|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 192 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| MİLLİ GAZETE ''Hak Geldi, Batıl Zail Oldu'' |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Sağ da yok artık, sol da Eğer ki Türkiye'de yaşıyorsanız, hele ki bu devirde, hemen hemen her türlü absürdlüğe, saçmalığa ve trajikomik duruma karşı efsunlu ve talimli olmanız gerek. Yaşanan kavram karmaşası neticesindeki kafa karışıklığı, ayakların baş olmasıyla önemli mevkilere ulaşan kimselerin ileri sürdükleri eşi benzeri görülmemiş (!) fikirler ile minnet ve çıkar güdüsüyle birtakım çevrelere yaranabilme hissiyatı, alabildiğine cehaletle, gözü karalıkla beslenince, insanları artık ne söylediklerini bilmez bir hale getiriyor. Birkaç hafta önce, TRT 2'de "Yüz Yüze" adlı bir programa denk geldim. (Ki TRT'yi izlemek, insanı fena halde sıkan, boğan bir duruma dönüştü son zamanlarda. Belli bir grubun, kliğin etkisi, iyiden iyiye kabak tadı veriyor ziyadesiyle) Bu programda, kendisinin "neo-Osmanlıcılık"la yaftalandığını söyleyen bir katılımcının, Osmanlı'nın "işgalciliğinden" bahsetmesi "beklenen" (bu kimselerden beklenen yani) bir absürdlük olduğundan çok da şaşırtmadı beni. Öyle bir hal aldı ki bu saçmalıklar, kendisinin "neo-Osmanlıcılık" yaftasıyla anıldığını söyleyen şahsın "işgal" sözünü yadırgamamak da normal bir davranış kategorisine girmeye başladı. Elbette bunda asıl sebep, "neo-Osmanlıcılık" söyleminin Atlantik ötesi bir kaynaktan besleniyor olması ve muhakkak bir "ılımlı İslam" sosuna bulanması. Bir çeşit "sahibinin sesi" durumu söz konusu olduğundan insanı şaşırtmıyor artık. Aslında, her türlü saçma ve zihinsel arızalı fikriyata sahip olabilirler ve cansiperane şekilde savunabilirler. Ancak, sorun bunu yaparken "İslam"ın kutsiyetini de lekelemeleri. Bu şahsın, bu söylemi beni şaşırtmasa da, karşısındaki sol tandanslı bir diğer katılımcının (hiç böyle bir savununun amili olacağını düşünmediğini belirterek) Osmanlı'nın "işgalci" değil, "fütuhatçı" olduğunu söylemesine kayıtsız kalmak da mümkün olmadı haliyle. Hadi "neo-Osmanlıcı" kimse, liberallerin ve amerikancı muhafazakârların yaşadığı kafa karışıklığı ve gayrı millilik sancılarıyla bu sözleri ediyor da, karşısındaki "solcu"nun bu sözlerini nereye koyacağız? Yoksa "sağ" ve "sol" kavramlarını yanlış anladığımız gibi, "muhafazakâr"ı da, "liberal"i de, "millici"yi de mi yanlış anladık, yanlış yerlere yerleştirdik? Sözüm ona, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle birlikte sona eren sağ-sol kutuplaşması (ki bütün ahali deliler gibi Soğuk Savaş'ın bitmesini bekliyormuşuz meğer), şimdilerde yeni nesil bir "yaftalama" modelini göstermiyor mu yine? Ve aslında, özünde "milli"-"gayrı milli" olarak kategorize edilebilecek olan ayrım, "3. dünyacı", "AB sevdalısı", "işbirlikçi", "yerel" sıfatlarıyla hala zihinlerimizde yaşıyor. Bu noktada, bunca sıfata boğulmak yerine milli-gayrı milli noktasını referans almanın faydası da ortaya çıkıyor. "Osmanlı"yı "işgalci" sayan bir "neo-Osmanlıcı", bir "solcu"nun "fütuhatçıydı" ikazına muhatap olabiliyor son tahlilde. Amerikancı muhafazakârların, iki arada bir derede, nereye meyledeceğini bilmeden kalmalarının sebebi ideal ile konjonktürel olan arasına sıkışmaları olsa gerek. İdealin veya dava fikriyatının, çıkarları "maksimize" etmediği anlaşılınca, konjonktür kayığına binmeyi kaçınılmaz gördüler sanırım. Belki de, "vicdan" ile "cüzdan" arasında sıkıştılar ve "cüzdan"dan yana kulladılar tercihlerini. Sorun budur belki de. Önce BOP'u önümüze koyan ve bu projeyle işbirliği içindeki yönetimleri "ılımlı İslam" arka çıkmasıyla