|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 185 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| SAADET PARTİSİ Milli Görüş Hareketimizin 5.Yıldızı Saadet Partisi Güncel Haber ve Dökümanlar. |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Refah
Üye No : 7013
Üyelik tarihi : 17-03-2010
Konuları : 147
Mesajlar : 808
Teşekkürleri: 387
445 mesajına 866 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3
![]() Son Aktivitesi : 23.01.12
Durumu : Status: Offline
|
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak 4. Olağan Kongrede Çoşkulu Kalabalığa Hitap Etti
![]() Muhterem Divan, Çok aziz ve muhterem Milli Görüşçüler, Televizyonları başında bizleri misafir eden kıymetli kardeşlerim hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Diyarı gurbette, yurt dışında bulunan kardeşlerime de buradan selamlar gönderiyorum. Allah’ın selamı üzerinize olsun. Esselamüaleyküm Bugün 17 Temmuz 2011 ,çok önemli bir gün yaşıyoruz: Üç gün sonrası yani 20 Temmuz günü,1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 37. yıl dönümüdür. Merhum Erbakan Hocamızın dirayeti ve kahraman Mehmetçiğin gayretleriyle kazanılan o muhteşem zaferimiz kutlu olsun. Başta Merhum Hocamız olmak üzere, bütün geçmişlerimize rahmetler diliyorum. Yine üç gün sonrası, Saadet Partimizin 10.kuruluş yıl dönümüdür. Bilindiği gibi Saadet Partimiz 20 Temmuz 2001 tarihinde kurulmuştur. Bugün,4.Büyük Kongremizi yapmak için, Ankara’nın en büyük salonunda toplanmış bulunuyoruz. Türkiye’mizin dört bir tarafından koşup gelerek bu muhteşem kongremize, aşk ve heyecan veren, can katan siz değerli kardeşlerime teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. Bu arada, 40 küsur yıldan bu yana, Milli Görüş için, çaba sarfeden, koşuşturan, ter döken, gecesini gündüzüne katarak, bu büyük davayı günümüze taşıyan ulu çınarlarımıza, bilhassa; - Yüksek İstişare Kurulu’muzun Sayın Başkanı Oğuzhan Asiltürk beyefendiye, - Yüksek istişare Kuru’muzun değerli üyeleri olan; kıymetli ağabeylerim, - Süleyman Arif Emre, - Recai Kutan, - Fehim Adak, - Ahmet Tekdal, - Yasin Hatipoğlu - Şevket Kazan ve - Temel Karamollaoğlu, beyefendilere şükranlarımı arz ediyorum. - Kongreye iştirak eden Saadet Partili bütün kardeşlerimi, - Kongremizi şereflendiren tüm misafirlerimizi saygıyla selamlıyorum. Kendilerine hoş geldiniz diyorum. Bu arada, Salonumuzun büyük bir kısmını dolduran hanım kardeşlerime hassaten hürmetlerimi sunuyorum. Sizlerin şahsında, ülkemizin birçok yerinde, özellikle de Kütahya ve Uşak mitinglerimiz de bulutların damarları kesilmiş gibi yağan şiddetli yağmura rağmen ayaklarının altından kütür kütür seller akarken yerlerinden asla kımıldamayan hanım kardeşlerime teşekkür ediyorum. Biliyorum ki beyleri bey değil, anneler doğurur. Tüm annelere saygılar sunuyorum. Yine salonumuzun büyük bir kısmını dolduran geleceğimizin teminatı, güzümüzün nuru gençlerimizi ayrıca tebrik ediyor, kendilerini sevgiyle selamlıyor, Türkiye’mizin, hatta bütün insanlığın birer “kurtarıcı” olarak kendilerini beklemekte olduğunu haber veriyorum. “Delikanlım, işaret aldığın gün atandan Yürüyeceksin… millet yürüyecek arkandan! Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan… Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştansın; Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!” Yine bu arada: Kıymetli basın mensubu kardeşlerimi de, gösterdikleri yakın ilgiden dolayı saygıyla selamlıyorum. Hizmetlerinden dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Keza kongremizin güvenliğini sağlayan Emniyetimizin çok değerli mensuplarına da aynı şekilde teşekkür ediyorum. Özellikle: Kongremize katılmak lütfunda bulunan diğer siyasi partilerin temsilcileri ile başta İslam ülkeleri olmak üzere diğer bütün ülkelerin kıymetli temsilcilerine hoş geldiniz diyorum ve kendilerine saygılarımı sunuyorum. Bir kere daha kongremizin bütün milletimiz ve insanlık için hayırlı olmasını diliyorum. Değerli misafirler, Kıymetli Milli Görüşçüler, Televizyonları başında bizleri izleyen kardeşlerim; Ahmetler, Mehmetler, Ayşeler, Fatmalar, - Ve bütün Aziz Milletim, Herkes bilsin ki biz, bugün, burada herhangi bir partinin, sıradan bir kongresi için toplanmadık. Biz, burada, ilk 40 yılını büyük bir şanla, şerefle tamamlayan Milli Görüş’ü, ikinci 40 yıla taşıyacak olan kadroları seçmek için toplanmış bulunuyoruz. Biz, burada, - Yaşanabilir Bir Türkiye için, - Yeniden Büyük Türkiye için - Yeni Bir Dünya için, toplanmış bulunuyoruz. Ey Milli Görüşçüler, bu ulvi amaçları gerçekleştirmek, inşallah, sizlere nasip olacaktır. Çünkü siz, ancak siz, iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz. Siz, evet yalnız siz, emaneti ehline verir ve ancak sadıklarla beraber olursunuz Çünkü siz, Hak yolunda, hak dava için, Mehmet Akif’in haykırdığı gibi, “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!” diyen bir kitlesiniz. I) YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE: Muhterem kardeşlerim, İlk amacımız, Yeniden Büyük Türkiye’yi kurmaktadır. Tuzu kurulara, bir avuç mutlu azınlığa bakarsanız, her taraf güllük gülistanlıktır. Acaba gerçek öyle mi? İsterseniz güzel Türkiye’mize bir göz atalım: Görüyoruz ki ilk olarak, birçok insanımız güzel yurdumuzdan gruplar halinde göç etmiş, Avrupa’da yaşıyor. Sayıları beş altı milyonu aşan bu insanlar acaba niçin Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşıyor? Altın kafesteki bülbül bile “Ah Vatanım!” deyip boz kırları özlerken, bu insanlar, güzel ülkelerini, hısım ve akrabalarını, eş ve dostlarını özlemiyorlar mı? Vatan hasreti çekmiyorlar mı? Eğer öyle ise yaz aylarında niçin bölük bölük yollara düşüp binlerce kilometre kat ederek, birkaç günlerini olsun Türkiye’de geçirmek istiyorlar? İkinci olarak , birçok ilimizin göç verdiğini, yüz binlerce insanımızın, dalga dalga batı illerimize doğru göç ettiğini, kalanların gözü yaşlı, gidenlerin ise perişan olduğunu biliyoruz. Acaba bu insanlar, doğup büyüdüğü yerleri niçin terk ediyorlar? Terk ediyorlar, Çünkü doğup büyüdükleri yerde iş yok, aş yok, ekmek yoktur. Çünkü bu güzel yurdumuz, Fatihlerin, Yavuzların diyarını yaşanmaz hale getirilmiştir: Tarım çökertilmiş, hayvancılık öldürülmüştür. Bu güzel ülkemiz, bir zamanlar, tarımda kendi kendine yeten dünyanın 7 ülkesinden biriydi. Şimdi ise; her çeşit tarım ürününü ithal eder hale geldik, Toprak Mahsulleri Ofisinde satılan ürünler bile ithal malıdır. Hayvancılıkta da durum aynıdır. Hatırlayınız, daha geçen bayramda dışarıdan kurbanlık (Angus) getirdik. İşsizlik oranı, bundan 10 yıl önce % 6 iken, bugün % 12’lere dayanmıştır. Milyonlarca gencimiz işsiz ve perişan! Suçlu gibi mahçup! Toplam borç, 525 milyar doları aşmış. Cari açık, bir saatli bomba gibi. Gelir dağılımı alabildiğine bozulmuş. Birçok aile geçim sıkıntısı sebebiyle dağılma noktasına gelmiştir. Ülkemizde ilk defa, 2010 yılında boşanma oranları, evlenme oranlarını geçmiştir. Halkımızın büyük çoğunluğu bir dilim ekmeğe muhtaçtır. 