|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 222 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| MİLLî GÖRÜŞ MiLLî GöRüŞ Nedir? Ne Değildir? Dün'ü Bu Günü ve Yarını... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Akıncı
Üye No : 1958
Üyelik tarihi : 05-01-2009
Konuları : 34
Mesajlar : 124
Teşekkürleri: 142
34 mesajına 62 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 24.06.09
Durumu : Status: Offline
|
A.FERDİ (BİREYLSEL)OLANLAR 1. BENLİK (ENANİYET)KİBİR Bu vasfı kuvvetli olan insanlar her konuda kendi istedikleri olsun arzu ederler. Kendi istekleri dışında oluşacak her şeyi eleştirirler. Herkezin kendilerine uymasını isterler böyle insanlar davasına bağlı samimi sadık insanlarda olabilirler. Ancak birlikte çalıştıkları arkadaşlarıyla uyumlu olamadıkları için sonuçta davalarına zarar veriler. Bazen bütün karşı düşüncede olanlar bir araya gelse bu tip insanların verdiği zararı veremezler. Bu önemli bir noksanlıktır. Çözüm itaattedir, sadakttedir ve ihlastadır. İrfan sahibi olmaya çalışmakatadır. İnsanlar nefislerinden verdikleri sürece yücelirler. Kamil olgun insan olmak için önce insanın şahsi arzu ve isteklerinden vaz geçmeleri gerekir. Kemalat (olgunluk) bu noktadan başlar. Olgun insan benim düşüncemde yanlış olabilir diye düşünebilen bir insandır. Zira hayırlı başkadır. Doğru başkadır. “Ben olmazsam olmaz. Ne yapıp yapayım şu makamı elde edeyim. Ben daha layığım, daha iyi yaparım” düşüncesi insanı helake götüren düşüncedir. Nefsin arzularına kontrolsüz uymak nefsi ilah edinmek diye tarif edilmiştir. İblisi helake götüren benliği olmuştur âdemde a.s da ibliste günah işlemiştir. [1] Adem a.s hatasını kabul etti ve suçunu itiraf etti -iblis yaptığını suç saymadı. [2]Adem as yaptığına pişman oldu. -iblis pişmanlık duymadı [3] Adem as af bağışlama diledi. -iblis bağışlama ve af dilemek yerine “ bana kıyamette kadar izin ver bunun soyundan gelenlerin hepsini yoldan çıkaracağım sana ibadet eden kimse bulamayacaksın “dedi. [4] Âdem as nefsini itham etti, kendini suçladı. -iblis “ben daha üstünüm, üstün olan daha aşağısındakin secde eder mi“? Dedi [5] Âdem as Allah’tan ümidini kesmedi bağışlanmayı ümit etti, gözyaşlarıyla secdede yılarca mağfiret diledi bağışlandı. -iblis Allahın rahmetinden ümidini kestiği için bağışlanma talebinde bulunmadı. İblisi helake götüren şey kendinde zatından bir kabiliyet var zannedip büyüklük taslaması ve aklıyla hareket etmesidir. Aynı yolu izleyenler insanlık tarihi boyunca aynı sonuca ulaşmaktan kurtulamamışlardır. Ayrılık çıkaranların ortak vasfıdır bu. Hatsız insan yoktur. Herkes hata yapar günahta işleyebilir. Allahtan sakınan insanlar bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmü ettiklerinde allahı hatırlarlar. Günahlarından dolayı hemen bağışlanma dilerler. Zaten günahları Allahtan başka kim bağışlar. Onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler ölçü budur. İnsanların hatadan sonra ne yapacağı önemlidir. Adem a.s ile iblisin bu iki zıt davranış şeklinden hangisini seçtiğine göre insanlar kendi akıbetlerini seçmiş olurlar. 2 –TEFRİKA(BÖLÜÇÜLÜK) Böyle davrananlar içinde bulundukları topluma zarar veriler. “dava arkadaşlarıyla çekişerek faydalı olunmaz” fikir farklılıklarından rahmet varken ihtilafta çok büyük vebal vardır. Bir kanunun her yönünün istişarede ortaya konulması çok önemli bir görevdir. İstişare hiçbir önyargı olmaksızın düşüncelerin samimiyetle ortaya konulmasıdır. (Hz. Ebubekir ra. Kararı) bu kararların daha isabetli alınmasını sağlar. Ancak kendi düşüncesi yönünde karar çıkmadı diye tefrika çıkarmak sadece kötülüğe yol açar. Doğru olan cemaat ruhuna sahip olarak ittifak vasfında olmaktır. Birbirimizi hata ve kusurumuzla sevmeye mecburuz. Bu kadar büyük haksızlıklar karşısında aynı gayeye sahip olan insanların kenetlenmesi gerekir. Biz sizden daha iyisini yapacağız diyerek te tefrika çıkaramayız. İtaat etmekle mükellefiz. “Allah ve resulüne itaat edin birbirinizle çekişmeyin sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz gider. Birde sabredin çünkü Allah sabredenlerle beraberdir (enfal46) İyi, doğru faydalı ve adaletli olana tek kelime ile ifade edersek hakka hep birlikte kadın erkek yaşlı genç sımsıkı sarılmakla görevliyiz. Parçalanıp bölünemeyiz. “Ey iman edenler Allaha itaat edin peygambere ve sizden olan (Allahın resulünün yolunda yürüyen) idarecilere de itaat edin. eğer bir hususta anlaşılmazlığa düşerseniz Allaha ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allaha ve resule götürün (yani müracaat yeriniz referansınız İslam olsun) bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir” (nisa59) İslam teslim olmaktan gelir itaat islamın özüdür. İtaat olmadan toplumlar yönetilemezler bu şart düzenin sağlanmasının olamazsa olmaz şartıdır. Öyle ise sınır ve şartları nedir? Bu da aslında çok bilinen bir şeydir. İyeliklerin yapılmasına engel olmak kötülüklerin yapılmasını sağlamak için yapılan emirlere itaat yoktur. Bir konuda aramızda uyuşmazlık olduğu zaman yapacağımız şey bellidir. Hak ölçülere uyulur. Hz. Peygamber “hevası (istek ve arzuları) benim getirdiğime tabi olmadıkça sizden hiç kimse inanmış sayılmaz.” Abdullah ibni Ömer ra dan