| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 191 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » MİLLİ GAZETE »

MİLLİ GAZETE
''Hak Geldi, Batıl Zail Oldu''

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06.06.09, 08:11   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Osmanlı’nın son döneminde vâlidelerin çocuk yetiştirmedik acziyeti...

Osmanlı’nın son döneminde vâlidelerin çocuk yetiştirmedik acziyeti...

Bir önceki yazımızda "Osmanlı'daki çocuk eğitimine dair bir yazıyı bütün
validelerin okumasını" talep etmiştik. Bugün kaldığımız yerden sürdürüyoruz.

"... Validelerin en büyük hatalarından biri de mini mini iken çocukları pisboğazlığa alıştırmak... Pisboğaz olan çocuk, büyüdüğü zaman hem arsız, hem cılız, hem yüzsüz olur. Annesi "Haydi evladım, al şu parayı... falan yere git, oyna. Kestane al, şeker al, bizi rahat bırak" der. Vâlide, her şeyi yememek konusunda uyaracakken, onu teşvik eder, sonra çocuk arsız olur; muhallebici geçse bağırır. "Anne, abla! Muhallebi isterim..." zır zır zırlar. Evvela anne döver. Çocuğa "Sus kara yılan!" sarı ise "Sus sarı çıyan!" tehdidiyle para vermez. Çocuk sonra yine bas bas bağırmaya başlar, çaresiz biçimde istediği para verilir. Bağıra çağıra sözünü kabul ettirmeye alışan çocuk durur mu? Her geçen şeyden ister, feryâd eder. Nihayet valide de - çocuğun cinsine göre- Türk, Arnavut, Arap vb. gibi damarı tuttu" gürültüleriyle her defasında onun edepsizliği karşısında istediği parayı vermek zorunda kalır. Böylelikle çocuk arsız olur. Vâlideler çocuğun pisboğazlığı karşısında çaresiz kalır. Çocuğun ahlâkı bozulur. Bu fena huy başka fena huylara, fena ahlâklara kapı aralar.

Çocuğa verilen ilaçlar ise cabası... Çocuğun boğazı ağrır ise çocuğun damağı kaldırılır, başına sulu papatya ile süt konup sarılır. Papatyalar çocuğun şakağından sızar. Midesi bozulur. "Pamukçuk oldu!" derler. Attar Efendi'den dut şerbeti alıp içirirler. Bazısı da "Kurbağacık" oldu der, mini mini bir kurbağa yaptırıp, çocuğun boynuna takarlar.

Nazar değer ise, küçük bir anahtar ile hurma çekirdeğinden nalın ya da iğde çekirdeğinden nalın, kara kehribardan ağızlık kırığı, kaplumbağa kabuğu boynuna asılır. Eğer dişleri çıkmıyorsa, boynuna ölmüş at ya da köpek dişi asılır. Çocuk boynunda cangıl cungul bir şeyler taşır.

Çocuğun dişi çıkarken taze soğan verirler. Çocuk soğanı kemirir durur. Kadınların rivayetine göre çocuk dermiş ki: "Âh! Annem benim dişlerimin ne kadar kaşındığını bilse, benim beşiğimi satar da soğan alır."

Çocuğun eğitimsizlikten ve alışkanlıktan salyası akar. İyi olması için Arap köleye öptürülür. Konuşmazsa kanaryanın artmış suyu içirilir. Öksürük olur ise, köpeğin yalağındaki su ile elma yıkayarak çocuğa yedirilir. Bu yetmezmiş gibi bir de boynuna atkestanesi asılır.

Daha neler neler... İnsanın bunları yazarken hem güleceği hem de ağlayacağı geliyor...

Ebe hanımların, koca ninelerin birçok tefsirleri vardır. Her bir hastalığı başka türlü teşhis ederler. Çocuğun midesi bozulur, rahatsız olur; her kafadan bir ses çıkar. Nihayet en son sözü dinlenen büyük hanım bilinen sedası ile "Âh! Çocuk karışık tütsülü" deyince her şey anlaşılır.