9,5 milyon insanımız yeşil kartla yaşıyor. 12 milyon insanımız sosyal yardımla geçiniyor. Daha acısı: Birkaç ay önce Nesih Taşın isimli gencimiz üniversite harcını ödeyebilmek için çalıştığı inşaattan düşüp ölmüştür. İşsizlik ve açlık, bir sürü kötülükleri de beraberinde getirmekte, örneğin, evliliği engellemekte, fuhşiyatı körüklemekte, hırsızlığa, yan kesiciliğe ve kapkaç olaylarına zemin hazırlamaktadır. Nitekim, Türkiye’deki ceza ve tutukevleri, 60.000 kişilik bir kapasiteye sahip olduğu halde, tutuklu ve hükümlü sayımız 120.000 civarındadır. Bu kader kurbanlarını da geçmiş olsun diyorum. AZİZ MİLLETİMİN, AZİZ EVLATLARI, Bitirilen sadece sanayi, sadece tarım, sadece hayvancılık mı? Tabii ki hayır. Bin yıllık kardeşliğimizi de bitiriyorlar. Yanlış politikalarla bizi bölünme noktasına getirdiler. Oysa biz, Alpaslanların, Selahattin-i Eyyubilerin, Kılıç Aslan’ların torunlarıyız. Aynı Allah’ın kulları, aynı Peygamber’in ümmetiyiz. Rabbimiz bir , Peygamberiniz bir, Kitabımız bir, Kıblemiz birdir. Birlik için daha neye ihtiyacımız var? Kıymetli kardeşlerim, Bu kadar ortak değerlerimize rağmen, Türkiye’miz, her gün yeni şehit haberleriyle sarsılıyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Resmi kayıtlara göre kurtuluş savaşında verdiğimiz toplam şehit sayımız 10.785’tir. 1984 yılından 2009 yılına kadar kaybettiğimiz insan sayısı ise 50.000’den daha fazladır. Ne acı! Ölen de öldüren de bu ülkenin evlatları. Bu arada maddi kaybımız ise 400 Milyar Dolar Aziz Milletim, Bu gidişe “Dur!” diyecek tek parti, Milli Görüşün tek temsilcisi olan Saadet Partisi’dir. Diğer partilerin Türkiye’nin problemlerini çözmesi, mesela terörü önlemesi, işsizliği yenmesi ülkemizi yaşanabilir hale getirmesi, yani Yeniden Büyük Türkiye’yi kurması mümkün değildir. Çünkü şu veya bu ölçüde hepsi Batıcıdır. Batı ise, üç asırdan bu yana Milletimizi Anadolu’dan atmak istiyor. “Bu problemleri biz çözeriz” diyen partilere biz de sormak isteriz: “Kaç yıldır Meclis’tesiniz Neyi bekliyorsunuz? Bu zamana kadar niçin çözmediniz? Üstelik bu problemleri daha ağır hale siz getirmediniz mi? Kıymetli misafirler, Muhterem delegeler, Aziz Milletim, Soruyorum, siz bu partilerin “işsizliği nasıl çözeriz” diye tartıştıklarını, hiç duydunuz mu? “Terörü nasıl önleriz” diye müzakere ettiklerini hiç gördünüz mü? “Fakir fukaranın hakkını nasıl koruruz” diye düşündüklerine hiç şahit oldunuz mu? Hayır… Çünkü öyle bir dertleri yok. Yıllardır laf yarışı, aylardır kavga, kavga, kavga… Kısır kavgalarla, ülkeyi getirdikleri nokta ise ortada. Bu durumda tekrar ediyorum: Tek çare, Milli Görüştür: Milli Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi’dir. Saadet Partisi’nin ilk amacı , “YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE’Yİ KURMAK” tır. Dikkat edin: Büyük Türkiye’yi kurmak demiyorum. “Yeniden Büyük Türkiye’yi Kurmak” diyorum. Demek ki bir zamanlar “Büyük Türkiye” var