| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 196 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » MİLLî GÖRÜŞ » Millî Gazete - TV5 »

Millî Gazete - TV5 Köşe Yazıları ve Gazete İle Alakalı Haberler Buraya...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24.10.08, 17:55   #1
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Millî Görüş Hareketi’nin Yeni Dönem Stratejilerine Dair Birkaç İpucu



Millî Görüş Hareketi’nin Yeni Dönem Stratejilerine Dair Birkaç İpucu


Akif Çarkçı


24.10.2008


2006 yılının Mart ayında, Yerel Siyaset Dergisi adına Sayın Numan Kurtulmuş ile bir araya gelme fırsatını yakaladığımda, gerçekleştirdiğim bir buçuk saatlik röportajda, Numan Bey çok önemli şeyler söylemişti. AKP hükümetinin iktidarda olduğu ve geniş toplum kesimlerinin birçok derin sorunla baş başa bulunduğu bir dönemde, Numan Bey söz konusu buluşmada, demokratik katılım araçlarını kullanarak; yoksulluk, yeni anayasa, YÖK, başörtüsü ve İmam-Hatipler gibi sorunların siyasi irade tarafından bir an evvel çözülmesi gerektiğini ifade etmişti. 2002 yılından bu yana iktidarda bulunan AKP, gerek kendi siyasal zafiyetleri gerekse siyaset dışı kurumların müdahaleleri yüzünden en başta adaletsiz gelir dağılımı ve yoksulluk olmak üzere bu derin sorunlara köklü çözümler üretemedi.


Referandum öcü değildir

Sayın Kurtulmuş o tarihteki konuşmamızda referandum olgusuna vurgu yaparak şunları ifade etmişti: "Türkiye demokrasisinin temel sıkıntılarından birisi budur. Biz, referandumu öcü gibi görüyoruz. Referandum konuşulduğu zaman herkesin tüyleri diken diken oluyor. Halbuki demokrasiyi beş yıldan beş yıla seçim yapılan bir uygulama olarak görmemek lazım. Oy verdikten sonra ne yapacağız, bizim tercihlerimiz, eğilimlerimiz sorulmayacak mı? En son referandum, siyasi yasakların kalkmasıyla ilgili Özal’ın yapmış olduğu referandumdur. 1986 yılında. Oysa bizim bir yığın stratejik karar alma süreçlerimiz gelişti ulusal düzeyde. Mesela Kıbrıs meselesi gibi, 17 Aralık süreçleri gibi. Yani çok temel konularda, yine 2000 yılında IMF ile imzalanan anlaşma gibi. Buna benzer çok temel konularda, Türkiye referandumu bir öcü gibi görüyor. Temel özgürlüklerle ilgili konuları görüyorsunuz, mesela YÖK gibi. İmam hatip, başörtüsü meselesi ya da çok politik olmayan 2b yasası gibi konular. Mesela 2b yasasında meclise yasa gönderiliyor, cumhurbaşkanı veto eder korkusu var. Neden ikinci defa meclise getirmekten imtina ediyorsunuz? Cumhurbaşkanı veto hakkını kullanırsa, çok temel bir ihtiyaç olarak gidersiniz referanduma. Türkiye’de referanduma gitmek fikri siyasilere çok uygun gelmiyor."

Gensoru uygulaması...

Bu sözlerin ardından Sayın Kurtulmuş, yerel siyasetin başat sorunlarının da çözümünün demokratik araç ve yöntemlerle mümkün olabileceğini şu sözlerle dile getirmişti: "Yerel siyasette de aynı şekilde bu çok daha rahat yapılabilir, aynı şekilde diyelim ki; bir metro hattı geçirilecek, nereden geçirilsin? Çok temel uygulamalar yapıyorsak örneğin; bir yeri sanayi bölgesi ilan ediyorsak, yeni bir iktisadi alan oluşturuyorsak, tersane açıyorsak, otoban ana çıkışlarının geçmesi gibi, yerel yönetimleri ilgilendiren konularda halkın görüşlerine başvurulması lazım. Kaldı ki, ifade ettiğiniz gibi -bunların oranları değiştirilebilir- mesela bir belediye başkanını görevden almak meclisin dörtte üç çoğunluğuna bırakılabilir. Mesela, bütçenin onaylanmaması demek, belediye başkanının görevden alınmasının yolunun açılması gerek. Neticede; milletin seçtiği, görevlendirdiği ve bölgesel yerel sorunları bilen meclis üyelerinin, denetleyici konumunda fonksiyonlar üstlenmesi gerekir. TBMM’deki gensoru uygulaması yerel mecliste de uygulanabilmelidir."

