|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,927 | Üyeler: 10,668 | Online: 227 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| MİLLİ GAZETE ''Hak Geldi, Batıl Zail Oldu'' |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Mihriban sevinmeli Aşk Kağıt'a yazılmıyor...
Saçma bir kanunu kör bir inatla uygulayan bir küçük memur. Bu saçma kanun karşısında ilk defa tevekkülle boyun eğmeyen genç bir adam. Kanunzedelerin, yanlış kanunlar karşısında hakkını kim koruyacak?" Kağıt filminin senaristi ve yönetmeni Sinan Çetin, eserini bu cümlelerle özetliyor. Sinan Çetin'i bilenler bilir. Filmin nasıl bir mesaj barındırdığını duymayan kalmamıştır. Belki bir yıldan fazla zamandır fragmanını izliyoruz. Filmden çıkacak mesajı tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Ancak böyle bir film yapmak için gerçek manada 'sinema adamı' olmak lazım. Filmin tanıtımında kullanılan 'tevekkül' sözcüğüne sonra dönmek üzere, tahlilimize başlayalım. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; bu tahlilin yapımı öncesinde, sırasında ve sonrasında hiçbir kamu kağıdından, insanından, fikrinden, mürekkebinden, zihninden, ilminden, indinden, gücünden destek alınmamış, hiçbir kağıt eserinden (kanundan) ilham beklenmemiş, sadece ve sadece bir hür adamın severi yad edilmiştir. Sinan Çetin de filmine benzer bir şekilde başlıyor. Kültür Bakanlığı'nın desteği olmadan filmin çekildiğinin altı çiziliyor. Eğer destek alınsaydı, bunun filmin mesajına ne kadar ters düştüğü konusunda eleştirimi ortaya koyacak olduğum gibi böyle yapmadığı için de övgümü ifade etmek istiyorum. Duvarına kağıt kaplatan insanlara genelde bir anlam veremezdim. Ve her seferinde değiştirmek. Ya da ne bileyim, uzun ömürlü olduğu için değiştirilmeyebilirde. Anlayamadığım; neden bildiğiniz duvarı benzetiyordunuz kağıtlara. Duvarda olduğu için duvar kağıdı olması, duvara benzeme zarureti için yeterli değil miydi? Peki, duvarda olması yeterli olan bu nokta üzerine, bir nokta daha koyarak kağıt sayısını neden çoğaltmazsınız. Duvarlarınız (dört duvar) tek bir kağıt parçasıyla kaplanıyor ya, kağıda haksızlık değil mi? Hakkını vermek gerekmez mi kağıdın? Saçmaladığımı veya laf salatası yaptığımı düşünenler olacağını biliyorum. Peki, bir insan neden uzuuuunca duvarlara sahip bir yeri kağıtlarla kaplar? (ben diyeyim binlerce, siz bir şey demeyin parantezi fazla uzatmayalım) Yakmak için mi? Belki de. O halde zihin duvarlarınızdaki kağıtların tamamı (ben binlerce diyeceğim ama bütün bir hayata yayarsak sizin daha fazla bir sayı telaffuz etmeniz gerekebilir) ne ifade ediyor? Dahası, farkında mısınız, bunun? Kanun, sadece yazılı olan değil, elbet. Lakin Kağıt, yazılı olanlar üzerinden yola çıkıyor. Bu açıdan bir devlet okuması yapıyor. Ve işaret ediyor ki; 'devlet' diyerek kutsadığınız organ, herhangi bir organınızdan daha yüce değil. Herhangi bir şeyi ve hatta her şeyi yapmak için devletten izin almak, soluyamamanın tanımı. Devlet, sadece bir hizmet 'aracı'. Sadece bir araç. Sadece bir alet. Sadece, insandan daha kıymetli değil. Çepeçevre kağıtlarla örülü bir kamusal alanı 'Türkiye bürokrasisi' lafzıyla çokça duymuşsunuzdur. 