|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 191 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| SERBEST KÜRSÜ Hiçbir Bölüme Uymayan Konuları Burada Paylaşalım... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Akıncı
Üye No : 942
Üyelik tarihi : 24-10-2008
Konuları : 42
Mesajlar : 148
Teşekkürleri: 149
82 mesajına 133 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 22.09.10
Durumu : Status: Offline
|
Önce yalnızlıklarımızı vurdular ve kalabalıklaştırdılar yalnız yanlarımızı.Siren seslerinin sessizliğini içimize gömdüler daha sonra.Zulüme kafa tutan tüm italik düşüncelerimiz silikleşti yeryüzü sahifesinde.Bir sabah namazı çıkışı vuruldu en dik duran kelimemiz."Yükselsene Metin" emri gelmişti çünkü öte tarafta.Ve o kainatın en yüce noktasına yükseldi esaretlere boğulmuş cesaretlere uzak kalarak.Ama biz silik haritalarda dikkat çekmeyen küçük cümleler olarak kaldık kitaplarda.İniltiye dönen ağıtlarımızı haykırışa çevirememenin ezikliği vardı hala üzerimizde.Önce elimiz ayağımız sonra yüreğimiz bağlandı farkettirilmeden.Oysa biz hep "bağlansa elim ayağım bağlanmazki yüreğim" derdik.Demekki dilden çıkana değil yürekten çıkana kelam diyordu arşın yazıcıları.İşte böyle eritildik ve işte böyle eridik biz... Coğrafya bilmeyen pranga aşinası ayaklarımızı kestiler daha sonra.Çocukların sevinçleri hüzne çevirildi en acı rüzgarlar Kudüs sokaklarını yalarken.Mescid-i Aksa derdi bir yanımız ama boş bırakırdık Süleymaniye'yi.Süleymaniye Mescid-i Aksa'nın akrabası olmamışmıydıki.Aynı kanın sürüldüğü aynı taşlarla kurulmadımı ikisi.Süleymaniye'den varılamazmıydı Mescid-i Aksa'ya.Bunu hiç sormadık sorulara yabancı olmayan dimağımıza.İşte biz hep böyle uzaklaştık benliğimizi şenlendiren muştulardan.Ve biz mum gibi durduk şamdanlarda.Etrafımıza siyah perdeler çektik.Eridikçe etrafımızı kararttık.Oysa biz bu değildik.Cehennem kadar yakmalı güneş kadar ısıtmalıydık etrafımızı.Neydi hata.Neydi yanlış.Sormaya cesaret edemiyordum bu yazımı bitirdiğimde.Mazur görün utancımı... İbrahimi yanlarımızı kurşunladılar daha sonra.O İbrahim ki ateşleri serin sulara çevirebildi imanıyla.Oysa biz buz gibi sulara düştüğümüzde dahi yanıyorduk alabildiğine.Yüreğimiz İbrahimi bir iman taşımıyorduki ateşin eş anlamlısı serinlik olsun lügatte.Ama biz her meydanda çığırtkanlığımızla İbrahim dedik kendimize.Bir isim bu kadar alçaltılabilirmiydi sormadık kendimize... İşkence odalarının mazgallarına asılmış yüreklerden "La İlahe İllallah" sesleri duyulurduda sıcak odalarda pişkin pişkin oturan yüreklerden ses bile çıkmazdı.Eksik olan yüreksel değilde kelamsal bir imanın maliki olmamızdı belkide.Kuran suyunu kirli hayatlarımıza damıtamamanın sergüzeştliğinde eridik durduk yapayalnızca.Vahyi taşırken sırtımız kadar yüreğimizde hamallığa aşinamıydı sorgulayamadık bitürlü.Bu öyle kolay bir yük değildi.Sırtla değil yürekle taşınıyordu.Ve maddeye endekslenmiş bir dünyada manayı taşımak tonlarla bile kıyaslanamazdı.Apaçık bir şekilde bağlandı yüreğimiz zulüm rüzgarları yan sokağımızda özgürce eserken.Küffarın sancağına taviz nakışları örmenin burukluğunu yaşıyorduk fitne bayrağını gökyüzünde dalgalanır halde görürken.Oysa nurlu nakışlar örelim diye ellerimizi beklerdi yetim seccadeler.İhaneti kıyama kaldırdık işte böyle acımasızca.İşte bu sebeple gözlerimiz seccadelere bakamazdı.Ve yine bu yüzden avcumuzun içine girmeye bile haya eden gözyaşlarımız Kabe kokan secdelere akamazdı... Sonra çocuklarımızı ahlaki dejenerasyonun taşıyıcısı ilan ettiler.Kuran okumaya muhtaç küçük yüreklere çizgi filmlerden bir demet sunduk.Para verip ceplerini doldurduk hep.Ama yürekleri boş kaldı.Böyle olmamalıydı aslında.Aç bırakmalıydık onları zaman zaman.Adayışlığımızın en büyük adağı olmalıydı onlar.Keskin bıçakların boynuna dayandığı bir İsmail olmalıydı onlar.Ama okullar ve sokaklar diri cesetler doldu.Ne acıdırki bu kaygıyı taşıyabilecek bir yürek dahi yoktu ortada... Nuh'un gemilerine tayfa olmak gerekirken Firavun misali ikiye ayrılmış denizlerin ortasında çırpınır halde durduk.Oysa basitti yapmamız gereken.Musa gibi susmalı Harun gibi haykırmalıydık.Ama yüreklerimiz materyalist düzende maneviyata bile karşı gelir hale geldi.Nerdeydi Allah'a adanmış cehennem yanığı yürekler.Nerdeydi bu yola baş koymuş şehadet sevdalıları.Aramadık.Çünkü bulma umudumuz dahi yoktu... Kimbilir kaç kere biz öldürüldük diyordu kulağımdaki ezgi.Bir acı doldu yüreğime.Her geçen saniye bir katil taşıyordu yürek ülkesine.Postmodernliğe çağdaşlık diyen ellerin kırbasından içtiğimiz sular kuruttu belkide dudağımızı.Sakalı yüreğimizde değilde yüzümüzde taşıdık çoğu zaman.Örtüyü başımıza örttüğümüz kadar yüreğimize örtmedik.Oysa en çok örtülmesi gereken oydu.Biz böyle sorulardan kaçarak öldük belkide.Fatiha beklemeye dahi yüzü yoktu belki cesedimizin... |
|
|
![]() |
| Etiket |
| bizi, nasil, Öldürdüler |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|