|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 202 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| MİLLî GÖRÜŞ MiLLî GöRüŞ Nedir? Ne Değildir? Dün'ü Bu Günü ve Yarını... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 104
Üyelik tarihi : 14-08-2008
Mesleği : GÜVENLİK GÖREVLİSİ
Nereden : İSTANBUL
Konuları : 1085
Mesajlar : 3,151
Teşekkürleri: 2,814
1,468 mesajına 2,724 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7
![]() Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline
|
[ MILLI GORUS ] MİLLİ GÖRÜŞ MİLLİ EĞİTİM MİLLİ GÖRÜŞ MİLLİ EĞİTİM Allah’a hamt, Resulüne salât ve selam ederim. Varlıklar âleminde ve kâinatta her şey bir hikmetle vücut bulmakta ve yürümektedir. Bu âlemin yaratıcısı, sahibi ve maliki varlığında eşi ve benzeri bulunmayan Allah(c.c)’tır. Allah(c.c) görülen ve görülmeyen maddi varlıklar ile görülmeyen manevi varlıkları kendi varlığının delili ve şahidi olarak yaramıştır. Kâinata hâkim olan düzen ve işleyiş O’nun elindedir. İNSAN varlıkların en mükemmelidir. Yeryüzünde yaratanın halifesidir. Yerde ve gökte ne varsa emrine verilmiştir. O sosyal bir varlıktır. Varlığı kendinden değil Allah’tandır. Doğumu ve ölümü Allah(c.c)’ın elindedir. Onu dünyaya gönderen de, oradan geri çeken de O’dur. İnsan; yaratıcının kendisine verdiği üstün vasıflar ve cüz-i irade ile Allah’a kullukta bulunsun diye yaratılmıştır. İnsan bireysel, toplumsal, ahlaki, siyasi, ticari her türlü eylemlerinden Allah(c.c)’a karşı sorumludur. O, budan dolayı bütün gücü ile bu fani hayatta, Allah(c.c)’ı razı etmenin mücadelesi içinde olmak zorundadır. DÜNYA insan ve cinler için bir imtihan yeri olarak yaratılmış ve tanzim edilmiştir. Bu hayat ebedi değil geçicidir. İnsanlar ve cinler bu dünya âleminde -bilsinler bilmesinler- ancak imtihan olmak için yaşıyorlar ve ölüyorlar. AHİRET dünya hayatının hesabıdır. Dünya imtihanının sonuçlarını insan ahirette görecektir. Dünya hayatında yaptığı tercihlerin, yönelişlerin, iş ve işlemlerin karşılığı kendisine Allah(c.c) tarafından eksiksiz olarak verilecektir. Ahiret hayatı sonu olmayan bir hayattır. Ebedidir. Orada yok olmak yoktur. Ahiret hayatının iki yurdu vardır. Cennet yurdu. Cehennem yurdu. Dünya imtihanını kazanalar cennet yurtlarında, kaybedenler ise cehennem yurtlarında ebediyen ömür süreceklerdir. DÜNYA İMTİHANI bir hak batıl mücadelesi şeklin yürümektedir. Bu dünya hayatında insanlar HAKKI ÜSTÜN TUTANLAR ve KUVVETİ ÜSTÜN TUTANLAR diye iki ana topluluk alarak organize olmaktadırlar. Hakkı üstün tutmak demek, Allah’ın insanlar için beğenip razı olduğu şeyi kabullenmek ve ona itiraz etmemektir. Allah(c.c)’ın razı olduğu şey İSLAM’dır. Müslüman Allah ve resulünün emirlerine teslim olmuş kimsedir. İnsanlık ilk insan Hz Adem(a.s)’den günümüze kadar ancak İslam ile saadet bulmuştur, kaybettiği saadetini yine İslam ile bulacaktır. Kuvveti ustun tutmak ise Allah’ın insanlar için beğenip razı olduğu şeyi reddetmektir ve yok saymaktır. Allah(c.c)’ın razı olduğu şeyi reddetmek ise BATIL’dır. İnsanlık ne zaman Batıla yönelmiş ve önderlerinin arkasına düşmüş ise felaketlerden, zulüm ve darlıktan yakasını kurtaramamış ve yok olmakla karşı karşıya kalmıştır. İlim, tarih ve coğrafya bu gerçeği