|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,927 | Üyeler: 10,668 | Online: 226 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| MİLLİ GAZETE ''Hak Geldi, Batıl Zail Oldu'' |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Büyük satranç tahtasında istihbarat savaşları 13 OCAK 2012 Bismillahirrahmanirrahim Bugün'ün dünyasında istihbarat örgütleri arasında, güçler arasında kıran kırana bir bilgi, istihbarat savaşı vardır. Bu savaş yoğun bir şekilde istihbarat elemanları, medya, internet ve fısıltı gazetesi üzerinden yürütülmektedir. Ortalıkta dolaşan haberlerin sıhhat derecesi araştırılmadan, analiz edilmeden kullanılması, yabancı, düşman, rakip güçlerin emellerine hizmet etmekten başka hiçbir işe yaramamaktadır. Bu yazıda Uludere'de vuku bulan vahim olayın istihbarat boyutu üzerinde bir analiz yapılacaktır. 1974 Yılı bir istihbarat yanıltması: Türkiye'nin kendi gemisi Kocatepe muhribini batırması CHP-MSP koalisyonu zamanında yapılmış olan Kıbrıs harekatında 21 Temmuz 1974 tarihinde Kocatepe Savaş Gemimiz kendi savaş uçaklarımız tarafından batırılmıştır. O tarihte, Girit adasından Kıbrıs'a doğru Yunanistan'a ait 10 askeri gemiden oluşan bir konvoyun gelmekte olduğu istihbaratı alınmıştır. Türkiye'nin radar sistemlerinde böyle bir konvoyun varlığı görülmektedir. Diğer taraftan Yunan gemilerinin Baf açıklarında olduğuna ilişkin istihbarat Deniz Kuvvetleri'nde görevli ABD'li bir kaynaktan da gelmiştir. Harekât planına göre Baf bölgesi savaş alanı ilan edilmiş ve o bölgede bulunan her şeyin vurulması kararı verilmiştir. Bu karara rağmen Güney Kıbrıs Baf açıklarında Kocatepe muhribi dolaşmaktadır ve Genelkurmayın bundan haberi yoktur(1, 2). Başbakan Ecevit, ABD Dışişleri Bakanı Kissinger'i arayarak "Türk bayrağı çekerek Kıbrıs'a giden Yunan savaş gemilerini durdurun yoksa batıracağız" diyerek Yunan gemilerinin durdurulmasını istemiştir. Kendi istihbarat kaynaklarına soran Kissinger, Ecevit'e bilginin yanlış olduğunu o bölge de Yunanistan'a ait herhangi bir geminin bulunmadığını bildirmiştir. Ecevit'in ısrarı karşısında 'Sen bilirsin Bülent, batıracaksan batır' demiştir (2). Hava kuvvetlerimiz kendi gemimizi batırmış ve 54 denizcimizin ölümüne sebep olmuştur. Kocatepe muhribinin oraya habersiz neden gittiği daha sonra da açıklanmamıştır. Ancak gemilerimizin o bölgeye gönderilmesine sebep olduğu sanılan ABD'li Sam adlı deniz astsubay Taksim bölgesinde sonraki tarihlerde ölü bulunmuştur. Ordu içindeki söylentiye göre bu infazın nedeni Türkiye'nin ABD'ye özel Kıbrıs mesajıdır (1). Gerçekte Girit'ten Kıbrıs'a doğru yola çıkan herhangi bir askeri konvoy söz konusu değildir. Radarlarda gözüken konvoy bir elektronik savaş hilesidir. ABD elektronik savaş yöntemiyle Türkiye'deki radar sistemlerine böyle bir görüntü düşürmüştür. Deniz kuvvetlerindeki ABD kaynağı da alınan bilgiyi teyit edince, iki yönlü bir istihbarat kuşatmasının altında Türkiye kendi gemisini batırmıştır. Türkiye istihbarat oyununa gelmiştir. 