| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,927 | Üyeler: 10,668 | Online: 214 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » MİLLİ GAZETE »

MİLLİ GAZETE
''Hak Geldi, Batıl Zail Oldu''

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04.07.09, 18:11   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Dalları budanmış tasavvuf

Dalları budanmış tasavvuf

Tekke ve zaviyeler resmen kapatılınca yeraltına inen Tekke mensupları artık diken üstünde yaşamaya başladılar. O döneme kadar olan bütün yanlışların faturası hepten onlara çıkartılmıştı. Sanki devletin gerilemesinin, yapılan idari hataların, çağı yakalayamamanın tek suçlusu tekkelermiş gibi bütün bunların günahı onların üstüne yüklenmişti. Artık bundan sonra çağdaş olunmalı, batılı değerler benimsenmeli, şeyhlik ve dervişlik gibi irtica çağrışımları yapan kelimeler ise tarihe gömülmeliydi. Fakat burada hesap edilemeyen bir şey vardı ki; gönül ferman dinlemiyor, maneviyat önderlerinin bağlıları onlardan kopmak istemiyordu.

Bu alandaki faaliyetler her zaman belli bir risk taşımaya devam etmektedir. Günümüzdeki birçok tarikatlar, "vakıf ve dernek" adı altında çeşitli faaliyetler göstermekte olup, siyasi konjonktüre göre faaliyetlerine şekil vermektedirler. Tarihsel gerçeklik şudur ki tarikatlar bütün yasaklara rağmen Cumhuriyetin ilk yıllarından bugünlere kadar bir şekilde varlıklarını sürdürmüştür. Bu süreç içerisinde kimisi mahalle ve köylerde yerel bazda kalmış, kimisi açtıkları okullarla yurt dışına uzanmış, kimisi de holdingleşerek farklı bir kimliğe bürünmüştür. Biz burada mezkûr tarikat yapıları doğrudur, değildir; bunu tartışmıyoruz. Bizim burada ortaya koymak istediğimiz hakikat; tarikatların Türkiye'nin önemli bir gerçeği olduğudur. Çünkü onlar hesaba katılmadan bu toplum üzerinde hiçbir sosyolojik yargıya ulaşmak mümkün değildir. Toplum üzerine düşünüyorsak, tarikatları hesaba katmak zorundayızdır.

Mahalledeki Kur'an kursundan, yanı başındaki özel hastaneye veya öğrenci gönderdiğimiz dershanelere kadar birçok kurumun tarikatlarla göbek bağının olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Bunun böyle olduğunu artık herkes kabul ediyor ve etmelidir de... Bakkalımızın çırağı, kapıcımız veya falanca devlet dairesindeki memur bir tarikata intisaplı olabildiği gibi, falanca vali veya milletvekilinin de bir intisabı bulunabiliyor. Mason localarına kayıtlı üst düzey yöneticilerin bol olduğu bir ülkede, bu durumu yadırgamak çifte standartlı bir bakış açısının ürünüdür. Bu durumu herkesin kabullenmesi ve herkesin bu insanlarla birlikte yaşamayı bir şekilde öğrenmesi gerekiyor.

Buraya kadar anlattığımız bölüm, yasaklamaların ardından tarikatların bugüne nasıl ulaştığı ile ilgilidir. Görüldüğü gibi tekkelerin kapatılmasının ardından tekke faaliyetleri bir şekilde devam etmiştir. Bizim burada ilgilendiğimiz konu, bu durumun meydana getirdiği sonuçlarla alakalıdır. Yani yasakların ardından sorunlar ortadan kalkmamış, tam tersi içinden çıkılamayacak kadar büyük sorunlar baş göstermeye başlamıştır. Nedir bu sorunlar? Mesela hurafe ve bidatlerin bazı tarikatlar yoluyla sistemli ve organize bir şekilde yayılmaya başlaması bu sorunların en büyüğüdür diyebiliriz. Bugün sahte şeyhlere müntesip olmuş bazı yığınlar, bidatlerin peşine düşmüşse veya sürekli hurafelerle meşgul oluyorlarsa bunlara laf anlatmak gerçekten de kolay değildir. İş sadece bu kadarıyla kalsa belki bunun bir şekilde önüne geçmek mümkün olur. Fakat meselenin bir ucu gidip de "şirk"e değiyorsa o zaman ne olacak?