rivayette, Hz. Peygamber şöyle buyurdu. “Müslüman kişinin hoşlandığında da hoşlanmadığında da günahla emredilmiş olmadıkça itaat vazifesidir. Günah ile emrolunduğunda itaat yoktur” İbni zeyd: hz peygamber sav “itaat, itaat, itaatte imtihan (bela ve musibetlere uğramak da) vardır. Fakat Allah dileseydi emretmeyi hep peygamberlere verirdi.” Buyurdu. Yani Allah cc idarecilere de itaati farz kıldı. Muteden sonra bazı kabileler medineye saldırmak istediler. Hz. Peygamber amr bin as komutasında 300 kişilk bir kuvvet gönderdi. Takviye birliği istediler. Hz. Peygamber ebu ubeyde bin cerrah komutasında bir birlik daha gönderdi. Bu birlikte hz. Ebubekir ve hz. Ömer er olarak bulunuyorlardı. Dönüşte amr bin as soruyor. Ya resulalllah sana halkın ensevgilisi kimdir? Efendimiz hiç tereddüt etmeden Hz. Ebubekir diyor. Sonra kim deyince Hz. Ömer diyor. Sonra dedim başkalarını saydı. En sona kalacağımdan korktum ve sustum. Dikkat edin bir görevin başına getirilenin o toplumun en üstünü olması gerekmez. Görevler o görevin şartları neyi gerektiriyorsa ona göre verilir. Huneyn savaşına giderken peygamber efendimiz mekkenin feth edildiği gün Müslüman olan Attap bin esidiyi Mekke’ye vali olarak bırakmıştır. Biz itaat ederiz. Davamıza ihanet etmeyiz. “Ey iman edenler Allaha, peygambere ihanet etmeyin siz kendiniz bilip duruken kendi emanetlerinize hainlik edermisiniz. (enfal 27) Emanet bütün teklifleri içine alır hıyanet ise vefasızlığı ve hakka muhalefeti ifade eder. Hıyanet emanetin zıddıdır. 3-MAKAM MEVKİ HIRSI ŞAHSİ MENFAAT İSTEĞİ İnsanlar çoğu zaman kendi yeteneklerine tarafsız olarak değerlendiremezler bir göreve gelmeyi çok arzu etmek önce kişinin kendisine zarar verir. Hatalarıyla baş başa kalır. Manevi yardımdan mahrum olur. Ebu said Abdurrahman bin semüre’den “ Resulullah s.a.v bana “Ey Abdurrahman idareciliği isteme çünkü sen şayet talep etmeden yönetim verilirse yardım görürsün, fakat isteyerek vazife alırsan vazife ile baş başa kalırsın”(buhari katbuleyman) “ Ebuzer ra söyle dedi “Resulullah s.a.v beni devlet memurluğuna tayin etmez misin? Dedim. Omuzlarıma elini vurarak şöyle dedi bu idare bir emanettir onu hakkıyla yürütenler hariç bu vazife pişmanlık ve rüsvalıktır” (Müslim kitabul imare 1825) Efendimiz şöyle buyuruyor. “bir koyun sürüsünün üzerine salıvarşilen iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar kişini mal ve şeref hırsının dinine olan zararından daha ağır değildir. (tirmizi zühd 30) Siz acil menfaati tercih edip ahreti bırakıyorsunuz (kıyamet 10) “Kalplerinde hastalık bulunanların biz başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz. Diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Oysa Allah müminler için bir zafer veya kendi katından başka bir takdir getirebilir. İşte ozaman içlerinde gizledikleri düşüncelerinden dolayı pişmanlık duyacaklar.” (maide 25) “Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlara bir çıkış yolu gösterir. Ve onları hiç ummadıkları yerden rızıklandırır. Onların işini kolaylaştırır.” (Talak 2-3) Ayrıca bir makama gelme hırsıyla hareket eden insan çok arzu ettiği o makamı muhafaza etmek için herkezi hoş tutmayı arzu ettiğinden etrafını büyük ölçüde maddi çıkarları olan insanlar sarar. Sahip olduğu imkânları hizmet ve topluma yararlı olmak için değil, şahsı için kullanır böylece o imkânları milli görüşçüler nasıl olsa bana oy verecekler deyip desteklerini almak gayesiyle davası aleyhine olanlara dağıtır. Nefsini esas aldığından kendisini davasının önünde sayar. Milli görüşe hizmetle şeref kazanacağını unutup bu davaya şeref kattığını zanneder. Davası için feragatle çalışmaların hakkını gözetmez. Elbette sonuç da çok üzücü olur. Diğer yandan insanlar uzun süre içlerinde sakladıklarını etraftan gizleyemezler. Halleri belli olur. Etrafındakilerin güvenini kaybeder. Talip olmak değil (istemek) matlup olmak (yani istenmek) değerlidir. nitekim Hz. Abbas r.a kendisini bir göreve tayin etmesini isteyince peygamber efendimiz sav yumuşaklıkla “Allaha yemin olsun ki ey amcam, biz isteyene veya hırs gösterene görev vermeyiz buyurmuştur” Doğru olan bir görev verilirse ihlasla sadakatle veragatle o görevi yapmaya çalışmaktır. Yoksa bir makamı elde etmek için kulis yapmak, grup oluşturmak, parti içinde tefrika yapmak değildir. Bu tutum parti içi mücadelleere yol açar. Böyle bir talepte bulunanlar sayısınca grupler oluşur. Bir müddetr sonra o gruplara karşı gruplar da oluşur. Bu yola girilirse birbirine kenetlenmiş topluluk parçalanır. Bu da bir insanın hem kendisine hem de birlikte hizmet yaptığı insanlara yapabileceği en büyük kötülüktür. Buna hiçbir şekilde rıza gösterilemez. Biz saadet partisi olarak tek bir kalbiz. Saadet davasına gönül bağlayanlar olarak tek bir vücuduz. Saadet topluluğu kendisine bir görev teklif edilince bu görevi filan kardeşimşiz benden daha iyi yapar, o bu göreve daha layıktır diyen olgunluktaki insanlar topluluğudur. Seni 3 kişinin başına bile idarecei yapmak isterlerse kabul etme. Sözünü hz. Peygamber ebu hureyre hz. Lerine söylemiştir. İyi insan değerli insan olmak başkadır. Bir toplumun sorumluluklarını kendine ve o topluma zarar vermeden yürütmek başkadır. Bize düşen sadakattir. “ey iman edenler; Allahtan sakının ve sadıklarla beraber olun.” Tevbe 119 “Her kim yaptığı ameline karşılık bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir. Sonra da onu kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız” isra 18 “Kim de ahreti diler ve mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa işte bunların çalışmaları makbuldur.” İsra 19 Ebu zer ra amellerin en faziletlisi Allah cc için sevmek Allah için buğuz etmektir. (ebu Davut sünen) Milli görüşçü olmanın gereği budur. Nefisni bilen (tanıyıp karşı çıkan) rabbini bilir imtihanda ömrümüzün sonuna kadardır. 