| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 202 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » MİLLî GÖRÜŞ »

MİLLî GÖRÜŞ MiLLî GöRüŞ Nedir? Ne Değildir? Dün'ü Bu Günü ve Yarını...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.10.08, 10:58   #1
Elcihad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Selamet
Üye No : 83
Üyelik tarihi : 11-08-2008
Nereden : ERZURUM - KOCAELİ
Konuları : 248
Mesajlar : 697
Teşekkürleri: 255
343 mesajına 902 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Elcihad is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 25.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Recai Kutan'ın Kongre Konuşması


Muhterem Divan;

Aziz vatandaşlarım;

Temeli sevgi ve şefkat, barış ve esenlik olan, “Milli Görüş” hareketinin, cefakâr ve fedakâr mensupları; Bu mübarek topraklar üzerinde, doğrunun, iyinin, güzelliğin, huzur ve barışın, hakkın ve adil bir düzenin hâkimiyeti için geceli gündüzlü gayret gösteren Saadet Partili kardeşlerim, aziz delegeler…

Türkiye’mizin dört bir yanından koşup gelen hanımefendiler, beyefendiler ve sevgili gençler, Yurtdışından ve Türkiye’den kongremizi teşrif eden değerli misafirler, siyasi misyon’un ve basınımızın değerli temsilcileri, Hepinizi şahsım ve Saadet Partisi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin ve İslam âleminin en hain kuşatmalarla, en sinsi oyunlarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde gerçekleştirdiğimiz bu kongrenin, ülkemize, islam âlemine ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. Ankara’nın bu en büyük salonunun içini ve dışını patlatırcasına dolduran bu muhteşem kalabalığı ve bu muhteşem tabloyu mutlulukla seyrediyorum. Mutluyum, çünkü bu salonda büyük davamıza yakışır bir milli şahlanışın coşkusunu görüyorum. Mutluyum, çünkü bu salonda kalbi mazlum İslam coğrafyası için çarpanları, bütün insanlığın saadeti için çırpınanları görüyorum. Savaş değil barış, sömürü değil adalet, zillet değil izzet için çalışanları görüyorum.

Mutluyum, çünkü bu salonda Türkiye’nin dört bir yanından koşup gelmiş Nene Hatunları, Sütçü İmamları görüyorum.

Bu mutluluk duygusu içerisinde sesimizin ulaştığı herkese, işsiz kalan, aç kalan insanımıza, kimsesiz, dul ve yetimlerimize, yanlış ekonomik uygulamalarla perişan hale getirilen memurumuza, işçimize, emeklimize, çiftçimize, esnafımıza, tüccar ve sanayicimize, en gür sesle sesleniyorum; “Ümitsizliğe düşmeyin. Çaresiz değilsiniz.

Bütün bu sorunlara çözüm de var, çare de var. O çare de Milli Görüş’tür. Milli Görüşçülerin sahip olduğu azim, heyecan ve hizmet aşkıdır.

SEVGiLi MiLLi GÖRÜŞÇÜLER…

Siz, gittiği her yere medeniyet götüren bir ecdadın evlatları sınız. Sizler su medeniyetinin çocuklarısınız. Bugün insanlığı felakete sürükleyen, islam coğrafyasını kan ve gözyaşına boğan ‘Nemrudi’ ateşi söndürecek olanlar, sizlersiniz.

Size ibretlik bir olay anlatmak istiyorum. Bir gün abid bir zat çölde yürüyordu. Yaralı bir kuş gördü. Çaresiz bir kuş. O biçareyi görünce, “Yarabbi” dedi. “Biliyorum ki, Sen yarattığın her varlığın rızkını gönderensin. Peki ama bu çaresiz yaralı kuşun rızkını nereden ve nasıl gönderiyorsun?”

Merak edip beklemeye başladı. Çok geçmedi. Bir kartal süzülerek o yaralı kuşun yanına indi. Ağzındaki et parçasını o biçareye verdi. Abid zat, bu olayı görünce, “Çölde yaralı bir kuşun

rızkını veren Rabbim elbette benim de rızkımı gönderir” diyerek, artık çalışmamaya, ömrünü sadece ibadet ederek geçirmeye karar verdi. Bu kararını da âlim bir zat olan ibrahim Ethem hazretlerine iletti. ibrahim Ethem Hazretleri, ona şöyle dedi:

“Ey abid! Neden çöldeki yaralı kuş olmak yerine, ona rızkını getiren Kartal olmayı tercih etmiyorsun”

Ey Milli Görüşçüler, size sesleniyorum. Bugün Filistin yaralı bir kuş. Afganistan yaralı bir kuş.

Irak yaralı bir kuş.

Ve yaşlı gözlerle Anadolu’dan havalanacak kartalı bekliyorlar.

O KARTAL SiZLERSiNiZ!

O KARTAL MiLLi GÖRÜŞTÜR!

Unutmayın ki, sizin kanat çırpışınız, onların kurtuluş muştusudur.

KARDEŞLERiM…

Ülkemiz ve islam coğrafyası, tarihinin en önemli dönemeçlerinin birini geçiyor. Bu öyle bir dönem ki; İslam coğrafyası kan ağlıyor. 1000 yıllık din, tarih ve kültür birliğine sahip olduğumuz, burnumuzun dibindeki ülkeler işgal ediliyor. Emperyalist ırkçı zihniyetler dünyayı kendi menfaatleri doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Haritalar yeniden çiziliyor. Ülkemiz en hain kuşatmaların, en sinsi planların tehdidi altında. Peki böylesine önemli bir coğrafyanın en güçlü ve en stratejik ülkesi olan

Türkiye’miz de neler oluyor?

Maalesef milletimiz kayıkçı kavgalarıyla meşgul ediliyor. Sözde laiklik yaygaralarıyla, sahte irtica nutuklarıyla oyalanıyor.

Büyük Ortadoğu Projesi adım adım uygulamaya konulurken, Coğrafyamız kurtlar sofrasında pay edilmeye çalışılırken, çiftçimiz, esnafımız, memurumuz, köylümüz, işçimiz, emeklimiz açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verirken, ahlaki ve manevi tahribat had safhaya çıkmışken, iktidar ve ana muhalefet partileri horoz dövüşü yapıyor.

SEVGiLi MiLLi GÖRÜŞÇÜLER… GENÇLER, HANIMLAR, BEYLER…

Maalesef ülkemiz üzerinde oynanan en alçakça oyunlardan biri PKK terörüdür. Ülkemizi parçalamak, bizi birbirimize düşürmek isteyen dış güçler, PKK terör örgütü eliyle ülkemizi bölüp parçalamaya, milletimiz arasında düşmanlık tohumları ekmeye çalışmaktadır. Nitekim son aylarda terör, polis ve askerlerimizin yanı sıra, kadın, çocuk, yaşlı demeden masum vatandaşlarımızı da hedef almaya başladı. Terörün en acımasız ve iğrenç yüzü tekrar ortaya çıktı.

Bu alçakça oyunlara karşı Türküyle, Kürdüyle, millet olarak hepimiz uyanık olmak zorundayız. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da bu kardeşliği kimsenin ama hiç kimsenin bozmasına izin vermemeliyiz. Bir kez daha üzerine basa basa vurguluyorum; ırkı, dili, milliyeti nedeniyle kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Biz aynı şerefli milletin çocuklarıyız. Malazgirt’te beraber at koşturduk.

Anadolu’ya birlikte taşıdık, İslam’ın kurtuluş muştularını. Beraberce yürüdük Bizans’ın üzerine. Çağ açıp çağ kapayan kutlu orduda omuz omuza savaştı atalarımız. Çanakkale’yi geçilmez yaptık, canımızı vererek…

Aziziye tabyalarında hep birlikte dar ettik Moskof’a dünyayı. Şanlıurfa’da, Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta bir tek yumruk olup indik müstevi orduların tepesine. İzmir’de hep beraber döktük Yunan Palikaryasını denize. Daha dün aştık el ele Beşparmak dağlarını.

