|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 192 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| Millî Gazete - TV5 Köşe Yazıları ve Gazete İle Alakalı Haberler Buraya... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Lütfen evde denemeyiniz... İbrahim Tenekeci i_tenekeci@yahoo.com 14.10.2008 Elimden geleni yaptım diyenlere, peki ya ayakların diyorum. Ayaklarından geleni de yaptın mı? Hepimiz zincirlerle bir yerlere bağlıyız. Şu veya bu nedenden dolayı zincirlerimiz çok kısa. İstediğimiz yere gidemiyor, olmamız gereken yerde olamıyor, kendi etrafımızda, o küçük kulübemizin/dünyamızın çevresinde dolanıp duruyoruz. Ve buna “modern hayat” diyorlar. Oysa gitmekten başka gidecek yerimiz yok. Basitleştirelim: Ölümden öte köy yok. Bir büyüğüm, gerçekten bir büyüğüm, “falanca dergâhın silsilesini biliyor musun” diye sordu. “Evet” dedim ve başladım saymaya: A hazretleri, sonra B hazretleri, peşinden C efendi, şimdi de D holding! Kumpası Çinliler icat etmiş olabilir. Ama sadece onlar kullanmıyor. İşte, birileri kumpas kurdu ve mütedeyyin camianın şunca yıllık emeği, birikimi birtakım tahvillere dönüştü. İlgili olanlar bilir: Kan, rüyayı bozar. Bizim rüyamızı ise maddiyat bozdu. Ataullah İskenderi, “İnsan istediği şeylerin kölesidir. İstemediği şeylere karşı ise alabildiğine özgürdür” diyor. O kadar çok şey istedik ki, hepimiz birer gönüllü köle haline geldik. Üstelik kendi rızamızla... Mevki-makam istedik, iktidar istedik, güç istedik, maddi imkân istedik... Falanca kişi imkânlarının kölesi, bir diğeri makamının kölesi, filanca kişiler de iktidarın kölesi haline geldi. İstemediğimiz tek şey ise “musibet” oldu. Fakat bütün istediklerimizin musibet olduğunu bilmeden... (Gül ey saf çelişki, Rilke) Yani “Başımıza gelenlerden korkmadığımız için, bütün korktuklarımız başımıza geldi.” İşte bir “başımıza gelen” daha... Bulunduğu kurumda muhabir olarak çalışan, sonra falanca makama getirilen bu zat, hakkındaki iddialara, canlı yayında şöyle cevap veriyor: “İddia edildiği gibi, alışveriş merkezinde altı milyon dolarlık hissem yok. Hisselerimin değeri birkaç milyon dolar ancak eder.” Bir ya da iki milyon dolar olsaydı, bunu söylerdi. Birkaç milyon dolar, zaten beş-altı milyon dolar demek... Hep söylüyorum, yine söyleyeyim: Makbul olan, akıllı insanın ahlakıdır. Bir insan güven vermiyorsa, onun imanıyla, inancıyla ilgili bir sıkıntı vardır. Bunu ben değil, din büyüklerimiz söylüyor. Tabii onlara din büyüğü değil de, dün büyüğü diyorsanız, o ayrı... Elbette yaptığımız işlerin bir mahremiyeti olacak. Mahremiyetimizi daima muhafaza edeceğiz. Fakat gizlilik ile mahremiyet aynı şey değil. Gizlilik, başkalarının endişelerini arttıran bir davranış biçimidir. Şahit olduğunuz gibi, adına şeffaflık denilen ve her fırsatta önümüze sürülen şey, gizliliği değil, mahremiyeti hedef alıyor. Şeffaflığı tavsiye edenlerin ne tür gizli işlerin içinde olduğunu en azından bizler biliyoruz. Biliyor ve Allah’a havale ediyoruz. “İhtiyaç” kelimesinin ne kadar ağır bir şey olduğunu ve lügatte durduğu gibi durmadığını gayet iyi biliyorum. Fazlasının ise neye yol açtığını bilmiyor, fakat görüyorum. Dikkat ettiyseniz, dünya çapındaki ekonomik krizle ilgili şu haber, en çok sağcı, muhafazakâr vs basında çıktı: “Krizi fırsata çevirmek mümkün...” Fırsat denilen şey, darda kalanının elindekini almak... Oysa bu tür gazetelerde, eskiden, çok eskiden değil ama; salih amel, temiz kalp, şeytanın hileleri gibi şeyler olurdu. Şimdi toplu alımlarda indirim zamanı... (Bunu ayrı bir yazımızın konusu yapalım.) Mesela birkaç sene önce, yani beş-altı sene önce, mütedeyyin camiaya hitap eden gazetelerde “acilen, ihtiyaçtan satılık” ilanları pek göremezdik. Çünkü “düşenin malı kimseye yaramaz” inceliği hâlâ hâkimiyetini koruyordu. “Ya şimdi” diye sorup bu bahsi kapatalım. Yaşı büyük, fakat şahsiyeti küçük birini hatırlıyorum. Adam boyundan büyük işlere girmiş ve sermayeyi tüketmiş. Elinde kalan bir miktar parayla, tekrar kuvvetli hale gelebilmek için, yayıncılık işine girmeye ve ‘piyasa kitapları’ basmaya karar veriyor. Hani “dini içerikli yayınlar” denir ya, öyle. Akıl almak için geldiği yer, “akıl, git başımdan” diyenlerin olduğu yer! Sonuçta, geldiği gibi gitti. Ya gitmeyenler? |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Esra (14.10.08), sevgiliye sevdalı (20.10.08) |
![]() |
| Etiket |
| denemeyiniz, evde, lütfen |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|