| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 190 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » MİLLİ GAZETE »

MİLLİ GAZETE
''Hak Geldi, Batıl Zail Oldu''

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05.02.09, 08:18   #1
İn'ikas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1503
Üyelik tarihi : 29-11-2008
Konuları : 210
Mesajlar : 1,020
Teşekkürleri: 333
548 mesajına 926 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 İn'ikas is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 28.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart Yüzden Okunan Dava Adamlığı

Müslümanların, dinleriyle ilgilenenler ve ilgilenmeyenler şeklinde ikiye ayrılmaları adet değildir. Böyle aleni bir tasnif akide kitaplarında, ilmihallerde bile yapılmamıştır.

Vakıa ise aynıyla böyledir. Cennete girebilmesi için mümin olması gerektiğine inanan, mümin olmanın gereği olarak da ibadetleri eda etmeye çalışan insanların önemli bir bölümü, mümin olmak ve mümin olmanın gereği ibadetleri yapmakla yetinirler. Cennet sebebi olan iman nimetinin kendisine nasıl ulaştığını, dinin insandan insana aktarılarak bugünlere taşındığını, yarınlara da ancak böyle taşınabileceğini düşünmezler. Adeta onlar için din, yaratılıştan insana sunulan bir nimettir, herkes o nimeti alır ve kıymetini bilir ya da bilmez tarzında bir bakış hâkimdir bu anlayıştaki insanlarda.

Dinleriyle ilgilenen müminlerin tutumu ise farklıdır. Önce Âdem aleyhisselamdan bu yana, iman davasının ne büyük bedeller ödenerek bugünlere taşınabildiğini düşünürler. Eğer bugün bir mümin elindeki mushaftan bir sahife Kur'an okuyabiliyor, ezan dinleyip namaz kılabiliyorsa, sadece bunlar, onun yaşadığı asra taşınsın diye yüz binlerce insan şehit düşmüş, milyonlarca çocuk yetim kalmıştır. Bir ezan için asırlardan beri ödenen bedel, on binlerce candır. Harap edilmiş şehirlerdir. Kesinlikle dinimiz bize sıkıntısız, doğal yollarla, yağmurun yağması, güneşin ışımasıyla gelmemiştir. Ödenen bedeller arasında hızarla doğranmış peygamberler, ateş çukurlarına atılmış binlerce insan, zindanlarda ölüp gitmiş insanlar, babasız, annesiz büyümüş bebekler, terk edilmiş şehirler, Mekkeler vardır. Din zaten bunun için paha biçilemez bir kıymete haizdir. Bir iki yazarın telifi olan ansiklopedi etrafında oluşmuş bir düşünce akımından ibaret değildir din.

Babadan intikal eden köy evi bile maddi değerinin üstünde bir değerle sahiplenilirken, büyük kısmı insanî fedakârlıklarla günümüze taşınan dinimizin, bizden sonrakilere taşınmasını dert edinememek bir mahrumiyettir. Dinini derdi edinmişler arasında olamamak, dininden cennet alıp ona bir şey verememek mahrumiyetin ta kendisidir. Bu din sayesinde cennete girildiğinde bile, dini için kızgın taşlar üzerinde işkence gören, sonra hicret eden, Mekke'yi bile terk eden Bilallar, Ammarlar , Habbablarla bir arada bulunulduğunda, onların dereceleri ile, dinini derdi edinememişlerin dereceleri arasındaki mesafe kahretmeye yetecektir. Geri dönüşü olmayan noktada nedametin de bir yararı olmayacaktır.

Dinin sahibi Allah Teâlâ'dır. Ama din, iman edenlerinin omzunda yükselecek veya eriyecektir. Dini derdi edinmiş nesiller bulundukça din yücelecek, dininden ötürü risk almaya yanaşmayan, sadece bir namaz ve hacla cennet bekleyenlerle de yükselişi duracaktır. Allah Teâlâ dinine ebedi bir zafer yazdığı için de o nesil -yükselişe engel olmasın diye- gidecek, yükseliş için himmeti uygun nesiller gelecektir. Tarih, bu kuralın gerçekleştiği örneklerle doludur.

Din nasıl dert edinilir?
Dini dert edinmek, şehirde bir ev edinmek, yaşam için gerekli bir iş edinmek, huzurlu bir hayat için eş edinmek gibi algılandığında mesele hallolmuştur. Önce kendi üzerimizde dinin tatbiki, ardından zimmetimizdeki aile fertlerimizin dinimize göre yaşamalarını dert edinme, eksiklikler karşısında arayış içinde olma bir dert edinmedir. Bulunduğumuz noktadan daire daire açılarak dinimizin, dindarımızın durumunu tahlil etmek de bir dert edinmedir. Bulunduğumuz şehirden kutuplara kadar açılarak, bizim gibi iman edenlerin durumunu düşünmek, çareler üretmek, geliştirilmiş çarelere destek olmak dert edinmektir. Çaresizlik önünde tıkanıp kalınca da duaya sarılmak dert edinmektir.