ispat eden delillerle doludur. Hak-Batıl mücadelesi yukarıda tanımını yaptığımız bu zihniyetlere mensup iki topluluk arasında cereyan etmektedir. Hak ıslah eder. Batıl ifsat eder. Dünya hayatının Hak-Batıl mücadelesi şeklinde tanzim edilmesi Allah(c.c)’ın kullarına olan bir lutfudur. İnsan böyle bir mücadele ile imtihan edilmemiş olsa idi, kedisine verilen nimetleri hayır veya şer yolunda kullanma imkânı bulamazdı ve Hakkı yüceltmek Batılı engellemek için verdiği mücadele karşılığında, ahirette en büyük mükâfatlara nail olamazdı. Bu zikrettiğimiz temel hususlar dünya hayatının gerçeğidir. Dünyayı ve hayatını bunun dışında değerlendirmek ve okumak insanoğlunun kendisine yapacağı en büyük kötülük olur. “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçıların hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”(Hadid suresi: 20) Biz Müslüman’ız ve olayları kendi temel esaslarımıza göre değerlendirmek zorundayız. Bütün insanlığın saadetini istemek ve onun için çalışmanın bir kulluk görevi olduğuna inanmak zorundayız. İnanmak, salih amel işlemek, hakkı tavsiye etmek ve bu görevleri yaparken karşılaşacağımız zorluklara sabretmek bizim ve bütün insanlığın tek kurtuluşudur. Bilmemiz gereken bir husus ta İslam bir hayat nizamıdır. Doğru yoldur. Aynı şekilde Batılın da bir hayat nizamı vardır. Eğri yoldur. Her iki hayat nizamının dayandığı inanç esasları, hak anlayışları, insan anlayışları, çevreye bakışları, elde etmek istedikleri sonuçlar farklı olduğu için aralarında çetin bir mücadele vardır. Bu mücadelede çok taraf yoktur, iki taraf vardır. Çok sonuç yoktur, iki sonuç vardır. Çok medeniyet yoktur, iki medeniyet vardır. İslam medeniyeti ve Batı medeniyeti. İslam medeniyeti tevhidi esas aldığı, insanın günahsız temiz bir fıtratla yaratıldığını benimsediği, çevrenin Allah’ın insanlara verdiği bir emaneti saydığı için adaletin, barışın, dünya ve ahiret mutluluğunun tek çaresi olmuştur. Batı medeniyeti ise teslisi esas aldığı, insanın günahkâr ve suçlu olarak doğduğunu benimsediği, çevreyi ise kendilerine ait bir şey olarak gördükleri için tarih boyunca zulmün, kargaşanın, huzursuzluğun, terörün, kan ve gözyaşının, bütün bunalımların kaynağı olmuştur. Batıl tarih boyunca Hakka karşı yürüttüğü mücadeleyi yok sayma, alay etme, dolaylı ikaz, teklif-tehdit, baskı-ifrat veya tefrit, şiddet, ambargo, imha metotlarını kullanarak yürütmüştür. Batı medeniyeti karakteri itibariyle emperyalisttir. Ve kalkınma ve gelişmesini sömürüye ve zulme borçludur. Bunun için, dünya insanlığını ve özel olarak ta İslam âlemini mefhum ve fikir kirlenmesi, anarşi, terör, faili meçhul cinayetler ve iç savaşlar çıkararak, kurdukları (ımf, d.b) gibi iktisadi ve ekonomik kuruluş ve düzenlerle, işbirlikçi sermaye, medya organları, siyasetçi ve yöneticilerle ifsat etmektedirler. Irak’ta, Filistin’de, Afrika’da, Afganistan’da, Türkmenistan’da ve dünyanın bütün sıcak bölgelerinde yaşananlar bu ifsat çalışmalarının sonucudur. Maalesef bir İslam ülkesi olan Türkiye’miz de, aynı tehditle karşı karşıyadır. Ülkemiz bu kesimler tarafından aç bırakılmak, borca esir edilmek, işsiz bırakılmak ve manevi köklerinden koparılmak istenmektedir. Türkiye Osmanlının mirasçısı bir