| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 189 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » MİLLİ GAZETE » Mustafa Özcan »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10.03.09, 21:14   #1
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Question Feth'in Fikrî Cephesi-Mustafa Özcan

FETHİN FİKRİ CEPHESİ


Mustafa Özcan-Guraba Dergisi 9.Sayıdan..

İran'ın mezhebi özelliklerinden dolayı İslam dünyasına lider olamayacağı ve küresel bir İslami güç olamayacağı söyleniyor. Bununla birlikte, açıktan bir şekilde İsrail ile İran arasında bir kutuplaşma görülüyor, bunu yukarıdaki tespitle nasıl telif ve izah edeceğiz? Müşkil olmakla birlikte bunun izahı var. Esasında, Safevilerden itibaren Şiilik Perslikle birlikte İran'ın milli kimliği olmuştur. Et-tırnak haline gelmiştir. Bugün İran milleti gibi yeryüzünde katıksız ikinci bir Şii millet yoktur. Büyük çapta Şiiliğin omurgasını temsil eden Persler ile Azerilerdir. Özellikle de Kuzey Azerbaycan halkının bir kısmı Sünni olmakla birlikte Güney Azerbaycan ya da İran Azerbaycan’ı kahiri ekseriyetle Şii mezhebindendir. Zaten Şiilik üzerine çalışmalarıyla tanınan Henry Gorbin de Şiiliği İran İslam’ı olarak tanımlamıştır.

İran bundan; mezhebinden dolayı kaybettiği şansısiyaset yoluyla ve Kudüs üzerinden kazanmaya çalışmaktadır. Bu hususta samimi ideolojik eğilimleri olduğu gibi taktik düzeyinde girişimleri de vardır. Sözgelimi sıkışığında ABD ile masaya oturmakta ve gizli ilişkiler yürütebilmektedir. Devrimden sonra ve İrangate skandalından dolayı Mehdi Haşimi gibi kimileri İran'ın derin ve gizli ilişkilerinin kurbanı olmuştur. Çıkarları gerektirdiğinde gözünü kırpmadan ideolojini bir kenara veya ikinci plana atabilmektedir. İrangate gibi olaylar ve ardından Afganistan ve Irak işgallerinde işbirlikleri bunun bilinen kanıtlarıdır. Bununla birlikte, Sünni dünyada otorite boşluğu nedeniyle İran İslam dünyasına liderlik açısından bulunmaz bir fırsat yakalamıştır. Bunun da Filistin üzerinden sağlanabileceğini görmektedir. Önce İslam dünyasını ikiye bölmek ve gücünü ve enerjisini kendi içinde tüketmek için Şii kaynaklı İran devrimine sessiz kalan çevreler ardından bu boşlukta onu dikkate almışlardır. Bu açıdan aslında İran ile İsrail arasında bir kutuplaşmanın olduğu gerçektir. Lakin bu her zaman pazarlıklar yoluyla kırılabilir.

***

İşin asıl tehlikeli boyutu ise İran'ın siyaseten kazandıklarını mezhebe yatırmaktadır. Ya da siyasi kazanımlarla mezhebi ayağını güçlendirmesidir. Bu çelişkiden dolayı dönüp dolaşıp yine aynı noktaya varıyor veya başa dönüyoruz. Mezhebi özelliklerinden dolayı İran'ın İslam alemine baş olması ve liderlik yapması adeta imkansızdır. Bunu yapması için bölgeyi Şiileştirmesi ve Sünni dünya ile kapışması ve yenmesi gerekmektedir. Bundan dolayı İran Hizbullah üzerinden daha ziyade meselenin siyasi ve onun üzerinden mezhebi propagandasını yapar niteliktedir. Daha mesele ciddiye binmeden Mehr Ajansı'ndan Hasanzade gibiler zaferlerde Ehl-i beyt mucizesinden bahsetmektedirler. Halbuki Mehdi'nin gaybubetini izah ederken fiziki tasfiyesinden çekindiği için yeraltına sığındığını söylemektedirler. Bu itibarla bu hususta kendileriyle inanılmaz çelişki içindedirler.