Milli kalkınma arayışları

Bu önemli değinmelerin ardından sıra Türkiye’nin genel yönetimindeki siyasi zaaflarına geldiğinde Sayın Kurtulmuş Türkiye’nin ulusal ve kürsel ekonomik düzlemde başarılı olabilmesinin şartlarını ise şöyle sıralamıştı: "Bizim yıllardır söylediğimiz bir şey var, o da şu: 70 milyon nüfuslu ve bölgede son derece önemli yeri olan Türkiye, ancak reel ekonomisini güçlendirerek bölgede ve dünyada güçlü bir ülke haline gelebilir. Yani, Türkiye üretecek, istihdam sağlayacak ve ihracat yapacak. Bu üç değer üzerine kurulu bir ekonomi ile Türkiye reel olarak canlanacak. Yani, çarşısı-pazarı çalışan, havaalanları-limanları çalışan bir Türkiye olması lazım... Ne yazık ki, Türkiye uzun zamandan beri IMF’nin, Dünya Bankası’nın kıskacı altına alınmıştır. Makro ekonomik olayların dengede tutulmasının yanında, enflasyon, büyüme hızı vs. gibi. Aslolan enflasyon düşerken, halkın alım gücünün yükselmesinin sağlanması gibi, makro boyutu destekleyen politikaların üretilmesi gerekir. Sektörlerin kendi iç sorunları saklı kalmak kaydı ile tüm sektörlere yönelik, tüm bölgesel sorunlara yönelik ve ülkenin tamamı ile ilgili genel çözümleri önceden de problemli alanları tespit ederek kalkınma politikaları üretilmesi icap eder. Yerel kalkınma doğru bir kavramdır. Ancak, yerel kalkınma sadece yerel yönetimler eliyle gerçekleştirilebilecek bir şey değildir. Ülkenin genel ekonomik politikalarının böyle tespit edilebilmesi gerekir. Şimdilerde, Türkiye’ye Dubai modeli ve 24 Ocak 1980’den sonra ortaya çıkan Hong Kong modeli öneriliyor. Siz, üretmeyin tüketin, dünyanın küresel şirketleri burayı bir antrepo olarak kullansın anlayışıdır. Yani siz, bankacılıkta, turizmde yoğunlaşın, reel sektörü önemsemeyin, zaten ülke üzerinden geçen mal ve hizmet trafiği size yeter denilmektedir. Hong Kong, Singapur ya da Dubai modeli dediğiniz şey budur. Bu model Türkiye’ye uymaz, uysaydı zaten 24 senedir uyardı. Uymuyor, çünkü Türkiye’nin nüfusu 2020 yılında 100 milyonu bulacak. Hem nüfus yoğun, hem içinde bulunduğumuz bölge sıkıntılı bir bölge. Dün, Bosna’dan bahsediyorduk, bugün Irak’tan bahsediyoruz yarın Allah korusun belki başka bir yerden bahsedeceğiz. Hem kendi içinde sıkıntısı olan, hem de dış sıkıntıları olan bir ülkenin, Singapur gibi müstemleke bir modelle kalkınması mümkün değil. Bu ülkenin potansiyellerinin harekete geçirilmesi için, en uç sinirlere kadar yani, en uç yerel noktaya kadar her alanda yerel potansiyelin harekete geçirtilmesi gerekir. Eğer 70’li yıllarda bölgeler arası ve sektörler arası dengeli kalkınmayı başarabilmiş olsaydık, adil bir paylaşım sistemini kurabilmiş olsaydık, bugün Türkiye bambaşka bir noktada olmuş olacaktı. Belki bugün biz Türkiye’nin sanayini ve tarım potansiyellerini değil, ileri teknoloji potansiyelini konuşan bir ülke olacaktık. Ama maalesef, yanlış politikalar Türkiye’yi bu hale getirdi. Şu an uygulanan politikaları uygun bulmuyorum. Bu şuna benziyor. Yetişkin bir delikanlının, çok güzel de olsa, bebe reyonundan bir ceket beğenmesi gibi. Dubai modeli de böyle bir şeydir."

Demokratikleşmek için...