imiş. Elbette var idi. İnsanlığa ışık saçan, adalet dağıtan bir Türkiye! Fatihlerin, Yavuzların, Kanunilerin Türkiyesi, Kıymetli konuklar, Aziz Milletim, Yeniden Büyük Türkiye’yi kurabilmek için: Öncelikle terörü bitirmemiz, akan kanı durdurmamız, ekonomiyi düzeltip işsizlik problemini çözmemiz, eğitim sistemini yeniden düzenlememiz ve yepyeni bir Anayasa yapmamız gerekmektedir. A) TERÖR: Değerli Arkadaşlarım, Yeniden Büyük Türkiye için her şeyden önce, terörü bitirmemiz gerekiyor. Terörü önlemek, akan kanı durdurabilmek için terörü besleyen sebepleri ortadan kaldırarak bütün insanlarımızı ortak değerler etrafında toplamak gerekir. Türkiye’mizin temel ortak değeri İslam’dır . İslamı dışlayan bir politikanın terörü önlemesi, akan kanı durdurması mümkün değildir. B) EKONOMİ: Kıymetli Milli Görüşçüler; Yeniden Büyük Türkiye’yi kurabilmek için yapmamız gereken ikinci iş, ekonomiyi düzeltmek, tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçmektir. Üretmeyen bir ülkenin işsizliği çözmesi, fakirliği yenmesi, sosyal patlamaları önlemesi, hatta siyasi bağımsızlığını koruyabilmesi mümkün değildir. Çevrenize şöyle bir bakın: göreceksiniz ki Türkiye’miz tam bir açık pazar haline getirilmiştir. Caddelere, sokaklara bir bakın: Her taraf tıklım tıklım araba dolu. Ama hepsi yabancı Caddeler, sokaklar, yollar bizim, ama arabalar, otobüsler, kamyonlar yabancı. Semalar bizim, havaalanları bizim ama uçaklar yabancı. Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili. Denizler bizim, limanlar bizim ama gemiler yabancı. Dünya’nın en büyük ordularından birine sahibiz. Ordu bizim, asker bizim, ama elindeki silah, altındaki tank, kullandığı jet yabancı. Yani hepsi ithal. Unutmayalım ki İthalat, yatırımları kısar, işsizliği artırır, fakirliği körükler. Bunun tek istisnası, yatırım amaçlı ithalattır. Kısacası, her alanda (tarımda, sanayide, hayvancılıkta) tam bir üretim seferberliği başlatmak zorundayız. C) EĞİTİM REFORMU: Aziz Milletim; Yeniden Büyük Türkiye için yapmamız gereken diğer bir önemli iş “MİLLİ EĞİTİM REFORMU”dur. Bugünkü Milli Eğitim sistemi ancak Milli Piyango kadar millidir. Bu sebeple de terörü besleyen en önemli sebeplerden biridir. Konuyu, yaşanmış bir örnekle açıklamak istiyorum: Askerlik görevini Van’da yedek subay olarak yapmış olan bir arkadaşım ziyaretime gelmişti. Kendisini can evinden vuran bir olayı anlattı. Bir kısım üniversite öğrencilerinin teröre bulaştıklarını tespit etmişler ve bunları takibe almışlardır. Takip edildiklerini anlayan bu öğrenciler üniversiteyi bırakarak Terör Örgütü’nün dağ koluna katılmışlardır. Güvenlik mensupları, bu öğrencilerden birinin ailesini tespit etmiş ve jandarma göndererek öğrencinin babasını getirtmişler. Öğrencinin babasına “oğlunun üniversiteyi bıraktığı, terör örgütüne katıldığı” bildirilmiş ve kendisine oğlunu bulup getirmesi için bir haftalık süre verilmiştir. Bir hafta sonra, o köylü vatandaş, yanında 25 yaşlarında, hırpani bir kıyafet içindeki bir gençle gelmiştir. “Ne yaptın amca, oğlunu getirdin mi?” diye sorduklarında o köylü vatandaş, yanındaki delikanlıyı göstermiştir. Komutan, “Amca, biz bu oğlunu değil, üniversite de okuyan falan oğlunu arıyoruz” deyince, o vatandaşımız “Komutanım, ben de o oğlumu arıyorum. O oğlumu, 6-7 yaşlarındayken benden