'Çepeçevre kağıtlarla örülü zihin alanı' ifadesini size Kağıt hatırlatacak. Bilmediğiniz bir şey değil. Belki yalnızca farkında değilsiniz. Ya da ne bileyim, görmek istemiyorsunuz. Tercih sizin elbet. Kanunlarla hayatı cehenneme çevirme eleştirisini nasıl takdir edeceksek, bu şekil bir hayatı tercih etmenize de saygı duyacağızdır. Fakat bir sabah uyandığınızda aynanızda mühür izlerini görürseniz veya 'dosya dosya üstüne, yârim nerde bilen yok' türküsünü dilinizde bulursanız ya da ebedi istirahatgâhınıza varana dek hiçbir tecrübe sizi buraya sürüklemez de, cenaze işlemlerinizle ilgilenen hamili yakininiz saç baş yolarsa; Kağıt'a hoş geldiniz. Hoş bulmayacağınız da garanti. 'Babaya yalan söylenmez' ifadesini babasından duyan evlat, 'Yalan, canından daha mı kıymetli' der. İyi de eder. Yakın zamanda en çok satanlar listesinde 'Kanunsuz düzen' ve 'Az kanun, çok hayat' kitaplarını görebilirsiniz. Çok satan kitaplara olmasa da, çok izlenen filmler listesine girebilir. O da olmadı gönlümüzdeki yerine oturur; hoş gelmiştir. İnsan, hayatındaki eksiklikler için çabalar. Eğitimi eksiktir, çalışır... Parası eksiktir, çalışır... Eşi eksiktir, çalışır (çabalar manasında)... Kariyeri eksiktir, çalışır... Peki, insan hayatındaki fazlalıkları neden fark edemez. Daha doğrusu nasıl bir illüzyondur ki fazlalıkları bile bir eksikliğe devşirip varlıklarını yok edebiliyoruz. Modern çağ diyorum ya hep, daha ne diyeyim... Kağıdın fazlası, adamı kanun manyağı yapar. Kanunun fazlası, adamı devlete bağlar. Devlet bağı, adamı insandan alır. İnsanlığından alınan, insanlığının eksikliğini bilemez; insanların fazlalığına yorar. Bu, gerçeğe uzak olmanın bir tarifidir de. Gerçeğe uzak olmak ise tutsaklıktır. "Gerçek, hür yapar" diyor, Kağıt. Kanunlar bizi gerçekten uzaklaştırır. Gözbağıdır. Dimağ kilitlenmesidir. İnsan gerçeğe uzak oldukça hayata karşı daha bi' bilenir. Keskinleşir yani. Kağıt misali. Kalemdi ya kılıçtan keskin olan; Kağıt, kağıdın daha keskin olduğunu iddia ediyor. 'Bir kağıt ile insanın başına ne gelebilir' sorusu, 'İnsan ne kadar insanlıktan çıkabilir' sualinin ruh ikizi. Cevabı Kağıt'ta. Malumunuz; son dönemde memleketin her tarafı bayraklarla donatıldı. Herkes bayrak üzerinden birbirine mesaj verir oldu. Daha kötüsü bayrak, devleti temsil eder hale geldi. 'Ya ne olacaktı' dediğinizi duyar gibi oluyorum. Cevap veriyorum; milleti. Devlet, millete hizmet aracı ise bayrak da onun bir simgesi olarak milleti temsil eder. Lakin özellikle militarist zihin yapısı ve elbette milliyetçilik damarı ile bayrak, devleti simgeleyen bir 'ürün' haline gelmiş durumda. Kağıt'ta buna da değiniliyor. Ülkenin her yerinde bayrak olması, kutsallaştırma ve tabulaştırmada sınırsızlığa götürüyor. Ve Kağıt'ta 'tören terörü'ne de değinilmeden geçilmiyor. 'Her şeyi törenize ederek hayatı terörize etmek' diye tanımlayabileceğim şeyi, bir eczane açılışında siz de hissedeceksiniz. Devlet güvenlik mahkemesine karşı kurulmuş vatandaş güvenlik mahkemesinde; adaletin terazisinin bir kefesinde ilmik (ki, boynundadır bir kamu görevlisinin), diğer kefesinde ise kanun kitapları (kağıtların birlikteliği ile devlet gücünü temsil edercesine çekinerek yaklaştığımız koca koca kitaplar ki, bu kitapların çokluğu, yani kanunların çokluğu veya yükü, kefenin diğer tarafını temsil eden ilmiğin ucundaki vatandaşın nefesine göz dikmiştir). Kanunlara boğulmuş hayatlar, hayatı, insanı, rengi boğmaktan başka bir şeye yaramıyor. 'Kanun kumkuması' diyebileceğimiz şahıs, 'Kanunları ben yapmadım' diyor. Sahi; insanı insanlığından çıkaran bu kanunları kim yapıyor? Sorular... Cevaplardan çok sorular için Kağıt'a gitmelisiniz. 