|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 191 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Muzdarip şair: M. Akif Ersoy
KÖKLERİ MAZİDE OLAN BİR ATİ Annesi Buhara´dan Tokat´a yerleşmiş bir melek, baba tarafı Arnavut. Kökleri mazide olan bir ati… Akif sarsıntının ortasında, 1873 yılında İstanbul´un Fatih semtinde dünyaya geldi. Üstat Sezai Karakoç´un tespitiyle Akif : “Doğu İslamlığının ve Batı İslamlığının sentezi bir çocuk olarak dünyaya geldi.” Baytar Mektebi´nde beşeri ilimleri, hayat mektebinde acının ve çilenin zirvesini, gönül mektebinde ahlak ve ruh derinliklerini tahsil etti. Babasından Arapça okudu. Rüştiye mektebinde Acemce ve Fransızca tahsil etti. Okuduğu bütün okulları birincilikle bitirdi. Üniversiteyi bitirdikten sonra hafızlık tacı ile tahsilini süsledi. 25 yaşında iken (kendi ifadesiyle Peygamberin evlendiği yaşta) 1898´de İsmet Hanım´la evlendi. 28 yaşında iken yine kendi ifadesiyle; “Şah iken şahbaz oldu.” yani sakal bıraktı. İsmet Hanımla tam 40 yıl aynı yastığa baş koydu, ona sadık bir eş ve can yoldaşı oldu. ONU GURBET VE HASRET BİTİRDİ Kazanılan zaferin sevinciyle kendinden geçti. Ancak, bu sevinci kısa sürdü. Akif bu cennet vatanı bırakarak Mısır´ a gitti. Mısır´da bulunduğu süre içerisinde Kuran´ı tercüme etmeye ve mısralara dökmeye çalıştı ama daha sonra amacının dışında kullanılacağı endişesiyle bu tercümeleri yok etti. Ölümünden 6 ay önce yeniden ülkesine döndü. Gurbet ve hasretin bitirdiği Akif, 27Aralık1936 Pazar akşamı Rahmeti Rahmana kavuştu. 63 yasındaydı ve “Ne mutlu bana. Peygamberimizin yaşında ölüyorum.”diyordu. Akif, hayatını vakfettiği “Asımın nesli” tarafından, omuzlar üzerinde ve tekbir sesleriyle (inşallah) cennetteki makamına uğurlandı İNSAN OLARAK MEHMET AKİF Abidevi kişiliği, örnek şahsiyeti vefakâr, fedakâr ve mütevazı tavrı ile M. Akif; şairliğinin ve her şeyin ötesinde, bir insandır. Evet, o bir şairdir. Hem de bu milletin istiklâl marşını yazacak kadar güçlü bir şair… O bir mütefekkirdir. İslâm idealinden fersah fersah uzağa düşen bir ümmetin hüsranını derinden hisseden ve ilhamını Kuran´dan alan bir mütefekkir… O bir isyankârdır. Boyun eğmemenin, geri adım atmamanın zirvesindedir. O, çok büyük bir izzet-i nefis sahibi idi. Hayatında hiçbir defa, hiçbir kimseye karşı en ufak bir zillet göstermemişti. İzzet-i nefsini rencide edecek ufak bir söze, bir muameleye, hatta ufak bir bakışa bile rıza göstermezdi. Şeref ve haysiyetine hiçbir leke kondurmamıştı. Zulmetmez, zulmettirmez ve asla zulme razı göstermezdi. “Allah´ın en sevdiği emek, zalime doğruyu söylemektir” derdi. “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem/Adam aldırmada geç git diyemem aldırırım/Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım.” Akif çok mütevazı idi. Gösterişi hiç sevmezdi. Sırası gelmeyince ilmini bile açığa vurmazdı. Söze büyük kıymet verir, verdiği sözü mutlaka yerine getirirdi. “Bir söz ölüm veya ona yakın bir mazeret olmadan asla tehir edilemez.” Derdi. Sözünde durmayan insanlarla ilişkisini hemen keserdi. Bir arkadaşı anlatıyor: “Balkan harbi başlarken Akif Bey, yegâne geçim yolu olan resmi memuriyetinden istifa etti. Kirada oturduğu evine bir Cuma günü gittim. Evde kendi beş çocuğundan başka dört çocuk daha vardı. “Bunlar kim?” dedim. “Çocuklarım.” Dedi. “Bir hafta içinde fazladan dört çocuk sahibi olmakta bir tuhaflık var.” Dedim. Sonra anlattı: Baytar mektebinde iken bir arkadaşıyla anlaşmışlar. Kim önce ölürse, ölenin çocuklarına kalan bakacak. Arkadaşı vefat etmiş. Akif Bey de anlaşmalarının gereğini yerine getirmişti.