2011 yılı bir istihbarat yanıltması: Türkiye'nin kendi vatandaşlarını bombalaması; Uludere olayı Kocatepe olayına benzer bir istihbarat yanıltmasının Uludere olayında yaşandığını söyleyebiliriz. Burada da Başbakanlık, MİT ve Genelkurmay arasında istihbarat bilgilerinin paylaşılması konusunda ciddi bir sıkıntının varlığını görebilmekteyiz. MİT'in verdiği bilgilerle Genelkurmayın operasyon yaptığı bilgisi medyada yer alınca, MİT Uludere olayı ile ilgili bir istihbarat verilmediğini açıklamış ve Başbakan da bunu savunmuştur. Ancak daha sonra Taraf gazetesi 20, 21, 23, 25 ve 28 tarihli MİT'in gönderdiği raporları yayınlamıştır. (3,4) Genelkurmayın açıklamasında kaynak ismi verilmeden 'farklı kaynaklardan alınan bilgilerden' bahsedilmektedir. Benzer ifadeleri Başbakan yardımcısı Bülent Arınç da kullanmaktadır. Olayların seyrine bakıldığında çok önceden hazırlanmış bir senaryonun sahnelendiğini söyleyebiliriz. Tüm istihbaratların odak noktasında 'içlerinde Fehman Hüseyin'inde bulunduğu 50-60 kişilik bir PKK grubunun kaçakçı kılığında Türkiye'ye girip eylem yapacağı' olgusu vardır. Tıpkı Baf açıklarında Yunan gemilerinin olduğuna ilişkin bilgiler gibi. Kaçakçılar her sefere çıkışlarında ilgili askeri birimlere haber vererek çıkarken bu sefer haber vermemişlerdir. Bölge güvenlik birimlerinin kaçakçı çocuklardan haberi yoktur. Tıpkı Baf bölgesinde seyreden Kocatepe muhribinden Deniz kuvvetleri komutanlığının ve Genelkurmay başkanlığının haberdar olmaması gibi. Medyada yer alan haberlere göre sınırdan içeriye giren kaçakçı kafilesini, asker olduğu söylenen şahıslar geri göndermiş, Türkiye'ye sokmamışlardır. Bu noktanın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Kaçakçı çocukları sınırdan içeri sokmayanlar gerçekten de askerler mi? Eğer askerse neden? Eğer asker değilse bu daha da vahim bir durum değimli? Kocatepe muhribini Baf açıklarına kimin gönderdiği belli değildir. Burada da sınırdan içeri girmek durumunda olan kaçakçıları içeri sokmayıp Irak'a geri gönderenler de açık değildir. Bu konu üzerinde hiç durulmamaktadır. Anlaşılan o ki, asıl oyun, kaçakçılığa çıkarken güvenlik birimlerine haber verilmemesi, çocukların kaçakçı olarak kullanılması, devletin yanında yer alan korucu bir köy olması, istihbarat yanıltması ve sınırdan çocuk kaçakçıların geri çevrilerek bombalanması üzerine kurulmuştur. Bu tuzağı kim kurdu? ya da 'bölgesel savaş çıkarmak isteyen' kim? Türkiye'nin jeopolitik, jeostratejik, jeoekonomik ve jeokültürel yapısından dolayı, küresel güçlerin, bölgesel güçlerin ve komşuların etkileşim alanı içerisinde bulunmaktadır. Bu güçlerle değer ve/veya çıkar çatışması bir şekilde ülkenin içerisinde etkili olmaktadır. Türkiye bir taraftan Büyük Ortadoğu projesinin diğer taraftan Büyük İsrail projesinin hedef tahtasındadır. Gerek küresel ve gerekse bölgesel güçler ve gerekse komşular Türkiye'nin güçlenmesini istememektedir. AB ve İsrail ilişkilerinin geldiği nokta bellidir. ABD ile açıktan bir çatışma yaşanmamakla birlikte ABD ile ilişkilerin istenen düzeyde olmadığı Büyük Ortadoğu projesi ve İsrail'le ilişkiler kapsamında gerilim yaşandığı görülmektedir. ABD ve AB Türkiye'nin Suriye'ye askeri operasyon yapmasını ve İran'a ambargo uygulamasını istemektedir. Türkiye Füze kalkanı projesine rağmen Iran ile ilişkileri iyi götürmeye çalışmaktadır. Diğer taraftan ABD-İran arasında ambargo ve Hürmüz boğazının kontrolü açısından gerilim gittikçe tırmanmaktadır. Ayrıca Irak'ta Şii liderlerle Sunni liderler arasında tırmanan bir kavga vardır. Bölgede hem etnik hem de mezhepsel bir çatışmanın çıkarılmak istendiği anlaşılmaktadır. Türkiye Filistin başbakanı İsmail Heniye'yi ağırlamıştır. Eğer bu ziyaret daha önce planlanmış ise ABD ve İsrail bundan çok fazla rahatsız olmuş olmalıdır. Kırıkkale Silah fabrikasında olan patlamalarla ilgili kamuoyunu aydınlatıcı herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Geçmişte de ABD-İngiltere- İsrail ekseni ile gerilim yaşandığı dönemlerde Kırıkkale silah fabrikasında ve Türkiye'nin değişik yerlerinde büyük patlamalar olmuştur. Bunların sonradan birer mesaj, ikaz olduğu ortaya çıkmıştır. Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ısrarla 'bölgesel savaş çıkarmak isteyenler var' demiş olmasının bir sebebi vardır. Uludere olayına bu açıdan bakmakta fayda vardır. Uludere tuzağı iç ve dış konsorsiyum/konsorsiyumlar işidir. Bu noktada birkaç alternatiften bahsedilebilir: 1- Iran-Irak-Suriye-Lübnan ekseni; 2- Fransa-Almanya-İsrail ekseni 3-ABD-İngiltere ve /veya İsrail ekseni. Her üç konsorsiyumun ortak paydası, Türkiye ile farklı nedenlerden dolayı bile olsa çıkar çatışması içerisinde bulunmuş olmalarıdır. Birinci konsorsiyumla diğer ikisinin ortak hareket etme imkanı ve şansı yoktur. Ama 2. Ve 3. Konsorsiyumlar birlikte hareket etmiş olabilirler. 1. Konsorsiyumun 2. ve 3. konsorsiyum eylemlerini ihbar etme imkanı bulunmazken tersi mümkündür. Şuana kadar herhangi bir deşifre yapılmadığına göre bu iş 2. Ve veya 3. Konsorsiyumun işidir. Türkiye içerde bir sivil anayasa yapmak istemektedir. Ufukta Cumhurbaşkanlığı seçimleri var ve Çankaya savaşları şimdiden başlamış bulunmaktadır. Ergenekon'da tutuklamalar derinleşerek devam etmektedir. Bu nedenle içerde kartlar yeniden karılmaktadır. İç ve dış güç odakları arasında menfaat örtüşmesi ve ayrışmasına bağlı olarak gerilim yükselecek veya düşecektir. Uludere olayına bu açılardan bakarak iyi bir yol haritası ortaya konulmak mecburiyeti vardır. Başbakanının dili Dikkat edilmesi gereken nokta, gerilim artırıcı bir dil ve üslup kullanmaktan kaçınmaktır. Başta başbakan olmak üzere tüm siyaset erbabının parti çıkarlarının üzerine çıkarak ülke yararının gerektirdiği fedakarlığı yapmaları gerekmektedir. Oy hesapları ile meseleye yaklaşmanın bedeli çok ağır olacaktır. Kullanılan bu dil ve üslupla toplumun zihin yapısı parçalanma eğiliminde seyretmektedir. Yabancı istihbaratlar ve onların yerli işbirlikçileri oluşan fay hattına enerji yüklemekle meşguller. Bölgede savaş çıkarılmak istendiğine göre içerde tansiyonu düşürecek olan öncelikle başbakan ve iktidar mensuplarıdır. Başbakanın muhalefet partilerine karşı kullandığı dil, ağır ve yaralayıcıdır. Oysa başbakanın yapması gereken şey, çok daha mütevazı davranıp tüm aşırılıklara karşı gerilimi düşürücü, yatıştırıcı bir tavır ortaya koymaktır. Bu olaylar, birlik ve beraberlik içerisinde aşılabilecek olaylardır. Yapılması gereken, diş güçlere karşı çok geniş bir cephe oluşturmak olmalıdır. Sonuç: 'Allah'ın Üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı ne yapardınız'? İstihbarat faaliyeti, çok yönlü bir bilgi toplama ve toplanan ham bilgilerin çok yönlü analiz ve sentezine dayanmaktadır. Toplanan ham bilginin muhtevası haberi getirenin algısına, yeteneğine, ruh dünyasına, becerisine bağlı olarak şekillenir. Ne kadar hassasiyet gösterilse gösterilsin haber toplamada ki beşeri unsur etkisi sıfırlanamaz. Bir de buna yabancı istihbaratların kirletme operasyonu eklendiğinde gerçeği bulmak daha da zorlaşır. Daha