***
Kudüs daha önce de fethedilmiştir. Bu fethi Nureddin Zengi'nin açtığı çığırdan Selahaddin Eyyübi sürdürmüş ve tamamlamıştır. O zaman ki fethin fikri altyapısına baktığımızda ve günümüzle karşılaştırdığımızda yine Şii ve gnostik düşünceyle fethin müyesser olmasının imkansız olmasa bile zor olduğunu görüyoruz. İran elini taşının altına sokmadığı halde ve Irak ve Afganistan'da Sünnilerin direnişlerinin meyvesini organize güç olması bakımından toplamaktadır. Zira İran'ın 8 yıl savaşmasına mukabil Afganistan 1978 yılından beri önce SSCB sonra da Amerikalılarla savaş halindedir. İran ise aralıksız komşusu Irak ile savaşmıştır. Irak'ta keza öyledir. Hittin'e giden sürece baktığımızda İsmaili Şia'sını temsil eden Fatimi Devletinin genellikle işgalci Haçlılarla iyi münesebetler tesis ettiğini görüyoruz. 1187 tarihinde Haçlıların şevketinin kırılmasıyla sonuçlanan Hittin muharebesi ve onun fikri arka planını iyi analiz etmemiz gerekir. Bunu en iyi analiz eden Macid Arsan Geylani olmuştur. Hâkezâ Zahare Cilu Selahaddin Hakeza Adeti'l Kuds kitabında bunun fikri ve manevi altyapısını ve çatısını tahlil eder ve anlatır.

Fethin fikri ve manevi altyapısı tamamen Geylaniyye ve Gazaliyye ekollerine dayanmaktadır.
Bu münasebetle tarih yine bu şekilde tekerrür edecek ve fetih Sünni manevi ekollerin de desteğiyle biiznillah gerçekleşecektir. Fethin manevi dinamizmini Muhammed Umara'nın da dediği gibi sünnet eksenli anlayış teşkil etmiştir (Mecelletü'l Ezher, Şevval 1429, s: 154). Selahaddin Eyyübi fikri cepheyi de onarmak ve günümüzün ifadesiyle üniter hale getirmek için sapkın ve aykırı bütün fikirleri ayıklamış ve dışlamıştır. Aksi halde fetih müyesser olmayabilirdi.

Bu bağlamda bâtini İsmaili dâilerini tasfiye etmiştir. Aynı doğrultuda gnostik ve işraki Sühreverdi Maktul'un Halep valisi tarafından idamına ferman etmiştir. Sühreverdi fakihlerle yapmış olduğu fikri münazaralarda kamuoyunun fikrini velveleye vermiş ve ruh dünyasında dalgalanmalara neden olmuştur. Medeniyetler ve kültürler asındaki manevi berzahları kaldırma teşebbüsünde bulunmaktadır. Geçişlilik ve eklektizm vadisinde Zerdüşt ve Eflatun ile Hazreti Peygamber'i (S.A.V.) karşılaştırmaktadır. Keldani vahiyle Kur'an-ı Kerim arasında kıyaslamalar yapmaktadır. Böylece fikri cepheyi dağdağaya vermiş ve sarsıntılara neden olmuştur. Halbuki zaferin ön şartlarından birisi de fikri cephede dağınıklık yerine tevhidin ve beraberliğin sağlanmasıdır. Hazırlık safhası bunu gerektirmektedir. Denilebilir ki, bu hususta günümüzdeki İran daha farklı görünmektedir. Halbuki bugünkü İran devrimi köklerini Şah İsmail'e ve ondan sonra Cemaleddin Afgani'ye borçludur. Kökeninde onun fikri harcı vardır. Cemaleddin Afgani de Sühreverdi gibi vahiy konusunda farklı görüşleri olan birisidir. Bu yüzden Daru'l Funun kapatılmıştır.

Günümüzde Ali Şeriati'nin fikri haleflerinden olan Abdulkerim Suruş'un vahiy konusundaki anlayışı da aynıdır ve eleştirilere neden olmuştur. Her ne kadar Suruş yeni dönemde dışlanmışsa bile aradaki ilişiler pek net değildir. Günümüzde Şiilik cazibesinde Ali Şeriati'nin yerini Hasan Nasrallah'ın aldığını söyleyebiliriz.

Bununla birlikte, Valı Nasr'ın da parmak bastığı gibi Şia'nın tarih anlayışı dairevi değildir. Yenilenme dönemlerine kapalıdır. Sünnilik de çöküntüyü ihya takip eder ama Şiilikte böyle bir durum yoktur. Onlar ihyayı genel olarak Mehdi'nin çıkışına ve şahsına bağlarlar. Vali Nasr'ın dediği gibi Sünni otoriteler gibi Şiilik 'fetihci de' değildir. Hatta Moğollar'ın Bağdat'ı işgalleri sırasında Vezir Alkemi'nin ihanetini reddetseler bile Sünnilerin aksine Moğol dönemine genel olarak olumlu bakarlar. Dolayısıyla bugünkü İran'ın siyasi motivasyonları olsa da fethin fikri cephesinde yaya vaziyetteler. Güç kazandıkça kabından çıkmakta ve Irak'ta olduğu gibi ölüm mangalarıyla Sünnileri tasfiye etmektedir. Hasan Nasrallah'ın Irak müsveddesi olan Mukteda Sadr Amerikalılar yerine çok sayıda Sünni’nin kanına girdikten sonra soluğu İran'da almıştır. Keza 2006 Temmuz'unda Hizbullah'ın direnişle İsrail'i püskürtmesinden sonra ilk icraatı Beyrut'u kontrol alına almak olmuştur. Dolayısıyla İran fetihten ziyade kendisini tahakkümün cazibesine kaptırmıştır.

