|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,927 | Üyeler: 10,668 | Online: 215 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| MİLLİ GAZETE ''Hak Geldi, Batıl Zail Oldu'' |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Bizim mahalle mi, bizim site mi?
Son zamanlarda pek bir revaçta "bizim mahalle" tabiri. Birçokları, kendini ait hissettiği veya gerçekten de ait olduğu kesimi belli etmek için kendi "mahalle"lerinden bahsediyor. Karşı cenahla aralarına bir çizgi çekmek, bir mesafe koymak adına da "karşı mahalle" söylemine başvuruyor. Aslına bakılırsa, mahalle kavramı bir aidiyet ifade etmek için oldukça ideal. İnsan, bir yerden bahsederken kendisiyle ilintili veya büsbütün ilintisiz olduğunu gösterme maksatlı "mahalle" tabirine başvurabilir. Kapsamının dar olması aidiyeti güçlendiriyor, "sınırlı" sayıda kimsenin bir arada olduğu bir "çevre"yi anlatmak için çok geçerli bir terim. "Bitpazarına nur yağması" misali "mahalle" kavramının yeniden dillere dolanması, pek bir hevesle kullanılması da anlamlı sayılmalı. Mahalle denince Türk insanındaki algısı bellidir ve herkes kendi mahallesi dışındaki hemen hemen hiçbir mahalleyi ya beğenmez ya da "dost" bilmez. Birden bire ortaya çıkan ve "safların netleşmesi veya ayrışması" maksatlı gibi gözüken "mahalle" metaforunun kullanılması, belki de insanların bilinçaltındaki gün yüzüne çıkmayı bekleyen bir "sadeliğe dönüş hayali" veya "saflığın savunusu"dur. Bana kalırsa, çok farklı anlamlarla kullanılmış olsa da, "mahalle"nin bir şekilde dilimize dolanması bile hoşa gidiyor, "keşke" dedirtiyor en mecazsız düşlemelerle. Modern yaşam diye çok katlı binalar, altlı üstlü birbirini yalayarak geçen yollar, otobanlarla haşır neşir olmaktan, içine binlerce insanın girip çıktığı ve hepsi birbirine benzeyen alışveriş merkezi heyulalarının potansiyel müşterisi olarak yaşamaktan insan adam akıllı sıkılıyor, "eski"yi arıyor. Daha doğrusu, eskinin sadeliğini, telaşsızlığını, gösterişsiz ama estetik oluşunu, caka satmayan halini özlüyor. Haddini bilmenin verdiği mütevazılığı, erdemi düşlüyor. Hem de benim gibi genç yaştaki biri bile böylEsi bir melankolik hale bürünebiliyor. Günümüzdeki yaşamın konforuna, kolaylığına, temel ihtiyaçlar noktasındaki (neredeyse) eksiksizliğine rağmen insanı tatmin etmeyen, huzursuz eden bir şeyler var daima. Veya bir şeyler yok son tahlilde. Mesela, ruh yok bu yaşam tarzında. Yeni ve günümüzün modern yaşam kriterlerini (ifadenin sevimsizliğine dikkat) sağlayan, bir binada 50-60 aileyi, bir sitede (büyüklüğüne göre) bir kasabayı, bazen de küçük bir Anadolu ilçesini barındırabilen "uydu kentler" var artık. "Residence"lardaki "stüdyo" daireler de pek bir moda şimdilerde. Bunlar öylesine siteler ki, spor salonlarından havuzlara kadar her şey bulunuyor içlerinde. Daireler çoğunlukla "Fransız balkon"; yani gerçekte çıkıp da oturabileceğiniz bir balkonunuz yok. Ama olsun, kapısında güvenliği olan bir sitedesiniz ve "modern bir yaşam"a hiç bu kadar da yakın olmamıştınız daha önce. Komşunuz yok, kimseyi tanımıyorsunuz, ama unutmayın ki, sitenizin içindeki "yapay" şelalenin manzarasına da doyum olmuyor. Mahalle olmayınca, semt olmayınca bir şehre şehir demek ne kadar mümkün olabilir acaba? Etaplardan veya bloklardan müteşekkil yerlere bir şehir nazariyle bakıp, hayranlık veya sevgi beslemek ne