4. DEDİKODUYA İTİBAR ETMEK VE HER DUYDUGUNU DOGRUYMUŞ GİBİ BAŞKALARINA AKTARMAK TENKİTÇİLİK Gıybet doğru bile olsa bir dava kardeşimizin duyduğu takdirde üzüleceğini bir sözü onun arkasından söylemektir. İFTİRA gerçek olmayanı söylemektir. “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” Buyruluyor. Peygamber as. İse “kalbimi ashabımdan birinin aleyhine çevirecek bir sözü bana söylemeyin.” Buyuruyor. Bu toplumu birbirine düşüren gücünü zaafa uğratan çok zararlı bir hastalıktır. Doğru bile olsa bir kardeşimizin aleyhinde bir sözü bize söyleyene asla itibar etmeyiz. onu dinlemeyiz o sözün söylenmesini de önleriz. bu sözü bana söyleme lütfen başkasında söyleme deriz. “her duyduğunu söylemek bir insanın yalancı olmasına yeter” (hadis) biz bir kardeşimizin hatasını görürsek o hatayı o kardeşimize yalnızken hiç kimsenin duymayacağı bir şekilde söyleriz. Bizim gayemiz tenkitçilik değil kardeşlerimize faydalı olmaktır. Şayet yanılarak yaptıysa onu bir hatadan kurtarmaktır. Bununla faydalı hayırlı bir iş yapmayı istiyoruz. Yoksa o kardeşimizin gıybetini yapmayı onu teshir etmeyi istemiyoruz bizim usulümüz yol göstermek hizmete katkıda bulunmaktır. Gıybetten iftiradan şiddetle kaçınmalıyız. uyarılarımızı güzel ahlak çerçevesinde ilgili kimseye yapmalıyız. Ancak toplumu dlalate götürenleri engellmek için yapılması gereken ikazı bu çerçevede düşünmek zulme rıza göstermek olur ki “zulme rıza zulümdür” nitekim hz. Peygamber sav Allaha asi olan kimsenin bulunduğu hali anlatınız ki halk ondan korunsun.” Buyurmuştur. 5-İFRAT (aşırıya kaçmak) ve TEFRİT (yapması gerekeni yapmamak) 5. İFRAT (aşırıya kaçmak) VE TEFRİT (yapılması gerekeni yapmamak) Aşırılıkların her çeşidinden uzak dururuz. Bizim yolumuz orta yoldur. Yapmamız gereken ne ise onu yapar hiçbir etki ile de yapmamız gerekeni terk etmeyiz. “İşte böyle sizin insanlığa şahitler olmanız Resulün de size şahit olması için sizi vasat (orta) bir ümmet kıldık.” ( Bakara 143 ) Bize zararı olur diye hakkı savunmaktan vazgeçemeyiz. Ayrılıkçılar "Hakkı söylemekle haklı çıkılmaz. Bir yüz tekke bir yüz parti olursak başarılı olamayız", diyerek bütün mânevî değerlere arkalarını döndüler. Halbuki hakkın savunulması esastır. Başkalarına yaranmak için kendimizi inkâr edemeyiz. Ayet-i Kerîmede buyruluyor: “...Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlara bir çıkış yolu gösterir. Ve onları hiç ummadıkları yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter (onların işini kolaylaştırır). Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talak 2,3) Döneminin yenilmez güçteki ordusuyla birlikte Ebrehe' nin helâk oluşu. Aynı şekilde Mekke'yi yıkmaya gelen ordunun yer yarılıp içine gömülmesi ibret alınması gereken olaylardır. 6. SU-İ ZANDA BULUNMAK Bundan şiddetle kaçınmak gerekir. Çünkü su-i zan büyük vebaldir. TECESSÜS, insanın kalbini bozar ve kişinin kendisine zarar verir. Çok kesin delilerle aksi belli olmadıkça herkes hakkında hüsnü zanda bulunmak esastır. Millî Görüş'e inanan insan önce kendi idarecilerine karşı su-i zandan dikkatle kaçınır. Hele idarecisine su-i zanda bulunan kimse hayrın üzerine açılan kapısını kapatmış olur. “Ey iman edenler zannın birçoğundan kaçının. Çünkü bazı zan vardır ki günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın.” (Hucurat 12). 7- TEMBELLİK LAF EBELİĞİ [SIZE="4"] Çok değerli birçok arkadaşımızın bu konuda eksiklik vardır biz çalışırsak da tembellik etsek de zaman aynı hızla akarak ömrümüz tamamlanır. Şunu hiç hatırımızdan çıkarmamalıyız ki “insana için sadece çalışmasının karşılığı vardır ve karşılığını da muhakkak görecektir” unutmayın ki hır içinde cehdetmek yapılacak bir şeydir konuşulacak değildir çalışmayınca çareyi laf ebeliğinde buluyoruz akıl öğretmeye başlıyoruz. Bu hatayı düşmekten kaçınmak için birbirimizi uyarmalıyız. Bu yolda gayretle çalışanlara müjdeler olsun. Onlar kazandılar ve kazanmaya devam edecekler. Hz. Peygamber (s.a.s.): “Cennete Allah’ın rahmetiyle, lûtfuyla girilir. Ancak dereceler amellere göredir” dedi. Aişe-i Sıddîka validemiz: “Sen de mi ya Resulallah? diye sordum, “Evet ben de dedi ve elini başının üzerine koyarak, Allah beni rahmetine gark etmiştir, buyurdu.”[/SIZE]8- SONRA YAPARIM DÜŞÜNCESİ TEHİRÇİLİK Bu, hayırlı işlerin yapılmasını engelleyen hatalı bir davranış biçimidir. “Hayırlı işlerde acele etmeli, elimizi çabuk tutmalıyız” düsturu bizim çalışmada (ana) ilkemizdir. Bugünün işini yarına bırakma! Bu bizi büyük başarılara götürmede çok önemli itici bir güçtür. Böyle yaparsak zamanımızın kıymetini bilmiş oluruz. 