayeti, kişiye dokunan kötülüğün sebebinin, kendi işlediği günahlar olduğunu beyan etmektedir. Duası kabul olmayan kimse, bu dünyada, ulemanın “ hızlân ” dediği duruma düşmüştür ki -Allah korusun-, artık o kimsesiz, sahipsiz, yardımsız ve yalnız demektir. Bu dünyada duasına iltifat edilip cevap verilmeyen kimsenin ahirette varacağı yer de bellidir. Elbette hadiste zikredilen hususların birbiriyle ilişkisinin her halukârda bu şekilde cereyan etmesi gerekmez. Yani faydasız ilim öğrenen herkesin sonunda varacağı nokta duasının kabul edilmemesi ve terk edilmişlik değildir. Ancak faydasız ilim öğrenme yoluna girmiş bir kimsenin böyle bir sona varması tehlikesi her zaman söz konusudur. Sözün sonu, Söz Sultanı s.a.v.'in öğrettiği şu dua olsun: “Allahım! Günahımı, cehaletimi, işimdeki israfımı ve benden daha iyi bildiğim kusurlarımı bağışla. Allahım ! Ciddimi, şakamı, hatamı ve kastımı bağışla ki bunların hepsi bende mevcuttur. Allahım! Peşin yaptığım ve sonraya bıraktığım, gizlediğim veya açıktan yaptığım ve senin benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı bağışla. İleri geçiren ve geri bırakan ancak sensin. Sen her şeye kadirsin.” (Müslim)
__________________
|
|
|
| Bu mesaj için k@rdelen kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 6286
Üyelik tarihi : 26-11-2009
Mesleği : öğrenci
Nereden : istanbul
Konuları : 53
Mesajlar : 1,134
Teşekkürleri: 484
359 mesajına 611 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 15.03.11
Durumu : Status: Offline
|
Kişide Allah Tealâ'nın rızasını elde etme ve azabından sakınma gayreti oluşturmayan ilim, bizatihi faydalı olsa bile sahibine fayda vermediği için helâka götürücüdür. Bu sebeple ulema, amele yansımayan, ahlâkı güzelleştirmeyen ve bâtını mamur kılmayan ilmin sahibi için ancak vebal olduğunu söylemiştir. Birçok hadis imamının naklettiği ve en muteber hadis kitaplarında yer alan rivayete göre Efendimiz s.a.v. şöyle dua ederdi: “ Allahım ! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymayan nefsten ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırım.” Sahabe'den Zeyd b. Erkam r.a ., “Bize ilim öğret” diyenlere: “Size ancak Resul-i Ekrem s.a.v.'in bize öğrettiği şeyi öğretirim.” diyerek naklettiği bu hadis, insanın selametinin de felaketinin de dört noktadan neş'et ettiğini son derece veciz bir şekilde anlatmaktadır. ozaman bizim halimiz nicedir...okadar faydasız ilimlerle uğraşmak zorunda kalıyoruzki....
__________________
Milli Görüş; Bu milletin inancıdır, tarihidir, kimliğidir, ruh köküdür.
Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN |
|
|
| Bu mesaj için Peykan- kullanıcısına teşekkür edenler: | k@rdelen (03.03.10) |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline
|
Faydalı ve faydasız ilimler Sual: Faydalı ve faydasız ilimler nelerdir? CEVAP Faydalı ve faydasız ilimlere birkaç örnek verelim: 1- İman, ibadet ve kazanç ilimlerini öğrenmek farzdır. (Hindiyye) 2- Fıkıh öğrenmeyip, hadis, tefsir ile meşgul olmak çok yanlış olur. (Berika) 3- Matematik ve geometri, astronomi gibi ilimler, eğer Allahü teâlânın gösterdiği yerlerde, yani insanlara hizmet etmek için kullanılmazsa bunlarla uğraşmak, boşuna vakit öldürmek olur.Kıble ve namaz vakitleri için ve dine hizmet için bu ilimleri öğrenmekte mahzur yoktur. (M. Rabbani, Hindiyye) 4- Falcılık bilgileri öğrenmek haramdır. (Hindiyye) 5- Kelam, yani iman bilgilerini ihtiyaçtan fazla öğrenmek caiz değildir. (Hadika) İlmi, Allah rızası için ve Müslümanlara hizmet için öğrenmelidir. Mal, mevki kazanmak, kibir ve şöhret için öğrenmemelidir. İlmi de ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları kitaplardan öğrenmelidir. (İslam Ahlakı) Önce lazım olan Sual: Bir Müslümanın önce bilmesi lüzumlu bilgiler nelerdir? CEVAP Her Müslümanın (İlmihal) öğrenmesi farz-ı ayndır. Allahü teâlâ, (Bilenlerden sorup öğreniniz) buyuruyor. Bilmeyenlerin, âlimlerden ve bunların kitaplarından öğrenmeleri gerekir. Bunun için, hadis-i şerifte, (İlim öğrenmek, kadın-erkek herkese farzdır) buyuruldu. Yapılması ve sakınılması gereken bilgileri, doğru yazılmış ilmihal kitaplarından öğrenmek lazımdır. Âlimler, sözbirliği ile bildirdiler ki, her Müslümanın Ehl-i sünnet itikadını kısa olarak ve günlük işlerindeki ve ibadetlerdeki farzları ve haramları iyice öğrenmeleri farz-ı ayndır. Bunları ilmihal kitaplarından öğrenmezse, bid'at sahibi veya mülhid yani kâfir olur. Bunların fazlasını ve Arabi lisanının oniki âlet ilmini öğrenmek ve tefsir ve hadis-i şerif ve fen ve tıb bilgilerini, hesap, yani matematik öğrenmek, farz-ı kifayedir. Bu farz-ı kifayeyi, bir şehirde, bir kişi öğrenirse, bu şehirde bulunanların öğrenmeleri farz olmaz, müstehap olur. Şehirde fıkıh kitaplarının bulunması da, İslam âlimlerinin bulunması gibidir. Böyle şehirde, fıkıh bilgilerinin fazlasını ve tefsir ve hadis öğrenmek hiç kimseye farz olmaz. Müstehap olur. İhtiyaç halinde bilmeyenler, bilenlerden sormalı, bilenler de bilgisini gizlememelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Âlimin, ilmini gizlemesi, cahilin bilmediğini sormaması caiz değildir. Çünkü Allahü teâlâ "Bilmediğinizi âlimlere sorun!" buyuruyor.) [Taberani] Dünya işlerini yaparken ahireti unutmak çok kötüdür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ahir zamanda insanlar, camileri süsler, kalblerini viran ederler. Dinden çok elbiseye değer verirler. Dünyaları selamet ise, ahireti düşünmezler.) [Hakim] Hep nafile namaz kılmak yerine, namazın nasıl kılınacağını öğrenmek daha kıymetlidir. Bilerek yapılan az amel, bilmeden yapılan çok amelden kıymetlidir. Bir şeyi iyi yapmak ancak ilimle mümkündür. Her şeyden önce ilim öğrenmeye çalışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah indinde, ilim talebi, namaz, oruç, hac ve cihaddan efdaldir.) [Deylemi]
