|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,925 | Üyeler: 10,668 | Online: 222 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ MGForum Araştırma ekibimiz sizin için araştırıyor. |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Bir ihanet planı 'Büyük Ortadoğu Projesi' 1 28 EKİM 2011 Büyük İskender: "Hangi cesaretle denizlerde saldırganlık yapabildin?" Korsan: "Sen hangi cesaretle tüm dünyaya saldırabildin? Ben sadece çok küçük bir gemiye sahip olduğum için hırsız diye adlandırılıyorum, sense aynı şeyi çok büyük bir donanmayla yaptığın için imparator olarak adlandırılıyorsun." ABD yönetiminin önce 'Büyük Ortadoğu Projesi' sonra da 'Genişletilmiş Ortadoğu Projesi' diye adlandırdığı ve 11 Eylül provokasyonu ile uygulamaya soktuğu strateji, bugün Afrika coğrafyasında yeni bir aşamaya geçmiş bulunmaktadır. ABD'nin patronluğunda İslam coğrafyası 2. Sevr diye adlandırdığımız bir olgu ile yeniden paylaşılmaya çalışılmaktadır. Sovyetlerin çöküşü ile birlikte NATO'da tehlike algısının 'Kırmızıdan Yeşile' dönmesi bu sürecin başlangıç anıdır. Bu andan itibaren NATO'ya yüklenen yeni misyon Genişletilmiş Ortadoğu'nun işgal edilmesidir. Bunun için her yol mubahtır ve de denenmektedir. Kadife darbeler, en kolay en az maliyetli bir yol olarak tercih edilmektedir. Bu olmazsa iç savaşların, halk ayaklanmalarının çıkartılması, kanlı iç çatışmaların vuku bulması ve NATO'nun ülkeye girip işgal etmesinin doğallaştırılması ön görülmektedir. Afganistan ve Irak işgalleri sürecin bir parçası idi. ABD eski İçişleri Bakanı Rice'in 2005 yılında 'Büyük Ortadoğu'daki 22 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi zamanı gelmiştir' tarzındaki ifadesi, bugün Tunus'tan Pakistan'a kadar olan olayların başlangıç anını işaret etmektedir. Sudan resmen ikiye bölünmüştür. Bush zamanında 2006 yılında ABD tarafından kabul edilen 'Akıllı Güç Stratejileri ve Model Ortaklık' yaklaşımı sürecin nasıl şekillendirileceğinin bir göstergesidir. Bugün Tunus'tan Pakistan'a kadar olan coğrafyada vuku bulan olayların perde arkasını görebilmek ve meydana gelen süreçten ümmetin en iyi bir şekilde yararlanabilmesini sağlayabilmek için bir yol haritası ortaya koyabilmek şarttır, zorunludur, elzemdir. O nedenle 'Büyük Ortadoğu Projesi'ni yeniden göz önüne almalı, arka planının yeniden tartışmalıyız. Bu yazıda bu konu ele alınacaktır. "Yeni NATO Ve Büyük Ortadoğu" ABD'nin NATO'ya yüklediği yeni misyon, ABD'yi temsil eden yetkili şahısların yaptığı konuşmalardan ve yazdığı yazılardan anlaşılabilir. 24 Ekim 2003'de Prag'da gerçekleştirilen 'NATO ve Büyük Ortadoğu' adlı konferansta NATO Konseyi Daimi Üyesi R. Nicholas Burns'ün yaptığı 'Yeni NATO ve Büyük Ortadoğu' adlı konuşmasında NATO'nun yeni misyonunu aşağıdaki şekilde açıklanmaktadır: " Avrupa ve Kuzey Amerika hâlâ NATO'nun güvencesi (mandate) altındadır. Fakat Batı veya Orta Avrupa'da ya da Kuzey Amerika'da oturarak bu işi yapabileceğimize inanmıyoruz. Hem kavramsal yönelimimizle hem de askeri gücümüzle doğuya ve güneye konuşlanmak zorundayız. NATO'nun geleceğinin doğu'da ve güneyde olduğuna inanıyoruz. Bu da Büyük Ortadoğu'dur." (1) NATO Askeri Komitesi Başkanı General Naumann, NATO'nun yeni döneme ilişkin fonksiyonunu, Burns'e benzer şekilde tanımlamıştır: "NATO artık eskiden olduğu gibi bölgesel bir savunma örgütü olarak kalamaz: Üye ülkelerin çıkarlarını nerede olursa olsun koruyabilecek ve gelecekte kurulabilecek koalisyonların temelini oluşturacak küresel bir ittifak haline gelmelidir."(2) Burns'e göre NATO ülkelerine asıl tehdit bu coğrafyadan gelecektir: "NATO'nun gelecekteki misyonu, krizleri önleme ve söz konusu krizlere karşılık verme şeklinde olacaktır. Krizlere verilecek karşılık ya bir savaş görevi veya bir rehine kurtarma operasyonu ya da Fransa, İspanya, Çek Cumhuriyeti ve Birleşik Devletler'e yönelecek tehdidin kaynağı olabilecek Orta ve Güney Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde gerçekleştirilecek barış gücü operasyonları şeklinde olacaktır. Söz konusu küresel tehdit Amerikan halkını ve aynı zamanda, NATO içinde yer alan bir süre sonra sayısı yirmi altıya çıkacak olan- on dokuz ülke halkının tamamını da etkileyen en büyük tehdittir. Bu, temel bir değişim işaretidir."(1) Burns'e göre, Büyük Ortadoğu Projesi Cumhuriyetçiler ile Demokratların (ABD'deki hakim güçlerin) projesi olup parti politikalarının üstündedir: "Birleşik Devletler'de siyasal partiler arasında bu konuda partizanca bir ayrım olduğunu zannetmiyorum... NATO'nun görev alanıyla ilgili bu değişim Büyük Ortadoğu'dur. Sanırım, Birleşik Devletler'de Demokratlarla Cumhuriyetçilerin hem fikir olabilecekleri pek çok ortak nokta vardır."