ülkedir. Ecdadımız bin yıl insanlığa hizmet etmiştir. Hakkı üstün tutan Maruf ve Münker düzeni ile insanlığa, Helal ve Haram düzeni ile de Müslüman ahaliye hizmet etmişlerdir. Bunu bilen haçlılar ve ırkçı emperyalistler, Türkiye için özel projeler hazırlayıp uygulamaya koymaktadırlar. Bu projelerin en önemlilerinden bir tanesi de eğitimin yozlaştırılması, manevi değerlerden mahrum ve yoksun bırakılmış sekuler bir neslin yetiştirilmesidir. Bununla yapılmak istenen ise; Türkiye’nin Osmanlının mirasına sahip çıkacak güçlü bir ülke olarak, İslam aleminin ve mazlum milletlerin lideri olmasını engellemektir. Türkiye’nin eğitim sistemi dahil olmak üzere manevi değerlerinin tahribi ile zayıflatılması görevi bu gün AB’ye ihale edilmiştir. Her şey gözümüzün önünde yürütülmektedir. Türkiye eğitim konusunda çok sıkıntılı dönemler geçirmiştir. Şeflik dönemi en sıkıntılı dönem olarak hafızalardaki yerini korumaktadır. Milli Eğitimde görülen bu yanlış yönelişlere karşı sessiz kalmayan Ali Fuat Başgil, Necmettin Erbakan, Nurettin Topçu, Samiha Ayverdi, gibi milli şuur sahibi bir çok fikir ve siyaset önderi aydılar, ülke gençliğini kurtarmak, eğitim politikalarını millileştirmek için verdikleri mücadelede başarılı olmuşlardır. Bu çalışmalar sonunda eğitimin önündeki bir takım engeller kaldırılmış, şuurlu bir neslin yetişmesine sebep olunmuştur. Bu çalışmalarla aslına dönen Türkiye bir takım çevreleri ürkütmüş ve 28 Şubat müdahalesi ve uygulamaları ile yeniden sıkıntılı bir sürece girilmiştir. Bu dönemde her alanda büyük yıkımlar yaşanmıştır. En büyük yıkım ise din eğitimi alanında yapılmıştır. Önce 8 yıllık kesintisiz eğitime geçiş düzenleme yapılmış bununla İHL lerin önü kesilme istenmiştir. YÖK’ün katsayı adaletsizliği uygulaması, Kur’an öğrenme yaşının 15 yaş olarak belirlenmesi, evde Kur’an eğitimine ceza uygulaması, kılık kıyafet sebebiyle eğitim imkânının daraltılması gibi uygulamalar bu dönemin ürünü olmuştur. Bu gün ülkemizin içinde bulunduğu durumdan kimse memnun değildir. Güvenliğimiz tehdit altındadır, Eğitim sistemimiz yanlış tercihler yüzünden gayesiz, sekuler nesiller yetiştirmektedir. Ahlak ve maneviyattan yoksun olarak yetiştirilen nesiller ülkemiz geleceği için en büyük tehlikedir. Toplumu ayakta tutan aile yapımız tahrip ve ifsat edilmektedir. Toplumumuzun İslam kaynaklı ahlaki yapısı çeşitli çalışmalarla tahrip edilmekte, çökertilmektedir. Ekonomik yapımız iflasın eşiğine gelmiştir. Devletimiz borçlandırılmıştır, kurumlarımız borçludur, kredi kartı üzerinden vatandaşlar, esnaf, çiftçi çeşitli şekillerde borçlu hale getirilmiştir. Kumar, fuhuş, uyuşturucu kullanımı, hırsızlık, rüşvet her geçen gün artmaktadır. Tolum fertleri arasındaki güven kaybolmuş, yardımlaşma duygusu köreltilmiştir. Yaşadığımız bu olaylar, karşılaştığımız sonuçlar kendi kendine oluyor değildir. Bu sonuçlar bir takım çalışmalın ürünü olarak karşımıza gelmektedir. Basını iyi takip edenler bilirler ki ülkemiz elimizden alınmak ve bölünmek isteniyor. Bunu kim istiyor bilmeyen yok. Bu ülke bize şehitlerin emanetidir. Bu millet kurtuluş savaşını batılı devletlere ve batıla karşı yapmıştır. Cihat şuuru ile savaşmışlar, canlarını feda ederek bu ülkeyi bize emanet etmişlerdir. Sevr