| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,925 | Üyeler: 10,668 | Online: 220 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ »

MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ MGForum Araştırma ekibimiz sizin için araştırıyor.

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04.02.12, 18:43   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart Şekerin özelleştirilmesi 1-2-3

Şekerin özelleştirilmesi 1

20 OCAK 2012



"Bu mallar ve servet sizden sadece zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın."(59 Haşr 7)



Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra rakipsiz ve denetimsiz kalan Batı dünyası, özellikle Siyonizm ve ABD 'Yeni Dünya Düzeni' adı altında dünyayı kontrol altına almak için harekete geçmişlerdir. ABD'de Neocon-Siyonist ittifakı kurulmuş arkasından Afganistan ve Irak işgal edilmiştir. ABD, 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi' adı altında birçok projeyi servise sokmuştur. 1980 sonrasında Türkiye'nin idari ve ekonomik yapısının değiştirilmesi için şiddeti gittikçe artan baskı uygulanmış ve uygulanmaya da devam edilmektedir. Küreselleşme ve Yeni dünya düzeni adı altında yürütülen kampanyada İnsan Hakları, Serbestlik, Bireysellik, Diyalog, Hoşgörü, Serbest Pazar, Özel Sektörün Kutsallığı, Özelleştirme, Demokrasi, Laiklik, Uluslararası tahkim, Dünya Vatandaşlığı, Tek Bir Evrensel Medeniyet kavramları yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Pazar ve özelleştirme konusunda İMF ve Dünya bankası aracılığıyla ülkeler dövülmüştür. Türkiye'de 24 Ocak kararları ile başlayan süreç Özal döneminde ivmelendirilerek devam etmiştir. 1999 yılından itibaren Serbest Pazar Baskısı yapılarak Türkiye'deki kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi istenmiştir. Özelleştirmede de yabancı ortak şartı dayatılıp kabul ettirilmiştir. 2000'den sonra Türkiye'nin elindeki en stratejik alanlar dahil bir çok kamu sektörü serbest pazar, serbest piyasa baskısı ile özelleştirilmiştir.
Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.(Türkşeker) 22.06. 2000 tarihinde İMF'ye verilen "Ek Niyet Mektubu" kapsamında, belirlenen esaslar doğrultusunda özelleştirme kapsamına alınmıştır. Bu tarihten itibaren Şeker - İş sendikası Türkşeker'in özelleştirilmemesi için ciddi bir mücadele vermektedir.
Bu yazı serisinde özelleştirme felsefesinin arka planı, Siyonizm/Küresel Sermaye ve Büyük Ortadoğu Projesi İle olan ilişkisi ve Şeker gibi stratejik alanlardaki özelleştirmelerin gelecek nesillere bedelinin ne olacağı ele alınacaktır.


Serbest piyasa ya da pazar

Serbest pazar ya da piyasa adı ile arza ve talep dengesine göre fiyatların kendiliğinden belirlendiği, harici bir müdahalenin olmadığı, ticari- ekonomik bir dünya tanımlanmaktadır. Burada insan iradesinden bağımsız, harici hiçbir müdahale olmadan sadece ve sadece ekonominin, piyasanın kanuniyetine göre her şeyin belirlendiği iddia edilmektedir. Ekonominin kâr ve zarar denkleminde her şeyi belirlemesi, sosyal faydayı, toplumsal dayanışması, sosyal refahı yok varsayması anlamına gelmektedir. Burada her şeyin alınıp satılan ürünlere dönüştürülmesi, metalaştırılması, ticarileştirilmesi söz konusudur. Bu sistemde tüketim esastır. Tüketim için ihtiyaç oluşturulması, bağımlılık meydana getirilmesi şarttır. Bunun için toplumsal mühendislik oyunları, reklam ve kamuoyu yönlendirme teknikleri ile kamuoyu oluşturarak kitleler yönlendirilmekte ve şekillendirilmektedir. Dolayısıyla Pazar, sadece ticari ilişkileri değil aynı zamanda pazarın dışındaki tüm beşeri, toplumsal ilişkileri, devlet çarkını, hukuk sistemini, siyaset, eğitim ve yönetim mekanizmasını belirler. Bu sistemde kadın, çocuk, aile, bilgi ve kültür ticarileşmiş ve metalaşmıştır. Bu, refahtan şımarıp azmış güçlü bir azınlığın yaşadığı ve fakat büyük çoğunluğu teşkil eden zayıfların yoksulların yok olduğu ya da olması gereken bir hayat tarzı, yaşam biçimi demektir. Böyle bir dünyada refahtan şımarıp azmış olanların önüne hiçbir engel konmamalıdır ve onlar için her şey serbestleşmelidir.
Hayatın her alanının Pazar tarafından şekillendirilmesi demek, hayatın her alanına ilişkin kanunları, kuralları vaaz etmek demektir. Pazarın bu duruma gelmesinin felsefi anlamı ne olabilir?
Bu durumda sorulması gereken temel soru, din nedir? Pazara yüklenen yukarıdaki fonksiyonlarla din arasında bir ilişki var mıdır?

Din nedir?