da tehlikeli olan bazı ajanların çift yönlü çalışmış olmalarıdır. Haberin kaynağının emin ve güvenilir olması gerekir. Bilgiyi getirenle bilgiyi değerlendiren aynı insan unsuru yada birim olmamalıdır. Dolayısıyla istihbaratta iki boyut vardır ya da olmalıdır: 1- Ham bilgiyi getirenler, 2- Ham bilgiyi değerlendirip istihbarat bilgisini ortaya çıkaranlar. Türkiye'nin her iki noktada da ciddi sıkıntıları vardır. Devletin içinde farklı istihbarat birimleri ya birbirleri ile bilgiyi gerektiğince paylaşmıyorlar ya da yanıltıcı bilgi veriyorlar. Ham bilgiler gerektiği gibi değerlendirilmiyor, analiz edilip sentez yapılmıyor. Ya da istihbarat bilgileri, medyada deşifre edilip gereğinin yapılması engellenmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin istihbarat yapısını kendi kültür medeniyetini referans alarak yeniden inşa etmelidir. Kur'an-ı Kerim'de 'Allah'ın Üzerinizde ki fazlı ve Rahmeti Olmasaydı Ne yapardınız'? tehdit ifadesinin İstihbaratla ilgili ayetlerle birlikte kullanılmış olması, dikkat çekici bir olgudur: "Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan sonuç-çıkarabilenler, onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz."( 4 Nisa 83) Bu ayette 2 noktaya dikkat çekilmektedir: 1- Haberin yaygınlaştırılmaması 2- Haberi getirenlerle değerlendirenlerin ayrı olmaları mecburiyeti. Haberle ilgili ayet olan Nisa 83'te geçen 'Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı' ifadesi, haberle ilgili olan Nur 10-25 ayetleri arasında tam dört kez(Nur 10, 14, 20, 21) farklı eklemelerle tekrarlanmaktadır. Bu sert uyarının haberle ilgili olması, bir taraftan haberlerin kullanılmasında gereken hassasiyetin gösterilmesinin önemini belirtirken; diğer taraftan da bu konuda Müslümanların zaaf sahibi olduklarını da ifade etmiş olmaktadır. Gerek Kocatepe Muhribi olayında gerekse Uludere olayında Türkiye'nin önemli kaynaklarından biri genellikle yabancı istihbaratlardır. Yabancı istihbaratların sizi ne zaman satacağı, tuzağa düşüreceği belli değildir. Kendi Kültür ve Medeniyetine göre alt yapısını kurmayan bir Türkiye daha çok bedel ödeyecektir. Uludere'de ödenen bedelin nedeni budur: "Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haberle gelirse, onu 'etraflıca araştırın.' Yoksa cehalet-sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz."( 49 Hucurat 6) Kaynaklar 1-Nevzat Tarhan, Haber 7, 02.01.2012 2-Nuh Gönültaş, Bugün, 01.01.2012 3- Mehmet Baransu, Taraf, 31.12.2011, 04.01.2012 4- Sedat Ergin, Hürriyet, 04.01.2012 . [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Konu Alemdâr-ı İslâm tarafından (13.01.12 Saat 20:08 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler: | Durr-û Meknûn (14.01.12) |
![]() |
| Etiket |
| büyük, istihbarat, satranç, savaşları, tahtasında |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Büyük satranç tahtasında oyun içinde oyun | Alemdâr-ı İslâm | MİLLİ GAZETE | 0 | 06.01.12 19:23 |
| Pakistan Amerika istihbarat savaşları | Zirve58 | TARTIŞ-YORUM | 0 | 19.02.11 10:42 |
| 'Çukurca’da istihbarat var tedbir yok' | tosba | ÜLKEMİZDEN HABERLER | 0 | 21.07.10 09:48 |
| Satranç Hadisi | el-Kevserî | HADİS | 21 | 28.02.10 21:57 |
| Satranç oynamanın hükmü nedir?? | Kenzü-l irfan | İSLAMİ HAYAT SORU-CEVAP | 13 | 09.10.09 07:22 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|