9- ÜMİTSİZLİĞE KAPILMAK Bazı insanlar zorluklar karşısında çabuk yılgınlığa düşerler, ümitlerini kaybederler ve şikayete başlarlar. Bu kötümserlikleri hem kendilerini huzursuz eder hem de etraflarındaki insanların şevkini kırar. Akıllıca düşünecek olursak kötümserlik ve şikâyetle olayların ağırlığı azalmaz aksine artar. Bir imtihanla karşı karşıya geldiğimizde bu bizim mücadele gücümüzü artırmalı .Sabrımızı artırmalı. Kim Allah'a güvenirse Allah'ın ona yettiğini biliriz. Sabrederiz ve yine biliriz ki bizim sabrımız da Allah'ın yardımıyladır. ((Bakınız:Nahl,127) Ayrıca hangi şart altında olursa olsun Allah’tan ümidimizi kesmeyiz. "...Allahın rahmetinden ümit kesmeyin çünkü kafirler topluluğundan başkası Allahın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf 87) “Seni hak ile müjdeledik, artık sen ümitsizliğe düşmüş olanlardan olma dediler. (İbrahim) Dedi ki: Sapıtmışlardan başka kim Rabbi’nin rahmetinden ümidini keser.” (Hicr, 55-56) “Eğer Allah sana bir belâ dokundurursa onu kendisinden başka giderebilecek kimse yoktur. Eğer sana bir hayır da verirse (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O, her şeye hakkıyla kadirdir.” O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, yegane hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden hakkıyla haberdârdır.” (En'am, 17-18) Konu EL-NARA tarafından (23.01.09 Saat 12:18 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Akıncı
Üye No : 1958
Üyelik tarihi : 05-01-2009
Konuları : 34
Mesajlar : 124
Teşekkürleri: 142
34 mesajına 62 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 24.06.09
Durumu : Status: Offline
|
B. DAVASINA İHANET Yukarıda izah edilen yanlışlıklar kişilerin bir toplulukla birlikte iken o topluluğa zarar vermelerine sebep olur. Bu hatalar düzeltilmez, yapılmakta ısrar edilirse bir adım ötesi İHANET ve davadan kopmadır. Dönekliğe itibar eden hiçbir şahsiyetli toplum yoktur. HAKKIN ÖNÜNÜ KESMEYE YÖNELMEK VE BATILLA AYNI SAFTA OLMAKTAN DAHA BÜYÜK BİR BEDBAHTLIK OLAMAZ.C. DIŞARIDAN ETKİLENEREK YAPILAN HATALAR 1. “Siyasetle Haklar Alınamaz” Bunu söyleyenler bilerek veya bilmeyerek toplumu anarşiye iterler. Temel insan hakları ellerinden alınan insanlar bir çözüm olmadığı anda “ihkakı hak” yani hakkını kendi gücüyle alma yoluna giderler. Böyle bir yola gidenler hem haklarını alamazlar hem de masum insanların ezilmesine sebep olurlar. En etkili güç siyasi güçtür. Onu yanlış düşüncelilerin eline bırakarak insanların saadetini sağlayamayız. Bizi kim yönetirse yönetsin diyemeyiz. Bu haksızlığa, zulme rıza göstermek olur. Saadet Partisi olarak biz herkesin temel insan haklarını savunuyoruz. İster bizim gibi düşünsün isterse bizim karşımızda olsun her insanın hangi dinden, inançtan olduğuna bakılmaksızın yaşama hakkı mukaddestir. Devletin teminatı altındadır. Aynı şekilde insanların inanma hakları da devletin teminatı altındadır. Ayrıca Devlet herkesin düşünce, inanç ve fikir özgürlüğünü sağlamak zorundadır. Yine Devlet vatandaşının aynı şekilde mülkiyet hakkını, namusunu ve aklını her türlü tehlikeye karşı korumak zorundadır. Bütün bu düzenlemeler TBMM’de yapılmaktadır. Ancak bugün, Meclisin içinde olsun dışında olsun, Saadet Partisi dışında ki partiler insan haklarının tam ve mükemmel bir şekilde düzenlenmesini istemedikleri için Türkiye’de medenî bir ülkede bulunması gereken insan hakları yoktur. Milli Görüş Partilerinin hepsi gibi Saadet Partisi de, geçmiş dönemde TBMM' de bu hakları millete vermek için gerekli kanun düzenlemelerini yapmak istediğinde, rakip partilerin devamlı engellemesiyle karşılaşmış ve kendi milletvekili sayısı yetmediğinden, bu düzenlemeler yapılamamıştır. Saadet Partisi’nin tek başına bu düzenlemeleri yapacak imkâna ulaşması için bütün gücüyle çalışmak yerine, “bu iş siyasetle olmaz” diyerek milletin çalışma şevkini kırmak, çalışmalarına engel olmak, bu düzenlemelerin yapılmasını istemeyenlerle aynı safta olmak anlamına gelir. Toplumda iyiliklerin hakim olmasını, kötülüklerin ortadan kalkmasını bilerek veya bilmeyerek engellemek demektir. Bu davranış hiçbir şekilde akıl ve mantıkla bağdaşmaz. Biz bu tür olumsuz propagandalara itibar etmeden sabırla, azimle, gevşemeden, hüzne düşmeden toplumun huzur ve saadeti için çalışırız. Bize düşen görev budur. Hazreti Mevlana ne güzel söylemiş; Hangi tohumu toprağa attın da Filiz vermedi, yeşermedi Hangi iyi, güzel doğru olanı istedin de Allah senden esirgedi Yeter ki sen sabit kadem olarak Yerinde sabırla sağlam dur. 2. Değişiklik Lazım, Gençleşmek Lazım” “Bu İş Bu Lider Kadrosuyla Başarılmaz, Değişiklik Lazım, Gençleşmek Lazım”. Bu sözlerin hepsi aynı kelimelerle 30 yıl önce Milli Selâmet Partisine ve arkasından da Refah Partisine söylenmiştir. O kadroların başarısı tarihte eşine rastlanmayacak büyüklükte bir başarıydı. On yıl içinde Refah Partisi % 4’lük bir oy tabanından büyüyerek Türkiye’nin birinci partisi oldu. Bütün iç ve dış engellemelere, düşmanca tertiplere rağmen Başbakanlığı aldı. Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak icraatları yaptı. Bu başarı gerçekleştirenler aynı kadroydu. Onlara da bu sözleri aynı kelimelerle söylemişlerdi. Böyle söyleyenler iki guruptur. Dışımızda olanların maksadı, ihlas, uyum ve özveri içinde, görevini en iyi şekilde yapmaya çalışan bir toplulukta tereddütler oluşturmak suretiyle birlik ve beraberliği bozmak, tefrika çıkarmak, böylece davasına sadık tecrübeli kadroları tasfiye ederek partiyi zayıflatmak ve bölmekti. İçimizdekilerin gayesi ise makam mevki hırslarını tatmin edebilmek için istedikleri makamlara ulaşmalarına engel gördükleri tecrübeli ve başarılı kadroyu tasfiye etmekti. Bu sözleri söyleyen iki gurup da maksatlarına ulaştılar. Bize ihanet edenler de tek başlarına iktidar oldular. İşte Türkiye'yi içine attıkları feci durum. Ekonomiyi düzeltmek için askerlerin kanını satmaya kalktılar. Kıbrıs'ı, şehit kanıyla alınmış toprakları AB’ye girme sevdası uğruna Rumlara peşkeş çektiler. Komşu ve kardeş Irakta minicik yavruların, yaşlı kadınların, masum halkın öldürülmesine, Amerikan askerlerinin Iraklı kadın ve kızların ırzına geçmesine hava sahamızı açarak yardımcı oldular. Ayrıca bu zulümleri yapan ırz düşmanı ve katil işgalci Amerikalı askerlerinin sağlık ve selâmetle vatanlarına dönmeleri için dua edecek hale geldiler. İşte değişiklik niçin lazımmış, gençleşmek niçin gerekliymiş ortaya çıktı. Bizim topluluğumuz hiçbir oyuna gelmeyecek kadar şuurlu, ittika sahibi, ihlaslı bir topluluk olmak zorundadır. Makam mevki ve şöhret hırsıyla mânevî değerleri ayaklar altına alanlara biz itibar etmeyiz. Dayanışma ve ahenk içinde çalışmalarımızı sürdürürüz. Bugüne kadar olduğu gibi bugün de nefsini davasının önünde tutanlara itibar etmeyiz. 3. “Parti İçi Demokrasi Yok, İstişare Edilmiyor” Bizim Partimizde diğer hiçbir partide olmayacak kadar her konu yetkili kurullarda enine boyuna konuşulur, görüşülür. Sonunda verilen karara herkes uyar. Parti budur. Eğer partililer verilen kararları, parti dışında tenkide kalkarlarsa bu davranışları partiye zarar verir. Bu değerlendirmelerin yapılacağı yerler ilgili kurullardır. Bizim davamız 70 milyonun huzur ve saadetini sağlamak iken kendi içimizde huzuru bozarsak kamu oyunda güvenirliliğimiz zedelenir. Bu gibi davranışlardan uzak durmalıyız. Geçmişte bu tefrikayı çıkaranlar, elli kişilik Genel İdare Kurulunda birkaç kişi saatlerce konuşurlar, partiyi tenkit ederler, bütün arkadaşlar sabırla dinler, sözlerini kesmezlerdi. Arkasından televizyonlara çıkar, Genel Başkana varana kadar parti yetkililerine ve Milli Görüş liderine hakarete varan sözler söylerler, yine de tahammül edilir,düzelmeleri için çalışılır, disiplin kuruluna dahi verilmezlerdi. Yine de “demokrasi yok, baskı yapılıyor, bizi itaat kültürüne zorluyorlar” diyebilirlerdi. Halbuki kurdukları partide daha başta bir milletvekili kendilerini tenkit etti diye disiplin kuruluna verip partiden attılar. İşte hiç bir mahcubiyet duygusu hissetmeden parti içi demokrasi yok sözünü söyleyenlerin gerçek yüzü budur. Sebepten neticeye gidilir. Neticeye sebep uydurulmaz. “Nefislerinin peşinde koşma hastalığı” yüzünden, önce ulaşmak istedikleri neticeyi tesbit edip, sonra da o sonuca ulaşmak için uydurdukları bu çeşit sözlerin ne kadar gerçeklerden uzak olduğu ortaya çıktı. Şimdi herkes gerçeği görüyor artık. 4. “İnsan Haklarına Karşı Çıkanların Diğer Propagandaları” İnsan haklarına HAYIR diyenler, siz ortaya çıktınız zulüm arttı diyorlar. İnsan haklarını savunanları, bu hakları ortadan kaldırmak isteyenlerin yaptıkları zulümden sorumlu saymak sakat bir mantıktır. Tarih boyunca toplumları aydınlığa çıkarmak, zulmü ortadan kaldırmak saadet ve huzur getirmek için mücadele edenlere de aynı itham yapılmıştır. Bunun en çarpıcı örneği Allah’ın Resulüne yapılan ithamdır. Sen ortaya çıktın evladı babaya, karıyı kocaya, anayı çocuğa düşman ettin dediler. Allah’ın sadece insanlara değil bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği peygambere bile bunu söylediler. Bize siz ortaya çıktınız zulüm arttı diyenler de aynı tipte insanlardır. Aralarındaki fark onlar müşrikti bizimkiler Müslüman. Herkes mizacının gereğini yapar. (Bakınız:İsra, 84) Rakiplerin bizden istedikleri hakkı savunmaktan uzak durmamızdır. Halbuki zâlim idareciye karşı hakkı söylemek en büyük cihaddır. Sonunda iyi, güzel, doğru, faydalı ve adâletli olanı savunanlar hep galip gelmişlerdir. Tarih Boyunca Çekilen GÜÇLÜKLER ve neticede elde edilen ZAFERLER ortadadır. Bazı sermaye çevreleri, onların güdümündeki basın ve televizyonlar, dine karşı olanlar ve bu grupların yoğun propagandasıyla bizden korkutulanlar, siyâsi partilerin de katılmasıyla çok büyük bir olumsuz propaganda yürütmektedirler. Bizler bu olumsuz propagandaların etkisinde kalmayacağımız gibi, o etkileri silmek için ihlas ve sadakatle çalışırız. Aişe-i Sıddîka (r.anha) validemize yapılan iftiranın etkisinde kalanları Cenabı Hak Nur suresi ayet 12 de şöyle uyarıyor: “Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın mü'minlerin, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da ‘bu apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi?” Uyana ölçü budur. Milli Görüşçü kendisine güvenilen ve kendisi de liderine güvenen kişidir. 