Din kelimesi dil yönünden incelendiğinde; Baş eğmek, itaat etmek, hakkını almak, ödünç almak, borç etmek, adet edinmek, baş eğdirmek, zorlamak, hesaba çekmek, idare etmek, ceza veya mükafat vermek, hizmet etmek, borç vermek gibi anlamları bulunmaktadır( 1-4 ).
Kur'an-ı Kerim'de bütün bu anlamlar kategorize edilerek birbiri ile bağlantılı 5 ana anlamda kullanılmaktadır:
Birincisi: 'Yüce egemenlik, otorite sahibinden gelen üstünlük ve galibiyet.'
İkincisi: Bu yüksek Egemenlik sahibinin verdiklerine karşı kendini borçlu hissedip boyun eğmek, ona itaat etmek, tapınmak, hizmetkârlık yapmak.
Üçüncüsü: Bu yüksek hakimi otoriteden gelen değerler sistemi çerçevesinde fıtrat üzerine inşa edilen 'fikri ve ameli nizam'.
Dördüncüsü: Yüksek otorite sahibinden gelen değerler sistemini benimseyip yaşama aktaran insan topluluğu, 'Millet/Ümmet'
Beşincisi: 'Bu nizama uymaya ve ihlasla bağlanmaya karşı bu yüksek otoritenin verdiği mükafat veya karşı gelmek suretiyle isyan etmeğe verdiği ceza."
Kur'an-ı Kerim'de "Din" kelimesi bazen birinci ve ikinci (Mümin 64-65, Zümer2,3, 11-17, Nahl 52 Ali İmran 83, Beyyine 5) , bazen üçüncü (Yunus 103,104, Yusuf 40, Rum 26-30, Nur 2 Tevbe 36, Yusuf 76, Enam 137 Şura 21 Kafirun 6), bazen dördüncü (2/130,135 3/95 4/125 6/161 16/123 22/78), bazen da beşinci (Zariyat 5,6, Maun 1-3, İnfitar 17-19) manada kullanmıştır.
Kur'an-ı Kerim'de din kelimesinin 5 manayı da içerecek şekilde kullanıldığı ayetler vardır (Tevbe 29,33, Mümin 26, Ali imran 19,85 Enfal 39, Nasr 1-3) (1).
Dolayısıyla din, insanın yüksek, üstün bir otoriteye boyun eğip itaat ettiği ve bu otorite tarafından vaz edilen kanun, kaide ve kurallara bağlı olarak yaşamayı kabul ettiği, üstün otoriteye itaat edip kanun ve kurullara uyduğu sürece mükafatlandırıldığı, aksi durumda, isyan halinde, zillet, aşağılık ve kötü sonuçla karşılaştığı bir hayat nizamı anlamına gelmektedir.
Tevbe 29'da 'Allah'ın ve Peygamberinin haram ettiği şeyleri haram tanımayan' ifadesi ile, Allah'ın ve Peygamberin vazettiği genel hükümlerle inşa edilen bir sistemden, hayat tarzından bahsedilmektedir.
Hz. Peygamber Tevbe Süresi 31. ayetini, bu çerçevede yorumlamıştır:
"Aslında onlar, ruhbanlarına tapınmadılar, ancak bunlar Allah'ın haram ettiği bir şeyi kendileri için helâl kılınca hemen helâl addediverdiler, Allah'ın helâl kıldığı bir şeyi de kendilerine haram edince hemen haram addediverdiler." (Tirmizî, Tefsir, Berâe, (3094).)
(40 Mümin, 26)'da Firavun'un 'dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum' şeklindeki ifadesi, Hz. Musa'nın halkın içinde yaşadığı ve kendisini bağımlı hissettiği kurallar, kaideler ve kanunlar bütününün oluşturduğu bir nizam ve bir yaşam tarzını değiştirmek istediğine dikkat çekmek içindir.

İki ana din

İnsanın yeryüzünde nasıl yaşaması ve hangi değerlere göre hayatını tanzim etmesi gerektiğine ilişkin kaideleri, kuralları ve kanunları kimin vaaz edeceği, vaaz edilen bu nizamda insanın yetki ve sorumlulukları ve vaaz eden otoriteye karşı insanın sorumlulukları, bu dünya ile ölüm sonrası hayat arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı, otoriteden insana doğru yönelen ödül ve cezanın ne olacağı dinleri birbirinden ayıran temel unsurlardır.
Kur'an-ı Kerim bu olguya yol boyu dikkat çekmektedir. 3/83: 42/21; 10/104; 10/105,106; 30/30 ayetlerinde, Allah'ı kanun, kural koyucu, ödüllendirip cezalandırıcı en yüksek otorite olarak kabul edip etmemeye ve ona itaat edip etmemeye göre dinler tasnif edilmektedir. Allah'ı en üst otorite ve referans alan din tevhid dini, fıtrat dini, bunun dışındakilerin tümü ise şirk dini statüsündedir.
Yeni şirk dini ('Pazar tektanrıcılığı'): Serbest piyasa
Bu anlamlandırma çerçevesinde, yukarıda tanımlanan serbest piyasa, serbest pazar anlayışını nasıl konumlandırabiliriz? Eğer piyasa hayattaki her şeyi şekillendiriyor ise bu bir din demektir ve yeni şirk dinidir.
Garaudy'e göre Serbest piyasa ekonomisi yeni bir dindir:
"Pazar, ancak toplumsal, kişisel veya ulusal ilişkilerin tek düzenleyicisi, iktidarın ve hiyerarşilerin tek kaynağı haline geldiği zaman bir din şekline dönüşür. Ne var ki pazarın bu değişim ve dönüşümünün nihayetinde düşünce, sanat veya vicdani değerler de dahil, bütün insanı değerler ticari değerler haline gelmiştir...
Son aşamasına gelmiş bulunan bu ekonomi, artık hakim din mahiyetine bürünmüştür. Ne var ki kendi adını söylemeye cesaret edemeyen bir dindir bu: Pazar tektanrıcılığı."(5)
Şeraiti' de Garaudy'e benzer bir değerlendirme yapmakta ve bu şirk dininin mevcut sömürü düzenini meşrulaştırmak amacıyla diğer dinleri istismar ettiğini ifade etmektedir:
"Şirk dini diye adlandırdığımız bu dinin kökü iktisattır. Diğer bir deyişle sirk dini bir azınlığın servet sahibi olmasına ve çoğunluğun yoksun kalmalarına dayanır, bu olgudan kaynaklanır. Bu iktisadı etken, diğer insanlara üstün olma hırsı, hem statükoyu korumak ve meşrulaştırmak, hem de onun sürekliliğini sağlayabilmek için dine ihtiyaç duyar...
Şirk dininin hedefi her zaman şu olmuştur: Metafizik inançlar aracılığı ile, Tanrı ve tanrılara inanç aracılığı ile, Ahirete inanç ve saptırılmış inanç aracılığı ile, mukaddesata inanç ve saptırılmış inanç aracılığı ile, gaybi güçlere inancın saptırılması ve bütün dini inançların saptırılması sayesinde, statükoyu meşru göstermek ve ona gerekçe hazırlamak." (6)