Halk arasında "radikal" olarak bilinen bazı tasavvuf düşmanı grupların bir söylemi vardır. Onlar şeyhleri putlara benzetirler, müritlerin de onlara tapındığını iddia ederler. Ömrünü Yüce Allah'ın dinini yaşamaya ve yaşatmaya adamış takvaca üstün mübarek zatlar için bu yakıştırmanın yapılması oldukça seviyesiz bir yaklaşımdır. İnsanlar kendi çocukları ile bile ilgilenmezken, tüm mesailerini insanların hizmetine adamış olan bu kutlu öğretmenler hakkında böyle haksız bir benzetme yapmanın doğru olup olmadığını insaf sahiplerinin vicdanına bırakıyorum.

"Şeyhler puttur, müritler müşriktir" yaklaşımı son derece hatalı bir yaklaşım olmakla birlikte bazı yanlış tasavvuf anlayışına sahip sahte şeyhlerin kendilerinin putlaştırılmasına müsaade ettikleri de bir vakıadır. Bu bizim genelleme yapmamızı gerektirmez. Kendisinin putlaştırılmasına izin veren bir kimsenin gerçek bir mürşit olması imkânsızdır. Burada da "sahte şeyh" meselesi gelir karşımıza çıkar.

Tekkeler yeraltında faaliyet göstermeye başladıktan sonra hayırlı hizmetlerini sürdüren ve bir terbiye ocağı olarak faaliyet gösteren tekkelerle birlikte bir de yerden bitme bazı tarikatlar türemeye başlamıştır. Etrafına az çok insan toplamayı başaran bazı kimseler icazetnamesi olmadığı halde veya ilmî yönden ehliyetleri bulunmadığı halde şeyhlik davası güdebilmiştir. Yani söylemek istediğimiz şudur ki günümüzde belli bir gelenekten gelen seviyeli mutasavvıflar bulunmakla birlikte, bir de şeyh olmadığı halde şeyh gibi görünen kimseler vardır. Sahte şeyhleri anlamanın yolu ise Kur'an ve sünnet ölçülerini bilmekten geçer. Gerçek mürşitler ideal bir tasavvuf anlayışını benimserken, sahte şeyhler ise kaşları alınmış yani orijinali bozulmuş deforme olmuş bir tasavvuf anlayışını benimserler.

Bir yerde Kur'an ve sünnet ölçüleri tepeleniyorsa, İslam'ın hükümleri ve sosyal hayata bakan yönü es geçiliyorsa, toplumsal huzur önemsenmeyip sadece ferdi mutluluktan bahsediliyorsa, "sevgi-buğuz" dengesinden bahsedilmeyip ılımlı, sevgiye dayalı cici bir dinden bahsediliyorsa veya bunun tam tersi haşin ve nefret dolu bir yaklaşım benimsenmişse, "bilinçli Müslümanlık" yerine "duygusal Müslümanlık" teşvik ediliyorsa, hurafeler ve bidatler yaygınsa, şirk hassasiyeti yitirilmişse, şeyhler aşırı yüceltilerek putlaştırılmışsa ve daha İslam'ın özüne uymayan nice davranışlar sergileniyorsa, bu gibi yerlerde gerçek tasavvufu bulmak mümkün değildir.

Gerçek tasavvuf ve dalları budanmış tasavvufu ayırt edebilmemiz için bu alanda yapılan ilmi çalışmalardan mutlaka yaralanmakta fayda vardır. Sahte bir bakışa, keramet satan bir duruşa, bir takım pozlara veya tatlı sözlere aldanan ve avlanan nice insanlar vardır. Nitekim çakma şeyhin tuzakları çeşit çeşittir. Başka bir yazıda inşallah tasavvuf büyüklerinin sözlerinden deliler getirerek gerçek ve sahte tasavvuf anlayışını ortaya koymaya çalışacağız.

Aydın Başar
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!

Konu Alemdâr-ı İslâm tarafından (04.07.09 Saat 18:17 ) değiştirilmiştir..
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
budanmış, dalları, tasavvuf

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:26 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.