siz almadınız mı? Ne olur, oğlumu bana geri verin” diyerek ağlamaya başlamıştır. Şimdi düşünelim: Teröre bulaşanlar 6-7 yaşlarındayken zorunlu eğitime ailelerinden alınıp ilkokula kaydedilmedi mi? Beş yıl süre ile, Devletin maaşlı öğretmenleri tarafından, Milli Eğitimin resmi kitapları okutulmak suretiyle, eğitilmedi mi? Beş yılın sonunda, “Aferin” denilerek kendisine ilkokul diploması verilmedi mi? Sonra ortaokul, sonra lise, sonra üniversite. Ya sonra? Sonrası malum! Gelinen noktada, şüphesiz ki Milli Eğitimin büyük vebali vardır. Bu yüzden, Milli Eğitim Sistemini mutlaka değiştirmeliyiz. Öldüren değil, yaşatan bir nesil yetiştirmeliyiz. Bu noktada, yaşadığım bir olayı sizlere anlatmak isterim. İlkokulda, dönem başında öğretmenimiz “Komşuların camlarını kırarsanız kavga çıkar” diyerek kuş avlamaya yarayan sapanlarımızı topladı. Okullar tatile girerken de iade etti. Yağmur, kar sebebiyle kışın aşınmış olan evimizin toprak damını babamla beraber tamir ederken evin önündeki ağaca bir serçe kondu. Ben, o serçeyi avlamak için elimi sapanıma attım. Babam “yapma, oğlum!” dercesine elini kaldırdı. Ben de, kendimi savunmak için “Babacığım, avlanmak caiz, serçe de helâl” dedim. Baba da “Evet, ama oğlum, cana kıyanın iyisi olmaz.” dedi. Ben, o tarihten sonra hiç sapan kullanmadım, hiçbir serçeye de taş atmadım. Unutmayalım ki “masum bir insanı öldüren kimse tüm insanlığı katletmiş gibi günaha girer. Masum bir canı kurtaran kimse ise tüm insanlığı kurtarmış gibi sevap kazanır.” Yazık ki mevcut eğitim sistemimizde sevap ve günah kavramlarına yer yoktur. Şunu açık kesin olarak ifade edelim ki terörü önlemenin yolu dağlardan değil, okuldan geçer. Çocuklarımıza verilen eğitim, manevi değerlerimizden uzak, ruhsuz, köksüz ve idealsiz bir eğitimdir. Biz, bu bozuk sistemi, Hem çerçeve olarak Hem de içerik olarak değiştireceğiz. Eğitimin temeline de “ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT” harcını koyacağız. Bu Bağlamda: 1)Osmanlıcayı , ilköğretimin 1.sınıfından itibaren üniversite son sınıfa kadar ders olarak okutacağız. Böylece dede ile torunu tarih sahnesinde buluşturacağız. Çünkü tarihinden koparılmış bir millet, köksüz ağaç gibidir. Bir süre sonra, yıkılıp yok olur, gider. Biliyorsunuz, bu sene 18 Mart’ta Çanakkale zaferimizin 96.yıldönümünü kutladık. Biz, Çanakkalede, resmi kayıtlara göre tam 250.000(iki yüz elli bin)şehit verdik. O şehitler, sizin dedelerinizdir. O şehit dedelerinizin mezar taşlarını okuyabiliyor musunuz? YAZIK Kİ HAYIR! Ama onları şehit eden İngilizlerin, Fransızların mezar taşlarını okuyabiliyorsunuz. Üstelik, çocuklarımıza İngilizceyi, Fransıcayı mecburi ders olarak okutuyoruz. Çocuklarımız İngilizce’nin, Fransızca’nın yanı sıra Osmanlıca’yı da öğrense kötü mü olur* 2) İkinci olarak, dini eğitimin önündeki bütün engeller kaldırılacaktır. Kur’an Kursu için on iki yaş sınırlamasına son verilecektir. Biliyorsunuz, 12 yaşını bitirmemiş olan çocuklarımızın, tatillerde bile Kur’an Kurslarına gitmeleri MHP, DSP ve ANAP Koalisyon Hükümeti tarafından 22.7.1999 tarih ve 4415 sayılı Kanunla yasaklanmıştır. Mevcut iktidar da bu yasağı hala sürdürmektedir. Bu yasak sadece Müslüman çocukları için ve yine sadece Kur’an kursu için geçerlidir. Buna karşılık, hiçbir yaş sınırı aranmadan, mesela 4-5 