Sonuç: Yeni şirk dinin öldürücü silahı özelleştirme

Bu 'Pazar Tek Tanrıcılığı Şirk Dininin' sözcüsü bugün için Siyonizm ve ABD'dir. Bu dini, küreselleşme adı ile tüm dünyaya yaymak istemektedirler.
ABD-Siyonizm, Pazar tektanrıcılığı şirk dini aracılığıyla her ülkeyi ele geçirmeyi planlamaktadır. Müslüman coğrafyanın tüm zenginlikleri, serbest piyasa ve özelleştirme sloganları ile pazar tek tanrıcılığı şirk dininin ilahları tarafından yağmalanmak istenmektedir. Küreselleşme eksenli özelleştirme, bu yeni şirk dininin öldürücü silahı olarak kullanılmakta ve her derde deva olarak sunulmaktadır.
Türkiye'deki özelleştirmelere yabancı ortak şartının sokulmasına bu açıdan bakılması gerekmektedir.

Kaynaklar
1- Mevdudi, Kuranın Dört Temel Terimi, Özgün Yayıncılık, İstanbul, 1999, S:123-137
2- Attas N., İslam ve Laisizm, Pınar Yayınları, İstanbul, 2002, S: 69-99
3- Öztürk Y.N., Kuranın Temel Kavramları, Yeni Boyut, İstanbul, 1991 S: 86-92
4- Ünal A., Kuranda Temel Kavramlar,Beyan Yayınları, İstanbul, 1990, 122-132
5- Garaudy, R., Çöküşün Öncüsü ABD, Nehir Yayınları, İstanbul, 1997, 31-32.
6- Şeriati, A., Dine Karşı Din, İşaret Yayınları, İstanbul, 2003,S: 33-34,37



http://www.milligazete.com.tr/makale/sekerin-ozellestirilmesi--1-227583.htm
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler:
suvari4060 (04.02.12)
Alt 04.02.12, 18:49   #2
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart Şekerin özelleştirilmesi 2

Pazar şirk dinin küreselleşmesi

27 OCAK 2012

"Bu mallar ve servet sizden sadece zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın." (59 Haşr 7)

'Pazar Tek Tanrıcılığı Şirk Dininin' sözcüsü bugün için Siyonizm ve ABD'dir. Bu dini, küreselleşme adı altında tüm dünyaya yaymak istemektedirler. ABD-Siyonizm, Pazar tektanrıcılığı şirk dini aracılığıyla her ülkeyi ele geçirmeyi planlamaktadır. Müslüman coğrafyanın tüm zenginlikleri, serbest piyasa ve özelleştirme sloganları ile Pazar şirk dininin ilahları tarafından yağmalanmak istenmektedir. Küreselleşme eksenli özelleştirme, bu yeni şirk dininin öldürücü silahı olarak kullanılmakta ve her derde deva olarak sunulmaktadır.
Batı dünyası, özellikle Siyonizm ve ABD, 'Yeni Dünya Düzeni' adı altında ekonomik alan üzerinden bir savaş yürütmekte tüm ülkelerin zenginliklerini ele geçirmeye çalışmaktadırlar. Bunun için Küreselleşme, serbestleşme (liberizasyon), deregülasyon (kamu düzenleyiciliğinin zayıflatılması ve/veya değiştirilmesi), Serbest Pazar ve özelleştirme, tartışılamaz, konuşulamaz ve karşı çıkılamaz kavramlar olarak taktım edilip kutsallaştırılmışlardır. Gerçekte yapılmak istenen, Pazar şirk dininin ekonomi üzerinden küreselleşmesi ile tüm ülkelerin, siyasi, iktisadi, askeri, idari ve sosyal yapılarının değiştirilerek sisteme entegre edilmesidir.
Burada küreselleşme yaklaşımının arka planı ele alınıp incelenecektir.

Küreselleşmenin Kökleri

Bugün Küreselleşme olarak anılan hareket gerçekte tek bir dünya devleti kurmak için 'Gizli dünya devleti' hareketinden başka bir şey değildir. Bu hareketin merkezinde küresel bazda örgütlenmiş ve kendini çok iyi kamufle etmiş Küresel Siyonist sermaye vardır. Siyon protokollerinin ön gördüğü gizli dünya devleti projesini ekonomik bir şemsiye altında icra etmeye çalışmaktadırlar. Bu grup batıda 'elit sınıf' olarak bilinmektedir (1).
Siyonist bir sermayedar grup, 1800'lü yılların sonuna doğru ABD'nin varlıklarının büyük bir kesimini ele geçirmiş ve 1900'lerin başlarında çok özel kanunlar çıkartarak özel vakıflar kurmuşlar ve kendilerini bu vakıfların arkasına saklamışlardır (1). Böylece ABD, şirketlerin emrinde bir devlet olarak görev icra etmeye başlamıştır:

"ABD Başkanı Hayes (1876): Amerikan hükümeti şirketlerin, şirketler tarafından, şirketler için yönetildiği bir hükümettir." (2)

1913 yılında Amerikan Merkez Bankası adı altında Federal Rezerv'i kurup Amerikan dolarını basma hakkını elde etmişlerdir. Böylelikle ABD'de kontrol edilemeyen bir güç haline gelmişlerdir:
"House Banking Commitee başkanı, kongre üyesi Wright Patman:
'Amerika'da aslında iki hükümet bulunmakta... Bir usule göre teşekkül eden hükümet var... Bir de, aslında kontrol yetkisi Anayasa tarafından kongreye verilen, mali gücü idare eden, bağımsız, kontrol edilmeyen, koordine edilmeyen Federal Reserve Sistem mevcut." (3)

1921 yılında Dış İlişkiler Konseyi (CFR) adı altında çok özel bir yapı kurarak ABD bürokrasisi ve siyaseti üzerinde tam bir baskı oluşturdular. ABD başkanı olmak isteyenlerin önce bu kapıyı çalmaları CFR'nin gücünün bir ölçüsüdür. 1944-1945 yıllarında BM, Dünya Bankası ve İMF'yi kurarak güçlerine yasal çerçevede küresel bir boyut kazandırdılar. 1947 yılında GATT toplantıları başlatılmıştır. 1954 yılında Bilderberg organizasyonu ile tüm ülkeleri yönlendirecek ve yapılandıracak çalışmalara girdiler. AB gibi oluşumların fikri alt yapısı Bilderberg toplantılarında oluşturulmuştur. CFR ve Bilderberg, fikir üretim empoze etme amaçlı olarak çalışmaktadır. 1973 yılında Trilateral Komisyununu (Üçlü Komisyon) kurarak Almanya ile Japoyayı Küresel sisteme entegre etmeye çalışmışlardır. 1995 yılında da Dünya Ticaret Örgütü'nü kurmuşlardır (1).