KARDEŞLERiM…

Emperyalistler ülkemizi işgal ederken sormadılar ırkımızı. Kürt, Türk, Çerkez, Boşnak, etnik ökenimize bakmadan hunharca katlettiler bu ülkenin çilekeş insanlarını. Çünkü onlar biliyorlardı ki, bizi Allah kardeş kılmış Kur’anı ile. Kanımızı sülük gibi emen, coğrafyamızı bir kan gölü haline getiren, terör örgütünü bir taşeron gibi üzerimize salan, Türk-Kürt çatışması çıkarmayı planlayan

küresel emperyalizmin planlarını birlikte boşa çıkaracağız.

Ey Kılıçarslan’ın torunları!

Ey Selahaddin-i Eyyubi’nin torunları! Kardeşliğinizi muhafaza edin. Dik durun. Asla sarsılmayın. Çağdaş Haçlı sürülerine tıpkı ecdadınız gibi ders vermeye hazırlanın. Unutmayın ki müminler ancak kardeştir.

Bütün Türk ve Kürt kardeşlerimize bir kez daha çağrıda bulunuyorum; gün her zamankinden fazla birlik olmagünüdür. El ele, omuz omuza verme günüdür. Bu türgerginlik ve çatışmaların milletimize, ülkemize değil, ancak ve ancak Büyük Ortadoğu Projesi sahiplerine hizmet edeceğini unutmamalıyız.

DEĞERLi MiLLi GÖRÜŞÇÜLER

PKK bir kukladır. İpi dış güçlerin elindedir. Bu terör vahşetinin arkasında coğrafyamızı kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışan küresel güçler vardır. Türkiye’nin müttefikiymiş gibi görünüp, teröristlere her türlü silah ve mühimmatı sağlayan devletler vardır. PKK’yı besleyip, büyüten yabancı istihbarat örgütleri vardır. Yüzümüze gülüp, arkamızdan hançerleyenler

vardır.

Nereden mi biliyoruz!

Soruyorum size…

Yakalanan PKK’lıların üzerinden Amerika ve Avrupa menşeli silahlar çıkmadı mı!

PKK kamplarında Amerikan menşeli tanklar bulunmadı mı!

Binlerce kayıp Amerikan silahı, PKK kamplarında ele geçmedi mi!

Onlarca askerimizin şahadetine neden olan mayınlar NATO menşeli değil miydi!

Artık bu bölgede, karşımızda PKK’nın dışında bir güç olduğunu anlamalıyız. Dünyanın en güçlü ülkelerinin askeri ve istihbarat desteğine sahip bir örgüt olduğunu bilmeliyiz.

O YÜZDEN KARDEŞLERiM.

Bir kez daha söylüyorum; ABD ile stratejik müttefik olma sevdası devam ettikçe, AB’ye girme uğruna milli çıkarlarımızı bir kenara bıraktıkça Siyonizm’in Türkiye üzerindeki emellerini göz ardı ettikçe terörle mücadelede başarıya ulaşılamaz. Yalancı dostlarla, ikiyüzlü müttefiklerle oyalanmak yerine, bu haklı ve samimi uyarılara kulak verilmelidir. Türkiye derhal kendi milli duruşunu ortaya koymalıdır. Aksi takdirde yüreklerimizden ateş, gözlerimizden yaş eksik olmaz. Milli Görüş partileri iktidarda

da, muhalefette de hep aynı görüşü savunmuş, aynı duruşu sergilemiştir. Bu sayede teröre karşı önemli başarılar elde etmiştir.

DEĞERLi DAVA ARKADAŞLARIM

Önemli bir hatıramla terör meselesine son noktayı koymak istiyorum. Genç bir mühendis olarak tam 9 yıl boyunca Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görev yaptım. Bir gün İstanbul’dan yeni atanmış genç bir mühendis arkadaşla içme suyu projeleriyle ilgili olarak Mardin’in köylerini dolaşırken, yolumuz bir köye düştü. Yöresel kıyafet giymiş genç bir köylüye rast geldik. Gezi sırasında, Türkçe, Kürtçe, Arapça konuşulduğunu gören bu genç arkadaş, merakla şöyle bir soru sordu: “Hemşerim!” dedi,

“Sen hangi millettensin?” Bu genç köylü vatandaşımız soruyu çok anlamsız ve tuhaf buldu. Ve bunu bakışlarıyla belli ettikten sonra, şu müthiş cevabı verdi: “Hemşerim” dedi, “BEN MiLLET-i İBRAHiMDENiM!” işte çözüm buradadır aziz kardeşlerim. Çözüm bu cevapta saklıdır.

Çünkü Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, bu topraklar bir mozaikse, o mozaiği bir arada tutan çimento iSLAM KARDEŞLi⁄iDiR. Yüzlerce yıldır bu böyleydi ve bundan sonra da böyle olacaktır. Bu yüzden Milli Görüş, başından beri “iSLAM KARDEŞLi⁄i” diye haykırmaktadır. Bundan sonra da haykırmaya devam edecektir. Çünkü başka çare de, çözüm de yoktur.

Değerli Arkadaşlarım;

Bugün terörle anılan bölgede, 9 yıl süreyle, Fırat ve Dicle nehir havzalarının planlamasını yapmak için, Diyarbakır, Ş.Urfa, Gaziantep, Mardin, Siirt, Bitlis, Muş, Van, Hakakri, Elazığ, Tunceli, Malatya, Adıyaman, Erzincan, Erzurum, Ağrı, Bingöl illerinde, köy köy, mezra mezra dolaştık. Bu planlama çalışmaları sırasında, bölgede bir tek anarşi ve terör olayına rastlamadık. Soruyorum, ne oldu da terör belası 1980’den sonra hortladı ve binlerce cana, milyarlarca dolara mal oldu.

Başkan Kennedy tarafından hazırlanan “Barış Gönüllüleri” projesiyle ilgili olarak ABD – Türkiye arasında yapılan ikili anlaşma ile, 1962 – 1972 yılları arasında 10 yılda ülkemize gönderilen ve 27 ay süreyle görev yapan 1585 barış gönüllüsünün hangi hain çalışmaları yaptıklarını, Türkiye’deki hassasiyetlerini, etnik ve mezhep ihtilaflarını belirlediklerini bilmeden, terörün nasıl olup da

hortladığını anlamak mümkün değildir. Irak’taki birinci körfez harekâtının ardından, Bakanlar

Kurulunun kararıyla “Çekiç Güç” Türkiye topraklarında konuşlandırıldı. Saddam’a 36 ıncı paralelin kuzeyindeki topraklara geçme yasağı koyuldu. Çekiç Güç, bu bölgede bir otorite boşluğu oluşturuldu. Bu boşluk PKK’lılar tarafından dolduruldu. Biz Milli Görüş olarak, en başından beri “Çekiç Güç”e karşı çıktık. 54 Erbakan Hükümeti ilk iş olarak Çekiç Gücün yetkilerini sınırlandırdı. Bunu Keşif Gücü haline getirdi. Bu karardan sonra Kuzey Irak’taki 5 bin Amerikan ajanı Kuzey Irak’ı terk etme mecburiyetinde kaldı. Bugün başımıza sarılan terör belasının kökü, ta o yılların yönetimlerinin gafletine dayanmaktadır.

Tekrar soruyorum. Bizi arkamızdan hançerleyenlerle nasıl mütteşk, nasıl stratejik ortak olabiliriz.

Değerli Kardeşlerim;

Bu sorunun gündeme getirdiği güncel gelişmeler ile ilgili olarak şu hususları belirtmek istiyorum:

1- Kuzey Irak’tan kaynaklanan terörist eylemler nedeni ile bölgede baş gösteren gelişmeler konusunda Saadet Partisi emperyalistlerin oyununa gelinmemesi uyarısında bulunmaktadır. Saadet Partisi Irak halkı ile savaş ve çatışma değil, barış ve iş birliği önermektedir. Terörün gerçek hamisi olan emperyalist güçlerle iş birliği yapmayı marifet bilen ve bunu alkışlayan zihniyet nedense Kuzey Irak’ta yaşayan halklarla iyi komşuluk münasebetleri ve iş birliğini adeta ihanet olarak lanse etmeye çalışmaktadırlar. Kuzey Irak’ta yuvalanan terörist güçlere karşı Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt, Türkmen ve Arap kökenli kardeşlerimizin destek ve yardımını almalıyız. Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtler, Türkmenler ve Araplar bizim düşmanımız değil, kardeşlerimizdir. Ve onların bizim yardımımıza, dostluğumuza, işbirliğimize, himayemize ihtiyaçları vardır.