(1) 2006 yılında, Bush döneminde, ABD'nin düşünce üretim merkezi CSIS'de Cumhuriyetçiler ile Demokratlar birlikte 'Tarafsız Akıllı Güç Komisyonu'nu oluşturmuşlardır. Bu komisyon, 'Daha Akıllı, Daha Güvenli Amerika' adlı bir rapor hazırlamıştır. Dolayısıyla Obama ile Bush arasında ABD'nin ana politikaları açısından bir fark yoktur. Aralarındaki fark kullanılacak yöntemin, izlenecek politikaların uygulanmasına ilişkindir; öze dönük bir ayrılık yoktur. Baba Bush döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi üyeliği yapan ve ABD'nin askeri duruşunu belirleyen taslağın hazırlayıcısı Richard N. Haass 1997 yılında yayınlanan kitabında (The Reluctant Sheriff) ABD'yi şerif, yandaşlarını da 'İstekliler Koalisyonu' olarak tanımlamıştır. ABD kademeli olarak yaptığı organizasyonlarla bütün ülkeleri şerifin gönüllüler ordusuna dahil etmeye çalışmaktadır. Burns'a göre eski NATO ölmüştür yeni NATO şerif ve istekliler koalisyonundan oluşmalıdır: "Yeni ortaklar, yeni üyeler, yeni askeri güç ve yeni stratejik görev bir arada ele alındığında yeni bir NATO'ya sahip olduğumuz ortaya çıkıyor. En azından, mecazi anlamda, Soğuk Savaş döneminde gerçekleştirdiği başarılardan ötürü eski NATO'yu şerefli bir emekliliğe sevk ettik; fakat şu an çok farklı tehditler karşısında çok farklı bir zaman dilimi için yeni bir NATO inşa etmekteyiz."(1) ABD, Büyük Ortadoğu Projesi'ni en az zayiatla uygulayabilmesi için pek çok ülkeyi projeye taşeron olarak dahil etmeye çalışmaktadır. Bu nedenle NATO'nun kademeli bir şekilde genişletilmesini istemektedir. Aynı zamanda farklı girişim ve organizasyonlarla nüfuz alanını genişletmeye, gelebilecek muhalefeti engellemeye ve karşısındaki bloğu bölmeye çalışmaktadır. 'Akdeniz Diyaloğu' bunlardan biridir: "Söz konusu Büyük Ortadoğu'daki bu stratejiyle ilgili bir başka boyut ise şudur: NATO 1995 yılından bu yana, İsrail'in yanı sıra Mısır ve Ürdün'le birlikte Kuzey Afrika'daki Arap ülkelerinin yer aldığı toplam altı Arap ülkesinin bulunduğu, "Akdeniz Diyaloğu" adıyla anılan bir program geliştirmiştir. Akdeniz projesi bağlamında Arap ülkeleri ve İsrail arasında siyasal diyaloğu geliştirme konusunda görüşmeler devam etmektedir. Akdeniz diyaloğunu önemsiyoruz ve belki de katılımcı ülkeler arasında askeri tatbikatlarında yer aldığı daha fazla askeri içerikli bir yapı kazanmasını arzuluyoruz. ... Hükümetimiz, bir başka adım daha atmamız gerektiğine inanıyor. Bu yıl İstanbul Zirve'sini dört gözle bekliyoruz. İstanbul, zirve için son derece uygun bir mekân. Sadece NATO'nun Akdeniz Diyaloğu'yla ilişkisini geliştirmeyi değil, aynı zamanda Kafkasya ve Orta Asya ile de bu ilişkiyi geliştirmeyi düşünmeliyiz. Söz konusu bu bölgelerdeki ülkeler Afganistan'da sergilenen çabalar için son derece büyük önem arz etmektedir. Bu ülkeler bizimle yani NATO ittifakındaki ülkelerle demokratik değerlerin tümünü paylaşmıyorlar. Fakat bu ülkeler, barışın korunmasında bizimle birlikte hareket etmek ve çatışmayı önlemede bizimle birlikte olmayı arzuladıkları stratejik bir perspektifi paylaşmaktadırlar. Bu ülkeler bizim ortaklarımızdır ve bu ülkelerle ortaklığı geliştirmeliyiz." (1). Dikkat edilirse bu ülkelerin, ABD ile aynı değerleri paylaşıp paylaşmamaları önemli değildir; önemli olan ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yapacağı işgal hareketine yardımcı olması, ses çıkarmamasıdır. Nasıl olsa sıra bir gün onlara da gelecektir. Saddam'a, Bin Ali'ye ve Hüsnü Mübarek'e yapılan budur. Diğer işbirlikçilere yapılacak olan da bundan başkası olmayacaktır. ABD, dünya için öngördüğü yönetim piramidinin tepesine kendisini yerleştirmekte; diğer tüm ülkeleri ve oluşumları NATO ile ilişkilendirmektedir. Bu bağlamda NATO ile AB'yi bir alt düzlemde birbirine eşdeğer olarak konumlandırmaktadır. Oysa AB, ABD'nin karşılığıdır, NATO'nun değil. Fakat ABD, NATO ile AB'yi karşılaştırarak AB'ye kendisine nazaran bir alt konum vermek çabası içerisinde bulunmaktadır: "Bu ülkelerin aynı zamanda Avrupa Birliği üyesi olmak ve bu iki kurum arasında seçim yapmak zorunda oldukları yönünde Washington hükümetine büyük bir güvenimiz söz konusudur. NATO ve Avrupa Birliği arasındaki sadakati test etmemiz gerekmiyor. Bu ülkeler her iki kurumun da üyesi olmalıdırlar. Böylece her iki kuruma da güç katmış olacaklardır. Söz konusu bu iki kurumun birlikte genişleme göstermesi Avrupa'da demokrasiyi güçlendirmede tarihi bir fark yaratacaktır." (1) ABD, NATO ile AB'yi böyle bir konumlandırmaya tabi tuttuktan sonra, AB'nin kendisine bağlı ayrı bir askeri birim kurmasına şiddetle karşı çıkmaktadır. ABD ile AB arasında bu noktada ciddi bir yaklaşım farkı ve gerilim vardır: "... Özellikle, "Berlin Plus" anlaşmasıyla NATO'nun, bir savunma ve güvenlik gücü olarak gelişmesine katkıda bulunarak Avrupa Birliği'ne yardımcı olacağı ifade edilmiştir. Elbette Avrupa Birliği Avrupalıların ve Amerikalıların geçen elli yıl boyunca gerçekleştirdikleri şeyleri motamot kopya etmeyecektir. Bu bağlamda NATO'yla rekabet halinde ne yeni bir askeri karargâh ne de SHAPE ile mücadele edecek yeni bir plânlama birimi kurulacaktır. Bir ay sonra, Fransa, Almanya, Belçika ve Lüksemburg liderleri Brüksel'de buluştuklarında, yeni bir Avrupa Birliği askeri karargâhı yaratma; yeni bir plânlama birimi kurma; Avrupa anayasası için ortak savunma şartı oluşturma; bir Avrupa Kalesi ya da bir Atlantik karşıtı savunma ticareti haline gelmediği sürece itiraz edilemeyecek olan silahlanmadan sorumlu bir örgüt (agency) oluşturma konusundaki isteklerini dile getirdiklerinde şaşkınlığımızı hayal ediniz. Bu durum, birlikte çalışmak zorunda olduğumuz NATO, Avrupa Birliği ilişkilerinde önemli bir konudur." (1). Burns konuşmasında ABD'nin görüşlerini yansıtmış olup AB'yi ikaz etmiştir. ABD, Sovyetlerin yıkılışı ile meydana gelen tek kutuplu dünyayı, 'yeni dünya düzeni' adı ile kendi patronluğunda yeniden düzenlemek istemektedir. Bu amaca hizmet edecek tarzda NATO'yu bir truva atı olarak kullanmak niyetindedir. NATO'ya yüklenen yeni misyona bu zaviyeden bakmadığımız sürece bundan sonra olabilecekleri anlayamayacağımız gibi tedbir alma, karşı tavır belirleme imkanına da sahip olamayacağız. 