Numan beyle yaptığımız mülakatta üzerinde durduğumuz önemli konulardan birisi ise Türkiye’nin demokratikleşme sürecine ciddi darbeler vuran askeri müdahalelerdi. Sayın Kurtulmuş, artık Türkiye’de darbeler döneminin kapanmış olduğu temennisiyle şunları ifade etmişti: "Bundan sonraki süreçte ne 12 Eylül gibi, ne de 28 Şubat gibi bir darbe gündeme gelmeyecektir. Türkiye dört tane önemli darbe gördü, hem de ne zaman gördü. Türkiye’nin atılım yapma potansiyelinin olduğu bir dönemde, örneğin Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan sonra, tek parti iktidarından sonra, 60’lı yıllarda, 70’lerde belli gelişmeler olmuş, bunların her birisinde maalesef Türkiye’nin önüne geçildi. Oldu da, iyi mi oldu? Neresinden bakarsanız bakın, herhangi bir gösterge bakımından Türkiye’yi iyileştirdiğini söyleyemeyiz. 28 Şubat’tan sonra da aynı şey oldu. Ülke iki tane önemli ekonomik kriz yaşadı. Banka hortumlamaları açıkça ortaya çıktı. Yoksulluk arttı, faizler anormal yükseldi. Bu tür dönemlerin şöyle bir sıkıntısı vardır. Sorumlusu olmayan, ama elindeki yetkiyi sınırsız olarak kullanan bir takım ekiplerin olduğu dönemlerdir. Çok iyi niyetli olduklarını varsaysak bile, sonuç itibari ile sorumlulukları olmadığı için millete dönük bir hesap verme ya da oy isteme pozisyonunda olmadıkları için bir yükümlülük altında da olmamaktadırlar. Her ihtilalde, ihtilali hazırlayan şartlar vardır. 1960 ihtilalinde CHP’nin siyasi zihniyetine sahip bir askeri cunta, demokratlar aldı başını gidiyor fikriyatının üstüne oturtmuştur o darbeyi. 12 Mart ya da 12 Eylül ihtilali de komünistler öne geçiyor, müdahale edelim mantığı ile gündeme gelmiştir. 28 Şubat’ta da bir başka korku, irtica geliyor, laiklik elden gidiyor korkusuyla yapılmıştır. Ne oldu da 11 Eylül günü parçalanmak üzere olan bir ülke, 12 Eylül günü sulha, selamete kavuştu. 28 Şubat’ta da Ali Kalkancı’lar, Müslüm Gündüz’ler vardı da, 29 Şubat’ta ne oldu da ortadan kayboldular. Bunların izahı yok. Ne oldu da 28 Mayıs’ta ortadan kayboldular. Yani mesele göründüğü gibi değil. Her darbe ülkeyi geri götürmüş, yapanlara da bir yarar sağlamamıştır. Bu tip müdahalelerin bu süreçten sonra yaşanacağı kanaatinde değilim.
Sayın Kurtulmuş’un haklı olarak ifade ettiği gibi Türkiye potansiyelleri ve dinamizmi ile bölgesinde ve küresel düzlemde, önce kendi içinde gelirde adil bölüşümü ve yerel-bölgesel kalkınmayı önceleyerek ekonomik ve sosyal planda beklenen sıçramayı yapabilir. Diğer taraftan artık siyaset dışı kurumların siyasetin doğal akışına müdahale etmeyeceği temennisine inanmak istiyoruz. Kalkınmada ve demokratikleşmede ise çağdaş dünyanın tecrübelerinden istifade ederken diğer taraftan öz dinamiklerimizi ve potansiyellerimizi harekete geçirerek ancak kangren halini almış sorunlarımızı çözebiliriz. Zira her şey içimizdeki güce inanmaktan ve bir an önce ‘Bismillah’ demekten geçiyor. Türkiye’nin kaybedecek çok fazla zamanı yok.
Milli Görüş Hareketinin yeni dönemdeki siyasal duruşunu, ‘yerel ve bölgesel kalkınma yoluyla milli kalkınmayı sağlama’, ‘referandum gibi demokratik araçları halkın sorunlarını çözmek adına kullanma’ ve ‘toplum odaklı, çözüm üreten siyaset yaklaşımı’ belirleyecek gibi gözüküyor.

__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
birkac, dair, dönem, görüş, hareketi’nin, milli, stratejilerine, yeni, İpucu

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:23 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.