Bu politikaların sonucu, küresel ölçekte çok gizli bir örgütlenme meydana getirilmiştir:
"Dünyadaki asıl mali güç, birleşmemiş olan şahsi bankaların kulisi arkasında kalan , (uluslararası veya büyük bankerler diye isimlendirilen) Investment olan bankerlerin elinde bulunuyor. Bu, merkez bankalarının ajanlarından çok özel, güç sahibi ve gizli olan uluslararası işbirliği ve ulusal hakimiyeti içeren bir sistem kurmuştur" (3)
Bu şeytanı yapıda, kendi içerisinde tutarlı gözüken fikirlerle kamuoyu oluşturarak yönetimlerin üzerinde baskı oluşturmak ve ekonomik olarak bağımlı hale getirmek temel yaklaşım olarak benimsenmiştir. Kendi menfaatini muhatabın menfaatine imiş gibi sunmak tarzında bir ikna politikası güdülmektedir.
İkinci dünya savaşı sonrasında önderliği ele geçiren ABD (gerçekte Siyonist Sermaye Grubu), 'serbest ticaret anlaşmasının' imzalanması ile küresel bir ekonomik sistem meydana getirmeye yönelmiştir. Bretton Woods anlaşması ile uluslararası parasal ve finansal sistem oluşturulmuştur. Bu sistemde dış ödemelerdeki dengesizliklerin giderilebilmesi, gerek tek taraflı ve gerekse çok taraflı kamu finansmanı tarafından karşılanması ön görülmüştür. (4)
Bu anlaşmaya göre ABD ve onun çevresinde ki merkez tabir edilen ülkeler, tek taraflı olarak yeni bağımsızlığını kazanan ülkelere yardım edeceklerdir. Marshall Planı, Truman Doktrini bu amaçla oluşturulmuştur. Çok taraflı finansman ise İMF ve Dünya Bankası tarafından sağlanacaktır. IMF dış ödemelerde ortaya çıkan geçici açıkların finansmanını sağlarken; Dünya Bankası da yeni bağımsızlığa kavuşmuş ülkelerin kalkınmaları için gerekli finansmanı karşılayacaktır.
Böylece ABD ve merkez ülkeleri (G-7) tarafından diğer ülkelere kalkınmaları için dayatılan devletçi ve tekelci bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu modelde çok taraflı finansman sisteminin çalışabilmesi için, finansmanın güvenliği için, devlet müdahaleciği merkeze alınmıştır. Bu yapılanma ile ABD ve onun çevresinde ki G4'ler (G7,G8, G10, G20) hareketi, Sovyet bloğu ve bağlantısızlar dışındaki ülkeleri aşırı borçlandırarak IMF ve Dünya Bankası'nın kontrolüne sokmuşlardır (4).
Sonraları IMF ve Dünya Bankası'nın çalışma alanı genişletilerek borçlandırılan ülkelerin başına bela olmuşlardır. Döviz kuru yönetimi, devalüasyon yapılması, daha sıkı para politikası uygulanması, faiz hadlerinin yükseltmesi, ücretlerin düşürülmesi, sübvansiyonun azaltılması, bütçe açığının kapatılması ve fiyat artışları ile ödeme açığı dengesinin düzenlenmesi ve enflasyonun azaltması gibi konular, İMF Stabilizasyon programlarının kapsam alanı içindedir (5).
Dünya Bankası Yapısal düzenleme programları, milli ekonomideki yapısal dengesizlikleri gidermeyi amaçlayan uzun dönemli programlardır. Bu programlar, devlet hakimiyetini azaltmayı, özelleştirmeyi, ticari politikalar üzerindeki hükümet kontrolünü kaldırmayı ve vergi sistemlerinde reformlar yapılmasını amaçlamaktadır (5).
Başlangıçta Sovyet yayılmacılığının engellenmesi ve Sovyetlere karşı güçlü bir duvar oluşturulabilmek için Ulus devletlerin güçlü ve ABD - Merkez ülkelere bağımlı olması gerekmekteydi. Sovyetlerin yıkılışına kadar olan dönemde Küreselleşme hedeflenmiş olmasına rağmen seslendirilmemiştir. Ancak Sovyetlerin çöküşü ile birlikte İngiltere ve ABD'de bilimsellik adına ortaya çıkan yeni liberal akımla birlikte 'Yeni Dünya düzeni' ve 'Küreselleşme' için yoğun bir kampanya başlatılmış ve bunlar olmazsa olmazlardan kabul edilmiş ve kabul ettirilmeye çalışılmıştır/çalışılmaktadır.
Bu yeni dönemde ABD-Merkez ülkelerin yayılmacılığının önünde yeni bir engel olarak Ulus/Milli Devletler görüldüğünden bunlara savaş açılmıştır. Neden? Neden dün kutsadıkları ulus devleti, Sovyetlerin çöküşünden sonra aşağılamaya ve her türlü kötülüğün kaynağı olarak göstermeye başlamışlardır? Küreselleşme ile sadece ekonominin, finansmanın küreselleşmesi mi istenmektedir, yoksa ekonomi-finansmanla birlikte siyasal, sosyal, askeri, kültürel, idari ve yargı sisteminin de küreselleşmesi istenmektedir? Süreci iyi okuyabilmek için bu sorunun cevabı çok önemlidir. Küreselleşmekten kast edilen, ekonomik, sosyal, askeri, siyasi, idari, yargısal ve kültürel bir entegrasyondur. Tek bir dünya sistemi istenmektedir. Pazar Şirk Dininin hakim olduğu tek devlet, tek hükümet, tek yargı, tek güvenlik ve tek bir ekonomik sistem:
"Aydınlanmanın (illuminati) sonunda sosyal gücün milliyet kavramının ortadan kalkacağı ve insan ırkının suni ihtiyaçlarından arınmış olarak mutlu ve tek bir aile gibi yaşadığı duruma geri dönülecek. İllumınatinin kendi holdingleri hariç özel mülkiyete hiç bir şekilde izin verilmeyecek, milli kurumları ekonomileri kötüleştirilerek geçirilecek. Milliyet kavramı yok edilecek.. Tek para, tek anayasa ve tek devlet var olacak"(6)
Küreselleşmenin dayandırıldığı 'Liberal İlke', 'serbest piyasa ekonomisi' kuralları içerisinde bireyciliği kutsamakta ve sosyal faydayı tasfiye etmek istemektedir. Buna göre devlet birey karşıtlığı vardır; Devletin karşısında birey kuvvetlendirilmelidir. Sosyal boyut arka plana atılınca sosyal faydayı daima göz önünde bulunduran devlet, kamu sektörü, önemsizleşmekte, özel sektör önemli olmaktadır. Sosyal fayda, mal hizmet ve sermaye hareketlerinin önündeki en ciddi engel olarak görüldüğü için 'devletin karışımcılığı, girişimciliği ve düzenleyiciliği' ortadan kaldırılmalı ya da alanı ciddi bir şekilde daraltılmalıdır. Devlet korumacı politikalardan vazgeçmeli, elindeki tüm işletmeleri özel sektöre devretmeli, sosyal güvenlik harcamalarını azaltmalı, hatta terk etmelidir.