2- Biz etnik milliyetçiliğe karşıyız. Ama etnik kimliklerin asimilasyonuna da, kimliklerin inkârına da aynı şiddetle karşıyız. Devlet, hiçbir etnik gurubu kendi dilini, kültürünü, folklorunu inkâr etmeye, terk etmeye, unutmaya zorlayamaz.

3- Terörle mücadele gerekçe gösterilerek Temel Hak ve Özgürlüklerden geri dönüş anlamına gelecek teşebbüsler son derece tehlikelidir. Özgürlükleri kısıtlayarak, terörle mücadele edilemez. OHAL uygulaması talepleri de aynı şekilde terörü azdırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu uygulama devlet içinde çeteleşme zemini hazırlamakta ve bölge halkını devletten uzaklaştırarak terör örgütünün kucağına itmektedir.

4- Yıllarca terör ve şiddetin hâkim olduğu bölge ekonomik açıdan tahrip olmuş, işsizlik diğer bölgelere oranla dramatik bir boyuta ulaşmış, eğitim ve sağlık hizmetleri aksamıştır. Bölgenin orada yaşayan mağdur ve mazlum halk için ve müteşebbis için cazip hale getirilmesi bir zorunluluktur. Bu, sulandırılmış teşvik anlayışı ile değil, ciddi bir planlama ve yatırım hamlesi ile gerçekleştirilebilir.

Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki sanayi kuruluşlarının, fabrikaların, barajların altında MSP ve Refah imzası vardır. Bizim bin bir emekle kurduğumuz fabrikaları haraç mezat satanlar bugünkü dramın da mimarlarıdırlar. Bu bölgede özelleştirme yapmaya kalkışmak, ateşe körükle gitmekten farksızdır.

5- Bu ülkeye yapılabilecek en büyük düşmanlık Türk – Kürt düşmanlığını körüklemektir. Siyasetçileri kan ve göz yaşı üzerinden rant sağlama teşebbüsüne son vermeye davet ediyorum. Ateşle oynamayınız. Bu şerefli milletin çocuklarını biri birine düşürmeye kalkışmayın. Yoksa bu ateş sizleri de yakar.

6- Güneydoğu Anadolu bölgesinin Güvenlik güçleri kadar merhamet güçlerine, barışa, kardeşliğe, sevgiye, şefkate davet eden bilge insanlara da ihtiyacı vardır.

Muhterem Kardeşlerim,

Saadet Partisi bu sorunu hakça çözüme kavuşturmadan, yeniden büyük Türkiye’nin kurulacağına inanmamaktadır. Biz bu sorunu terör ve şiddete bulaşmadan çözme iddiasındayız. Bunu yalnızca biz çözer ve kardeşliğimizi ve beraberliğimizi dosta düşmana da ispat ederiz. Buradan çok net şekilde ifade ediyorum ki, bu sorunun çözümü ne ABD’de ve ne de Brüksel’de değildir. Bu sorunun çözümü, namlunun ucunda da değildir. Terör ve şiddetle, kan ve gözyaşıyla hiçbir sorun çözülemez. Bu

sorunun çözümü Milli Görüş zihniyetindedir.

DEĞERLİ DİVAN, DEĞERLİ DELEGELER, TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDAN KOŞUP GELEN MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN VEFAKAR, FEDAKAR iNSANLARI, AZİZ MİSAFİRLER…

Türkiye’miz tarihinin en zor ve en badireli dönemlerinden birini yaşıyor. Dünyada meydana gelen insanlık dışı olaylar, en çok içinde bulunduğumuz coğrafyayı ve özellikle de Türkiye’yi ilgilendiriyor.

Üç kıtanın kesişme noktasında yer alması, değerlendirilen ve henüz yeterince değerlendirilmeyen stratejik kaynakları, dünyaca en zengin petrol yataklarının tam göbeğinde bulunması, petrol ve doğalgaz boru hatlarının geçiş noktasını işgal etmesi, siyasi ve stratejik özelliği, Türkiye’ye ayrı bir önem kazandırıyor ve gelişmiş ülkelerin hedefi haline getiriyor. Sömürgeci batı âlemi, eskiden beri, bu bölgede Osmanlı’nın mirasçısı güçlü bir Türkiye istemiyor. Neticede Türkiye’nin güçlenmesini önlemek için birtakım adımları atıyor, attırıyor ve bu yöndeki gelişmelere destek veriyor.

Bunun içindir ki, dünyanın ve özellikle Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı, içinde bulunduğumuz bu dönemde, Türkiye, tarihinin en badireli günlerini yaşıyor ve tehdit altında bulunuyor diyoruz. Evet bu dönemde yeryüzünü Batılılar şekillendirdi. Haritaları Batılılar çizdi, dolaylı veya doğrudan bu coğrafyada ki ülkelerin yönetici kadrolarının oluşumunda Batılılar belirleyici oldu. 1920 li yıllara kadar dünya coğrafyasının büyük bir bölümü, Batılılar tarafından işgal

edildi. işgaller esnasında acımasızca katliamlar, işkenceler, soykırımlar yapıldı. Yüzyıllar boyu işgal altındaki ülkelerde yaşayan halklara, batının değerleri aşılandı. Çekilmek zorunda kaldıklarında da, geriye, Batı değerlerini kalıcı kılacak tedbirler alarak çekildiler. Sonra da kurdukları Kukla Yönetimlerle, dünya halklarını sömürmeye ve yönetmeye devam ettiler.

Muhterem Kardeşlerim,

Batı medeniyeti küresel sorun üretiyor. Başka hiçbir medeniyet döneminde, bu kadar insan açlıktan ölmedi. Savaşlar bu kadar acımasız olmadı. Dünya nüfusunun altıda beşi yoksulluğa mahkûm edilmedi. Savaş, yoksulluk, açlık, sefalet ve ölüm Batı medeniyetinin ürettiği küresel sorunlardır.

Bu gün dünya nüfusunun bir değil, birkaç katını besleyebilecek bir tarım üretim potansiyeline sahibiz. Buna rağmen, ne yazık ki, yeryüzünde milyonlarca insan açlıktan ölmektedir. Eğer insanlar açlıktan ölüyorsa, bu bir insanlık suçudur. Bu suçun birinci derecede sorumlusu, elbette dünyaya şekil veren batılılardır.

Muhterem Kardeşlerim;

Sovyetlerin dağılmasının ardından, komünizmin bir tehdit olmaktan çıkması üzerine, dünya tek kutuplu hale geldi. Bunun ardından görüldü ki, geçmişte, Afganistan’daki Taliban’ı destekleyen ABD, şimdi onu tehdit olarak lanse etmektedir. İran devriminden sonra, Saddam’ı İran’a saldırtan ve ona en gelişmiş silahlarla destek verenler; emellerine bu yolla ulaşamayınca, Saddam’ın Kuveyt’i işgaline önce yeşil ışık yakmış, daha sonra da bu işgali bahane ederek, Saddam’ı Ortadoğu ve dünya barışı için bir tehdit olarak göstermiştir.

New York’taki ikiz kulelere yapılan saldırıyı ve bu saldırı sonunda üç binanın yıkılmasını ve birkaç bin insanın hayatını kaybetmesini bahane ederek de İslam’a ve bütün İslam alemine topyekun savaş ilan etmişlerdir. ABD Başkanı Bush, bu saldırıyı haçlı savaşı olarak isimlendirmiştir.

Hâlbuki New York ta ikiz kulelere ve Washington’da Pentagon’a yapılan saldırıları inceleyen insaf sahibi bilim adamları, iddia edilenlerle gerçeklerin bağdaşmadığını delilleri ile ortaya koymuşlardır.