__________________
|
|
|
| Bu mesaj için k@rdelen kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Adige Abzakh (03.03.10), Alemdâr-ı İslâm (03.03.10) |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline
|
İLMİN VE ÂLİMLERİN KIYMETİ Fârisî (RİYÂD-UN-NÂSIHÎN) 356.cı sayfasından başlıyarak diyor ki [(Riyâd-un-nâsıhîn) fârisî kitabını Muhammed Rebhâmî 835 h.de yazmıştır. 1313 de Bombayda basılmış, 1994 de Hakîkat Kitabevi tarafından ikinci baskısı yapılmıştır.]: (Mirsâd-ül-ibâd minel-mebde-i ilel-me'âd) de yazılı hadis-i şerifte, (Âlimler arasında kıymet bulmak için ve câhiller ile mücâdele için ve heryerde meşhûr olmak için din bilgisi öğrenen ilim adamı, Cennetin kokusunu bile duymayacaktır) buyuruldu. [(Mirsâd-ul-ibâd) müellifi Necmüddîn Ebû Bekr Râzî, 654 de vefât etmiştir.] Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, mal toplamak ve bir mevkı' elde etmek ve hayvânî arzularına kavuşmak için ilim öğrenen ve ilmi ile amel etmeyen kimse, islâm âlimi değildir. Diğer bir hadis-i şerifte, (Dünyalık ele geçirmek için, ilim öğrenen, dünyada mal ve mevkı' elde eder. Âhiretteki kazancı ancak Cehennem ateşi olur). Böyle ilmin faydası yoktur. Böyle ilimden kaçmak lâzımdır. Nitekim hadis-i şerifte, (Yâ Rabbî! Beni faydasız ilimden koru!) buyuruldu. Bir müslümanın öğrenmesi lâzım olan bilgilere (İslâm ilimleri) denir. İslâm ilimleri iki nev'dir. (Din bilgileri) ve (Fen bilgileri). Faydasız ilim iki türlüdür: Birincisi, yukarıda bildirilen Cehennemlik olanların öğrendikleri din bilgileridir. İkincisi, din bilgileri ile birlikte olmıyan fen bilgileridir. [Eski Romalıların yahudilere yaptıkları arslanlar mezâlimi ve orta çağda hıristiyanların Filistinde müslümanlara yaptıkları korkunc saldırılar ve Hitlerin Avrupadaki ve Rus, Çin komünistlerinin Asyada yüzmilyonlarca insanın canlarına kıydıkları nükleer silâhları ve ingilizlerin, milletleri aldatarak, kardeşi kardeşe boğdurdukları saldırılar, hep bu fen bilgileri ile yapıldı.] Allâhü teâlâ, fen bilgilerinde ilerlemiş olan bu canavar insan düşmanlarını eşeklere benzetmekte, (Tevrât ve İncîl yüklenmiş eşek gibidirler) demektedir. İslâm ahlâkından haberleri olmıyan bu zâlim fen adamları, Hak yolunda değildir. Hak teâlâ bunlardan râzı değildir. (Mişkât) kitabında diyor ki, (Her müslüman erkeğin ve kadının, islâm bilgilerini öğrenmeleri farzdır) hadis-i şerifi, Allahü teâlânın rızasına uygun ilimleri öğrenmeyi emretmektedir. Böyle olmıyan kimselere ilim öğretmek, domuzlara altın ve inci tasma takmak gibidir. hadis-i şerifte, (Kıyâmete yakın hakîkî din bilgileri azalır. Câhil din adamları, kendi görüşleri ile fetvâ vererek, insanları doğru yoldan saptırırlar) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Bir zaman gelir ki, insanlar din adamından, sokakta rastladıkları