(Evet Akif´in arkadaşım dediği İslimyeli Hasan Tahsin Bey´dir. H.Tahsin Bey 1912 yılında vefat edince, Akif her zamanki gibi sözünde durarak, onca fakirliğine rağmen, merhumun çocuklarının bakımını da üzerine almıştır.) Utangaçtı, dost canlısıydı. Dostluğu çok pahalı bir mal gibi mahrumiyetlere katlanılarak elde edilir, sonra da kaybetmemek için bu çok pahalı şeyin üzerine titremek gerekirdi. Çetin huylu idi. Onunla dost olmak kolay değildi. Ama dostu için canını verirdi. Kendi işlerinde lakayt davrandığı olurdu amma dostunun işine mutlaka ehemmiyet gösterirdi. Çok hür fikirli ve müsamahakâr idi. Geniş düşünürdü. Onun müsamaha göstermediği tek şey vardı: “Dini…” Hasan Basri Çantay anlatıyor: Bir gün Samih Rıfat, Akif´in sevmediği ve uzak durduğu bir adamı barıştırmak için evine davet etmişti. Akif, adamı görür görmez, yerinden fırladı ve odayı terk etti. Hasan Basri kendisini bulup, sebebini sorunca: “Evet çok ayıp ettim biliyorum. Fakat o adam benim dinime sövdü Basri! Benim evladımı öldürseydi belki affederdim. Ocağımı söndürseydi belki affederdim. Hatta tüm insanlar içinde yüzüme tükürseydi yine geçebilirdim. Mademki bana gelmiştir ve onu aziz bir dostum getirmiştir mutlaka affederdim. Ama bu başka… O adam benim dinime sövdü Basri! Onu asla affetmem…” Çok yardımseverdi. Bir kış kıyamet gününde kapısına gelen fakire sırtındaki paltosunu vermişti. Kapısına gelen bir başka fakire verecek hiçbir şey bulamayınca “Ya hamiyetsiz olaydım ya da param olaydı.” diye feryat etmiştir. Akif dünya malına ve paraya önem vermezdi. Yine M.Cemal diyor ki: “Akif parayı bilmiyordu. Umumi harpte paranın adını biraz heceledi ama sökemedi. Çoğu zaman cebinde bir kuruşu dahi olmazdı. İnsanlığın parasız devirlerinde yaşıyor gibiydi.” Tam da bu parasızlığın had safhada olduğu bir dönemde İstiklal Marşı´nı yazmış, ödül olarak konan 500 lirayı kimsesizler yurduna bağışlamıştır. Oysa o sıralar 250 lira borcu vardı ve sırtına giyecek paltosu, cebinde harçlığı dahi yoktu. Akif ahlak ve fazilet timsali bir insandır./“Ahlaka yükseklik veren, ne vicdandır, ne irfandır./Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundadır.” Akif iyi bir müslümandı. Çağın gidişatına yön verebilecek yegâne kaynağın Kuran olduğunu bağıra bağıra söyler: “Doğrudan doğruya Kuran´dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam´ı.” Diye haykırırdı. Akif; Kuran´ı, tozlu raflara, mezarlıklara, vicdanlara ve cüzdanlara hapsetmeye çalışanlara şiddetle karşı çıkar: “Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına,/Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına./İnmemiştir hele Kuran bunu hakkıyla bilin./Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.”/Akif, memleketin ayağa kalkışının bir olmaktan geçtiğini söyler:/“Girmeden bir millete tefrika düşman giremez/Toplu vurdukça siniler onu top dindiremez” der. Yine bir başka şiirde:/İşit bir hükm- ü hal´i vardı ki; ayrılığa yok meydan,-Cemaatten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah´tan” der. Akif, düşüncelerinde iki şeyi ön plana almıştır: Biri millet, diğeri İslamiyet. Bu iki konu onu rahat bırakmaz. Körü körüne dinine bağlı bir kişi değildi. Bütün hayatı boyunca gericilik, yobazlık ve tembellikle mücadele etmiştir: “Allah´a dayandım diye sen çıkma yataktan. Manayı tevekkül bumudur? hey gidi nadan. Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu. Nerden bulacaktın o zaman eldeki bu yurdu.” Der. Cehalet ve taassuba karşıydı. O şöyle düşünürdü: “Bir eski, eskiliğinden dolayı atılmaz, ancak kötü olursa terk edilir. Yeni ise yeni olduğu için alınmaz, iyi olduğu için alınır.” Akif, kimsenin hususiyetlerine karışmazdı. Lakin ikiyüzlü insanlardan nefret ederdi. Vefatından kısa bir müddet önce şöyle söylemişti: “Artık ikiyüzlü insanları sever oldum. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar gördüm.” Akif´in düşmanları da vardı. M. Cemal, Akif´in düşmanlarını şöyle sayar: “Devlet malını çalarak zengin olan münafık tipler ve bütün yahudiler Akif´e düşmandırlar. Onun düşmanlarının 3 silahı vardır:1-Yalan 2-İftira 3-Cehalet. Akif, 63 yaşındaydı ve çok hastaydı. Bu dünyadan ayrılacağını sezmişçesine: “Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını/Bana çok görme İlahi bir avuç toprağını” diye Rabbine yalvarıyordu. İki nehir arasında yaşadı Akif: Biri Tuna, öteki Nil… İki nehrin kıyısında oturup ağladı; ağlamak ona en yakışanıydı. Ağladı sesiz sessiz ve bir not düştü tarihe: “Ağlar Safahat´ımdaki hüsran bile sessiz…”O, şarkın hoş sedalı bülbülünü, garbın bu hazan bahçesinde misafir ettiyse de tüm çabalarına rağmen onu yaşatamadı. Bülbül şarkta doğdu, garpta öldü. Sadi´yle kökdaş. İkbal ile yoldaş, arkadaş, gönüldaş. Var olan istikbalinin yok edilişini yazdı. O mustaripti. Harap olan ömründe yalnızca ıstırap çekti. Vefatından evvel yazdığı bir dörtlükte şöyle diyordu: “Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince/Günler şu heyulâyı da er geç silecektir/Rahmetle anılmalı; ebediyet budur amma,/Sessiz yaşadım, kim beni, nereden bilecektir?” Akif´in başından sonuna ıztırap dolu hayatından geriye terekesinde şunlar kalmıştı: Bir kat elbise, yepyeni bir şapka, bir mavzer tüfeği, bir İstiklal madalyası, birkaç kuruş para. İşte Akif´in mirası… Akif cami ile cephe arasındaki bağları güçlendirdi Akif; Harb-i umuminin başlamasıyla her şeyi bırakarak asıl vazifesine koştu. Camilerin kürsüsünden, bezginliğe kapılan insanların üzerinden örtüyü kaldırdı, külleri üfledi, imanı bir kor halinde hazır bekleyenleri ortaya çıkardı. Milletin haliyle hallendi. Kâh şiirler söyledi, kâh cepheden cepheye koştu. Cephenin manevi gücünü oluşturdu. Cami ile cephe arasındaki bağları güçlendirdi. Çözülmüş olan bir milleti ayağa kaldırmaya çalıştı. Bu milletin İstiklal Marşı´nı yazdı ve milletine armağan etti. HAKİKATE HAYATINI VEREN ADAM Akif, şeklen ve bedenen bizler gibi bir insandır. Bugün Akif´in o insan tarafını anlamaya ve anlatmaya ne kadar muhtacız. Prof.Dr. Orhan Oktay, Akif için: “O bir karakter abidesidir.”der. İşte, Akif”in bu karakteriyle ilgili olarak 35 yıllık arkadaşı Mithat Cemal şunları anlatıyor: “Hayatta da, sanatta da Akif yanlış anlaşılan adamdı. Lodos duasıyla ağladığı için Fatih´te zındıktı. “İstiklalimiz kalmazsa mabedimiz kalmaz.”dediği için Şişli´de Softaydı. Balkan harbinde medeniyete tükürdüğü için saat beş çaylarında geri adamdı. Göreneğe kızdığı için mahalle kahvesinde züppeydi. Mukaddesata inandığı için, piyasada, tufandan önceki adamdı. Meşrutiyeti beğenmediği için hürriyeti anlamayan adamdı.” Nurullah Ataç´a göre irticanın birinci adamıydı. Nazım Hikmet´e göre: “Akif ‘e laf yok. Akif inanmış adam”dı. Mithat Cemal´e göre ise; “Akif bir taneydi. Devrini şaşırmış bir sahabe gibiydi Akif ve devam ediyor: “Vitam impendere vero.” Bir yerden öğrendiğim bu sözü bir şarkının nağmeleri gibi devamlı tekrar ederdim. Ta ki bu sözün manasını öğreninceye kadar: “Hakikat uğruna hayatını vermek.” Bu sözün manasını öğrendiğim gün o sözlerden