5. “Bir Kere Bölündünüz, Toparlanamazsınız ” Ayrılanlar oldu. Bu; bazı kimselerin, makam mevki hırsı, şöhret arzusu gibi nefsâni yönelimleri kullanılarak kandırılmaları ve bizim ölçülerimizin dışına çıkmalarıdır. Ancak bu ayrılık bizim saf ve daha sağlam hale gelmemizi sağlamıştır. Partinin çelikleşmesine hizmet etmiştir. Her olay bir imtihandır ve sağlam olanla olmayan, davasına ihlasla bağlı olanla kişisel çıkarlarını önde tutan bu şekilde ortaya çıkar. Bu olay cürufun saf madenden ayrılması olayıdır. Ancak her şeyin bittiğini bundan sonra artık bir daha imtihan edilmeyeceğimizi sanarsak hata ederiz. Şunu hiç unutmamak lazımdır ki, imtihan süreklidir. Ömrümüzün sonuna kadardır. Bize düşen ayetin emri gereği gevşememek, karamsarlığa düşmemek, inanıyorsak neticede üstün gelecek olanın biz olduğumuza inanmaktır. Aslolan İHLASLI olmak ve HAKKA ‘’yani her şart altında doğru olana” bağlanmaktır. Hak gelince batıl yok olur. Nasıl Refah’ta 10 yılda % 4’ten %22’ye, hatta mahalli seçimde %34’e çıkıldıysa şimdi de değişen bir şey yoktur. %2.5’la %4.2 birbirinden çok farklı değildir. Daha büyük bir başarıya da ulaşabiliriz. Yeter ki ihlas ve sadakatle çalışalım. Biz her zaman en büyük partiyiz. Rakiplerimizin tanıklığı da bunu gösteriyor. Bizim en büyük parti oluşumuz mânâmızladır. Çünkü biz milletin aslıyız, özüyüz. Her şey aslına döner. Büyüklüğün kalabalıklarda değil mânâda olduğunu her Milli Görüşçü çok iyi bilmektedir. Rakipler ne diyor: “Demokrasi varsa mutlaka bunlar iktidara gelirler. İşte 28 şubat darbesini yaptıran raporun özeti budur. Öyleyse milleti Milli Görüşçülerin aslına değil taklidine yönlendirelim ki zaman kazanalım” dendi. Her şey açıkça milletin önünde tezgahlanıyor. Post modern darbeler ne için yapılıyor? Niçin iç ve dış güçler bütün imkânlarıyla bu ayrılıkçıları destekleyip iktidara getiriyorlar? Bunlar ortada. Ancak bütün bunlardan daha değişmez bir gerçek var ki, o da Hak gelince Batılın yok olacağı gerçeğidir. Bu değişmez kuraldır ve Cenab-ı Hakkın teminatı altındadır. “Onlar tuzaklarını kurdular, ama onların tuzakları dağları yerinden oynatacak kadar güçlü de olsa Allah elindedir. Sakın Allahın, Peygamberlerine yaptığı vâatten cayacağını zannetme! Allah elbette mutlak galiptir, intikam sahibidir.” “De ki: Hak geldi; artık bâtıl ne bir şeyi ortaya çıkarabilir ne de eskiyi tekrarlayabilir.” “Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah'a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!” “De ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” Yukarıdaki ayetlerden, batıl ne kadar güçlü olursa olsun, hile ve tuzakları ne kadar etkili olursa olsun Allah’ın elinde olduğunu ve ortaya yeni bir şey koyamayacağını, hak geldikten sonra eski düzenini de yürütmeye gücünün yetmeyeceğini, batılın eninde sonunda yıkılmaya mahkum olduğunu ve Allah’ın peygamberlerine vaat ettiği ‘galip gelecek olanın müminler olduğu’ gerçeğini öğreniyoruz. Bu durumda bize düşen görev geçmişte olduğu gibi bu gün de; samimiyetle, sadakatle, ihlasla ve gayretle çalışmaktır. Böyle yaparsak yine en kısa zamanda Türkiye’nin birinci partisi olabiliriz. Tek başımıza iktidar olabiliriz. Sonuç inananlarındır. Yardım Allah'tandır ve zafer yakındır. 6. “Size İktidarı Vermezler” Bu propaganda bu güne kadar hep “İktidara gelme yolunda olanların yolunu kesmek için” söylenegeldi. Bize “sizin karşınızdakiler çok güçlü” dendiğinde bizim çalışma gücümüz ve inancımız artar. DP, AP, ANAP, REFAH için 50 yıldır hep aynı şeyi söylediler. Sonunda Refah Partisi Başbakanlığı aldı. Sandıktan Özal çıkarsa iktidarı devretmeyeceklerini söyleyenler Çankaya'da Özal’ın boynuna sarılıp bir sağ yanağından bir sol yanağından öptüler. Yeter ki biz tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaşalım. Bu aleyhte propagandayı yapanlar bizim oylarımızı azaltabilmek için böyle konuşuyorlar, yoksa inandıkları için değil. 7. “Siz Yıprandınız, Eskidiniz” Hayır. Hak, hem eskimez her zaman yepyenidir, hem de her zaman ve her şart altında doğru olan şeydir, 2 x 2 = 4 gibi! İki kere iki, üç yüz yıl önce de dörttü, üç yüzyıl sonra da dört olarak kalacak. İnsanlar tecrübe kazandıkça davalarını daha iyi savunurlar. Zaten istenen de tecrübeli kadrolardan kurtulmaktır. Bu sözlerin hiçbir ciddi yanı yoktur. 8. “Siz Tehlikelisiniz” Meşhur korku oyununu oynamak istiyorlar. İnsanların iyi, doğru, güzel, faydalı ve adil olana, yani hakka yaratılıştan yönelimleri vardır. Bunu engellemek için hayali korkular oluşturmak gerekir. İşte bize uygulanan böyle bir oyundur. Söylediklerine kendileri de inanmazlar. Ancak çıkarları böyle söylemelerindedir. İki Amerikalı yazarın KORKULAR DEĞİL GERÇEKLER isimli eserinde toplumların korkutularak nasıl sömürüldükleri ibret verici bir şekilde anlatılmaktadır. Ayrıca, hukukta, insan haklarında “Potansiyel Tehlike” ve “EVHAM”IN yeri yoktur! 9. “Siz Demokrasi Ve İnsan Haklarına Karşısınız” Biz, herkesin doğuştan, vazgeçilmez temel insan haklarına sahip olduğuna inanırız. Bu haklar bizim inancımıza göre devletin teminatı altındadır. Sadece memleketimizde değil bütün dünyada da bu hakların savunuculuğunu üstlenmiş bir milletiz. Hollandalılar Endonezya'yı sömürge yaptıklarında, Endonezya’nın mazlum halkını batılıların bu zulümden kurtarmak için, tersanelerinde yepyeni bir donanma yaptırmaktan kaçınmayıp, on binlerce kilometre uzakta insan hakkı savunuculuğu yapmış ve Endonezya halkını sömürüden kurtarmış bir inancın sahipleriyiz biz. Padişah 5. Ahmet döneminde Deniz savaşında şehit olan ecdadımız Endonezya’da Şehitlikte yatıyor. Millî Görüşçü bu şuurdaki insandır. Bu ithamı yapanlar; Türkiye’nin şartları Avrupa’da ki gibi bir demokrasi ve insan haklarına uygun değildir diye bizimle mücadele edenlerdir. Demokrasi ve insan haklarını kabul etmeyenlerin bu hayali iddiayı yapmaktan utanmaları gerekir. 