eşek ölüsünden kaçar gibi kaçarlar). Bu hâl, insanların hâllerinin bozuk, pis olacaklarını haber vermektedir. Çünkü, ilme Allahü teâlâ kıymet vermektedir. Fakat dünyaya tapınan ahmaklar, çocuk iken mektebe gitmemiş, büyük yaşında iken de, hakîkî din âliminin sohbetinde bulunmakla şereflenememişlerdir. Dinlerinin noksan olması tehlikesinden korkmazlar ve hakîkî din âlimlerinin kitaplarından okuyup öğrenmezler. Bunların tek düşünceleri, para, mal toplamak ve mevkı' elde etmektir. Helâlden mi, haramdan mı geldiğini hiç ayırd etmezler. Hakkı bâtıldan ayırmazlar. İlmin ve hakîkî din âlimlerinin kıymetini bilmezler. Hakîkî din adamlarının vaazları, kitapları, bunların nazarında, hayvan pazarında güzel kokular satan attâr ve körlere ayna satan kimse gibidir. Ebû Leheb gibi kimseye (Tâhâ) sûresini okumak ve sokak serserisinin cebine inci, mercan doldurmak ve bir köre sürme hediye etmek, akıllı kimsenin yapacağı şey değildir. Allahü teâlâ, böyle boş kafalı kimseye (Bunlar hayvan gibidir, hattâ daha aşağıdırlar) buyurdu. Enes bin Mâlikin haber verdiği hadis-i şerifte, (Âlime haksız olarak hakâret eden kimseyi, Allahü teâlâ, bütün insanlar arasında hakîr, rezil eder. Âlime hurmet eden kimseyi, Allahü teâlâ, Peygamberler gibi azîz eder, şereflendirir) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, (Bir kimse, âlimin sesinden yüksek sesle konuşursa, Allahü teâlâ, onu dünyada ve âhirette hakîr eder. Eğer pişman olur, tevbe ederse affolur.) Görülüyor ki, hakîkî âlimlere hurmet etmek lâzımdır. Şiir: Bir damla sudan yaratıldın unutma! Sakın kendini âlimlerle bir tutma! Bak, ne buyurdu Mustafâ! Âlime yapılan hurmet, hurmet etmek olur bana! İyi bil ki, insanı dalâletten, kötü yoldan ilim ve âlimler kurtarır. Rehber olmadan doğru yola kavuşulamaz. Bunun için, Ehl-i sünnet âlimlerini ve bunların yazdığı doğru din kitaplarını arayıp, bulmak lâzımdır. Yüce Peygamber Mûsâ aleyhisselâm, ilmin en yüksek derecesinde olduğu ve Allahü teâlâ ile konuşmak şerefine kavuştuğu ve Allahü teâlânın muhabbet şerbetinden içtiği hâlde, ilim edinmek için, Hızır aleyhisselâmın talebesi olan Yûşa' aleyhisselâm ile berâber geldiği (Kehf) sûresinde bildirilmektedir. Mûsâ aleyhisselâm mantık ilminin üstâdı iken, Hızır aleyhisselâmdan ilim öğrenmeye geldi. Buhârî tefsîri, bunu uzun anlatmaktadır. O hâlde, ey kardeşim! Kıymetli ömrünü ilimden ve âlimden daha kıymetli olan birşey buldun da, ona mı sarf ediyorsun? Bilmiyormusun ki, dînimiz ilme kıymet vermeyi ve âlimlere hurmet etmeyi ve Allah yolunda olanlarla berâber bulunmağı emretmektedir. Bunun için, kıymetli ömrünü faydasız şeylerle geçirme! Hadis-i şerifte, (Doğru ilim sahibi olan ve ilmi ile amel eden bir âlim ile Peygamberler arasında bir derece fark vardır. Bu bir derece, peygamberlik makamıdır) buyuruldu. Bu saadete kavuşmak için, ilim öğrenmeye çalışmak lâzımdır. Şiir: Ey ilim öğrenmekte olan mes'ûd kimse! Ömrünün bir dakikasını boş geçirme! Bu nasihatımın kıymetini bil! Pişman olur kıymet bilmiyen kimse! Hikâye: İmâm-ı Ebû Yûsüf Kâdînın onbeş yaşında oğlu vardı. Oğlunu çok seviyordu. Ansızın vefât etti. Talebesine (Defn işini size bıraktım. Ben üstâdımın dersine gidiyorum. Bugünki dersi kaçırmıyayım) dedi. İmâmı vefâtından sonra rü'yâda gördüler. Cennette, büyük bir köşkün karşısında duruyordu. Köşkün yüksekliği Arşa varmıştı. Bu köşk kimindir denildikte, benimdir buyurdu. Buna nasıl kavuştun denilince, (İlme ve ilim öğrenmeye ve öğretmeye olan muhabbetim ile) buyurdu. Ey kardeşim! Dünyada ve âhirette azîz olmak için, ilim öğren! Şiir: Hep neşeli olmak için, her yerde hurmet bulmak için, ilim sahibi olmaya çalış, ilim tâcını taşımaya alış! Hikâye: Bu fakirin hocasının çocuklarının en büyüğü takvâ sahibi idi ve çok âlim idi. [(Riyâd-un-nâsıhîn) kitabının müellîfi, Mevlânâ Muhammed Rebhâmîdir. Bunun üstâdı Allâme Muhammed Celâl Kayinî Sümme Hirevîdir.] Vefât ederken babası, yastığı başında idi. Vefât edince, üstünü örttü. Medreseye gelip, bir cüz hadis dersi verdi. Sonra medreseden çıkıp defn işine başladı. Dağlardan, her yerden gelen bir ses, (Oğlumun eceli geldi. Vefât etti. Bu iş, Allahü teâlânın rızası ile olduğu için, ben de râzı oldum. Başka bir çâre bilmiyorum. Allahü teâlânın kazası ve emri böyle oldu) diyordu. Hassân bin Atıyyenin rivayet ettiği hadis-i şerifte, (Âlimin ölümüne üzülmiyen, münâfıktır. İnsanlar için, bir âlimin ölümünden daha büyük musîbet yoktur. Bir âlim ölünce, gökler ve göklerde olanlar, yetmiş gün ağlar) buyuruldu. Hakîkî âlim vefât edince dinde bir yara açılır ki, kıyâmete kadar kapanmaz. Diğer bir hadis-i şerifte, (Bir insan, yâ âlimdir, yâhut ilim öğrenmekte olan talebedir. Yâhut bunları sevmektedir. Bu üçünden başkaları ahırlarda uçan sinekler gibidir.) Bu dördüncü dereceden olmamaya çalışınız! Şiir: İnsanı Cehennemden kurtaran ilimdir. Kimsenin senden alamıyacağı mal ilimdir. İlmden başka birşey isteme ki, dünyada ve âhirette maksada kavuşturan ilimdir! Beldeci fetvâlarında diyor ki, İmâm-ı Sadr-üş-şehit diyor ki, (Hakîkî âlim ile alay edenin zevcesi boş olur). [Sadr-üş-şehit Hüsâmeddîn Ömer, 536 da Semerkandda şehit oldu.] Bir âlime ahmak, câhil, domuz, eşek diyen tâzîr olunur. Hakâret ederek söylerse, kâfir olur, zevcesi boş olur. İmâm-ı Muhammed buyuruyor ki, küfre sebep olan her kelimeyi söylemek de böyledir. İlme ve âlimlere hakâret eden kâfir olur. Allahü teâlâ hepimize faydalı ilim nasip eylesin. Faydası olmıyandan muhâfaza eylesin.
__________________
|
|
|
![]() |
| Etiket |
| ilim, sakıncalı |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yedi köprü ( ilim köprüsü) | Seida | İSLAMİ HAYAT SORU-CEVAP | 0 | 09.12.09 22:16 |
| Tasavvuf , insanı ilim sahibi yapar | Ef'al-i Kulub | TASAVVUF | 1 | 30.08.09 11:53 |
| Ehl-i ilim ve aydınlar | el Büğdüzi | Ali Bulaç | 1 | 12.08.09 15:16 |
| 20/07/2009 Haftanın konusu - ilim | Sükut-u Leyl | Haftanın Konusu | 20 | 26.07.09 17:30 |
| Ilim kelimesi ile ilgili ayetler | Alemdâr-ı İslâm | H,I,İ,J | 0 | 28.06.09 23:09 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|