kadar mümkün olacak? Kolhozu andıran yapılar mı gözümüzü okşayacak, yoksa yapay şelaleler mi yıkayacak acı çeken ruhumuzu? Her biri farklı bir kimlik olan semtler olmayınca bir şehirden de bahsetmiyoruz aslında. Siteler, etaplar ve daha bilmem neler. Açık söylemeli ki, diğer şehirlerde durum nedir, bilemiyorum. Ancak, yaşadığınız yer sorulduğunda, İstanbul cevabını veriyorsanız (ki milyonlarca insan ayda bir kez bile denizi görmüyor veya görme ihtiyacı hissetmiyor. Bu insanlar da "İstanbul'da yaşıyorlar!"), mahalleden, semtten nasibini almanız da gerekecektir. İstanbul, bir siteler veya etaplar veya bilmem neler şehri değildir. Her ilçesinin, semtinin ayrı bir dokusu, ayrı bir hikâyesi vardır. Ayrı bir karakterdir. Şehirde yaşama ve şehirli olma iddiasındaysanız eğer, saçma sapan bir sitede yaşayarak bunu gerçekleştirmeniz de güç olacaktır. Belki de sorun, insanların eskisi kadar "öz"e, "mana"ya önem vermemeleridir. Şeklen sağlanan bir tatmin hali yeterli gelebiliyor demek ki. Tam sayfa lüks site ilanlarına iştahla bakmak, üst üste dizilmiş kibrit kutularındaki karıncalar olmanın ilk aşaması oluyor. Artık insanlar bir çölde de yaşamayı içlerine sindirebiliyorlar, bir bozkır ortasında da. Yeter ki, bir sitenin bir bloğunda veya bir etabında bir daireleri olsun. Hem zaten şehir dediğiniz taş yığını değil midir ki, bir ruhu, kişiliği olsun? Bir göz oda olsun ama site içinde olsun, yeter. Bir reklamdaki anlatımıyla, yaşamda bıraktığınız iz olarak işten eve-evden işe olan güzergahınız söz konusu ve rutinin dışına çıkmaya çalışmak, hele ki bu şartlarda, hiç de rantabl değil. Bu yazılanlar yeniye, yeniliğe, gelişmeye karşı çıkış değil. Özün tahrip edilip niteliğini yitirmesi, hemen her şeyin şekle indirgenip, basitleştirilmesi meselesidir söz konusu olan. Elbette, tertemiz, yepyeni evler, pırıl pırıl bahçeler kime cazip gelmez? Ama yeni şehirlerin insani tarafı eksik, insana, insanın ruhuna hitap etmiyorlar bir türlü. Kağıt üzerinde her şeyleri tamam. Ancak, bir mahallenin, bir semtin havasını yakalamak imkânsız. Çıkıp avare avare gezmenin, çarşı-pazar dolaşmanın, şöyle bir denize, sahile uzanmanın zerresi yok ki buralarda. Sokaklarında kedilerin dolaşmadığı şehirler bunlar. Yapaylar; etraflarında mezarlık bile yok. Kalkıp ananızın mezarına gidecek olsanız kim bilir kaç saat trafik çekeceksiniz, kaç vasıta değiştireceksiniz? Sanki herkes çok mutlu, çok zinde ve formda, sürekli havuza giriyor, spor salonuna gidiyor, sürekli arabalarına binip geziyorlar tüm yaşamları boyunca. Öylesine gamsız ve soğuk bir tavrı var bu yeni şehirlerin, yerlerin. Geldiğimiz noktada, bizim mahallenin yerini bizim site alacak gibi gözüküyor ya, en çok da o koyuyor adama. (Bir de "mahallesini" değiştirenlerle, "eski mahalle"de kaldığını iddia edenlerin kavgası var. Sürekli "mahallesini" değiştirene yükleniyorlar, "eski mahallenin" faziletlerinden bahsediyorlar. Ama bir şeyi unutuyorlar. Doğru, eski mahalle önceleri faziletin, erdemin, namusun adresiydi, temizdi. Kendileri yine o eski mahallede olduklarını söylüyorlar, ama artık evleri eski evleri değil. Kale duvarları ardına gizlenmiş bir sitenin sakinleridirler artık, mahalle, adres aynı olsa ne yazar.) Burak Kıllıoğlu |
|
|
![]() |
| Etiket |
| bizim, mahalle, mahalle mi, site, site mi? |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|