'Soru manyağı' bir 'sinema bebesi' olarak Kağıt'ın bu yanını sevdim. Ve bir telefon kulübesinde yalanın ezan ile kesildiğine şahit oluyorsunuz. Yatsı vakti değil. Sinan Çetin'in böyle bir mana yükleme niyetinde olduğunu da zannetmiyorum da, sinema böyledir. Bazen, yönetmeni de aşan mesajlar barındırır, eser. Filmi okuyana, filmi yapandan daha fazla rüzgar eser. Kağıt'ta bir yalanı ezan ele veriyor. Ama rahatsız olunan değil, gerçeği açık eden bir unsur olarak. Ve ABD'den ya da dünyanın başka yerlerinden -kaçmak isteyenlerin kaçtıkları yerlerden- buraları farklı kılan bir unsur olarak; ezan. Yazının başında da altını çizdiğim üzere, tevekkül, 'itirazsız kabul etmek' manasında kullanılmış. Sözlük ve terim anlamı bunu karşılamıyor. Fakat toplumsal kullanımı ve tecrübe açısından karşılığı buna denk geldiğinden, Sinan Çetin'in de bu manada kullandığını zannetmiyorum. Zira "tevekkül; bir mesele ile ilgili 'gereken her şeyi' yaptıktan sonra sonucunu Allah'tan beklemek" olarak tanımlanabilir. Yani, cüz'i iradeniz doğrultusunda herhangi bir konuda -mevzubahis neyse artık- 'üzerinize düşeni' yapmanızı gerektiriyor. Şartları zorlamak, yılmamak, direnmek ve hatta 'devrim' de bunun içine girer. Ve Sinan Çetin... O yıllarda sinemanın içinde olan Çetin, kendini geliştirme konusunda örnek gösterilecek bir şahıs. "Çiçek Abbas"ta nasıl bir 'Yeşilçam işi' yaptıysa, "Bay E"de veya "Romantik"te de o denli 'Yeşilçam dışı' iş yaptı. Bir tarza sahip olduğu, özgürlükçü duruşu "Propaganda" filminde de "Bir Günün Hikayesi" ya da "Komser Şekspir"de de ortaya çıkıyordu. Evet, birçok işinde müstehcenlik sınırları zorlanıyor. Özgürlük anlayışı konusu da bu bakımdan eleştirilebilir (ki, eleştiriyorum). Parantezi belirttikten sonra da şunu söyleyebilirim ki Kağıt, Sinan Çetin'in en iyi iki filminden biri (diğeri Romantik; kendisi de hayatının filmi olarak nitelendirmişti). Kağıt'ta, gözlük camlarındaki set ışıkların görünmesi çaresizlik mi, tercih mi bilemiyorum ama üstünde çok da durmaya gerek yok. Kağıt, minimalist hikayesi ile dev bir mesaj veriyor. Filmin sonunda 'selam durulan' isimler arasında Bediüzzaman Said Nursi, Malcolm X, Adnan Menderes isimlerinin dışında, genelde 'sol-marksist-komünist' görüşleri olan (Deniz Gezmiş başta olmak üzere) tarihi şahsiyetlerin 'kağıtlarının (fotoğraflarının) yakılması', ayrı bir tartışma konusudur. Kim açısından; tabii ki Müslümanlar. Hemen hiç kimseyi atlamadan bu 'selamlama'da yer alabilecek kaç 'devlete direnen şahsiyetimiz' oldu. Sinan Çetin'in bilmediği birkaç isim aklıma geliyor. Ama şunu inkar edemeyiz (ve bu kısaca değinilecek bir konu değil, bu bakımdan tek cümle ile geçeceğim); devlet ile olan mücadelede Müslümanlar çoğu dönemde sınıfta kaldı. Netice-i kelam; herkes kendi kağıdı ile bu kağıtperest dünyada var olmaya çalışacak. Mesele, kağıdınızda ne olduğu. 'Aşk kağıda yazılmıyor' diyordu ya; Allah'tan yazılmıyor. Yazılmasın da. Abdülhamit Güler |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler: | GOD LOVE (18.01.11) |
![]() |
| Etiket |
| aşk, kağıta, mihriban, sevinmeli, yazılmıyor |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Abdurrahim Karakoç - Mihriban | Alemdâr-ı İslâm | VİDEO - FLASH PAYLAŞIMLARI | 1 | 23.12.10 10:15 |
| Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban! | Alemdâr-ı İslâm | Kitap Tartışmaları | 13 | 18.12.09 18:10 |
| Kağıt kelimesi ile ilgili ayetler | Alemdâr-ı İslâm | K,L,M,N | 0 | 29.06.09 09:44 |
| mihriban | dua | Şiir | 0 | 13.03.09 12:53 |
| Kağıt Sanatı.... | akinci_gençlik37 | RESİMLER | 1 | 22.02.09 01:49 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|