Sovyetlerin dağılmasından sonra, İngiltere’de yapılan NATO toplantısında, İngiltere Başbakanı Thatcher, Komünizm çöktü. Bu durumda bizler NATO’yu tasfiyemi edeceğiz? Asla…

Batı Medeniyetinin gelişebilmesi için, her zaman bir düşmana ihtiyacı vardır. Şimdiye kadar düşmanımız komünizm idi. O halde medeniyetimizin yeni bir düşmana ihtiyacı var. O yeni düşman da “İSLAM” dır demiştir. İşte Batılı Emperyalistlerin, İslam’a ve Müslüman ülkelere bakışı bu.

Bu saldırıları gerekçe göstererek, önce Afganistan, ardından da Irak işgal edilmiş, İran, Suriye ve Sudan da, dünya barışı için tehdit ve düşman olarak gösterilmiştir.

Dünya hakimiyetinin önündeki en büyük engel olarak İslam’ı gören Irkçı-emperyalistler, amaçlarına ulaşmak için taktik değişikliğine gitme mecburiyetini hissetmişlerdir. ABD’nin önde gelen araştırma ve strateji kurumlarının hazırladığı raporlar, bundan sonraki süreçte karşılaşacağımız, hatta şimdiden karşılaşmaya başladığımız tehlikeleri gözler önüne sermektedir.

Bu raporlarda ana hedef, İslam Dininin, İslam’ı düşman olarak görenler tarafından, kendi menfaatlerine göre tanımlanması; ihtilaf konusu gibi gözüken hususların deşilerek zihinlerde kargaşa uyandırılması, Müslümanlar arasındaki birlik inancının ve cihad ruhunun yok edilmesidir. Ecdadımızın yüzyıllarca barış ve huzur içinde yönettiği topraklar şimdi kan ve gözyaşına boğulmuş durumda.

Afganistan işgal altında, Irak işgal altında, Filistin işgal altındadır. Her gün bir başka İslam ülkesi karanlık planların hedef olmaktadır.

Ne acıdır ki, kendi çıkarları uğruna Irak’ta bir milyon kardeşimizi katledenler, masum bebekleri bile annelerinin kucağında şehit etmekten çekinmeyenler, sözde “barış” nutukları atmaktan utanmıyorlar. Filistin’de, her gün yeni bir katliama imza atanlar, “demokrasi havarisi” kesilmekten çekinmiyorlar.

Şimdi soruyorum: o kadar barış yanlısıysanız; Felluce’de camide masum Müslüman’ın kafasına kurşun sıkan kim!

Ebugureyb’te Müslüman kadınların ırzına geçen kim!

Irak’ta 1 milyon insanı öldüren kim!

Elinde sapanla vatanını savunmaya çalışan Filistinli çocukların üzerine tankları süren kim!

DEĞERLİ KARDEŞLERİM;

İslam âleminin karşı karşıya olduğu tehlikeleri kavrayabilmek için burada, bir konunun gündeme getirilmesinde fayda görmekteyiz. Görevden ayrılan İsrail Başbakanı Olmert, “Büyük İsrail Projesi” nin artık bir hayal olduğuunu ifade etmiş, Filistinlilerle uzlaşmak gerektiğini dile getirmiştir.

Bu ifadeler, “BİP” in aslında var olduğunun açık bir itirafıdır.

Saadet Partisi olarak yıllardır BOP’un aslında BiP olduğunu ısrarla vurgulamamıza rağmen, BOP konusunda iktidarın yaklaşımını kabullenmekte zorlanıyoruz. Türkiye’nin, bütün bu şartlar altında, dış politikasını yeniden gözden geçirmesine ihtiyaç, hatta zaruret vardır. Bütün Dünyayı etkileyen ve Yeni Bir Dünya düzeninin kurulma sinyallerini veren ekonomik kriz vesilesi ile de Türkiye dış politika önceliklerini yeniden belirleme durumundadır.

Türkiye, çöken kapitalizmin yerine, bu çöküşün müsebbipleri ile birlikte, tahakküm ve sömürünün devamını sağlayacak Siyonist mihraklarla mı beraber olacak, yoksa, adalete dayalı, barış ve huzuru tesis edecek Yeni Bir Dünyanı n kurulmasında, D-8 lere öncülük mü edecek. Sicilleri böylesine kabarık ve karanlık olanların barış ve demokrasi için çalıştıklarını söylemeleri, tarihin en

büyük ikiyüzlülüğüdür.

KARDEŞLERİM…

Türkiye Ortadoğu’yu kana bulayan bu emperyalist ırkçıların, barış ve demokrasi nutuklarına kanmamalıdır. Çünkü bu millet hiçbir zaman zalime destek vermemiştir. Hep mazlumdan yana olmuştur. Bizim yerimiz Telaviv’de İsrail’in yanı değil, Gazze’de Filistin’in yanıdır.

Washington’da Amerika’nın yanı değil, Bağdat’ta Iraklı, Tahran’da İranlı Müslümanların yanıdır.

Bizim yerimiz zalimlerin değil, vatanları işgal edilen masumların ve mazlumların yanıdır.

Değerli Dava Kardeşlerim.

Buradan AKP iktidarını bir kez daha uyarıyorum: Avrupa Birliği’ne, Amerika’ya bağımlı olmaktan vazgeçin. Türkiye’ye Batı’ya kuyruk olmak değil, islam coğrafyasına lider olmak yaraşır. Bin yıllık tarihimiz bize bu misyonu yüklemiştir. Milli Görüş’ün D–8 oluşumunda ortaya koyduğu gibi, şahsiyetli bir dış politika uygulanmalıdır. Mazlum İslam dünyası Türkiye’den bunu bekliyor, bunu istiyor.

Gururla söylüyorum; D-8’ler 20. yüzyılın, 21’inci yüzyıla en büyük armağanıdır. Türkiye’nin ve tabii

ki Milli Görüş’ün öncülüğünde kurulan D-8 ler yeterince aktif hale getirilseydi, bugün ne Irak, ne Afganistan işgal edilebilir, ne de İsrail Filistin’de devlet terörü uygulayabilirdi. Bütün bu zulüm ve haksızlıları önlemek için, insanları aç ve yoksul bırakan batının kurduğu sömürgeci ve baskıcı sistemlere karşı bütün dünya halklarını ortak bir tavır sergilemeye çağırıyoruz. Kapitalist ekonomik anlayış ve uygulamalara son verilerek dayanışmacı ve adil bir ekonomik modele mutlaka geçilmelidir diyoruz. İşte Hak merkezli medeniyet, Milli Görüş’ün öncülüğünde bu temeller üzerine inşa dilecektir. Ayrımcılığın olmadığı, Hiç kimsenin açlıktan ölmediği, adil paylaşıma dayalı, yeni bir dünya mutlaka kurulmalıdır. 39 yıldan beri biz Milli görüşçüler, bunun gerçekleşmesi için, mücadele veriyoruz. Çünkü, Milli Görüşçü olmak demek, mazlum, mağdur ve çaresiz insanlığa, insanlığın kurtuluşuna vesileolacak bir medeniyeti, adil bir düzeni takdim etmek demektir.

MUHTEREM VATANDAŞLARIM, MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN DEĞERLİTEMSİLCİLERİ, AZİZ MİSAFİRLER,

Türkiye ekonomisi de maalesef büyük sıkıntılar içerisindedir. Bu duruma düşmemizin başlıca sebebi AKP iktidarı da dâhil, 54. Erbakan Hükümetinden önce ve sonra gelen iktidarların yanlış bir ekonomi politikasına sahip olmalarıdır. Bu politikalar, ekonomimizi çökertmiş, halkı mızı fakirleştirmiş ve yoksullaştırmıştır. 3 Kasım seçiminden önce IMF’ye karşı olduğunu söyleyen ve Derviş tarafından hazırlanan “güçlü ekonomiye geçiş” programına sert eleştiriler yönelten AKP, 2005’ten sonra IMF olmayacak demelerine rağmen süresi biten Stand-by anlaşmasını yeni bir anlaşmayla 3 yıllığına uzattılar. Bu IMF ve Dünya Bankasına bağımlı ekonomik politikalar sebebiyle ülkede işsizlik, geçim sıkıntısı, yoksulluk ve açlık hüküm sürmektedir. Ekonomimiz bir çöküntü içerisinde iken hükümet

yetkilileri ve yandaşı medya hala bunun tam tersini iddia etmekte, pembe tablolar çizmekte, ekonomimiz düzlüğe çıktı demektedirler.Bu iddialar karşısında Saadet Partisinin görüşü şudur:

“Ekonomi bir amaç değil bir araçtır. Ekonomi politikalarının hedefi, insanlarımızı mutlu etmek olmalıdır.” insanlar işi ve aşı olursa, insanlık onuruna yaraşır bir hayat seviyesine sahiplerse, mutlu olurlar. Eğer 72 milyon insanımızın tamamı bu gelişmelerden faydalanıp, en azından iş ve aş sahibi olabilmişse, bu göstergeler bir şey ifade eder. Ekonomik uygulamalar yatırım ve üretimi harekete

geçirmiyor, iş ve aş arayanları mutlu etmiyorsa, o ekonomi politikalarında bir yanlışlık var demektir.