'Alt Sistemleşme'

Küresel sermaye, ulusal ekonomilerin küresel sisteme entegrasyonunu gerçekleştirebilmek için bölgesel alt sistemler kurmuş ve kurmaya da devam etmektedir. AB, NAFTA, ASEAN yapılanması ile Avrupa'da, Kuzey Amerika'da Asya pasifikte alt sistemler kurulmuştur. Bugün Büyük Ortadoğu coğrafyasında serbest ticaret bölgeleri, ticari işbirlikleri kurmaya çalışılmaktadır.

Sonuç: 12 Eylül Darbesi: Türkiye'nin Küresel Sisteme Entegrasyonu
12 Eylül darbesi, Türkiye'nin küresel sisteme entegrasyonu için yapılmış bir yapısal değişim darbesidir. 12 Eylül hükümetleri tarafından başlatılan liberalizasyon, serbest piyasa ve özelleştirme süreci, küresel yapılanma stratejisinin bir sonucudur. Erbakan dönemi sistemde bir trafik kazası olup Milli Görüş hareketine bunun için ağır bedel ödettirilmiştir.
Türkiye'nin AB'ye girmesi için ABD-İngiltere tarafından yapılan baskılara ve Türkiye'nin Büyük Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelere model olarak sunulmasına bu açıdan bakmakta fayda vardır.

Kaynaklar

1- Dura, C., Sömürgeleşen Türkiye, İleri yayınları, İleri yayınları, 2005, S: 223-254.
2- Ataöv T., 'ABD; "şirketlerin, şirketler tarafından, şirketler için yönetimidir" ', NPQ, Cilt 6 ,Özel sayı, 2004, S:18-21
3- Allen G. Gizli Dünya Devleti, Milli Gazete, İstanbul 1996,
4- Sönmez. S. Küreselleşme Söylemi ve Politikalarında Özelleştirmeye Verilen İşlev, Dünyada ve Türkiye'de Kamu Girişimciliğinin Geçmiş, Bugünü ve Geleceği Sempozyumu, TMMOB, cilt 1, İstanbul, s: 145-157, 1997.
5- Jiyad. M. A., Yeni bir gelişim paradıgması olarak Özelleştirme, TMMOB, S: 158-184.
6- Marrs T., İlluminati (Entrika Çemberi), Timaş Yayınları, İstanbul, (2002
)

Şekerin özelleştirilmesi - 2 Pazar şirk dinin küreselleşmesi - Milli Gazete
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler:
suvari4060 (04.02.12)
Alt 04.02.12, 18:53   #3
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart Şekerin Özelleştirmesi 3

Pazar Şirk Dinin Truva Atı Özelleştirme

03 ŞUBAT 2012

"Bu mallar ve servet sizden sadece zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın."(59 Haşr 7)

Küreselleşme ile kast edilen sadece ekonominin, finansmanın küreselleşmesi değil ekonomi ile birlikte siyasal, sosyal, askeri, kültür, idari ve yargı sisteminin de küreselleşmesidir. İktisadı, askeri, siyası, idari, yargı ve kültürel sistemin entegrasyonu ile merkezi anayasa, güvenlik, hükümet ve ekonomik sistemin olduğu tek bir dünya devleti meydana getirilmek istenmektedir. Bunun olabilmesi için ülkelerin ekonomik yapılarının kontrolünün Küresel Sermaye güçlerinin eline geçmesi ve bununla eş zamanlı olarak NATO'nun küresel bir askeri güce dönüşmesi gerekmektedir.
Bugünkü şartlarda Pazar Şirk Dininin Küreselleşebilmesinin ayakları olarak, serbestleşme, deregülasyon (kamu düzenleyiciliğinin zayıflatılması ve/veya değiştirilmesi), Serbest Pazar ve özelleştirme öngörülmektedir.
Burada Pazar Şirk dininin bir Truva atı olarak kullandığı özelleştirmenin, millilik ya da ülkeler açısından anlamı nedir yada ne olmalıdır? Ülkenin tüm ekonomik alt yapısının ya da her şeyin özelleştirme adına Küresel sermaye güçlerinin eline geçmesi doğru mudur?
Burada bu konu ele alınıp incelenecektir.

Özelleştirme Nedir?

