|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 222 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| MİLLî GÖRÜŞ MiLLî GöRüŞ Nedir? Ne Değildir? Dün'ü Bu Günü ve Yarını... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Akıncı
Üye No : 1625
Üyelik tarihi : 11-12-2008
Konuları : 15
Mesajlar : 203
Teşekkürleri: 172
67 mesajına 103 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 17.07.09
Durumu : Status: Offline
|
SP'yi yüzde 2.5’a çıpalamak isteyip “küçük olsun benim olsun” diyenler! / Fikritakip Saadet Partisi’nin İstanbul Bağcılar’da belediye başkanı adayı olan Mukadder Başeğmez, partisinin 26 Ekim 2008’deki büyük kongresinde yaptığı açış konuşmasında, eski genel başkan Recai Kutan ile yeni başkan Numan Kurtulmuş’u bir dizi ikiliye benzeterek Milli Görüş’ün süzülüp geldiği mecrayı ve yürüdüğü gelecek tasavvurunu çok güzel ifade etmişti: Dede Korkut ve Boğaç Han, Şeyh Edebali ve Osman Gazi, Akşemseddin ve Fatih… Milli Görüş’ün son partisi olan Saadet Partisi, Numan Kurtulmuş’u genel başkan seçmekle işte bu süreklilik içinde ve kesintiye uğramaksızın yoluna devam etme kararlılığını göstermiş oldu. Bu süreklilik bilinci, SP’de “eski-yeni” ya da “yaşlı-genç” karşılaştırmalarını bu nedenle anlamsızlaştırıyor. Kurtulmuş, partisinin dünyagörüşünü 150 yıllık yerel ve sahih bir düşüncenin akıntı mecrası olarak tarif ederek süreklilik duygusunu pekiştiriyor. Dolayısıyla Numan Kurtulmuş’un liderliğinin Milli Görüş için özellikli anlamı, Erbakan ve arkadaşlarının başlattığı yüksek duyarlılığı asrın idrakine söyletme misyonu olabilir. Bundan ne eksik, ne fazla! 26 Ekim kongresinden sonra Prof. Kurtulmuş’un birkaç seçimdir yüzde 2.5’e sıkışan partisini bu döngüden kurtarmak için stratejik bir müdahaleyle iki alanda açılımın imkanını yokladığı gözleniyor. Bunlardan birincisi, partinin kullandığı dili yenileştirme, söylemi ve üslubu kapsayıcı hale getirme ve SP’yi Türkiye’nin tümüne hitap eden bir partiye dönüştürme girişimidir. Buna bağlı olarak ikinci açılım alanı ise bu yenilenmenin siyasi personeli bahsinde çok seçenekli hareket edebilme, gönül genişliğine sahip olabilme, affetme ve unutmayı başarabilme yeteneğini geliştirmek gibi görünüyor. Parti yönetimi bu yeni yaklaşıma “açılım ve atılım” adını vererek bu sloganı 26 Ekim kongresinin şiarı yaptı. Kurtulmuş, siyasi personel konusunda konuşurken, esas itibariyle transferci bir parti olmayacaklarını, ama siyasi sicili kuşku uyandırmayan ve üzerinde şaibe kokusu bulunmayan herkesin, başta eski Milli Görüşçüler olmak üzere, Saadet Partisi’ne katılmak istemelerine kapıları kapatarak karşılık vermeyeceklerini söylüyor. Erbakan’dan başlayarak partinin önde gelen isimlerinin onayını aldığı anlaşılan bu açılım ve atılımın tabii ki öncelikli muhatabı sekiz yıl önce Milli Görüş’ü bölerek içinden AK Parti fıraksiyonunu çıkaran eski Milli Görüşçüler. Erbakan nicedir bu politikacı profiline hitaben, tuttukları yanlış yoldan bir an evvel dönmeleri ve yuvaya geri gelmeleri için çağrıda bulunuyor. Şimdi de Kurtulmuş, 26 Ekim kongresinin “açılım ve atılım” şiarına dayanarak partisinin dili ve söyleminde açılım-atılım yapmaya çalışırken, bir yandan da 2001 yılında gerçekleşen bölünmenin sosyolojisinde meydana gelmiş doku tahribatına yönelik ince işçilikle uğraşıyor. Bununla birlikte büyük kongre ile başlayan sürecin SP içinde bazı küçük grupların tepkisini çektiğini inkar etmeye gerek yok. Hem Kurtulmuş’un adaylık sürecinde, hem de sonrasında bu gruplar -belki farkında olmadan- çürütücü etkileri