Ekonomi düzlüğe çıktıysa insanımız niçin işsiz? Niçin aç? Türkiye niçin borç batağında?

Enflasyon düştü de, nüfusun % 90’ına faydası ne? Mutfakta kaynayan tencereye ilave bir şey girdi mi?

Memur, işçi, esnaf, çiftçi, milletimizin büyük çoğunluğu, Milli Görüş dışındaki bütün partilerin uyguladıkları IMF patentli ekonomik politikalar yüzünden açlık ve yoksulluğun pençesinde kıvranmaktadır. Şu anda ülkemizde yaklaşık 7,5 milyon kişi devletten yardım alarak yaşıyor. 15 milyon insanımız ise, tedavi hizmetlerini yeşil kart ile sağlayabiliyor. Maalesef 6 yıldır Hükümetin

uyguladığı ekonomi politikası, IMF tahsildarlığından öte geçememiştir. Bir avuç rantiyeciyi memnun etmekten başka bir işe yaramamıştır. Milletimizin alın teri, kazancı, bir avuç faizciye gitmektedir.

Maalesef tarımı bitirdiler. Çiftçimizi perişan ettiler. Esnafımızı. Memurumuzu, işçimizi, emeklimizi yoksullaştırdılar. Yaşadığımız vahim tablo, IMF endeksli ekonomi politikalarının inşasının resmidir. Yanlış yapmışlardır. Ve bu yanlışların getirdiği tablo ortadadır. Bu vahim tablo, Milli Görüş’ün ekonomik politikaları nın dışındaki hiçbir yaklaşımın halkın yüzünü güldürmeyeceğini göstermektedir. IMF talimatlarını çöpe atmadıkça ve IMF komiserleriyle ilişkiyi kesmedikçe milletin yüzünü güldürmek mümkün değildir. Ekonomimizin gerçek durumunu özetle şöyle açıklayabiliriz;

Kış geliyor, halkımız nasıl geçinecek? Halkımızın derdi iş ve aş…işin ve aşın artması da yatırım ve üretimin artmasına bağlı. Yatırım çok büyük ölçüde azaldı. 2008 yılı bütçesine bakınız. Faiz ödemelerine yüzde 25 pay ayrılmışken, yatırımın hissesi sadece yüzde 6’dır. Kamunun ve özel sektörün ekonomik büyüklükteki yatırımları yok denecek kadar azalmıştır. Üretim de artmıyor. Artmadığı için de bu yıl ki büyüme oranı yüzde 4’ün altında kalacak gibi görünüyor. Nüfus artış payını düşünce, yaklaşık 2,5 nispetindeki büyüme açıkça ortaya çıkar. Bu düşük büyüme ile işsizlere iş bulunamaz, halkımızın refah seviyesi artırılamaz.

Şu anda ekonomimizin en ciddi sıkıntılarından birisi işsizliktir. TÜiK’in açıklamasına göre ülkemizde 2,7 milyon kişi işsizdir ve işsizlik oranı da artarak yüzde 11,2’ye ulaşmıştır.

Tuik, iş bulmaktan umudunu kestiği için iş aramayan veya mevsimlik işçileri işsizler ordusuna dahil etmemiştir. Bu durumda gerçek işsizlik oranı en az yüzde 16-17’dir.

Tarımımızda da durum hiç iç açıcı değildir. En pahalı mazotu, gübreyi, ilacı, traktörü, elektriği

kullanan çiftçimizin, yılda 80 milyar dolar destek alan AB çiftçisi ve 100 milyar dolar destek alan ABD çiftçisiyle rekabet etmesi istenmektedir. ABD’de beher çiftçi başına 10.000 dolar, AB’de 2.300

Euro destek verilirken, Türkiye’de çiftçimize verilen bu destek sadece 90 dolardır. Çiftçilerimizin bir kısmı, zarar ettikleri gerekçesiyle tarlalarını ekmiyorlar. Son yıllarda bir milyon hektar alan tarım dışında kaldı. Buğday, Pancar, tütün, pamuk üretimleri büyük nisbette azaldı. Netice olarak IMF politikaları yüzünden çok sayıda çiftçi köyünü terk edip büyük şehirlere göç etti.

Yaklaşık 4 milyon esnafımız da büyük sıkıntı içerisindedir. Ekonomimizin bel kemiği olan ve istihdamın en büyük bölümünü sağlayan esnafımız, geçim sıkıntısına bağlı olarak azalan talep ve tüketim yüzünden tam bir dar boğaza girmiştir. Bu yüzden kepenkler kapatılıyor, 2008 yılının ilk 7 ayında, 2007 yılına göre kapanan işyeri sayısı yüzde 75 nispetinde artmıştır. işçimiz, memurumuz, emeklimiz de, vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu gibi enflasyon ve adaletsiz vergiler sebebiyle yoksulluk ve açlık sınırında perişan durumdadırlar.

Enflasyon tırmanıştadır ve yıllık hedefte yüzde 200 sapma olmuştur. Enflasyon için yüzde 14-15 gibi rakamlar açıklanıyor. Halk ise “Enflasyon palavrasına benim aklım ermez. Biz tenceremize giren maddelerin Fiyatına bakarız” diyor. Bulgurun % 87, pirincin % 53, ekmeğin % 50, sıvı yağın % 85, sabunun % 36, bakliyatın % 40-50 elektriğin % 60, doğalgazın % 45 zamlandığını söylüyor.

Ödenen faizlerin ve borçların yükü de, büyük çoğunluğu dar ve orta gelirli olan vatandaşların üzerindedir.

Bunları ödemek için toplanan vergilerin yüzde 67’si KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerle, 75 milyon halkımızın tamamından, yüzde 33’ü ise varlıklı kesimlerin ödediği kesimlerin vergilerden sağlanmaktadır. Açlık sınırında yaşayan bir vatandaşımız bile bakkaldan bir şey aldığında KDV ödemektedir. 2009 yılı bütçe çalışmaları son şeklini alıyor. Bütçe gelirlerinin yüzde 85’ini vergiler teşkil ettiğinden, 2009 vergileri vatandaşlarımız için önem taşıyor.

Halkımız 2009 yılında vergilerin artırılacağı endişesi içerisindedir.

Şu anda bile Türkiye’deki vergiler dünya rekoru kırıyor.

• Akaryakıtta dünya rekoru Türkiye’de,

• Elektrikte dünya rekoru Türkiye’de,

• Cep telefonlarında dünya rekoru Türkiye’de,

• Otomobil alımlarında dünya rekoru Türkiye’de,

• Sigara ve Alkollü içkilerde dünya rekoru Türkiye’de,

Kafanızı rakamlarla daha fazla şişirmemek için, iç ve dış borcumuzdaki, cari açık yani döviz açığındaki, protestolu senetlerdeki korkunç artışların detayına girmeyeceğim. Sanayici de sıkıntı içerisindedir. IMF’nin düşük kur, yüksek faiz dayatması sonucunda ithalat çok daha cazip hale geldiği için, üretimde ciddi düşüşler başladı. Hükümet ihracat patlamasıyla övünüyor. Ama ithalatın korkunç artışından söz edilmiyor. Şu anda 100 dolarlık ihracatın 70 doları ithalattır. Bu yılki dış ticaret açığının

72 milyar dolar olacağı beklenmektedir. Faiz oranları sürekli yükseliyor. Dünyada en yüksek

faizi ödeyen maalesef Türkiye’dir. Şu anda, faizcilere her hafta bir milyar dolar ödemekteyiz.