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi' (PNAC) ya da Şeytan'ın İmparatorluğu 21.Yüzyılın ABD yüzyılı olması için hazırladıkları 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi' (PNAC), ABD'nin tek başına dünya hakimiyeti kurması için daha önce hazırlanmış projelerin birleştirilmesi ile elde edilmiş bir projedir. ABD, Sovyetlerin yıkılışı ile ortaya çıkan boşluğu, bir ABD imparatorluğuna dönüştürmeye çalışmaktadır. Sahip olduğu ekonomik, askeri ve teknolojik üstünlüğü bir dünya imparatorluğu kurma noktasında harekete geçirmiştir (3-5). ABD stratejisini, gelecekte karşısına hiçbir gücün çıkmaması esası üzerine kurmuştur. Baba Bush'un zamanında (1992) Paul Wolfowitz'in başkanlığında savunma bölümü tarafından hazırlanan gizli bir belgede (Defens Planning Guidance) bu noktaya özel bir vurgu yapılmıştır: "Stratejimiz şimdi (Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra), gelecekte potansiyel bir küresel rakibin ortaya çıkışına meydan vermeyecek şekilde yeniden ayarlanmalıdır (New York Times, 8 Mart 1992)" (5). 17 Eylül 2002'de kabul edilen ve 20 Eylül 2002'de kamuoyuna duyurulan ABD'nin Ulusal Güvenlik Stratejisi (Bush Doktrini) belgesi ile ilgili Kongrede yaptığı konuşmasında Bush, tam 10 yıl sonra, aynı konuyu tekrarlamıştır: "Gücümüz, ABD'nin gücünü aşma ya da ona denk olma ümidiyle yeniden askeri yapılanmaya giden potansiyel düşmanları caydıracak kuvvette olmalıdır." (5). ABD politikalarında etkili olan stratejist Brzezinski'ye göre ABD'nin dünya hakimiyetinin yolu Avrasya'nın kontrolünden geçer: "Doğu Avrupa'yı yöneten Merkez bölgeye kumanda eder; Merkez bölgeyi yöneten Dünya adasına kumanda eder; Dünya adasını yöneten, Dünyaya kumanda eder." (6). Brzezinski'ye göre, ABD yönetimi bu bölgeyi kontrol edebilecek bir başka gücün ortaya çıkmasını şimdiden engellemelidir: "Amerikan politikasının nihai hedefi, iyi huylu ve uzun va deli eğilimlerle ve insanlığın çıkarları ile uyum halinde, ortaklaşa küresel bir topluluk oluşturma hayaline sahip olmalıdır. Fakat bu arada, Avrasya'ya egemen olan ve böylece Amerika'ya meydan okuma yeterliğine sahip bir rakibin ortaya çıkmaması şarttır." (6). (Devamı var...) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz: | Adige Abzakh (28.10.11), evlad-ı fatihan (03.11.11), osmanlı (28.10.11), suvari4060 (28.10.11), ZafeR (29.10.11), Zirve58 (28.10.11) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 5580
Üyelik tarihi : 16-09-2009
Konuları : 306
Mesajlar : 2,584
Teşekkürleri: 9,384
1,240 mesajına 2,440 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Hafıza-i beşer nisyanla mâluldur. (insan hafızası unutkanlık hastasıdır.) İnsanın bu zâafını en iyi kullanan da siyonizmdir. Siyonizmin bu konuda tam 1 yüzyıldır onlarca ülke üzerinde sayısız tecrübesi vardır. Medya yolu ile neyi nerede söylettireceğini ve neyi nerede inkar ettireceğini, unutturacağını çok iyi bilir. Bunun en yakın örneği de 28 şubat sonrası akp'nin kuruluş süreci ve bu süreçte Tayyip erdoğanın hapisten çıktığı gibi amerikaya hükümet kurmak için gidip, orada gerekli sözleri verip elinde bir hükümet sözü ile dönüşü üzerine medyaya verdiği ''biz amerika ile mutabakata vardık'' açıklamasını yapmasını, bugün kendine muhafazakar diyen akp tabanının unutmasıdır. Kendine muhafazakar diyen bu akp tabanı her seçimde akpyi eleştiren milli görüşçülere; akp'nin amerikaya karşı olduğunu ve onun türkiye üzerindeki oyunlarını bozmaya çalıştığından dem vurarak milli görüşçülerinde bu konuda akp'yi desteklemelerini isterler. Milli görüşçüler akp'lileri batıl olmakla suçladıklarında ise kendine muhafazakar diyen akp'liler hemen kuranı ellerine alıp, milli görüşçülere ''Allahın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın''( â-li imran: 103) ayetini okurlar ve bunu milli görüşçülerden oy istemek için güya delil gösterirler. Halbu ki Tayyip erdoğan'nın amerika dönüşünde medyaya söylediği '' biz amerika ile mutabakata vardık'' sözünü hiç hatırlamazlar. Ve dahası akp'nin ergenekonun kökünü kazımaya çalıştığını söyleyip, onu metheden kendine muhafazakar diyen bu akp tabanı, 28 şubatta Ergenekona; 'Erbakanı hükümetten indirin' emrini veren gizli kriptonun da amerikadan geldiğini hatırlamazlar. Olayın en acınacak tarafı ise kendine muhafazakar diyen bu akp tabanının, tüm bu olaylardan Tayyip erdoğanı iktidara getirenle ergenekonu bitirmek isteyen gizli elin amerika olduğunu anlayamazlar. Bunun adı feraset kararmasıdır.