yaşındaki çocuklarınızı bile, dans kurslarına, bale kurslarına gönderebilirsiniz. Söz konusu yasağın kaldırılması için feryat eden Diyanet İşleri Başkanımıza teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. Hükümete de bu sese; Diyanet İşleri Başkanımızın sesine kulak verin diyorum. Değerli Delegeler, Kıymetli Misafirler, Aziz Milletim, Dünyanın her hangi bir yerinde, tarihin herhangi bir döneminde bir milletin kutsal kitabının o milletin geleceği için tehlikeli görülüp yasaklandığına hiç şahit oldunuz mu? Tarihte bir benzeri görülmeyen bu abes yasak derhal kaldırılmalıdır. 3) Üçüncü olarak İmam-Hatip Listelerinin kapatılmış olan orta kısımları ile yüksek kısımları (Yüksek İslâm Enstitüleri)da yeniden açılmalıdır. 4) Dördüncü olarak, Teknik Eğitim sonuna kadar desteklenmelidir. Unutmayalım ki Milli Görüşün; - sebebi de, - temeli de, - amacı da insandır. Çünkü bütün sorunları çözecek olan, bozuk sistemi düzeltecek olan neticede insandır. İsterseniz bu konuyu bir nükte ile kapatalım: Adam, Pazar günü, haftanın bütün yorgunluğunu çıkarmak için koltuğa kurulup eline gazetesini alır. Tam o sırada 7-8 yaşlarındaki oğlu koşarak gelir ve “baba beni sinemaya götür”der Babanın ise, hiç dışarı çıkmak gibi bir niyeti yoktur. Bu yüzden bir bahaneyle oğlunu başından savmak ister. Birden gazetenin promosyon olarak verdiği dünya haritası gözüne ilişir. Önce dünya haritasını keserek küçük parçalara ayırır ve oğluna:”Eğer bu haritayı birleştirip düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim”der. İçinden de “Oh be, kurtuldum! En iyi coğrafya profesörü bile bu haritayı akşama kadar düzeltemez”diye düşünür. Aradan on dakika bile geçmeden oğlu koşarak gelir.”Baba haritayı düzelttim, artık gidebiliriz!”der. Adam önce oğlunun söylediğine inanamaz. Ama haritanın tamamlandığını görünce, hayretler içinde “Bunu nasıl yaptın? diye sorar”. Çocuk şu cevabı verir: ”Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttim, dünya da kendiliğinden düzeliverdi” Evet, insanı düzeltmemiz gerekiyor. Bunun için de, her şeyden önce Milli Eğitim sistemimizin düzeltilmesi şarttır. Çünkü Yeniden Büyük Türkiye’yi kuracak olan “Altın Nesil” i Milli Eğitim yetiştirecektir. D)YENİ ANAYASA Değerli Kardeşlerim, Yeniden Büyük Türkiye’yi kurabilmek için yapmamız gereken önemli bir iş de Yepyeni Bir Anayasa yapmaktır. “Sivil Anayasa” diyorlar. Hayır! Sivil Anayasa değil, Demokratik ve Adil ANAYASA Çünkü sivil anayasa denilince mevcut ANAYASA’YI askerlerin yaptığı, yeni anayasayı ise sivillerin yapması gerektiği gibi bir mana çıkıyor. Oysa sivillerin yaptığı anayasanın, askerlerin yaptığı anayasadan daha iyi olacağına ilişkin kesin bir ölçü yoktur. Belki daha da kötü olabilir. Zira: - Biz, bu ülkede, askeri brifingleri, dakikalarca ayakta alkışlayan sivil hakimler gördük. - Darbe liderlerine, saygılarının kabulünü arz eden sivil Anayasa Mahkemesi başkanları gördük. -“Ordu Göreve” diye, darbe çığırtkanlığı yapan sivil cüppeli rektörler gördük. Kısacası biz diyoruz ki insan merkezli, demokratik ve adil bir ANAYASA. Taklit değil, özgün bir Anayasa. Örnek alan değil, örnek olan bir Anayasa. Millete karşı devleti koruyan değil, devlete karşı milletin hak ve hürriyetlerini koruyan bir Anayasa. II) İSLAM BİRLİĞİ Değerli Delegeler, Kıymetli