AZİZ KARDEŞLERİM.

Tablo bu kadar açık ve net iken, Hükümet hala sanal rakamlar, pembe tablolarla milleti oyalamaya çalışıyor. Sayın Başbakan, 22 Eylüldeki bir toplantısında, hükümetin ekonomik başarılarını anlattı.

2002 yılında, milli gelirimizin 230 milyar dolar olduğunu, 2007 yılında ise, milli gelirin 658 milyar dolara çıkartıldığını söyledi. “Yani milli gelir, 6 yılda %186 nispetinde artmıştır, böylece milli gelirimiz bu dönemde 2,8 kat büyümüştür, böylece kişi başına milli gelir 9300 dolara ulaşmıştır” dedi.

Bu iddianın doğru olmadığı basit bir hesaplamayla hemen anlaşılabilir. Şöyle ki, 2002 yılının sabit fiyatlarla olan 230 milyar dolarına, 2002 – 2007 yılları arasındaki resmen açıklanan büyüme yüzdelerini ekleyelim, bu durumda, 6 yılda milli gelirde ancak %39 artış olabiliyor. Bu durumda 2007 yılının sabit fiyatlarla gerçek değeri 319,7 milyar dolardır. Görülüyor ki kişi başına düşen milli gelir ise, 9300 dolar değil, 4260 dolar olmaktadır. Böyle bir iddiayı vatandaşlar acı bir tebessümle karşılamakta, acaba 4 kişilik hangi ailenin evine yılda 37.200 dolar girmektedir diye sormaktadırlar.

Değerli Arkadaşlarım;

Büyük öneminden dolayı AKP iktidarı tarafından yapılmakta olan özelleştirmelerden de bahsetmek istiyorum. IMF’nin baskıları neticesinde Türkiye’nin bütün stratejik tesisleri haberleşme sektörü, sanayi tesisleri Petrokimya Endüstrisi, kara ve deniz limanları, bankalar ve sigorta şirketleri büyük ölçüde yabancılara satılmış bulunmaktadır.

Özel sektörde aynı istikamette bazı tesisleri yabancılara satmaktadırlar. Bu gidişle, önümüzdeki birkaç sene zarfında, ekonomi büyük nispette yabancı sermayeye teslim edilmiş olacaktır.

Biz Saadet Partisi olarak stratejik önemi olan tesislerin, özellikle de geri kalmış bölgelerimizdeki kamu kuruluşlarının satılmaması görüşündeyiz. Önümüzdeki aylarda, özelleştirileceği açıklanan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Şeker Fabrikalarının özelleştirmesinin, bu bölgede yapılabilecek en büyük haksızlık ve kötülük olduğuna inanıyoruz.

Saadet Partisi olarak biz, ancak aşağıdaki şartlar yerine getirilmesi halinde, KİT’lerin özelleştirilmesinden yanayız.

• Tesis Çalıştırılacaksa,

• Tesise yeni teknoloji getirileceklerse,

• Kapasite, üretim ve istihdam artıracaklarsa,

• Zarar eden kuruluşlar, kar etmeye başlayacaksa,

• KiT’ler devlete yük olmaktan çıkarılacaksa,

• Devletin vergi gelirleri artacaksa,

• işçilerin iş güvencesi sağlanacaksa,

AKP özelleştirmelerinde bu şartlar yerine getiriliyor mu? Hayır! Özelleştirilen tesislerin büyük çoğunluğu kapatıldı. Mevcut çok değerli arsaları, imara açılmak isteniyor.

Değerli Arkadaşlarım;

Dünyayı saran Küresel kriz hepinizin malumu. 200 yıllık devasa finans kuruluşları, dünya çapında bankalar bir bir çöküyor. Bu finans kapitalizminin sonudur. Biz Milli Görüş’ün bütün partileri olarak 40 yıldan beri dünya düzeninin ne siyasi, ne sosyal, ne de ekonomik bakımdan adil olmadığını, yeni bir dünya düzeni kurulmadan, dünya da barışın, sosyal adaletin, huzurun, insanca yaşamanın yolunun bulunamayacağını iddia etmiş, bu yüzden Adil bir ekonomik düzene geçilmesini savunmuştuk. Bize göre, ABD ve AB ülkelerini sarsan bu ekonomik kriz, yeni bir devrin ilk ışıkları durumundadır.

Bu kriz kapitalizmin, faizci ekonomik sistemin de çöküşe geçtiğini müjdeliyor.

Vaktiyle dünyanın başına bela olan çeşitli İZM’ler vardı.Nazizm çöktü, faşizm çöktü, komünizm çöktü, şimdi sıra kapitalizme geldi. Bu çöküşün ardından “Yeni Bir Dünya” “Adil Bir Düzen” doğacaktır. Kuvveti ve menfaati hak sebebi sayan Batı medeniyeti artık iflas etmiştir. Dünyaya, zulüm, gözyaşı ve kandan başka bir getiremeyecekleri de açıkça ortaya çıkmıştır. İnsanlığın bundan böyle ihtiyacı, hakkı üstün tutan, hak merkezli bizim medeniyetimizdir, Milli Görüştür. Maalesef Hükümet bütün dünyayı kasıp kavuran küresel kriz konusunda da yanlış bir tavır içindedir. En yetkili

ağızlar “Türkiye’nin bu krizden çok fazla etkilenmeyeceğini” iddia etmektedir.

Sayın Başbakanda, bu konuda dikkatli olunması ikazında bulunanları “Kriz tellallığı” yapmakla suçlamaktadır. Dünyanın krizden çalkalandığı bir dönemde, Türkiye’nin bunun etkisinde kalmaması düşünülmez. Küresel kriz, her ülkeyi olduğu gibi, Türkiye’yi de tehdit etmektedir. Kriz kapımızdadır. Daha şimdiden borsa düşerken, kredi faizleri artmaktadır. Ağustos ayında sanayi üretimi de, küresel kriz etkisiyle %4 nispetinde düştü, “Kriz bize değmez”, “Bize bir şey olmaz” demek yerine, radikal ve ciddi tedbirler almak zorundayız. Unutulmasın ki, krizden önce de ekonomimiz ciddi bir sarsıntı geçirmekte idi. Şimdi vereceğim rakamlara dikkat edin. Türkiye’de bankaların yüzde 44’ü, sigorta şirketlerinin yüzde 80’i, Borsa’nın yüzde 70’i yabancıların, Yani uluslararası sermayenin elindedir. Bunun yanı sıra, neredeyse bütün stratejik kuruluşlarımız da yabancıların kontrolüne girmiştir.

Dolayısıyla “Türkiye bu krizden çok fazla etkilenmez” görüşü yanlıştır. Dünya gazetesinin düzenlediği bir ankette de iş adamlarımızın %57 si Türkiye’nin kriz içinde olduğunu %36 sı tam olmadığını %7 si ise krizin olmadığını söylemişlerdir. Değerli Arkadaşlarım, Aziz Misafirler.

Ahlaki, manevi, sosyal ve kültürel yapımızda da çok tehlikeli gelişmeler meydana gelmiştir.

Son aylar içerisindeki bazı tehlikeli gelişmeleri sizlere hatırlatmak istiyorum. Okullarda, ilkokullar da dahil, son zamanlarda meydana gelen şiddet olayları, can almaya devam ediyor. Ceplerinde kalem taşıması gereken çocuklarımız, bıçak, kuru sıkı tabanca taşımaya başladılar. Eskiden daha çok İstanbul’u tercih eden çeteler şimdi Türkiye’nin her köşesinde karşımıza çıkıyor. Üç – beş kişinin bir araya gelip silah temin ederek oluşturduğu çetelerin işleri, uyuşturucudan, hırsızlığa, kapkaça, çek – senet tahsilâtına ve şantaja kadar uzanıyor.