pohpohlayan Yeni Dünya Düzeni, Afganistan ve Irak işgalleri ardından hedefe giden yolun çok da düz olmadığını gördü ve yeni arayışlara yönelme ihtiyacı içerisinde. Bu bağlamda, bir süredir sözü edilmeye başlanan "Neo-Osmanlıcılık" tezgâhı ile zihinleri kirletme hesabına girişti denebilir. Beraberinde de "ılımlı İslam" muammasını da unutmamalı elbette. Bu amaç için de, her daim hazır kıta duran liberallerle neo-muhafazakârlardan ala ortak bulamaz doğrusunu isterseniz. Zaten, neo-liberal muhafazakârlar da hal, tavır ve söylemleriyle de bunu teyit etmeye can atar durumdalar. Neo-Osmanlıcılık, emperyalizmin yeni taşeronu olarak çıkarsa karşımıza şaşırmamak gerek. Bahsi geçen Yeni Dünya Düzeni (New Order) çerçevesinde "efendiler"in dilediği istikamette değişimler, dönüşümler kaçınılmaz hale geliyor. Rızanızla olmazsa, zorla deneyimliyorsunuz. (Bkz. Türkiye'deki askeri darbeler) Psikolojik hareketlerden bahsediliyor, ki bu gibi gayrı nizami koşullar için bire bir. Mesela, bir korku unsurunun, bir "mit"in meydana getirilmesi. Dış kaynaklı (Gladio, kontrgerilla vb.) yapıların "derin devlet" denerek efsaneleştirilmesi, korku unsuru haline getirilmeleri, mecrasından saptırılmaları da buna dahil olabilir pekala. Aleni bir suç şebekesine dönüşmüş bir yapıyı, sözümona "mukaddes bir dava"nın hararetli militanı gibi sunmak bir örnek olabilir. Elbette ki, bunu yaparken de, kendinizi de bir tür "mağdur kahraman" olarak konumlandırmanız söz konusu olabiliyor. Sinemadan bir örnek verelim. Kaiser Soze, 1995 yapımı "The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler)" filminde, bolca sözü edilen, ancak var olup olmadığı bir muamma olan bir suç efsanesi, korkunun ta kendisidir. İsmini zikreden bir görgü tanığının, korkudan gözleri fal taşı gibi açılır, vücudunu titreme basar. Nüfuzu herkese ulaşmaya, her işi halletmeye yeten, oluru olmadan işlerin yürümediği, ancak yaşayıp yaşamadığı bile meçhul olan bir karakterdir. Neredeyse gerçeküstü bir algıyla yüceltilir, insanların aklına bir "şeytan" olarak kazınır. Meydana gelen olayları anlatan ve dolayısıyla da Kaiser Soze'yi zihnimize nakşeden karakterin finaldeki cümlesi ise vurucudur: "Şeytanın (Kaiser Soze'yi kasteder) yaptığı en iyi şey insanları var olmadığına inandırmaktır." Halbuki, Kaiser Soze, hikayeyi anlatan karakterin ta kendisidir. Uydurduğu efsanenin ardına sığınarak suçlanmaktan kendisini kurtarma çabasındadır ve seyirciyi de buna inandırır. Ta ki, filmin sonu gelene kadar. Sanırım, tüm bu bahsi geçen yapıların ardındaki "şeytan" yerine, "gölgesi" ile uğraşmak da bir bakıma Kaiser Soze hayaletiyle vakit kaybetmektir. Halbuki, o, hikayeyi anlatandır ve onun istediği gibi (yanlış yönlendirmeleriyle) ilerlemektedir hikâye. Belki de bu sebepten, neo-liberal (amerikancı) muhafazakârlar da "fetih"i artık "işgal" gibi görmeye başlamışlardır. Sağ-sol kutuplaşması gerçekten de bitmiştir, milli-gayrı milli ayrımına kafa yormalı artık. Burak Kıllıoğlu |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler: | Cihad Yıldızı (03.06.09) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 4270
Üyelik tarihi : 23-05-2009
Nereden : istanbul
Konuları : 2560
Mesajlar : 6,825
Teşekkürleri: 3,031
2,893 mesajına 5,202 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : 03.02.12
Durumu : Status: Offline
|
ne sağ var ne sol hocam diyorya fatih muhammet han sağcımıydı solcumuydu hayır bal gibi milligörüşçüydü |
|
|
| Bu mesaj için Cihad Yıldızı kullanıcısına teşekkür edenler: | Alemdâr-ı İslâm (03.06.09) |
![]() |
| Etiket |
| artık, sağ, sağ da, sol, sol da, yok |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|