__________________
Barış İstiyorsanız Savaşa Hazır Olun... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Nur şakirdi kardeşlerim tıklayın izleyin Konu suvari4060 tarafından (28.10.11 Saat 21:22 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için suvari4060 kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | evlad-ı fatihan (03.11.11), osmanlı (28.10.11) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Milli Selamet
Üye No : 1405
Üyelik tarihi : 18-11-2008
Konuları : 3
Mesajlar : 555
Teşekkürleri: 643
369 mesajına 716 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 04.04.12
Durumu : Status: Offline
|
O gizli el önce alimlerimizi uyuttu .Bulunduğumuz şehre belediye M.Ersoy ve D.Akalın gibi sanatçıları getirdi .B.Şehirde ve Akp de görevli ismailağa cemaatine mensup kardeşe şaka yollu ..Nasıl beğendinmi..diye takıldım o beni hayrete düşürdü .Bana ...Ağabey ülkede sadece biz yaşamıyoruz. Bizim dışımızdakilerinde ihtiyaçları var ..vs..vs...demezmi .. << Bu tür mazeretler F.hocaefendi cemaatinde çokça dile getirilimekte >> Ben ilkokuldan beri cüppe ve şalvarla gezen ailesinde her erkeğin sakallı ve cüppeli her hanımın çarşaflı olduğu bu kardeşe ve ailesine ayrı bir değer verirdim.. Meğer pekte hak etmiyorlarmış. |
|
|
| Bu mesaj için osmanlı kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | evlad-ı fatihan (03.11.11), suvari4060 (28.10.11) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Bir ihanet planı 'Büyük Ortadoğu Projesi' 3 Kitle imha silahları Bölgeye kitle imha silahlarını sokan bizzat ABD'dir. İran-Irak savaşında Saddam savaşı kaybetmek üzere iken bizzat Donald Rumsfeld tarafından Irak'a kitle imha silahları verilmiştir. Fao adasında binlerce İran askerinin ölümüne ve Halepçe'de beşbin civarında sivil Kürt'ün ölümüne neden olan KİS'ler ABD markalıdır. Diğer taraftan büyük Ortadoğu coğrafyasında gerçek anlamda kitle imha silahlarına sahip olan tek ülke İsrail'dir. BM'in bölgenin kitle imha silahlarından arındırılmasına ilişkin kararına rağmen İsrail'e bir yaptırım uygulanamamış, sadece Irak'ın üzerine gidilmiş ve fakat orada da herhangi bir kitle imha silahı bulunamamıştır. Bununla beraber KİS'ler Irak işgalinin gerekçesi yapılarak dünya kamuoyu ABD-İsrail-İngiltere tarafından aldatılmıştır. Başbakan Erdoğan'ın Palmer Raporu'ndan sonra ısrarla İsrail'in elindeki nükleer silahlara dikkat çekmesi ve üzerine gitmesi önemlidir. Ancak konunun zamanla unutulması tehlikesi mevcuttur. O nedenle kamuoyu bu noktada daha duyarlı olmalı ve konunun unutulmasına mani olmalıdır. İnsan hakları-Özgürlükler ve demokrasi ABD'nin niyeti, bu coğrafyaya özgürlükleri, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü getirmek değildir. ABD bugüne kadar nereye insan hak ve özgürlüklerini getirmiştir ki büyük Ortadoğu'ya da getirmiş olsun. Irak'ta ABD askerlerinin komutanlarının direktifleri istikametinde icra ettikleri zulüm ve kadınlara yaptıkları tecavüz, ne tür bir hak ve özgürlük getirmek istediklerinin en açık örnekleridir. Saddam'ın Kürt halkının üzerine Halepçe'de attığı kimyasal silahları ona veren ABD yönetimiydi ve yapılan katliama ses çıkarmamıştır. İran'la 8 yıl savaştığı dönem içerisinde de Batı tarafından demokrasi kahramanı ilan edilmişti. Hüsnü Mübarek yönetiminin Mısır'da yaptığı zulümler ve katliamlar hep Batı destekli olmuştur. Lübnan ve Filistin'de seçimle işbaşına gelmiş tüm İslam'ı yönetimler terörist ilan edilerek düşürülmeye çalışılmıştır. Hizbullah ve Hamas'a İsrail'in yaptığı askeri saldırılar ortadadır. Kara harekatında başarılı olamayan İsrail geri çekilmek durumunda kalmıştır. Uluslararası anlaşmalara göre yasak olan silahları İsrail'in kullanmasına Batı ses çıkarmamıştır. Seçimle işbaşına gelmiş Cezayir yönetiminin (FIS) ve halkının başına gelenler bellidir. Yüz binlerce Müslüman Cezayirli öldürüldüğünde başta ABD olmak üzere Batı sesini çıkarmamış, tam tersine katliama destek vermişlerdir. Türkiye'deki tüm darbelerin arkasında ABD vardır. Seçimle işbaşına gelen Venezuella Devlet başkanı Chavez, ABD destekli darbe ile düşürülmek istenmiştir. Ayrıca Haiti Devlet Başkanı Aristide, Amerikan askerlerinin bizzat iştirak ettiği bir darbe ile düşürülüp sürgüne gönderilmiştir. Zimbabve ve Ekvator Ginesi'nde ABD destekli darbeler engellenmiştir. (12). ABD'nin derdi demokrasiyi yaymak değil, onu bir Truva atı olarak kullanmaktır. ABD'de yönetimde bulunmuş 'Yeni Muhafazakarların' önemli isimlerinden Richard Perle'un yazdığı 'Şerre Son' (An End to Evil) adlı kitapta işlenen ana tema, budur: "Batı ya İslam'a karşı zafer kazanır veya soykırımına uğrar. Müslümanların gazabının kökü İslam'ın kendisindedir. Suudi Arbistan teröre karşı ya batı ile tam işbirliği yapar veya zengin petrol kaynaklarının bulunduğu Doğu eyaleti ondan kuvvet zoru ile koparılır. İsrail- Filistin ihtilafına gelince, Washington'un bir Filistin kurulması fikrinden vazgeçmesi gerekir. 11 Eylül'ün ortaya çıkardığı İslam dünyasındaki marazı Judea tepelerinde 23.'üncü Arap devletini kurarak tedavi edemeyiz. Tahran'daki rejim mutlaka yıkılmalı ve bu maksatla İranlı muhaliflere her türlü yardım yapılmalıdır. Ortadoğu'daki kötendinciler ve laik militanlar, Sünniler ve Şiiler, Komünistler ve Faşistler birbiri ile kaynaşmışlardır. Hepsi patlamaya hazır gazabın haznesinden fışkırıyorlar. Bu durumun çaresi demokrasi değil demokratikleşmedir. Demokratikleşme derhal seçimlere gidilerek sonra onun sonuçlarına katlanmak anlamına gelmez. Seçimler 1995'te Cezayir'de denenmiştir. Orada yozlaşmış statükonun yerini az daha köktendinciler alıyorlardı. Böyle bir sonuç kabul edilemez. Reform süreci güdümlü ve tedrici olmalıdır."