Gazeteleri okuyor, televizyonları izliyorsunuz. Gün geçmiyor ki, annesini en hunhar bir şekilde katleden bir kızın, ailesini yok eden bir gencin haberi eksik olmasın. iktidara ve muhalefete sesleniyorum: “Tehlikenin farkı nda mısınız?”

“Cennet anaların ayakları altındadır diyen” bir nesilden, “annelerini acımasızca kesen” bir nesle dönüşüyoruz. Ama şükürler olsun Milletin tek ümidi ve tek tesellisi, Milli Görüş Gençliği var. Peki neden? Ne oluyor bize, gençlerimize?

Maalesef sorunun temelinde, ahlaki ve manevi tahribat vardır. Ve bu tahribat korkunç bir noktaya ulaşmıştır. Yeşilay Derneği’nin hazırladığı bir rapor, bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Bu rapora göre, ülkemizde alkole başlama yaşı 11’e, uyuşturucuya başlama yaşı ise 12’ye kadar düşmüştür. 1930 yılında kişi başına tüketilen alkol miktarı 1 litre iken, maalesef bugün, tam 20 katı artarak, 20 litreye yükselmiştir. Türkiye’de uyuşturucu kullanımında da, %300’lük bir artış olmuştur. Saadet Partisi, geleceğimiz için en büyük tehlikelerden biri olarak, milli olmayan ve kalitesiz bir eğitim sistemini

görmektedir. Tamamen ideolojik saplantılarla ortaya çıkarılan “8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim” ile, milli iradeye ortak yapılan YÖK’ün uygulamaları, bütün eğitim sistemimizi adeta dinamitlemiştir.

Kesintisiz zorunlu eğitim, meslek okullarını, çırak okullarını, Kur’an Kurslarını da neredeyse çökertti. Sırf ideolojik amaçlarla uygulamaya konulan bu sistem, din eğitimini de tam anlamıyla baltaladı. YÖK tarafından üniversitelere girişte, meslek okulları için uygulanan katsayı adaletsizliğinin akılla, vicdanla, izah edilebilmesi mümkün değildir. Yıllardır bir “irtica” paranoyasıdır gidiyor. ‘Laiklik elden gidiyor’ yaygaraları koparılıyor. Laiklik evhamı ile başörtüsü gibi en temel insan hakları ihlal ediliyor. Huzurlarınızda CHP’ye ve yandaşlarına haksız ve zorba uygulamayı sürdürmekte ısrar eden üniversitelere de seslenmek istiyorum. Milletin değerlerine karşı mücadele etmekten vazgeçin.

Ülkemiz üzerinde tarihin en sinsi oyunları oynanırken, sahte irtica yaygaralarıyla ortalığı bulandırmayın. Başörtüsü bekçiliği değil, ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacak bilimsel çalışmaların öncülüğünü yapın. Açık söylüyorum. Kimse milletimizin haklı talepleri karşısında duramaz.

ÇÜNKÜ ZULÜM ASLA iLELEBET PAYİDAR OLAMAZ.

Aziz Kardeşlerim,

Bu tehlikeli gelişmelerin önlenmesinin tek yolu, insanlarımıza, milli, manevi ve ahlaki değerlerimizin öğretilmesidir. Bunun için Milli Görüşçüler 37 yıldan beri ısrarla “Önce Ahlak Ve Maneviyat” demektedirler. Bir ülkenin en büyük gücü, topu tüfeği değil, imanlı inançlı gençliğidir demektedirler.

Bu hayati gerçek ortada iken,

• Din eğitiminin önüne büyük engeller koyulmuştur.

• İmam Hatip Okulları ve Kur’an Kursları kapatılma noktasındadır.

• Dinler ve medeniyetler arası diyalog kisvesi altında misyonerlik faaliyetleri hızlandırılmıştır.

• Başörtülülerin eğitim hakları ellerinden alınmıştır.

Şimdi huzurlarınızda soruyorum:

Acaba bu vahim tablo karşısında, İmam Hatiplerin kapısına kilit vuranların vicdanı sızlıyor mu!

Kur’an öğrenimini 12 yaşla sınırlayıp, yasaklayanların vicdanı sızlıyor mu!

Gençliğimiz, avuçlarımızın arasından kayıp giderken, hala başörtüsüyle uğraşanların vicdanı sızlıyor mu!

SEVGİLİ DAVA ARKADAŞLARIM

Önümüzde yerel seçimler var. Malumunuz, Milli Görüş genel iktidarda olduğu kadar, yerel iktidarda ve belediyelerde de yeni bir çığır açmıştır. Belediye Başkanlarımız efsane hizmetleriyle milletimizin gönlünü fethetmiştir. Milli Görüş sayesinde çeşmeler akmaya, yollar asfaltlanmaya başlamıştır. Fakir fukaranın karnı doymuş, garip gureba sıcak yuvaya kavuşmuştur. Rüşvet, yolsuzluk, haksızlık, iltimas son bulmuştur.

Peki bunlar nasıl başarıldı?

DEĞERLİ DAVA ARKADAŞLARIM

Bu işler, inanç işidir. Azim işidir. Milli Görüş bu inanç ve kararlılık sayesinde, toplu iğ-

ne bile yapılamayan bir dönemde Türkiye'de ağır sanayi hamlesini başlatabilmiştir. 70 sente muhtaç olduğumuz dönemde 'inanç tekeden süt çıkarır' diyerek Kars'tan Edirne'ye kadar bütün Türkiye'yi sanayi tesisleri ile donatabilmiştir. Efsane Erbakan hükümeti döneminde tek kuruş vergi koymadan, tek kuruş borç almadan, denk bütçe yapabilmiştir. Faizcilerin hortumlarını kesip, işçiye, memura, emekliye yüzde 300’e varan artışlar verebilmiştir. D-8’leri kurabilmiştir. İman imkandır; inandığı-

nız kadar imkan bulursunuz. Biz inandık ve bu nedenle imkansız denilen hizmetlere imza attık.

Değerli kardeşlerim şunu asla unutmamamız gerekir. Sağlanan bu başarılar, asla kişisel değildir. Hizmet ve başarının temelinde zihniyet yatar. Milli Görüş’ün ortaya koyduğu ilkelere inanan ve bu ilkelere göre çalışan idareciler, ancak böyle başarılı çalışmaların altına imza atarlar. Şayet, aynı yöneticiler bu ilkelerden uzaklaşır ve Milli Görüş gömleğini çıkarırlar ise, aynı başarıyı sağlayamazlar.

Şu anda az sayıdaki Saadet Partili belediyelerin ortaya koyduğu başarıyı, diğer belediyeler gösterememektedir. işte bu Milli Görüş farkıdır. İnşallah önümüzdeki seçimlerde de en büyük başarılara imza atacağız. Allah’ın izniyle, milletimizi özlediği efsane hizmetlere yeniden kavuşturacağız. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Değerli Arkadaşlarım,

Şu ana kadar açıkladığım gerçekler gösteriyor ki, ülkemiz çok ciddi sıkıntılarla ve tehlikelerle karşı karşıyadır.

Şu anda halkımızın tek umudu sizlerde, siz Saadet Partililerdedir. Bu da bizlere büyük sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumluluk duygusu içinde, şimdi de sizlere, Saadet Partisi iktidarında, nelerin yapılacağı hakkında bilgi sunuyor, bunların sadece sözde kalmayıp uygulanacağını taahhüt ediyoruz.

SAADET PARTİSİ İKTİDARINDA, SOSYAL VE KÜLTÜREL ALANDA YAPILACAK

OLAN DÜZENLEMELER

• Eğitim kurumlarımız, çocuklarımıza milli, manevi ve ahlaki değerlerimizi verecek tarzda yeniden düzenlenecektir.

• Çağdışı 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim sistemi de ğiştirilecek, 5+3 şeklinde kademeli, 8 yıllık bir eğitim başlatılacaktır.

• Milli iradeye ortak yapılmış, ideolojik saplantı içinde olan YÖK, yeniden düzenlenecektir.

• Din eğitiminin önündeki bütün engeller kaldırılacaktır.