Özelleştirme, en sade tanımlama ile, "bir iş veya endüstrinin kontrol veya mülkiyetinin kamudan özel kesime geçirme" demektir. "Özelleştirme, faaliyet alanında veya mülkiyette devletin rolünün azaltılması veya özel sektörün rolünün artırılmasıdır(1). Kamunun/Devletin ekonomik hayattan çekilmesi, 'kamu mülkiyeti, girişimciliği, karışımcılığı ve işletmeciliğinin' özel mülkiyete/özel şahıslara devredilmesidir(2,3).
Özelleştirmeyi savunan ve bu noktada baskı oluşturan dört grup insan unsuru mevcuttur: İdeolojik yaklaşanlar, popülist yaklaşanlar, iktisadı-finansal amaçlı yaklaşanlar ve pragmatik olanlar (1,2). Popülistler daha iyi bir toplumu, Pragmatikler, daha iyi bir devleti, İktisadı - Finansal yaklaşanlar, daha çok işi, İdeolojik yaklaşanlar ise daha küçük bir devleti hedeflemektedirler(1,2).
Genel Olarak ne pahasına olursa olsun Özelleştirmeyi savunanların gerekçeleri ana hatları ile aşağıda ki gibi özetlenebilir(1-6):
Kamu sektörü, hantal olup ağır işlemektedir. İşlerin gecikmesine sebebiyet vermektedir.
Özelleştirme ile birlikte Mikro ve makro düzeyde verimlilik artacak, iktisadı performans iyileşecektir.

Aşırı, gereksiz istihdamla toplumun sırtına gereksiz bir yük yüklenmektedir. Özelleştirme ile gereksiz istihdam önlenecektir.
Kamu sektöründe çalışanlar, işlerini garantili gördükleri için gerektiği gibi çalışmamakta, kalitenin ve verimin düşmesine sebebiyet vermektedirler. İnsanlara nazik davranmamakta, işleri hızlandırmamakta, bugün git yarın gel demektedirler.
Kamu tekelleri devletin koruması altında olduklarından serbest rekabet ortamından etkilenmemekte bu da, hem piyasayı hem de mal ve hizmet kalitesini olumsuz etkilemektedir. Tekellerin kaldırılması ile rekabet ortamı doğacak, gerçek serbest piyasa oluşarak kaynak tahsisini optimum yapacaktır.
Kamu tekellerinin uyguladığı vergi-fiyat sistemi tüketiciler aleyhinedir.
KİT açıklarının finanse edilmesinden kaynaklanan enflasyonist baskı son bulacaktır.
Devlet KİT açıklarını kapatmak için gerçekleştirdiği transferlerden ve borçlanmalardan kurtulacak, bunları sosyal refahı artırıcı alanlara yöneltecektir.
Sermaye piyasası gelişecek, sermaye tabana yayılacak, pay sahibi küçük sermaye sahipleri, işletmenin verimliliğini denetleyecektir.

Özelleştirmede görünmeyen/gösterilmek istenmeyen yüz

Dışa yansıyan boyutları itibarıyla bu şikayetler doğrudur. Ancak olayın görünmeyen yönü, özelleştirmeye meşruluk kazandırabilmek için bunların bir kısmının şuurlu bir şekilde siyası mekanizma ya da üst düzey bürokratlar tarafından meydana getirilmiş olmasıdır.
Aşırı istihdam yaptırıp istihdamdan şikayet edenler, siyasetçilerle bürokratlardır. Siyasetçilerle bürokratlar, kamu sektörünü kadro istihdam alanı olarak görüp arpalık olarak kullanmaktadırlar. Gereksiz istihdamla birlikte kurumun sırtına gereksiz yüklenmiş, personel maliyetleri artmaktadır. Gereksiz istihdamın yapılması ile birlikte çalışanlar arasında ki denge ve düzen bozulmaktadır. Bu, iş ve hizmet kalitesinin ve veriminin düşmesine sebebiyet vermektedir. Bundan halk şikayetçi olunca bunu, siyasetçi ile bürokratlar özelleştirme gerekçesi olarak kullanmaktadır.
Kamu sektöründeki gereksiz istihdamın bir nedeni de, işsizliğin azaltılmasına dönük sosyal fayda boyutudur. İşsizliğe bir çözüm olarak böyle bir yola gidilmiş olmasını, siyasetçilerle bürokratların savunmaları gerekirken bu yapılmayıp özelleştirme gerekçesi yapmaları gerçekten üzücüdür. Elden para dağıtma, kömür, yiyecek ve giyecek gibi yardımlar yerine gereksiz istihdam yapılmış kamu sektörlerine yardım ve yatırım yapılmış olsaydı, hem sektör kurtarılacak hem de aileler daha mutlu olmuş olacaktır.
Diğer taraftan gereksiz görülen birçok istihdam ve yatırım, bölgesel gelişmişlik farklarının ortadan kaldırılmasına ilişkin politikaların bir sonucudur. Bugün anlamsız hatta mantıksız olarak görülen birçok fabrika, işsizliği bir parça önleyerek sosyal fayda boyutu göz önüne alınarak kurulmuştur. Bunların göz önüne alınmadan karalama kampanyasının yürütülmesi, bu ülkeye yarar getirmeyecektir.
Kamu sektörünün başında bulunanları, yeteneklerine göre değil de siyası görüşlerine, dost ve arkadaş ilişkilerine göre atayarak kalite ve verim düşümüne, neden olanlar siyasetçilerle bürokratlardır. Kamu sektöründeki üst düzey yöneticilerin yönetimlerine çok sık müdahale edilmekte, inisiyatif tanınmamaktadır. Kamu sektörü ürünlerinin fiyatlandırılmasında sosyal fayda, siyası fayda ve serbest rekabet arasında denge kurulamadığından dolayı kamu sektör yöneticileri, piyasaya değil siyasete endeksli düşünmekte ve davranmaktadır. Rekabetin kesilmesi ile işleri, sıradanlaşmakta rekabetin gerektirdiği duyarlılık ortadan kalkmaktadır. Türkiye'deki bürokratik ve siyası yapı, kamu sektörü yönetimlerine inisiyatif tanımayıp arpalık olarak kullandıklarından dolayı da olumsuzluklar karşısında gerekli hesap sormayı yapamamaktadırlar.
Daha da önemli olan bir husus, siyasetçiler ile bürokratlar, özelleştirilmesine karar verdikleri sektörlere, yeni eleman almayarak, yatırım yapmayıp, çürümeye terk ederek, hantallaştırarak, bütçeleri düşürülerek iş, hizmet ve ürün kalitesinin düşmesine sebebiyet vermektedirler. Böylelikle halkın şikayetçi olması sağlanarak özelleştirme noktasında halkta bir talep oluşturulmaktadır.
Bu şartlar altında kamu sektörü, bizatihi mahiyetinden dolayı mı yoksa siyasetçi bürokrat kıskacından dolayı mı kötü ve zararlıdır? Bu sorunun tartışılması gerekmektedir.