(13) ABD'de Ulusal Demokrası Vakfı Başkanı Carl Gershman Büyük Ortadoğu bölgesine ilişkin demokrasi Stratejisini anlatırken 'Özgürlükler ve hukukun üstünlüğü garantiye alındıktan sonra yönetim biçiminin krallık ya da cumhuriyet olması önemli değildir' derken, (14) nasıl bir demokrasi öngördüklerini açıkça ortaya koymuştur. Anlaşılan onlar özgürlük derken, uluslararası sermayenin serbest piyasa adı altında bölgeyi serbestçe işgal etmesi; hukukun üstünlüğü derken de, bu sermayeyi koruyacak uluslararası tahkimin kabul edilmesini kastediyorlardır. Demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri gibi kavramları kullanmadaki niyet, yerli işbirlikçi diktatörlüklerden çok çekmiş bir halka şirin görünüp bu kavramların oluşturduğu cazibeden yararlanarak halkın direnişini mecrasından saptırmak ve yeni işbirlikçiler bulup sömürüye devam edebilmektir. Ortadoğu Projesi'nin gizli amaçları BOP'un gizli amaçları 4 başlık altında toplanabilir: 1- Müslümanlardan ABD'ye karşı meydana gelebilecek olan bir meydan okumayı kırmak; 'Ilımlı İslam' adında yeni bir din inşa ederek kaos meydana getirmek. Bununla eş zamanlı olarak etnik temele dayalı yeni uluslar inşa edip bölgedeki karışıklığı ve çatışmayı sürekli kılmak. 2- Devletlerin uluslararası sermayeye göre yapılandırılması. 3- Bölgedeki enerji kaynaklarını ve ulaşım yollarını kontrol ederek enerji nedeniyle buralara bağımlı olan ve gelecekte ABD'ye rakip olabilecek güçleri frenlemek. Bölgede var olan stratejik madenlere el koymak. 4- İsrail'in güvenliğini sağlamak ve Büyük İsrail'i kurmak. 'Yeni Din' ve 'Ulus İnşası' İle bölgeyi sürekli çatışma içerisinde tutmak ABD'li bir çok stratejisin ısrarla üzerinde durduğu en önemli nokta, gelecekte ABD'ye karşı değerler sistemi bazında kafa tutacak ve ABD yayılmacılığını durduracak yegane gücün İslam medeniyeti olacağıdır. (3, 6) Bu nedenle Müslümanların kendilerini toparlamalarına imkan verilmemeli; iç çatışmaya sürüklenerek enerjilerini kendi içlerinde harcamalıdırlar. Bunun için bölgede yapılan dini eğitimler yeniden yapılandırılarak ismi İslam olan ve fakat kendisi İslam olmayan yeni bir din inşa edilmelidir, 'Ilımlı İslam'. (15) ABD imparatorluğunu genişletebilmek için hedef aldığı ülkeleri alt etnik gruplara bölüp yeni uluslar oluşturmayı bir strateji olarak benimsemiştir. Afganistan'ın geleceğinde Amerikan Politikası Koordinatörlüğü görevini üstlenen Richard Haass, 'Karışıklık' adlı kitabında yeni bir ulus inşa etmeyi, ABD'nin işgal edeceği bölgelerde hakimiyet kurabilmesi için şart olarak görmektedir: "... Güç politik değişiklik olayı ise, fazla bir zeka gerektirmeden ve biraz da iyi şansla işe yarayabilir. Aksi halde tek başına güç kullanımı politik değişikler için yeterli değildir. Bu şekilde bir değişiklik için en etkili yol değişik şekillerde karışıklık yaratmaktır. 'Ulus inşa etmek' bu yollardan biridir. İlk önce tüm karşı çıkanları yok edeceksin ve daha sonra başka bir topluluk yaratma işiyle meşgul olacaksın." (16) 2003 yılında RAND Corperation tarafından hazırlanan 'Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler' adlı raporda, 'Türk İslamı', 'Alman İslamı', 'Arap İslamı', 'Mısır İslamı', 'Köktendinciler', 'Gelenekçiler', 'Modernist Müslümanlar' ve 'IIımlı İslam' gibi kavramlaştırmalara gidilmesi, Büyük Ortadoğu coğrafyasında yeni ulus inşasının yanı sıra yeni dinler/mezhepler inşa edilmek istendiğini göstermektedir. (15) Bugün Şer ittifakı (ABD İngiltere Siyonizm), Afganistan, Pakistan, Irak, Yemen, Sudan Mısır, Libya ve Türkiye'de buna benzer bir politika izlemektedir. Büyük Ortadoğu projesinin gizli amaçlarından en önemlisi bölgeyi etnik ve dini eksenli olarak paramparça edecek tarzda yeni uluslar ve yeni dinler ortaya çıkarmaktır. Tüm bölge halklarının özellikle Müslümanların BOP'a bu boyutu ile bakmaları ve ona göre çözümler üretmeleri gerekir. Şeytanı İttifakın bu bölgede tutunamaması için öncelikle bizim olaylara bakışımızın berraklaşması şarttır. Sağlam ve üstün bir strateji, vakayı olduğu gibi duygusallıktan kurtularak teşhis etmekle kurulabilir. (Devamı var |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Bir ihanet planı 'Büyük Ortadoğu Projesi' 4 Prof. Dr. Burhanettin Can-Milli Gazete
Maden, su, enerji kaynakları ve ulaşım yollarının kontrolü Büyük Ortadoğu Projesi'nin gizli amaçlarından bir diğeri de, bölgenin sahip olduğu maden, su, enerji kaynakları ve bunun uluslararası camiaya ulaştırılma yollarının kontrol altına alınmasıdır. Bu bölge dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip, enerji bakımından AB ve Japonya buraya büyük oranda bağımlıdır. Bu bölgeye enerji bakımından en az bağımlı olan ABD'dir. Üstelik de bu bölgedeki petrollerinir büyük bir kısmı Gulf, Exxon, Chevron ve Texaco gibi dev ABD petrol şirketleri tarafından işletilmektedir. Dolayısıyla ABD'nin kendi ihtiyacı olan petrol veya doğal gaz ihtiyacını bu bölgeden temin etme konusunda herhangi bir sıkıntısı yoktur. Bundan dolayı BOP kapsamında Enerji kaynaklarını ve yollarını güvenliğe almak bu projenin amacı olamaz. Öyleyse amaç başkadır. Enerji bakımından bu bölgeye bağımlı olan ve gelecekte ABD'ye rakip olabilecek güçleri, enerji vanalarını kontrol ederek terbiye etmek BOP'un gizli amaçlarından biridir. Brzezinski, National Interest dergisindeki (Kış 2003) 'Hegemonik Bataklık' (Hegemonic quicsand) adlı makalesinde bunu belirtmektedir: "(Bölgenin enerji kaynaklarına ilişkin) veriler, ABD'ye buraya egemen olmaktan başka bir alternatif bırakmamaktadır. O nedenle ABD, Global Balkanları (Büyük Ortadoğu) kendi stratejik çıkarlarına uygun olarak şekillendirmelidir. Bu bölgeye egemen olmak ABD'ye başka bir stratejik manivela da sağlamaktadır: Ekonomileri bölgeden güvenli petrol akışına bağımlı Avrupa ve Asya ekonomilerini denetim altında tutma gücü. Bu bölge o kadar önemlidir ki, ABD herhangi bir bölgesel gücün beklenti ve önceliklerini buraya dayatmasına izin vermemelidir."