--------------------------------------------
Selefilik ve Şia
---------------------------------------------


'The Shia Revival' başlıklı kitabında Vali Nasr Bağdat menşeli ve kaynaklı Hanbeli mezhebinin Şia karşısına hoşgörüsüz olduğunu ileri sürmektedir (age, s: 53). Hanbeliliğin muhafazakar bir anlayışı temsil ettiğini ve başka ekollere nisbeten daha kapalı olduğu inkarı gayri kabil olan bir gerçektir. Bununla birlikte, Hanbelilik, tarih içinde Ehl-i Sünnet genel çizgisinin dışında değildir. Bununla birlikte Hanbelilik içinde 'tecdit' cereyanları onu biraz daha uç noktaya itmiş ve müteehhir Hanbelilik genelde müteehhir Ehl-i sünnetten ayrılmış ve kendisine genellikle Selefilik veya Eserilik adını vermiştir. Dolayısıyla mütekaddim Hanbelilik ile Ehl-i Sünnet bütünleştiği oranda müteehhir Ehl-i Sünnet (Eş'arilik ve Maturidilik) ile müteehhir Hanbelilik veya Selefilik çelişki noktasına gelmiştir.

Bu bağlamda İbni Teymiyye daha sonra gelen Muhammed Bin Abdilvehhab çizgisini tetiklemiştir. Hanbeliliğin böğründen çıkan her iki cereyan veya hareket de kendisini tecdit akımı olarak tanıtmıştır. Lakin sadece Selefilik ile Şia değil Hanbelilik ile Şafiilik veya diğer ekoller de zaman zaman tasassuptan dolayı çatışma noktasına gelmişlerdir. Lakin genel tarihi çizgi içinde aynı adı paylaşmaktadırlar. İbni Teymiyye'nin Moğollara, İbni Arabi anlayışına ve Şiilere karşı pek centilmen olduğu söylenemez. Buna mukabil, Şiiler heterodoks olmasa bile ezoterik olan İbni Arabi çizgisine yabancı durmamışlardır. Halbuki İbni Teymiyye onun ezoterik ve batini yaklaşımından dolayı İbni Arabi'yi heterodoks olarak görmüş ve onu kıyasıya eleştirmiştir. Şiilerle, İbni Arabi'nin tasavvuf anlayışı irfan çizgisi içinde kavuşum göstermiştir. İbni Teymiyye, Şia tarafından inanılan imamların harikulade ve peygamberi özelliklerine karşı Minhâcü’s-Sünne'yi yazmış ve burada Sünni paradigma ile Şii paradigmanın mukayesesini yapmıştır. Birbirlerinden ayrılan yönlerine parmak basmıştır. İbni Teymiyye velut bir yazar olup aynı zamanda cedelci bir uslubu haizdir. Teslis ehline ve Hıristiyanlara da reddiyeler yazmıştır. Şii paradigmayı ifade eden Menhecü'l-Kerame'ye karşı o Minhâcü’s-Sünne'yi yazmıştır.

***
İbni Teymiyye kerametullah ile sünnetullah ve imamların kerameti ile Peygamberin sünnetini birbirinden ayırarak aslında farklı Şii-Sünni paradigmayı tam olarak izah etmiştir. Elbette ki yer yer bazı düşüncelerinde ifrat vardır. Lakin meseleyi önemli bir yerinden yakalamıştır. Dolayısıyla Selefilerle Hanbelilerin ve selefilik olarak anılan müteehhir Hanbeliliğin ilişkileri inişli çıkışlı olmuştur.

İhvan veya modern Selefiler ile Kral Abdulaziz'in ilişkilerini bozan ve İhvan'ı tenkiline yol açan hususların başında Selefilerin Şia karşısındaki tutumları olmuştur. Modern Suud devleti kurulduğunda kurucu unsurların başında İhvan veya günümüzde Selefiyye olarak anılan grup gelmiştir.