Özelleştirmenin muhtemel sonuçları:

Özelleştirme ile birlikte toplumsal fayda yerine bireysel fayda ön plana çıkmakta ve toplumsal dayanışma çözülmektedir. Toplumsal fayda piyasa putuna kurban edilmektedir.
Özel sektör satın aldığı kurumlardaki çalışan sayısını azaltarak işsiz sayısının daha da artmasına vesile olmaktadır. Bazı özelleştirilen işletmelerde işten çıkarma yapılmayıp çalışma koşulları kötüleştirilmekte, ücretler düşürülmekte ve bazı sosyal haklar verilmemektedir (7).
Çalışan sayısı azaltılarak, geçici, yarım zamanlı, özel sözleşmeli eleman çalıştırarak ve taşeron kullanarak maliyetler aşağıya çekilip kâr yükseltilmektedir (5-7). Bu da özelleştirmenin başarısı olarak gösterilmektedir. Sosyal zarar hiç göz önüne alınmamaktadır.
Özelleştirilen birçok alanda teknoloji yenilenmemektedir. Yurt dışında daha ucuz olan ürünlerin, içerde üretimi durdurularak ithalatı yapılmaktadır. Fabrikalar kapanmaktadır. Bu da işsizlik demektir. NETAŞ ve TELETAŞ en güzel örneklerden biridir (7). İthalat bir taraftan işsizliği körüklerken diğer taraftan o kamu sektörüne hizmet sunan yan sanayi olumsuz etkilenmektedir. İşsizliğin artması ile çalışanların ücretleri düşmektedir.
İthalat yoluna gidilerek üretimin durdurulması ve fabrikaların kapanması bir özelleştirme amacı olabilir mi? Olamayacağına göre bu tür özelleştirmelerde amaç, var olan fabrikaların işletilmesi değil; fabrikaların sahip olduğu arazı gibi imkanların ele geçirilip gasp edilmesidir. Bu kamu malının peşkeş çekilmesi değil midir?

Özelleştirilme gerekçesi olarak gösterilen iyi işletilememe nedeniyle KİT'lerin zarar ettiği olgusu ile zarar yapan KİT'lerin özelleştirilmeyip kar yapan KİT'lerin özelleştirilmesi arasında ciddi bir tezat vardır. Diğer taraftan mevcut çalışan sayısı ile kâr yapan KİT'lerin, özelleştirilme sonrasında çalışan sayısı düşürülerek özel sektörün kârı daha da yükselmektedir. Buna karşılık mevcut işsizler ordusuna yeni işsizler ordusu eklenmektedir. Bu tür bir özelleştirmeden ülkenin, milletin ve devletin ne faydası, kârı olmaktadır? Burada ki tezatlı durumun bir açıklaması var mıdır?

Kâr yapan KİT'lerin özelleştirilmesinden elde edilen gelirin kamu finansman açığında kullanılması, daha hayati alanlara yatırım yapılmaması ciddi bir israf ve tehlikedir (8).
Buraya kadar özelleştirmenin olumlu ve olumsuzluklarını değerlendirdik. Yerli sermaye çerçevesinde kalmak şartıyla yukarıdaki bir kısım sorunları çözmek mümkündür. Yabancı sermaye olduğunda durum ne olacaktır?

Sonuç: Özelleştirmede yabancı sermaye şartı ve bağımsız Türkiye (!)