21. dönem TBMM’de yapılan son anayasa değişikliğinde bizim karşımızda demokrasi ve insan hakları olmasın diye nasıl mücadele ettiklerine TRT-3 ekranlarında verilen canlı yayında bütün millet şahit oldu. 10. “Siz Takiyye Yapıyorsunuz, İki Yüzlü Davranıyorsunuz” Bu sözü söyleyenler, Anayasanın 2. maddesini tersine uygulayarak temel insan haklarını kısıtlamakta israr edenlerdir. Halbuki biz Anayasada ne yazılı ise samimiyetle o uygulansın istiyoruz. Söylediklerinin aksini yapanlar bizi itham ederek suçlarını örtmeye çalışmaktadırlar. 11. “Bizde Herkesin Saadeti İçin Çalışıyoruz” Diyenler Hayır sizin tutumunuz sürtüşme ve gerginliği, bu da çatışmayı getiriyor. Çifte standart ve ayırımcılıktan yana olduğunuz için toplumda eşitsizlik teşvik görüyor. Sömürüye destek oluyorsunuz, böylece adil paylaşım ve yardımlaşma yok ediliyor. Bir kısım insanlar çocuklarına bir lokma ekmek bulamazken diğer bir kısmı köpeklerine Avrupa’dan köpek maması, köpek şampuanı getirtiyor. Baskı ve dayatmanızın sonucu demokrasi ve insan hakları ortadan kalkıyor. Maddeye bağlı olduğunuz ve materyalizmi savunduğunuz için toplumun ahlâkî ve mânevî değerlerini çürütüyorsunuz. Bunun sonucu olarak da anarşi ve düzensizlik toplumu yakıyor. Bunlarla saadet olmaz. Saadet, ancak Saadet Partisinin temel esaslarının uygulanması ile olur. 12. “Biz Bu Partilerde Saadet İçin Çalışıyoruz” Deyenler Hayır, siz onların içinde olmakla Saadetin yolunu kesiyorsunuz. Bunun için çalışıyorsunuz. Zira içinde bulunduğunuz topluluğun sayısını, gücünü kuvvetini artırarak onların bu zulümleri yapmasına imkân sağlıyorsunuz. Siz, yanlışı, kötüyü, zararlıyı ve zulmü destekleyenleri güçlendirmekle toplumun çektiği acıların sorumlususunuz. İyiliklerin yapılmasına destek olanların o iyilikleri yapmış gibi olacakları nasıl temel kural ise, kötülüklere, acı ve ızdıraplara vesile olanların da aynı şeyi yapmış gibi olacakları aynı şekilde bir temel kuraldır. Bir topluluğun gücünü kuvvetini artıran, onlardandır. ABD’nin Irak’a saldırabilmek için Avrupa’daki üslerden kalkan uçaklarının kullanacakları bir hava koridoruna ihtiyacı vardı. Bu hava sahasını doğal olarak Yunanistan’dan istedi. Rumlar bu bizim Orta Doğudaki bütün Müslüman ülkelerle düşman konumuna gelmemize sebep olur. İlelebed bir düşman çemberi içinde yaşamamız söz konusu olacağından biz sizin Irak’a saldırırken hava sahamızı kullanmanıza izin veremeyiz dediler. Dışişleri bakanı Abdullah Gül’le Başbakan Tayip Erdoğan’ın talimatıyla hava sahası ABD uçaklarına açıldı. İktidar Irakta yapılan bütün zulümlere ortak olmuş oldu. İşte biz de herkesin iyiliğini istiyoruz diyenlerin yaptığı budur. 13. Zehir Kovası Taşıyıcısı Olmayacağız Başkalarının belirlediği gündeme uymayıp kendi gündemimizi konuşacağız. Biz onların gündemiyle meşgul olup her gün yayılan yalan yanlış haberleri birbirimize aktarırsak, bu kendimize zarar vermek demek olur ki, zehir kovası taşımaya benzer. Bunun için bu çeşit haberlerden etkilenmeden kendi görevimizi yaparsak o zaman başarıya ulaşabiliriz. Hz. Peygamber sas “Ya hayır söyle, yahut sus” buyurmuş. D. AKARSU KİR TUTMAZ. İşleyen demir ışıldar. Bütün dertlerin ilacı işimizle gücümüzle meşgul olmaktır. Her gün bir evvelkinden biraz daha ileriye gitmeliyiz. Biliyoruz ki iki günü eşit olan aldanmıştır. II. BÖLÜM NASIL OLMALIYIZ 1. İnanç Sahibi Olmalıyız Güçlü bir imana sahip olmalıyız ki zorluklar karşısında yılmadan mücadelemizi sürdürelim. Güçlü bir imana sahip olmak, ancak onu beş önemli koruyucu ile muhafaza etmekle mümkündür. Bunlar; Sabır, Sebat, Azim, Sadakat ve iyi işler yapmaktır. Allah’a (cc) inancımız çok sağlam olursa bütün dünya bir araya gelse bizi Allah (cc) yolunda cihad’dan alıkoyamaz. Müminler Allah’ın (cc) takdir ettiğinden başka bir şeyin olmayacağını bilir. Yine Müminler bilir ki bu dünya imtihan dünyasıdır. İyi, kötü yapılan her şeyin karşılığı ahirette önümüze konacaktır. “Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa, 85) “İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.(Bakara 165) 2. İlim Sahibi Olmalıyız Doğru bilgiye sahip olmalıyız ve onu çalışmalarda yerli yerinde kullanmalıyız. En üstün mertebe ilim mertebesidir. Kulaktan dolma şeylerle hizmet yapılamaz. Bu bakımdan eğitimler çok önemlidir. Siyasî mücadelede günlük doğru bilgi kaynağımız da Milli Gazete ve TV5 tir. 3. İhlas Sahibi Olmalıyız Riyadan uzak, hiçbir şahsî çıkar gözetmeden Allah rızası için çalışmalı, mevki, makam, şan, şöhret, menfaat vs. peşinde olmamalıyız. Allahın koruması altında olanlar ihlaslı olanlardır. “(iblis) dedi ki: “Rabbim, beni azdırmana karşılık ben de yer yüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım. Ancak onlardan ihlaslı kulların müstesna.” (Hicr 39-40). Allah c.c. buyurdu: “Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.