(21) İsrail'in güvenliği ve Büyük İsrail'in kurulması BOP'un gizli amaçlarından biri, İsrail'in güvenliğinin sağlanması ve Siyonizm'in 'Büyük İsrail Projesi'nin hayata geçirilmesidir. ABD yönetimlerinde her zaman Siyonist Yahudilerin büyük bir etkinliği olmuştur. Yönetimlerin şahinler kanadını Siyonist Yahudiler oluşturmaktadır. 'ABD'yi İsrail egemenleri ve Yahudi sermayesi ile bağlantıları olan 400 Amerikan zengini yönetmektedir'. (22) Amerika'da insanları yöneten iki güç odağı mevcuttur; paranın ve medyanın (yazılı ve görsel basın ve sinema) patronları. 'Bu iki güç odağı da Yahudilerin denetimindedir'. Emekli Orgeneral Kemal Yavuz'un ABD'de de iken bir ABD'li generalle aralarında geçen konuşma, BOP kapsamında İsrail'in güvenliğinin ne anlama geldiğini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır: "ABD'li General: İsrail'in Ortadoğu politikaları ile ilgili eleştirilerinizde tamamen haklısınız. Ama, ABD'nin bu konudaki bir gerçeğini de bilmelisiniz. Amerika'da, devlette ve hatta özel sektörde hiç kimse, Başkan dahil (bunu iki defa tekrarladı), İsrail'in politikalarını körü körüne desteklemedikçe, sandalyesinde kalamaz. Çünkü, Amerika'da insanları yöneten iki güç odağı mevcuttur; paranın ve medyanın (yazılı ve görsel basın ve sinema) patronları. Bu iki güç odağı da Yahudilerin denetimindedir." (23) (ABD'deki Yahudi etkinliğini daha iyi anlayabilmek için Pınar yayınlarından çıkan ABD'de İsrail Lobisi kitabı (24) ve Milli Gazete'nin geçmiş sayılarında yayınlanan Siyonizm Dosyası mutlaka okunmalıdır. Büyük Ortadoğuyu terörden arındıracağını söyleyen ABD'nin, İsrail'in yaptığı devlet terörünü kayıtsız şartsız desteklemesi, ABD'deki yahudi nüfuzunun bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ama aynı zamanda da ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ileri sürdüğü argümanlar konusundaki samimiyetsizliğini ve Projenin, öne sürülen amaçlarından, daha başka gizli amaçlarının var olduğunu gösterir. ABD'de Yahudiler Evanjelik Hıristiyanlarla şu an ittifak halindedirler. Ancak bu durumdan Katolikler şikayetçidir ve aralarında büyük bir çekişme vardır. 'İsa'nın Çilesi/ Tutku' filminin yapılmış olması, 'İsa'yı Yahudiler öldürdü' tarzında bir iddianın seslendirilmesi ve arkasından Mel Gibson'un babasının WSNR radyo programına çıkıp 'Musevilerin, tek bir dünya dini ve tek bir dünya hükümeti yaratmaya çalıştığını, bu işin içinde Yahudi bankerler ve ABD Merkez bankasının bulunduğunu' söylemesi, (25) içerdeki bir kavganın büyüklüğünün somut göstergesidir. Müslümanlar bu çatışmadan yararlanmasını bilmelidirler. 'Akıllı Güç Stratejisi' ve Büyük Ortadoğu Projesi 2006 yılında, Bush döneminde, ABD'nin düşünce üretim merkezi CSIS'de (Center for Strategic and International Studies) Cumhuriyetçiler ile Demokratlar birlikte 'Tarafsız Akıllı Güç Komisyonu'nu (Comission on Smart Power) oluşturmuşlardır. Bu komisyon 'Daha Akıllı, Daha Güvenli Amerika' (A Smarter More Secure America) adlı bir rapor hazırlamıştır. Raporda ana amaç, ABD'nin küresel imparatorluğu için alınması gereken önlemlerin ve izlenmesi gereken politikalar-stratejilerin tespit edilmesidir (26-29). Akıllı güç politikasında, 'güç kullanan tarafa' güç kullanma imkan ve serbestisi, 'üzerinde güç kullanılan taraf tarafından' sunulmaktadır. 'Yani güç uygulanan taraf, gücün uygulanmasına uygun zemini hazırlamakta ve bu güce istekli olmaktadır. Muhatabın durumu sert ya da yumuşak güç kullanmaya fırsat tanımaktadır. Raporun ön gördüğü "Akıllı güç stratejisi beş ayrı alanda ABD'nin küresel liderliğini, yatırımları ve küresel işbirliğini öngörmektedir" ( 26-29): "İttifaklar, ortaklıklar ve kurumlar: ABD, kendi çıkarlarına hizmet eden ve küresel sorunlarla mücadeleyi kolaylaştıran ittifakları, ortaklıkları ve kurumları yeniden canlandırmalıdır. Küresel gelişme: Dış politikada, küresel gelişme için ABD'nin rolünü artırarak, ABD çıkarları ile dünyadaki tüm insanların beklentilerinin birleşmesini sağlamak, bu konuda kamu sağlığına öncelik vermek. Kamu diplomasisi: Uluslararası bilgiye ve öğrenime erişimi geliştirmek; dünya kamu oyunu ABD'nin yanına çekebilmek için uzun vadeli, insandan insana ilişkileri, özellikle de genç insanlar arasındaki ilişkileri geliştirmek. Ekonomik entegrasyon: Büyüme ve refah için küresel ekonomiye angaje olmaya devam etmek, serbest ticaretten elde edilen kazancı tüm dünya insanlarının yararına yaymak. Teknoloji ve yenilik: İklim değişikliği ve enerji güvenliği sorunları ile mücadelede küresel mutabakat sağlamak ve yaratıcı çözümler geliştirmek için ABD liderliğini uygulamak." (Devamı var...) |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (03.11.11), suvari4060 (01.11.11) |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,632