Misafirler, Aziz Milletim, Milli Görüş’ün 2. hedefi tüm insanlık için bir ADİL DÜZEN kurmaktır. Ancak Adil Düzeni kurabilmek için, öncelikle İslam Birliği’ni kurmak gerekiyor. İslam Birliği’nin temelini 15 Haziran 1997’de kurulan D-8’ler oluşturuyor. Bugün, nüfusu iki milyarı bulan İslam Âlemi darmadağınıktır. Müslüman halklar arasında tam bir gönül birliği vardır. Fakat yazık ki hükümetler arasında ciddi bir işbirliği yoktur. Dünya barışını sağlayabilmek için D-8’leri, -Hem geliştirmek -Hem de genişletmek(üye devlet sayasını artırmak) gerekiyor. Bilindiği gibi D-8’ler, toplam nüfusları bir milyarı bulan 8 devleti kapsamaktadır. Bunlar; 1. Türkiye, 2. Pakistan, 3. Bangladeş, 4. İran, 5. Mısır, 6. Malezya, 7. Endonezya, 8. Nijerya, Bilindiği gibi D-8’lerin bayrağında 6 yıldız vardır. Bu 6 yıldız, 6 temel prensibi ifade etmektedir. Bunlar; 1. Savaş değil, Barış, 2. Çatışma değil, Diyalog, 3. Çifte standart değil, Adalet, 4. Sömürü değil, İşbirlikçi, 5. Tekebbür değil, Eşitlik, 6. İnsan Hakları Yeryüzünde bu temel ilkelerin hâkim olması için, nasıl kalkınmış ülkeler G-7 teşkilatı içinde aralarında işbirliği yapıyorlarsa, 6 milyar nüfusu içinde toplayan 150 kalkınmakta olan ülkenin G-7’lerle beraber barış ve adalete dayalı yeni bir dünyayı kurabilmek için, sadece kendileri için değil, bütün dünya için aralarında bir Dayanışma İşbirliği Teşkilatı kurmalarında büyük faydalar vardır. Böylesine bir dünya kurulması için toplam nüfusları bir milyara ulaşan 8 Müslüman ülkeden müteşekkil bir D-8 çekirdeğinin kurulması 15 Haziran 1997’de İstanbul Çırağın Sarayı’nda bu ülkelerin Devlet Başkanlarıyla imzalanan anlaşmayla tesis edilmiştir. Bu çekirdek bir yandan bütün Müslüman ülkeleri kurtarmayı, diğer yandan da Rusya, Hindistan, Brezilya, gibi kalkınmakta olan diğer ülkeleri de bu işbirliği teşkilatı içinde toplamayı amaçlamaktadır. Bu tarihi adımın önemi bugün herkes tarafından çok daha açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Değerli Kardeşlerim, İnsanlık Batı’ya teslim edilemez. Çünkü Batı Felsefesi, rekabete dayanır. Rekabet ise KUVVETİ esas alır. Kuvvet çatışmayı doğurur. Çatışmanın sonu savaştır. Tıpkı 1.ve2. Dünya Savaşları gibi. Buna karşılık Doğu Felsefesi Fazileti esas alır. Faziletin temelinde hak vardır. Hak, uzlaşmayı gerektirir. Uzlaşmanın sonu, barıştır, dostluktur, kardeşliktir. Kısacası, dünya barışı için İslam Birliği’nin kurulması şarttır. İslam Birliğinin kurulmasında, tarihi misyonu gereği Türkiye, İslam ülkelerine öncülük etmelidir. İslam Birliği’nden hiç kimse, özellikle de Batılı dostlarımız korkmasın. Çünkü İslam Birliğinin amacı Evrensel Barış’ı sağlanmaktadır., İslam Ülkeleri, hem kendi gelecekleri, hem de Evrensel Barış için vakit geçirmeden; kendi aralarında, 1) Bir İslam Barış Gücü kurmalıdır. 2) Ortak Para Birimine geçmelidirler. İslam ülkeleri, İslam Birliğini kurduktan sonra, Batılı Devletlerle 2.Yalta Konferansı için bir araya gelmelidir. Amaç; Evrensel Barışı sağlamaktır. Bilindiği gibi galip devletler 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, yeni savaşlara meydan vermemek için Milletler Cemiyeti’ni kurmuşlardı. Fakat bu cemiyet 2.Dünya Savaşı’nı engelleyemedi. Çünkü Milletler Cemiyeti, hakkı esas alan bir yaklaşımla değil, kuvveti esas alan bir yaklaşımla kurulmuştur. Aynı şekilde, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra da Birleşmiş Milletler Teşkilatı kuruldu. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın temel galip devletler tarafından esasları, Kırım’da Bir Rus Kasabası olan YALTA’da düzenlenmiş olan Konferansta belirlenmiştir. 04-11 Şubat 1945 tarihlerinde yapılan konferansa üç büyükleri, yani Amerika Birleşik Devletlerini, İngiltere’yi ve Rusya’yı temsilen(sırasıyla) Franklin D.Roosevelt, Winston Churchill ve Josef Stalin katılmıştır. Temel prensipleri Yalta Konferansı ile belirlenen Birleşmiş Milletler Antlaşması 26 Haziran 1945 galip devletler tarafından oybirliği ile kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı yeni savaşları önlemek amacıyla kurulmuştur, o tarihten bu yana, savaş hiç eksik olmamıştır. Çünkü Birleşmiş Milletler Teşkilatı da, tıpkı Milletler Cemiyeti gibi, galip devletler tarafından, Barış, Hak ve Adalet esas alınacak değil, kuvvet esas alınarak değil, kuvvet esas alınarak kurulmuştur. Nitekim, Birleşmiş Milletler Teşkilatının en önemli organı olan “Güvenlik Konseyi” 15 üyeden oluşmaktadır Bu 15 üyeden 10’u geçici 5’i daimidir. Daima olan beş üye, 1. Amerika birleşik Devletleri 2. İngiltere, 3. Fransa, 4. Rusya, 5. Çin’ dir Bu beş ülkenin ”veto” hakkı vardır. Yani bu beş devletten herhangi biri ”hayır” dediği zaman, en saldırgan devlete karşı bile bir yaptırım uygulanamıyor. Bu yüzden, saldırgan da saldırılarına devam ediyor. Netice itibariyle, yeryüzünde savaş, katliam, kan ve gözyaşı eksik olmuyor. İşte Irak, işte Filistin, İşte Bosna-Hersek! İşte bu yüzden, Barışı, Hak ve Adaleti esas alan 2. YALTA KONFERANSI’nı düzenlemeye, birleşmiş Milletler Teşkilatı’nı yeniden tanzim etmeye, yani ADİL DÜZEN’İ tüm insanlığa sunmaya mecburuz. Adaleti sağlamak için buna mecburuz. Mazlumların haklarını korumak için buna mecburuz. Tüm insanlığın huzur ve saadeti için buna mecburuz. Çünkü bütün insanlık ADİL DÜZEN’E muhtaçtır. Öyle değil mi! Ey milli görüşçüler, Sizlerin gayreti ve Allah’ın yardımı ile Adil Düzen mutlaka kurulacaktır. Milli Görüş’ü, İslam Birliği’ni ve Adil Düzen’i engellemeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Çünkü onların dağları yerinden oynatacak güçlü teşkilatları olsa bile, sınırsız güç ve kuvvet sahibi yalnız Cenab-ı Allah’tır. Asla unutmayınız; “Zulmün topu var, güllesi var, Kal’asi varsa”, “Hakkı’n da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır”.
__________________
İnsan için en büyük Gurbet RABB'ine Uzak kalmasıdır. . .
|
|
|
| Bu mesaj için Huzur-î Mâhşer kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (18.07.11), ZafeR (19.07.11) |
![]() |
| Etiket |
| başkanımızın, genel, kongre, konuşması |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Genel Başkanımızın Miraç Kandili Mesajı | arifan yolcusu | SAADET PARTİSİ | 0 | 28.06.11 19:40 |
| Genel Başkan Kurtulmuş'un Kongre Konuşması | ZafeR | MGFORUM ARŞİV | 0 | 12.07.10 13:26 |
| Genel Başkanımızın taziye mesajı | Cihad Yıldızı | MGFORUM ARŞİV | 4 | 11.12.09 20:59 |
| Genel Başkanımızın Bayram Programı. | Cihad Yıldızı | MGFORUM ARŞİV | 1 | 26.11.09 20:41 |
| Genel Başkanımızın Katılacağı TV Programları | BAKLACI | MGFORUM ARŞİV | 0 | 20.02.09 15:05 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|