“ (İsra, 65) “Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl, 99-100) Bir insan haktan sapmışsa bu onun kendi elleriyle işlediklerindendir. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” (Şura, 30) “Kuşkusuz siz o acı azabı tadacaksınız. Yapmakta olduğunuz şeylerden başkasıyla da cezalandırılmayacaksınız. (Bu azaptan) Ancak Allah'ın ihlaslı kulları istisna edilecek. (Saffat 38-40). İbrahim (s.a.s.) ve Hacer validemizin Hakka teslimiyeti ihlas ve sadakatte, gerçek kullukta ne güzel örnektir. 4. İttika Sahibi Olmalıyız Hiç kimsenin hukukuna tecavüz etmemeli, bu konuda Allah’tan korkmalı, fikrimiz sorulduğunda doğruyu söylemeliyiz. Allah’tan hakkıyla korkmak, takva mertebelerinin en üstünüdür. Buna ulaşmanın en kısa yolu da her durumda hakkı savunmak ve kalbinden Allah’ı çıkarmamak, yani Allah’ı çok zikretmektir. Bir kişi Hz. Peygamber’e gelerek; “ Ecir bakımından, Allah yolunda yapılan cihatların hangisi daha üstündür?” diye sordu. Hz. Peygamber “ Allah Teâlâ’nın çok anılmasıdır” dedi. Adam “Peki ecir bakımından salih amel işleyenlerin en üstünü kimdir?” diye sordu. Hz. Peygamber buna da “Allah Teâlâ’yı çok anan kimselerdir.” karşılığını verdiler. Adam aynı soruyu namaz kılanların en üstünü, zekat verenlerin en üstünü, hac edenlerin ve sadaka verenlerin en üstünü hangisidir diye sordu. Hz. Peygamber bunların hepsine “Allah’ı çok zikredenlerdir” cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. Ebubekir Hz. Ömer’e “Ey Ebâ Hafs! Bütün hayırları Allah’ı çok ananlar kazanmışlar.” dedi. Onları dinlemekte olan Hz. Peygamber de “Evet öyledir!” buyurdular. Bundan öğreniyoruz ki bir insan hangi ibadeti yaparsa yapsın, o ibadeti yapan insanlar arsındaki üstünlük Allah’ çok zikretmeye bağlıdır. Bunun için cihad çalışmalarını yaparken, tebliğin dışında kalan bütün zamanlarımızı kalben zikrederek değerlendirmeliyiz. 5. İttifak İçinde Olmalıyız Birlikte hizmet ettiğimiz arkadaşlarımızla ihtilaf ve çekişmeye girmemeli, safları kenetlenmiş halde bulunmalı, uyumlu insan olmalıyız. Hoşgörülü olmak kemâlat ' tandır. Allaha ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz gider. Bir de sabredin çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46.) 6. İyi Ahlâk Sahibi Olmalıyız Gıybet, dedikodu, haset, kibir, kin, iftira ve kulis yapmak gibi hastalıklardan uzak olmalıyız. Hadiste: “Kul, iyi ahlakla çok ibadet edenlerin derecesine ulaşır” buyruluyor. 7. Güvenilir olmalıyız Birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız,her ne sebeple olursa olsun, bizim siperimizi terk etmeyeceğimize, kendilerine ihanet etmeyeceğimize inanıp, güvenmeliler.Emin insan olmak" hayra davet" edenlerin bariz vasıflarındandır. 8. İhsan Sahibi Olmalıyız Bize verilen görevi en güzel şekilde titizlikle yapmalıyız. “İhsan, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu göremezsen de O seni görür.” (Müslim ) 9. İstişare Ederek Çalışmalıyız Benim dediğim olacak dememeli, istişarede fikirlerimizi söylemeliyiz. İstişare ile verilen karara uymalı, bize düşen görevi canla başla yapmalıyız. Daha önce Hatalı Davranışlar bölümümde geniş izahat verildi. 10 .İtaat Etmeliyiz Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:"Üç kişi vardır ki, Allah kıyamet gününde onlarla ne konuşur, ne onlara nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır, onlara elim bir azap vardır: (Bunlardan birisi) Sırf dünyevî bir menfaat için bir imama biat eden kimse; öyle ki, dünyalıktan istediklerini verirse biatinde sadıktır (itaat eder), vermezse sadık (itaat etmez) değildir." (Buhari, Müslim,Ebu Davud,Nesâî) Bir üst kademenin talimatlarını yerine getirmede aksaklık göstermemeliyiz. Alınan kararları yerine getirmek için başkana itaat etmeliyiz. Darılma, küsme bizim aramızda olamaz. Hatalı Davranışlar bölümünde daha geniş açıklama yapıldı. 11. Sadakatli Olmalıyız Davamıza ve liderimize bağlı olmalıyız. Vefa çok üstün bir vasıftır. “SIDDîKİYET en üstün bir mertebedir!” 12. Nefsimizi Terbiye Etmeliyiz Nefsimize esir olmamak ve insanlara faydalı olmak için, Allah’a yalvarmalı, birlikte hizmet yaptığımız arkadaşlarımızın kusuruna değil, önce kendi hata ve eksikliğimize bakmalı, onu gidermeye çalışmalıyız. Canımızın istediğini, hoşumuza gideni değil, yapmamız gerekeni yapmalıyız. 13. İdeallerimiz İçin Fedakarlık Yapmalıyız Her nimet bir külfet karşılığıdır. Saadet Davasının başarıya ulaşması; herkesin huzur ve barış içinde ağız tadıyla yaşayacağı, birbirini sevip sayan yüce ahlaki değerlerle süslenmiş bir cemiyetin oluşmasını sağlar. Bunun da bir bedeli vardır elbet. İşte bu bedel görevimizi yerine getirmek için belli bir zamanımızı bu yüce gayenin tanıtılmasına ayırmak ve bu hizmetin yürümesi için imkanlarımız ölçüsünde maddi katkıda bulunmaktır. Mazlumların hakkını korumak ancak bu çalışmalarla mümkündür. Güneş doğunca karanlıkların yok olacağı gibi hem ülkemizde hem de bütün dünyadaki her türlü baskı, zulüm ve haksızlık karanlığı da Saadet aydınlığında inşâ-Allah yok olacaktır. İŞTE BİZİM DAVAMIZ BUDUR. NE MUTLU BU HİZMETE CANLA BAŞLA KOŞANLARA... Konu EL-NARA tarafından (23.01.09 Saat 12:24 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
![]() |
| Etiket |
| aferdi, bireylselolanlar |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|