İyi saatte olsun, denilir. Alnından mavi bir bez ile bir çatkı çatarlar, boğazını da atkı ile sıkı sıkıya bağlarlar. Ayağına iki çorap ve bir numara büyük, altı çivili, burnu demirli koca bir ayakkabı giydirirler. Entarisi yerleri süpürür... Nereye? Haydi bakıcıya! Bakıcı, bîçâre kadınlara birçok şeyler tavsiye eder. Akşam eve dönünce çocuğun düştüğü yere şerbet dökecekler ve "Alınız ağzınızın tadını, veriniz oğlumuzun şifasını ..." diyecekler. Bakıcı da o akşam istihareye yatacak, davet yapacak, Rüküş hanıma soracak, çocuk uğramış, bakalım ne olacak... Paralar verilir. Bazen kadınlar efendilerinden gizli, ecdaddan kalma nesi var nesi yok, hepsini satarak bakıcıya yedirirler. Maalesef ki, bazı cahil erkekler de bunlara kanarlar.

Bakıcı kadın veya bakıcı efendi daha söyler: "Bakalım menamda daha ne göreceğim" der ve uzunca bir liste uzatır: "Bir okka kırmızı şeker, iki hokka beyaz şeker..., bir tutulmamış çömleğe konacak, ağzı bağlanıp getirilecek, onlara şerbet yapılacak. Bir şişe de zeytinyağı, ağzını mühürlerler; o Sarayburnu'ndan atıldığı gibi, Veysel Karani hazretlerine kadar gidecek. İki tane beneksiz tavuk, bir tane de beneksiz kurban..."

Edhem Nejat'ın "İttihad-ı İslâm" düşüncesinin yayın organı şeklinde 1908'de neşredilmeye başlanan "dinî, siyasi, içtimai" içerikli bir mecmua olan "Sırat-ı Müstakim" de bunları yazmasının özel bir önemi ve anlamı var. Muharririn derdi bu yanlış alışkanlıkları sürdüren valideleri suçlamaktan çok, toplumun özellikle de annelerin çocuk terbiyesi konusunda bilinçlendirilmesidir. Kızlara yönelik okulların açılmasıdır. Nitekim bu görüşlerini de yazısının son bölümünde şöyle dile getirir:

"Valideler çocuklar için bakınız ne zorluklarla karşılaşıyor, uğraşıyorlar. Şefkat, hissiyat bizim validelerimizde eminim ki, her milletin validelerinden daha fazladır. Fakat yukarıda saydığım gerçekten bir felâket olan kötü eğitim tarzları hep saflıklarından, cehâletlerinden ileri geliyor. Ben kabahatlerin hepsini kadınlara atfetmekten daha fazla, hayat ve içtimai varlığımızı ve medeniyetimizi bu açmazlara sevk edenlere, memlekette büyük ölçüde sefâlet ve cehâlet uyandıranlarda bulurum. Kadın, vâlide... ulvî kelimeler!.. Onları hakîkaten yükseltecek biz erkeklerin her türlü müşküllere, zorluklara zahmetlere ve sıkıntılara karşı tesis edecekleri "kız terbiyesi" kız mektepleridir..."*

Yazarın konuyla ilgili mülahazaları burada sona eriyor. Kadınların yetişmesi, bilinçlenmesi noktasındaki görüşlerine tamamen katılıyoruz. Hatta biraz daha ileri giderek, erkeklerden daha çok kadınların okuması gerektiğini savunuyoruz. Erkeğin fizik gücüyle inşaatçılık, amelecilik, işportacılık... gibi her işi yaptığı hâlde, kadının ancak mesleği olunca hayatını idame ettirmesi dikkate alınırsa, söylemek istediğimiz daha kolay anlaşılabilir. Müslüman bir toplum olarak tekrar bilinçlenmemiz, bilinçli babalar kadar, daha çok da bilinçli annelerin yetişmesiyle mümkün olacaktır...

* Geniş bilgi için bkz. Edhem Nejat, "Çocuğun Terbiyesinde Vâlide", Sırat-ı Müstakim, S. 157, İstanbul 1327, s. 13- 15. Ayrıca bkz. Abdurrahman Dodurgalı, Ailede Çocuğun Din Eğitimi, İFAV, İstanbul 1998, s. 142- 148.

Fahri Güven
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler:
Muhammed (06.06.09)
Cevapla

Etiket
acziyeti, cocuk, döneminde, osmanlı, osmanlı’nın, son, valide, vâlidelerin, yetiştirmedik

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:48 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.