sıtkımı sıyırdım. Böyle bir şey olamazdı. Bu söz koskoca bir yalandı. Bir hakikat uğruna güzelim hayat feda edilebilir miydi? Elbette edilemezdi. Çevremdeki insanların hepsi de benim gibi düşünüyorlardı. Zamanla bu sözü unutmaya başlamıştım ki bu söz karşıma bir insan kılığında çıktı. Bu insan Akif´ti…”Akif hayatını “hakikat”e adamış bir şahsiyettir. O adeta hakikate sevdalıdır. “Hayır, hayal ile yoktur benim alış-verişim/İnan ki her ne söylemişsem görüp de söylemişim/Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek/Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek” MİTHAT PAŞA: AKİF´E İMANINIZI DAHİ EMANET EDEBİLİRSİNİZ Akif, hayatının her döneminde olduğu gibi memuriyetinde de haksızlıklara isyan etmiş, bu yüzden de görevinden alınmıştı. Günlerce yarı aç, yarı tok yaşamasına rağmen yine de yanlış bildiği bir şeye boyun eğmemiştir. Çünkü o Akif´tir. O´nun en önemli meziyetlerinden biri de hayatında yalana asla yer olmayışıdır. Onu tanıyanlar derler ki; “Akif´in 63 yıllık hayatına yalan hiç girmemiştir.”Akif, bir arkadaşına bir şey anlatırken arkadaşı hayretle –Sahi mi? Doğru mu söylüyorsun? Diye sorunca birden Akif´in yüzü değişir, hiddetlenir ve “Bir daha bana böyle soru sorma. Çünkü ben, asla yalan söylemem.” Der. Akif´in vefakârlığını kelimelerle anlatmak mümkün değildir. Dostluğuna çok güvenilirdi. Vefasızlık onun nazarında en büyük namertlik idi. O yalnız insanlara karşı değil, Yaratan´a karşı da çok sadıktı. Çok güvenilirdi. Mithat Paşa diyor ki; “Akif´e menfaatinizi, paranızı, eşinizi, işinizi, çocuklarınızı hatta imanınızı bile emanet edebilirsiniz.” Tarık Yılmaz Bekler
|
|
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Ey Yolcu Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım: Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım: Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim, bilmem ki? Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!.. Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan, Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan? Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu, Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu! Mehmet Akif Ersoy |
|
|
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,281
9,034 mesajına 19,474 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi... Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe," desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyyetler eder istiab. "Bu taşındır," diyerek Kâbe'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ nâmiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle; Ebr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem, Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem; Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana, Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana..." |
|
|
![]() |
| Etiket |
| 1936, akif, aralık, ersoy or 27, muzdarip, Şair |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| M.Akif Ersoy | İn'ikas | ASRIN MÜCAHİDLERİ | 10 | 12.03.12 07:40 |
| Alkışı sevmeyen şair; mehmet akif ersoy | el Büğdüzi | Biyografi kitapları | 2 | 25.12.09 21:27 |
| Mehmet Akif Ersoy | Muhammed | BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI | 1 | 19.09.09 13:51 |
| Mehmet Akif Ersoy ( 1873)- (27.12.1936) İstiklal Marşı Şairi | Abdülhamit | BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI | 1 | 06.07.09 14:52 |
| Mehmet Akif Ersoy | mfatihkotku | Şiir | 0 | 25.08.08 11:21 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|