Özelleştirmede tartışılması gereken bir başka hayati nokta da, özelleştirmelerin yabancı sermayeye açılmış olmasıdır. Küresel sermayenin hedefi, Pazar şirk dininin dünya hakimiyetidir. Sınırların kalktığı tek devlet, tek para, tek anayasa ve tek güvenlik sisteminin hakim olduğu bir dünya amaçlanmaktadır. Bu devasa tekellerle hangi yerli sermaye baş edebilir? Küresel sermaye güçleri, özelleştirmeyi bir Truva atı olarak kullanıp ülkelerin içine nüfuz etmeye ve ardından da ülkelerin ekonomilerini satın alarak küresel çarkın bir dışlısı haline getirmeye çalışmaktadırlar.
Bunun yanı sıra yabancı sermaye, bu ülkeye yüksek teknoloji getirmeyecek, her şeyin serbest piyasa şartlarında cereyan etmesi gerektiğini ileri sürerek ithalat yoluna gidecektir. Türkiye'nin var olan yerli sanayisi tamamen çökecek; bu da dışa bağımlılığı daha da artıracaktır. İsrail'e ihale edilen tankların, Heronların gelmemesi ya da gelenlerin istenen özellikleri sağlamaması vakası üzerinde Türkiye düşünmelidir. Heronlar yerine Predator almakta taşıma su ile değirmen çevirmek gibidir. Kıbrıs çıkartmasında ABD başkanı Johnson'ın ünlü mektubu ile başlayan süreç, Çukurca, Dağlıca, Uludere'de olanlar, Kocatepe muhribinin başına gelenler unutulmamalıdır.
Bir mal-mülk, işletme devletin elinde olduğu için ne kutsaldır ne de kötüdür; ne iyi işletilebildiğini ne de kötü işletilebildiğini ön yargı ile söyleyebiliriz. Aynı şekilde her hangi bir işletme, özelin elinde olduğu için ne iyi ne de kötüdür; ne iyi bir şekilde işletildiğini ne de kötü işletildiğini ön yargı ile söyleyebiliriz.
Sloganlarla konuya yaklaşmak ya da birbirimizi suçlayarak, karalayarak üste çıkmaya çalışmak, bu ülkeye bir fayda sağlamayacaktır. Hepimizin aynı gemide seyahat ettiğini, sorunları konuşarak tartışarak bu ülke yararına çözmek zorunda olduğumuzu bilmeliyiz. Bunun için meselenin hem felsefi hem de stratejik boyutlarını göz önüne almalıyız.
Özelleştirmeyi her derde deva bir şey gibi sunmak ciddi bir yanlıştır. Küresel propagandanın etkisi altında kalınmamalıdır. Bunun kadar diğer bir yanlış yaklaşım da devletin bardağa, kumaşa varıncaya her türlü alanda bulunmasında ısrarcı olmaktır. Bunları üretmek dün doğruydu ama bugün yanlıştır. Devlet birçok alandan çekilip stratejik alanlara, savunma sanayisine, stratejik tarım alanlarına, yüksek teknolojiye, uzay teknolojisine, nano teknolojiye, haberleşme teknolojisi gibi alanlara yönelmeli, öncülük etmeli ve girmelidir.
Küresel bazda rekabeti, küresel hakimiyet mücadelelerini, bölgesel gerilimleri, hatta savaşları göz önüne aldığımızda Türkiye'ye yüksek teknolojiyi kim getirecektir ya da getirmelidir? Bu sorunun cevabını Türkiye tartışmak zorundadır. Bugün bunu yapabilecek yerli, milli bir sermaye gücü yoktur. Bu alan devletin alanıdır ve çok geç kalınmıştır.
Büyük Ortadoğu, Büyük İsrail Projelerini ve 22 Ülkenin hudutlarının değiştirilmek istendiğini göz önüne alarak özelleştirmeyi yeniden değerlendirmeliyiz. Neyi nereye kadar özelleştireceğimizi ve özelleştirmenin milli ekonomiye ve topluma ne kazandırıp ne kazandırmayacağını gerçekçi bir şekilde konuşulmalı, tartışılmalı ve mutmain olmuş olarak milletçe karar vermeliyiz.

Kaynaklar
1-Savas, E.S., Daha iyi devlet Yönetimin Anahtarı Özelleştirme, Milli Produktivite Merkezi Yayınları No: 517, Ankara, 1999, s: 3-15.
2- Sönmez. S. Küreselleşme Söylemi ve Politikalarında Özelleştirmeye Verilen İşlev, TMMOB, cilt 1, İstanbul, s: 145-157, 1997.
3- Jiyad. M. A., Yeni bir gelişim paradigması olarak Özelleştirme, TMMOB,1997, S: 158-184.
4- Dura, C., Sömürgeleşen Türkiye, İleri yayınları, İleri yayınları, 2005, S: 223-254.
5- Doğan, Ç., Kalaycı, İ., KİT yönetiminin İktisat Politikası Açısından Bir Değerlendirmesi, TMMOB, 1997, S:708-721.
6-Kalaycı,İ., Küreselleşme Ekseninde Özelleştirmenin İktisadı Sonuçları, TMMOB, 1997, S:797-808.
7- Özdemir, Ö., Başaran F., Özelleştirme Politikalarının sonuçları; Türk Telekom İçin Dersler, TMMOB, 1997, S:536-550.
8- Gülçubuk B., Türkiye Tarımında Özelleştirmenin Sosyal Boyutları ve Getirdiği Sorunlar, TMMOB, 1997, S:550-559.

Şekerin Özelleştirmesi - 3: Pazar Şirk Dinin Truva Atı: Özelleştirme - Milli Gazete
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler:
suvari4060 (04.02.12)
Alt 04.02.12, 22:19   #4
suvari4060 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 5580
Üyelik tarihi : 16-09-2009
Konuları : 306
Mesajlar : 2,584
Teşekkürleri: 9,384
1,240 mesajına 2,440 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 suvari4060 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Online

Standart

Beni de en çok sinirlendiren şey; hükümetin işsizlikten şikayet ederken zarar eden kamu kuruluşlarını gerekçe gösterip, özel sektöre satarken kâr eden kuruluşları satması... Örneğin, 20 milyar dolara kurulan türk telekom, her yıl 2 milyar dolar kâr ederken zarar ediyor deyip, özelleştirilirken 1 milyar dolara satıldı. Daha acıklı olanı ise şu memlekette milli görüşün dışındaki sağcı geçinen partilerden aklı başında bir adam çıkıp ta; bir inek bir kova süt fiyatına satılır mı arkadaş! demedi.

özelleştirmeye uyrudulan gerekçeler ise bizzat hükümet tarafından oluşturuluyor ve zarar etmesi sağlanıyor. Tıpkı tekelin özelleştirilmesi maksadıyla zarar etmesi sağlanmak için önceden tütün ekimine kota getirilerek az üretilmesi sağlanıp, fiyatların yükselmesi bahane edilerek tütün pahalı deyip, fabrikaların satılması gibi. Amerikanın ırakı işgal etmek için kullandığı yöntemle aynı yöntem. Bahaneyi elle oluştur, suçun sebebi olarak göster, halktan izni al, operasyonu yap. Daha bilindik misalle, adamın cebine uyuşturucuyu kendi elinle koy, sonra uyuşturucu kullanıyor diye polise ihbar et.
__________________

Barış İstiyorsanız Savaşa Hazır Olun...


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Nur şakirdi kardeşlerim tıklayın izleyin



View suvari4060'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için suvari4060 kullanıcısına teşekkür edenler:
Alemdâr-ı İslâm (05.02.12)
Cevapla

Etiket
Özelleştirilmesi, Şekerin

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Şekerin Özelleştirilmesi Alemdâr-ı İslâm MİLLİ GAZETE 0 20.01.12 14:29
Şekerin kimyasını giderek bozuyorlar Alemdâr-ı İslâm SAĞLIK 0 27.10.09 19:10

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:25 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.