anlaşmasını zorla Osmanlıya imzalattıran batılı batıl güçlerin kafasında Anadolu toprakları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devletin kurulması fikri yoktu. Onlar Sevr anlaşmasını yürütmek ve büyük israili kurmak için ülkemizi işgale geldiler. Bu işgale dedelerimiz direndi ve onları bu topraklardan kovdu. Bu şavaşlarla belirlenen misakı milli sınırları içinde yaşadığımız bu devlet kurulmuş oldu. Onlar bizi şimdi siyaset yoluyla yok etmeye çalışıyorlar. Bunun için bu millet manevi değerlerinden uzaklaştırılıyor ki kendilerine karşı direnmesin, köleliği kabullensin ve böylelikle planları yürüsün. Biz millet olarak açık tehditlere karşı uyanık oluyoruz da gizli tehditler karşısında niçin umursamaz haldeyiz. Bunun sebebi tarih ve siyasi şuur eksikliğimizdir. Bu eksiliğimizi telafi etmemiz lazım. İşte Milli Görüş Yukarıda zikredilen hususlar istikametinde inanmanın, yaşamanın olaylara bu zaviyeden bakmanın, dostu, düşmanı fark ederek, ıslah için çalışmanın, ifsadı engellemenin şuurudur. Milli Eğitim ise inançlı, salih amel sahibi, hakkı tavsiye eden, sabırlı, yüksek ahlak sahibi, önder, hidayet, feraset, dirayet sahibi, gayesini gözeten, yaratıcısını, peygamberini, vatanı ve insanları seven, maneviyatçı, şuurlu nesiller yetiştirmektir. Bakanlığa Milli Eğitim Bakanlığı adının verilmesi bundandır. Ülkemizde eğitim faaliyetleri devlet gözetiminde yürütülmektedir. Bu faaliyetin en önemli unsuru öğretmenlerdir. Öğretmenler kedilerine emanet edilen öğrencilerin, yukarıda sayılan vasıflara sahip olarak yetiştirilmesinden, anne baba ile birlikte, hem hukuken hem de manen sorumludurlar. Şuurlu öğretmenlerin insanlığa en büyük hizmeti, böle bir nesli yetiştirmek olacaktır. Eğitim sisteminin, öğretmenlerin, okulların üç vazifesi vardır: 1. Bilgi, kültür ve inanç bakımından güçlü bir gençlik yetiştirmek. 2. Onlara bilginin yanında aksiyon yani ahlâk ve karakter terbiyesi vermek. Yani İslam dinini doğru bir şekilde öğretmek. 3. Estetik, sanat, güzellik boyutu kazandırmak. Doğru, iyi ve güzel, faydalı olan, adil olan ancak böyle elde edilir. AB, ABD ve İsrail böyle istiyor diye, değerlerimize yabancı nesiller yetiştirerek harakiri yapmayalım. “Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara suresi:120) “(Yahudiler ve hıristiyanlar müslümanlara Yahudi ya da hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanif olan İbrahim'in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.”(Bakara suresi:135)![]() ![]()
__________________
![]() H~ala izindeyiz.. A~dımlar kaybolurken karanlıkta.. M~enzile ramak var ey dünya! A~şk'a birkaç dakika.. S~eninleyiz ey cennet kokan sevda..! [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] MGF Sanal Takip Ekibi |
|
|
| Bu mesaj için sevgiliye sevdalı kullanıcısına teşekkür edenler: | abdulkadir36 (13.11.08) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : abi
Üye No : 82
Üyelik tarihi : 10-08-2008
Konuları : 210
Mesajlar : 1,471
Teşekkürleri: 887
585 mesajına 1,422 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 04.08.11
Durumu : Status: Offline
|
ellerinize saglik..... |
|
|
![]() |
| Etiket |
| eğitim, gorus, görüş, milli |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|