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Bir ihanet planı 'Büyük Ortadoğu Projesi' -5 Sonuç: Müslümanlar Büyük Ortadoğu Proje'sini çöpe atacak güçtedir BOP, bu coğrafyayı parçalama projesinin adı olup bir ihanet planıdır. ABD-İsrail-İngiltere şer ittifakının bu coğrafyada karşılaştığı en büyük zorluk, halk bazında ilişki kuramamalarıdır. ABD-İsrail-İngiltere şer ittifakının (Şeytani İttifak) bölgenin işbirlikçi yönetimleri ile aralarının iyi olmuş olması halkla aralarının iyi olmuş olması manasına gelmemektedir. Batı yönetimleri bu işbirlikçilere silah satabilmekte, dış ve iç politikalarını istedikleri gibi şekillendirebilmekte ve fakat halkın kalbine girememekte ve Batı mallarını halka satamamaktadırlar. Tüketime dayalı Batı ekonomilerinin yeni pazarlara ihtiyacı vardır. Büyük Ortadoğu coğrafyası bu açıdan Batı için çok mümbit bir pazardır. Halkın kalbinin kazanılması ile İşbirlikçi diktatörlerin kalbinin kazanılması arasındaki tezat, Şeytani ittifakı yeni arayışlara itmiştir. Bu arayış 'Akıllı Güç stratejisi ve Model Ortaklık' politikasının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu coğrafyada aranan yeni işbirlikçiler kadife eldivenli demir yumruklu işbirlikçiler olacaktır. Yanı Demir yumruklu işbirlikçi döneminden Kadife eldivenli demir yumruklu işbirlikçiler dönemine geçilmeye çalışılmaktadır. Hedeflenen, 1950'de Türkiye'de yapılanın benzeridir. Demir yumruklu İnönü iktidarından Kadife Eldivenli Demir Yumruklu Bayar İktidarına geçiş. Kanunlarla zulmün devam ettirildiği, halkın esir alındığı ve ekonomik imkanların Batılı sermayeye peşkeş çekildiği yeni bir dönem. Müslümanlar bu yeni dönemi iyi okumalı ve yerli işbirlikçi zalimlerin zulmünden onların efendilerine sığınma gibi bir eğilim içerisine girmemelidirler. Bu coğrafyada yeni bir Şerif Hüseyin ve oğulları macerası yaşanmamalıdır. Bu Birinci cihan savaşı sonrasındaki işgalin farklı bir şekli olur. 100 yıl sonraki neslin, 'Osmanlıya yaptığımız ihanetin bedelini ödüyoruz' tarzında bir itirafta bulunmasına imkan vermemeliyiz. Dün Şerif Hüseyin ve çocukları işleri bittiğinde bir kenara fırlatılıp atılmışlardır. Bugün de Saddam, Bin Ali, Mübarek gibi işbirlikçiler işleri bittiğinden dolayı bir kenara fırlatılıp atılmıştır. Yarın aynı durum meydana gelmemesi için hiç kimse ve fakat özellikle hiçbir Müslüman, şer ittifakının işbirlikçisi durumuna düşmemelidir. Bu zilleti ne kendisi yaşamalı ve ne de çocuklarına yaşatmalıdır. Türkiye'ye rağmen BOP'u bu coğrafyada uygulamaları mümkün değildir. Türkiye, NATO'nun Büyük Ortadoğu'da konuşlandırılmasına karşı çıkmalıdır. Türkiye Füze kalkanını topraklarından söküp atmalıdır. Türkiye, ABD'deki Hıristiyan-Yahudi ihtilafından ve ABD-AB, ABD-Rusya, ABD-Çin, ABD-Hindistan ihtilaflarından yararlanmalıdır. Türkiye'nin gücü, Müslümanların gücü buna yeter. Türkiye, ABD'nin taşeronluğuna, jandarmalığına soyunmamalı ve Truva atı olmamalıdır. Türkiye, Müslüman halklarla birlikte Batı'nın oyununu bozabilir, kurulmak istenen tuzakları deşifre ederek parçalayabilir. Bunun için Türkiye'deki siyaset kendisiyle ve halkla bütünleşmeli, halkı aydınlatmalı, halkın aktif desteğini kazanmalıdır. O nedenle de, asgari müştereklerde, bir üst kimlik altında toplumsal bir uzlaşı sağlamalıyız. Türkiye tüm tarafların iştiraki ile kendi içinde bütünleşmeyi sağlayacak yeni bir sosyal mukavele, yeni bir anayasa, hazırlamalıdır. Böyle bir mutabakata her zamankinden daha fazla bugün ihtiyaç vardır. Türkiye kendi gücünün farkına varmalı, iç çekişmelerle, enerjisini harcamamalıdır. Bu coğrafyadaki halk hareketleri, Müslümanların önderliğinde ve denetiminde iktidara yürüyecek tarzda organize edilme mecburiyeti vardır. Türkiye bunu en iyi icra edecek bir konuma sahiptir. Türkiye atacağı adımlarda Büyük Ortadoğu coğrafyasındaki Müslüman halklardan, tecrit olmamalıdır. Türkiye bu coğrafyadaki Müslüman halkın gönlünü kazanarak onlarla bütünleşmeli, onlara yol göstermeli, onları teşkilatlandırmalı ve onlara önderlik yapmalıdır. Özellikle halk bazında bütünleşme sağlanarak ülkelerin bölünmesi engellenmelidir. Şer ittifakının sahip olduğu askeri ve ekonomik güce dayanarak Büyük Ortadoğu coğrafyasında yaptıkları, Allah'a iman edenleri paniğe, ye'se ve korkuya kaptırmamalıdır. Müslümanlar, Moğol istilasından Haçlı seferlerine kadar yığınla badireyi atlatmış, hepsinden alınlarının akı ile çıkmışlardır. Bugün Şer İttifakı'nın sonu da geçmişten farklı olmayacaktır. Bunlar zannedildiği gibi güçlü değiller ve Müslümanlardan İlahi Sünnetin gereği olarak gerçekten korkmaktadırlar. Kendi içlerinde paramparça olup şiddetli bir çatışma içerisinde bulunmaktadırlar: "Herhalde onların içlerinde 'dehşet ve yılgınlık bakımından' siz, Allah'tan (O'na karşı duydukları dehşetten) daha çetinsiniz. Bu, gerçekten onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir." Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, gerçekten onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." ( 59 Haşır 13-14) Afganistan'da, Irak'ta, Lübnan'da ve Filistin'de bugüne kadar vuku bulan tüm çatışmalar yukarıdaki ayetlerde işaret ettiği şekilde meydana gelmiştir/meydana gelmektedir. Silah gücünün üstün olmuş olması onları gerçek anlamda güçlü kılmamaktadır. Toplumsal sermayeleri tükenmiş, tefessüh etmiş bir toplumsal yapıya sahipler. Bu özelliklerinden dolayı Kur'an-ı Kerim onları ahşap kütüğe benzetmektedir: "Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar, (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakın."(63 Münafikun 4) Onların gücü bizim teşkilatsızlığımız, strateji eksikliğimiz, plansızlığımız, birlik ve dayanışma içerisinde olamayışımızdır. Yanı kuyu derin değil ip kısadır. Müslümanların bu dağınıklığından dolayı Kur'an-ı Kerim yeryüzündeki fesaddan Müslümanları sorumlu tutmaktadır: "Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur..." "Küfredenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur." ( 8 Enfal 72-73) Kur'an'a göre gerçek müminler, birlik ve dayanışmayı savunanlar ve bunun için elini taşın altına sokanlardır: "İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır." (8 Enfal 73) Bizim yumuşak gücümüz karşısında duracak hiçbir karşı güç yoktur. Müslümanların bu gerçeği görüp bu tür dönemleri birer arınma vesilesi yapmalılar. Tarihte Müslümanlar bu tür dönemleri, Allah'a imanın, sadakatin, sabır ve sebatın bir ölçüsü olarak anlamış ve gerekli bedeli ödemeyi peşinen kabullenmişlerdir. Bu iman edenlerin Kur'an'da geçen en temel vasıflarından biridir: "Onlar, kendilerine insanlar: «Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun» dedikleri halde, (buna rağmen) imanları artanlar ve: «Allah bize yeter, O ne güzel vekildir» diyenlerdir." (3 Al-ı Imran 173) Unutmamak gerekir ki zalimler, zulümlerini katmerleştirdikleri anlarda yıkılır giderler. O nedenle de güçleri ne olursa olsun bugünün zalimleri, Firavunlar gibi, Moğollar gibi Romalılar gibi yıkılıp gideceklerdir: "Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp-devrileceklerini pek yakında bileceklerdir." (26 Şuara 227) Bu ilahi bir sünnettir. Allah'ın sünnetinde bir değişiklik olmaz. Zalimler, sahip oldukları gücün, sürekli var olacağını varsayarak müstağnileşirler. Kendilerinin ebedi olacaklarını, kimsenin kendilerine güç yetiremeyeceğini vehm ederler. Onun için de fütursuz davranırlar. Başta Müslümanlar olmak üzere tüm insanlığa karşı tuzak kurarlar. Bilmezler ki kurdukları her tuzak, ayaklarına dolanacak ve onları mukadder akıbetlerine doğru sürükleyip götürecektir: "Gerçek şu ki, onlar hileli düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış bir tuzak, bir düzen vardır." (14/46) Kaynaklar 1. R. Nicholas Burns (NATO Konseyi Daimi Üyesi) Yeni Nato Ve Büyük Ortadoğu 24 Ekim, 2003 2. Naumann K., NATO Yeni Karar Zamanı, NATO Review, Yaz 2002, S:1-6 3. Huntıngton S., Medeniyetler Çatışması, Vadi Yayınları, Ankara, 1997. 4. Canoğlu, Y., 'Küresel Derin Devletin Düşük Yoğunluklu Savaşı , Umran, Ekim 2001, S:18-26 5- Foster, J.B., ' Emperyalizmin Yeni Çağı', Cosmo Politik, Sayı:6, Sonbahar 2003, S: 12-22 6. Brzezinski, Z., Büyük Satranç Tahtası, Sabah Yayınları, İstanbul,1997, S: VI ,38 7. Törüner Y., Büyük Ortadoğu Projesi, Milliyet Gazetesi, 26.02.2004 8. Brzezinski, Z., Büyük Satranç Tahtası, Sabah Yayınları, İstanbul,1997, S: 51 9.Buze Ö., 'Büyük Ortadoğu Projesi ve Yeni NATO', Teori, İstanbul, Mayıs 2004, S:3-19 10.'Büyük Ortadoğu Girişimi' Taslak Metni, Kudüs Dergisi, El Hayat Gazetesinden Çeviri, Kış 2004, Sayı 4 S: 112-121 11. Yost D.S., 'ABD Güvenlik Stratejileri', NATO Review, Kış 2003, S:1-8 12. Karagül, İ. Chavez, Gizemli Uçak, BOP: Petrol, Senaryo, ortak Kader, Yeni şafak, 11.03.2004 13. Türkmen İ., Ortadoğu Vizyonları, Hürriyet, 28.02.2004 14. Bilici, A., Amerika Ortadoğu'ya Demokrasi Getirir mi?(2), Zaman Gazetesi, 25.02.2004 15. Canoğlu, y., 21. Yüzyıl Haçlı Savaşlarında yeni Bir Tuzak: Ilımlı İslam Cumhuriyeti, Umran Dergisi, Sayı:117, 2004, S:15-25 16. Foster J.B. 'Emperyal Amerika ve Savaş', Cosmo Politik, Sayı:6, Sonbahar 2003, S: 39-45 17. NATO Strateji Belgeleri, Umran Dergisi, Ağustos 1999 18. Canoğlu, Y., 'Sürekli Bürokratik Post Modern Darbeler Dönemi', Umran Dergisi, Sayı:102, S:31-43 19 Akfırat, A., Özel Savaş Pentagon ve CIA Belgeleriyle, Kaynak y., İstanbul. (1997) s:111 20 Parenti, M., İmparatorluğa Karşı, Çeviren Özcan Buze, Kaynak y., İstanbul. (1996) s:49-50 21. Brzezinski, Z., ' Hegemonic Quicksand', The National Interest-Winter 2003/04 5 P: 1-15 22. Doğru N. , Sabah Gazetesi, 2.2.2003 23. Yavuz K., Büyük Ortadoğu ve ABD, Akşam Gazetesi, 10.03.2004 24. Findley P., ABD'de İsrail Lobisi, Pınar Yayınları, İstanbul, 1994 25- Kömürcü G., Yahudi- Katolik Savaşımı?!, Akşam Gazetesi, 27.02.2004 26- Richard L. Armitage, Joseph S. Nye, Jr. et all, CSIS Commıssıon On Smart Power, A smarter, more secure America, 2007. 27- Eslen,N., " Küresel Üstünlük Kurmak için yeni Konsept: Akıllı Güç", Radikal, 18.1.2009 28- Yavuz, C., Obama'lı ABD Yönetiminin Muhtemel Orta Doğu Politikası, 2023, Sayı: 94, 15.2.2009, S:23-26, TÜRKSAM , celalettinyavuz@yahoo.com, 29- Richard L. Armitage- Joseph S. Nye Jr. (The Washıngton Post) 11 Eylül Travmasından Çıkma Zamanı, Radikal 10.12.2007 (Bİttİ) |
|
|
| Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (03.11.11), evlad-ı fatihan (03.11.11) |
![]() |
| Etiket |
| bir, büyük, ihanet, ortadoğu, planı, projesi |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Arşivden Büyük Ortadoğu ve Kafkasya | Zirve58 | TARTIŞ-YORUM | 0 | 08.07.11 17:39 |
| Sadakat ve ihanet | CaN KıRıĞı | KISSADAN HİSSELER | 4 | 09.03.09 16:09 |
| Büyük ortadoğu Projesi çöktü /Erdoğan'ın başdanışmanı :Davutoğlu | Elcihad | ÜLKEMİZDEN HABERLER | 3 | 19.12.08 15:36 |
| İbadetlerimize ihanet etmeyelim | abdusselam | NAMAZ PLATFORMU | 0 | 20.10.08 23:47 |
| ''Yeni Mekke Projesi'' Mekke'yi yok etme planı...!!! | akinci_gençlik37 | DÜNYADAN HABERLER | 3 | 16.10.08 11:09 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|