olabilecek bir muhalefet üslubunu tercih ettiler. Aradan geçen zaman ve SP’nin kamuoyunda gözle görülür bir yükseliş eğilimine girmesi sözkonusu grupların bu muhalefet üslubunu terketmelerini sağlamış olmalıydı. Kurtulmuş’un partinin başına geçmesiyle birlikte teşkilatlarda dramatik değişiklikler yaşanmadığına, buna karşılık mevcut kadrolarla SP’nin halihazırdaki yükseliş eğilimi gerçekleştirilmiş olmasına rağmen acaba neden çürütücü muhalefet ayakta tutuluyor? Mesele eğer AK Parti kaynaklı bir komplo denemesine bağlanmayacaksa SP’nin yerel seçimlere giderken kendi içindeki unsurlar tarafından engellenmeye çalışılmasının ikna edici açıklaması ne olabilir? Bunun son örneği Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu’nun kısa bir ayrılıktan sonra istifa ettiği partisine dönerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi için aday olmasıyla yaşandı. Bekaroğlu, Milli Görüş içinde çokça hizmeti olmuş ve Erbakan’ın genel başkan yardımcılığını yapmış bir politikacı olarak partisine dönme kararı aldıysa bu çok önemli bir gelişme değil midir? Bunun da ötesinde, Bekaroğlu’nu SP’ye dönmeye ikna edebilmesi Kurtulmuş yönetiminin parlak başarısı sayılmayı haketmiyor mu? İlginçtir, bu son derece olumlu somut durum Milli Görüş içinden konuşan bazı gruplarca yanlışlanmaya, mümkünse bozulmaya çalışılıyor gibi bir durum sözkonusu. Milli Görüş çevresine yönelik yayın yapan Marmara Haber isimli internet sitesi, Mehmet Bekaroğlu’nun SP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olmasını değerlendirirken Bekaroğlu’nun eski zamanlarda yine Milli Görüş camiasından Boyut Haber’e verdiği bir röportajı ortaya çıkararak bir tür “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demeye getiriyor. Marmara Haber, Bekaroğlu’nun, 31 Mayıs 2007 tarihli bir söyleşide, Başbakan Erdoğan’ın daveti üzerine gerçekleşen Kurtulmuş-Erdoğan görüşmesini nasıl değerlendirdiğine ilişkin soruya, o görüşmenin ortalama zihinde yolaçabileceği algılamaya uygun cevap vermesini bugün tekrar gündeme getiriyor. Kurtulmuş’un Erdoğan’ın davetine icabet etmesini o sırada “kararsızlık” olarak değerlendiren Bekaroğlu’nun, sonraki günlerde Kurtulmuş hakkında müspet tahliller yaptığı herkesçe biliniyor; en iyi de eski partisi SP’deki politikacılar bunun bilgisine sahip. Ayrıca Bekaroğlu’nun İstanbul için adaylığının Erbakan tarafından onaylanmış önemli bir adım olduğunu bilmeyen yok. Nitekim Mehmet Bekaroğlu, adaylığının açıklandığı coşkulu Bağcılar toplantısında, kendisine adaylık teklif edildiği için Kurtulmuş’la birlikte Erbakan’a da teşekkür ederek söze başladı. Şimdi sorulması gereken şudur: Acaba SP içinden konuşan kimi isimler veya gruplar, partiye her dönüş anında benzer bir tavır takınıp eski hesapları mı görmek isteyecekler? Erbakan’ın “yuvaya dönüş” çağrılarına rağmen acaba hangi meşruiyetle böyle bir hesaplaşma arayışındalar? Acaba bu kişi veya gruplar, Milli Görüş’ün başarısından ziyade yüzde 2.5’a çıpalı kalarak “küçük olsun ama benim olsun” durumunun sürmesini mi tercih ediyorlar? SP’nin açılım ve atılım kongresi sadece genel başkan seçmekle kemale erebilecek bir süreç gibi görünmüyor. Erbakan’ın kırk yıllık davasını asrın idrakine söyletebilmek için, herşeyden önce, bu misyonun önüne dikilip onu raydan çıkmaya zorlayan böyle anlayışlara karşı da tedbir uygulanması kaçınılmaz gözüküyor. |
|
|
![]() |
| Etiket |
| “küçük, 25’a, benim, çıpalamak, diyenler, fikritakip, isteyip, olsun, olsun”, spyi, yüzde |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|