• Üniversitelere girişte meslek okulları için uygulanan katsayı adaletsizliği ile hiçbir demokratik ülkede görülmeyen başörtüsü zulmü ortadan kaldırılacaktır.

SAADET PARTİSİ İKTİDARINDA HUKUK ALANINDA YAPILACAK DÜZENLEMELER:

• Tüm idari işlemler hakkında yargı yolu açık olacaktır.

• Eğitim hakkının kullanılması önündeki tüm engeller ve eşitsizlikler ortadan kaldırılacaktır.

• Anayasanın 42. Maddesinde değişikliğe gidilerek maddeye “Öğretimde kılık ve kıyafetin serbest olacağı” hükmü konacaktır.

• Anayasanın 24 ve 136. Maddelerine işlerlik kazandıracak; din eğitimi ve öğretimi teminat altına alınacaktır.

• Batı direktiflerine göre çıkartılan tüm kanunlar yeniden gözden geçirilecek, milli ve manevi değerlerimize göre gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

SAADET PARTİSİ İKTİDARINDA, EKONOMİK ALANDA YAPILACAK DÜZENLEMELER EKONOMiDE KURTULUŞ REÇETESi

Yukarıdan beri anlatılanlar göstermektedir ki dışarıya bağımlı, sömürge tipi rant ekonomisi ile ülkemizin bu zilletten kurtarılması ve ekonomik bağımsızlığa kavuşması mümkün değildir. Bunun yerine öz kaynaklarımıza dayalı milli, güçlü yaygın ve adaletli bir kalkınmayı sağlayacak milli bir programa ihtiyaç vardır. Bu programın getireceği başlıca yeniliklerden birkaç tanesi şunlardır:

- IMF programları hemen terk edilecek, IMF ile yeni müzakereye oturulmayacaktır.

- Merkez Bankası dış güçlerin tasallutundan kurtarılıp, özerk değil, milli müessese haline getirilecektir.

- Sosyal güvenlik kurumlarının ıslahı ve kara delik olmaktan çıkarılmasını sağlamak için elindeki varlıklara rasyonel tedbirler getirilecektir.

- Özelleştirmelerin peşkeş çekme yerine değeri ile yapılması sağlanacak, stratejik tesisler kesinlikle özelleştirilmeyecektir.

- Bir milyar nüfuslu D-8’ler fonksiyonel hale getirilecek, bu topluluğun ekonomik gücü kalkınmaya yönlendirilecektir.

- Havuz sistemi tekrar kurularak ve kaynak paketleri hazırlanarak borçlanma ihtiyacı azaltılacaktır.

- Sıcak dövizin tahribatı önlenerek döviz kurlarının enflasyon seviyesinde artması desteklenerek yerli üretim ve iç Pazar üzerinde ithalat baskısı kaldırılacaktır.

- Hazinenin kısa vadeli ihtiyaçları için Merkez Bankasından borçlanma imkânı getirilecektir.

- Yerli üretimin rekabet kabiliyetinin güçlendirilmesi için, enerji, hammadde ve diğer maliyet unsurlarının rakip ülkeler seviyesinde olması sağlanacaktır.

- Tarımda üretim desteklenecektir.

- Tarım ve hayvancılık ürünlerinin işlenmesi için gıda sanayinin gelişmesi desteklenecektir.

SAADET PARTİSİ İKTİDARINDA DIŞ POLİTİKA ALANINDA YAPILACAK OLAN DÜZENLEMELER

• Irkçı emperyalizmin taşeronu değil, yeni dünyanın öncüsü olmak istiyoruz.

• ABD ve AB güdümündeki bir dış politika yerine, milli, şahsiyetli ve bağımsız bir dış politika uygulamasına geçilecektir.

• ABD’nin İslam coğrafyasını hegemonyası altına almak için ortaya koyduğu BOP, Büyük Orta Doğu Projesine Türkiye destek vermeyecektir.

• AB ile muhteşem tarihimize yakışır, eşit ve adil şartlarda bir ilişki hedeflenecek, her adımda masaya aşağılayıcı teklifler getiren AB ile müzakereler sona erdirilecektir.

• D-8 Projesi canlandırılacaktır.

• Müslüman ve gelişmekte olan ülkelerle, en ileri seviyede siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirilecektir.

AZİZ KARDEŞLERİM;

Konuşmamın sonunda bütün samimiyetimle bir kez daha haykırıyorum. Tablo ortadadır. Bu milletin tek umudu sizsiniz. Çünkü siz Çırağan Sarayı’nda D-8’leri kuranlarsınız. Siz faiz sistemiyle rantiyenin değil, havuz sistemiyle milletimizin yüzünü güldürenlersiniz. Siz makam için eğilen değil, hak için direnenlersiniz. Değişmek için değil değiştirmek için yola çıkanlarsınız. Siz Malazgirt’teki Alparslan, Kudüs’teki Selahattinlersiniz.

Hamdolsun.

40 yıldır yürüdüğümüz bu hak yoldan zerre kadar sapmadık. Bundan sonra da sapmayacağız.

EY MiLLi GÖRÜŞÇÜLER, AZiZ KARDEŞLERiM;

Kırılanı onarmak, döküleni toplamak yine size düşecek. Bu yüzden en zor şartlarda bile inancımızı, kararlılığımızı asla yitirmedik. Bundan sonra da yitirmeyeceğiz. Bu aziz millete sevgimizden, bu mübarek topraklara bağlılığımızdan dolayı, hep aynı aşk ve aynı şevkle hizmete devam ettik.

Çünkü milletin aslını biz temsil ediyoruz. Bu milletin tarihi, inancı, kültürü, değeri biziz. Bize durmak, bize yorulmak yakışmaz. Yine koşturacağız. Kapı kapı dolaşıp, gerçekleri anlatacağız. Bugün

değilse yarın, yine bıraktığımız yerden başlayacağız. Şunu iyi bilin ki,

MAZLUMLAR AYA⁄A KALKMADIKÇA ZALiMLER DiZ ÇÖKMEZ…

Değerli Arkadaşlarım, Aziz Misafirler, Bu değerlendirme ve taahhütlerimizin ardından bir çok kimsenin kafasında şu sorular ve tereddütler uyanmış olabilir. “Siz hakikaten bu vaad ve taahhütleri yerine getirebilecek misiniz? Söz olarak vaad etmek en kolay iştir. Bunları gerçekleştirmenin güvencesi nedir?” Bu soru ve tereddütlere inanarak şu cevabı veriyoruz. “Bizim gücümüz sahip olduğumuz zihniyetten geliyor. Biz bu zihniyetle genel yönetimlerde de, yerel yönetimlerde

de halkımız efsane olarak değerlendirdiği hizmetleri yapabildik. Onun için sizlere Milli Görüş’ün ne

olduğunu, siyaset sahnesine nasıl çıktığını bu görüşle hangi hayırlı ve başarılı hizmetleri gerçekleştirdiğini anlatmak istiyorum. Ülkemiz şu anda büyük bir manevi bunalım ve maddi

krizin içerisindedir. Bunun sebebi, ülkemizin uzun yıllar boyunca, adı ister solcu, ister sağcı, ister liberal olsun, yanlış zihniyetler tarafından yönetilmiş olmasıdır. Çünkü bu zihniyetlerin tamamı Batıdan ithal edilmiştir. Milli olmayan, statükocu, tek tip insan üretmek isteyen, halkımızdan ve milletimizin değerlerinden kopuk zihniyetlerdir. Zaman içerisind
__________________
DAVA ADAMI
OMUZLADIĞI MUKADDES YÜKÜ GÖTÜRÜRKEN,RÜZGAR TERSİNDEN ESMEYE BAŞLADIĞINDA GERİ DÖNMEYEN.
YÜKÜ ATMAYAN,YOLU SATMAYAN,YOLA YATMAYANDIR.
DAVA ADAMI
SIRTINI YÜKE VERİP GÖĞSÜNÜ RÜZGARA SİPER EDENDİR
View Elcihad'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Elcihad kullanıcısına teşekkür edenler:
hasan59 (27.10.08)
Cevapla

Etiket
kongre, konuşması, kutanın, recai

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:09 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.