İnsanların İslam nimetinden yoksun yaşamalarını, uykularımızı kaçıracak kadar büyük bir dert haline getirmek sözünü ettiğimiz dert edinmedir.

Bu bir sahabe kıvamıdır. Onların bu derdi özümsemeleri sayesinde biz ve bizden önceki nesiller İslam nimeti ile buluşabildiler. Onlar, hazır peygamberin mescidini bulmuşken, oraya kapanıp, sabahlara kadar namazla meşgul olabilirlerdi. Büyük bir iş de yapmış olurlardı. Ama o zaman onlar, dinlerini dertleri haline getirmemiş olurlardı. Görünürde önemli ibadetler yapmış kimseler olarak Rablerine kavuşur, bize göre de cennetin ortasına yerleşirlerdi. Ya bugün biz İslam'ı nasıl bulacaktık? Ezanları kim okuyacaktı? Bilal, hazır Medine mescidinde, maaşı Ömer'den garantili, iyi bir iş olan müezzinliği bulmuşken, işine devam etse, dünyası mamur, ahireti garantili bir hayat yaşamayı tercih etse idi onun açısından bakıldığında güzel bir hayat sürmüş olurdu. Biz ezanı kimden duyacaktık?

Bizim için, Medine'yi terk edip Şam'da cephede şehit olan Bilal, Medine mescidinden ezan okuyan aksakallı müezzin Bilal'den daha değerlidir.

Bizden sonra gelecek nesiller için de böyle bir kural işleyecektir. Bundan eminiz. Ölen bir Müslüman'ın ardından 'rahmetli iyi biri idi!' şeklindeki övgülerimizin ne kadar gerçeği yansıttığı önemlidir. Kaç insana dini ulaştırdı, kim ondan yararlandı, hangi hizmet onun elinden çıktı? Türünden sorular üzerinden bir iyilik tahlili yapacak olsak her halde iyileri çok aramak zorunda kalırız.

Haram yemeden yaşamış olmak, haccetmiş olmak, mahalle mescidinde beş vakit namaz kılmış olmakla, bu işler bizimle beraber mezara gömüldüğünde, geriden gelenlere bıraktıklarımız açısından kesinlikle yeterli bir iş yapmış olmayacağız. Namaz kılmamız kadar, namaz kılınmasına vesile olmamız, haccetmemiz kadar haccın tahakkukuna hizmet etmemiz, Kur'an okumamız kadar okunmasına yardım etmemiz, haramlardan uzak durmamız kadar onların giderilmesine çalışmamız bizim için, bizden sonrasının yatırımı olacaktır.

Din için çalışmayı 'cihad' başlığı altında görenler, cihatla iman eden herkesin mükellef olduğunu ve cihadın, dine destek olan her şey olduğunu bilmelidirler. Din için çalışmayı, cami imamlarının ve müezzinlerinin yaptığı işlerden ibaret görenler ise İslam adına bilgi sahibi değildirler. Din hepimizin oluyor da din için çalışmak neden imamların ve müezzinlerin görevi oluyor?

Mesele şudur:
İslam'ın nimetlerine karşılık bir şükran-ı nimet olarak, İslam adına çalışmak gerekmektedir. Bunun adı vakıfçılık olabilir, dernekçilik olabilir, gönüllük olabilir, tebliğ, davet olabilir. Adıyla değil içeriğiyle ilgileniyoruz. Dinimize neler verdiğimizi muhasebe etmek durumundayız.

Bunu dava adamlığı olarak da adlandırılabiliriz. Dava adamıyız; davamız da dinimizdir. Bu davadaki görevimiz ise becerilerimize göre farklılıklar gösterir.

"Kesinlikle dinimiz bize sıkıntısız, doğal yollarla, yağmurun yağması, güneşin ışımasıyla gelmemiştir. Ödenen bedeller arasında hızarla doğranmış peygamberler, ateş çukurlarına atılmış binlerce insan, zindanlarda ölüp gitmiş insanlar, babasız, annesiz büyümüş bebekler, terk edilmiş şehirler, Mekkeler vardır. Din zaten bunun için paha biçilemez bir kıymete haizdir. Bir iki yazarın telifi olan ansiklopedi etrafında oluşmuş bir düşünce akımından ibaret değildir din."
__________________
“Rabbiğfirli”

View İn'ikas'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
adamlığı, dava, okunan, yüzden

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:42 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.