Devletin kuruluş aşamasında Kral Abdulaziz'e yardımcı olurlar. İki taraf arasındaki ilişkiler gayet iyi bir çizgide ilerlemekte ve seyr etmektedir. Lakin Selefiler ideolojik Suud Abdulaziz ise pragmatiktir. Bundan dolayı İhvan (Mısır'daki İhvan'la karıştırılmasın) Irak sınırlarındaki Şii unsurlarla sürtüşmeye girdiğinde ve onlarla çatışma noktasına vardığında Abdulaziz'le yolları ayrılır. Kral Abdulaziz onları terk eder. Zira Abdulaziz'in patronu İngiltere'dir. Irak da İngiltere'nin himayesi altındadır. Bu meseleden dolayı müttefikler arasına kılıç ve kan girer. Suud Abdulaziz onlardan çoklarını öldürür ve böylece şevketlerini kırar. Aslında Mehmet Ali Paşa'dan sonra ilk kez bu çapta Selefilere karşı bir imha ve tenkil hareketine girişilmiştir. Bunu yapan da Selefilerin geleneksel hamisi olan Suud ailesi ve İngilizlerin yardımıyla teşekkül eden devletidir. Selefiler bunu sonradan anlamış ve pişman olmuşlardır. Suud hanedanlığının Allah'a değil de mala, paraya ve çıkara hizmet ettiğini ileri sürmüşlerdir (El Havaric el Haruriyyun, Dr. Ahmed Hicazi Sakka, Mektebetü'l Külliyat el Ezheriyye, s. 71).

Selefiler bu yönleriyle aslında ilk Şiilere ve ardından hurucu meslek edinen Zeydilere benzemişlerdir.
Zamanla devletten koptukları gibi cemiyetten de kopmuşlardır. Suudi Arabistan'da İhvan geleneğinin son temsilcisi olan Kabe baskınının mimarı Şeyh Cüheyman aynen Mısır'da Tekfir ve Hicret (Kendilerini Cemeatü'l Müslimin olarak adlandırıyorlar) devletle bütün münasebetlerini kesmişler ve kamu görevi almamışlar ve çocuklarını okullara göndermeyi reddetmişlerdir. Mısır'daki tekfircilerin ilk üç asırdan sonrakileri tekfir etmelerine benzer şekilde Cüheyman cemaatı da eğitimde Nizamiye medresesi öncesine yani örgün eğitim öncesine dönülmesini ve eğitimin tamamen fahri olmasını savunmuşlardır.

Günümüzde Fadlallah gibiler Selefiler ile Şia arasında diyalog teklifini ortaya atmış ama bu Lübnan örneğinde Selefileri ayartma teşebbüsüne dönüşmüştür. Dai'l İslam Şehhal yerine yakını olan Hasan Şehhal'ı ayartmışlar ve onunla bir anlaşma zaptı imzalamışlardır. Daha sonra bu mutabakat zaptı gelen tepkiler üzerine bozulmuştur. Halbuki bu hususlarda anlayış mutabakatı yeterlidir ve genel hususlar da anlayış mutabakatına gidilebilir. Bunun için Kardavi'nin dediği gibi kırmızı çizgilere riayet yeterlidir. Bunun için sahabilere hürmet ve Şii dailiği yapmamak en önemli kırmızı çizgidir. Onun ötesinde zaten Sünniler Ehl-i beyt'i tahfif ve tahkir etmiyor. Hazreti Aişe'yi aklamak nasıl bir dini ve Kur'ani yükümlülük ise aynı şekilde Ehl-i beyt'i sevmek de aynı kare içinde bir yükümlülüktür. Yalnız Muhammed Bakır Mehri'nin Kardavi'ye yaptığı kazf ve iftira gibi Şiiler genel olarak Sünnileri 'Nasibi' yani Ehl-i beyt düşmanı olarak görmekte ve aynen Yezid veya benzerlerinin makamına oturtmaktadır.

Sözgelimi Kuveytli Şii yazar Yasir Habib bütün Sünnileri 'Nasibi' olarak değerlendiriyor. Demek ki, Ehl-i Sünnet’in Şiiler için 'ehli bidat' fırka demelerine karşılık Yasir Habib de mücazefe ile herkese çamur atmakta ve nasibi olarak görmektedir (El-İkdu'l Ferid/ Müfric Salim Dusuri, El Vatan gazetesi, Kuveyt, 24 Ekim 2008). Sünnilerden Ehl-i beyt'i sevmeyen bir kişi çıkmaz çıkarsa da Sünni olma vasfını kaybeder ve sünniliği sakıt olur ama Şiiler arasında sahabeye hürmet neredeyse madum derecesindedir. Birkaç sahabi istisna edilirse tamamına yakınını dışlamaktadırlar.

Velhasıl, Şia ile Selefilik birbirinin panzehiri değildir zira birbirlerinin itidal noktasını değil birbirlerinin tezadını temsil ve teşkil etmektedirler.
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
cephesimustafa, fethin, fikri, Özcan

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:13 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.