|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 191 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| SERBEST KÜRSÜ Hiçbir Bölüme Uymayan Konuları Burada Paylaşalım... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : 'akrep'
Üye No : 1162
Üyelik tarihi : 31-10-2008
Mesleği : Öğrenci :|
Nereden : Bezm-i Elest
Konuları : 362
Mesajlar : 3,985
Teşekkürleri: 4,530
2,137 mesajına 3,949 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline
|
''Koç, Sabancılar 'para' basıyorlar'' Cemal Adem küresel merkez bankası sistemini anlatıyor. Sizlerle bu çarpıcı röportajın 1. bölümünü paylaşıyoruz. Siz sanırım uzun süre ABD'de kaldınız. Ne gibi çalışmalar yaptınız orada? ABD'de, Citibank, State Street gibi dünyanın en büyük finans kurumlarında görev aldım. Hatta bir ara Philadelphia menkul kıymetler borsasında da çalıştım. Hani o insanları devamlı panik halinde gördüğümüz mekan. Bu görevler sırasında sistemin işleyişini öğrendim. İlk sistemle ne zaman tanıştınız? Yatırım uzmanı olarak çalıştığım bir bankada yüzlerce varlıklı müşterinin hesabı benim kontrolümdeydi. Bu müşteriler milyon dolarlık insanlardı. Hatta aralarında adını vermeyeyim ama çok meşhur bir sporcu da vardı. Bir gün, bir hisse senedinin devamlı satış halinde olduğunu gördüm. Halbuki dışarıda şirket hakkında kötü bir haber yoktu. 1 hafta sonra ama bir baktım gazetelerde şirketin iflas edeceği haberler çıktı. Tabii o gün şirket hisseleri baya bir değer kaybetti. Çok şaşırmıştım ama o gün anlamıştım sistemin bazı efendileri olduğunu. O günden sonra bu konu hakkında araştırmalarım hız kazandı. Gece gündüz araştırdım. Bazen uyumadığım geceler bile olurdu. Peki sonunda sistemi çözebildiniz mi? Evet sanırsam çözdüm. Sistem, bir mühendislik projesi. Ama aldatıcı. Sistemin adı, ''Merkez Bankacılığı''. Nasıl işliyor? Çok basit. Merkezde bir 'merkez bankası' yani bankaların bankası. Siz her ne kadar merkez bankası devletin zannetseniz de aslında merkez bankası diğer bankalara hizmet ediyor. Bunu çoğu kişi farketmiyor. Merkez bankası diğer bankaların ortaklığını temsil eder. Sistem ise şöyle çalışır: Aldatma, insanlar ve ya milletin temsilcisi devletin borç alması ile başlar. Örneğin, siz bankaya gidiyorsunuz ve 100 TL borç alacaksınız. Bu 100 TL nereden geliyor? Benim bildiğim diğer müşterilerin hesaplarından. Hayır yanlış. Bu para yepyeni paradır. Yani banka parayı basar. Ama elektronik para olduğundan kimse bunun basıldığını farketmez. Siz 100 TL borç istediğinizde diyelim bankada toplam 1000 TL para var. Çoğu kişi zannediyor ki, banka 100TL borç verdiğinde kasasında 900 TL kalıyor. Hayır kalmıyor. Bankanın kasasındaki para aynı kalıyor ama küçük bir hile yapılıyor. Her bankanın merkez bankasında bir hesabı vardır. Banka örneğin 1000 TL toplamı varsa bunun onda biri olan 100 TL'yi merkez bankasındaki hesabına yatırır. Merkez bankası da bankaya yatırdığı miktarın 10 katına kadar elektronik para basma yetkisi verir. Diyelim siz 100 TL borç istediğinizde, banka sizin hesabınıza klavyenin tuşlarıyla 100 TL girer ve para basılmış olur. Nasıl basılmış olur? Benim bildiğim kağıt para darphanelerde basılır. Bugün herkes kredi kartı kullanıyor. Kağıt parayı görmüyor bile. Önemli olan harcama yapabilmek. İster kağıt, ister elektronik. Siz bir süpermarkete gidip elektronik para harcıyorsunuz. Siz 100 TL borç istediniz ve banka bu parayı bastı. Bu ne demek, bankanın halen 1000 TL si var ve bir de sizin borcunuz olan 100 TL. O halde banka borç verirken hiç riske girmiyor, kendi parasını bile vermiyor. Bankanın tek riski şu: Sonuçta bu sistemde bankadaki 1000TL olan paranın 10 katı kadar borç verilebiliyor. Bu da bankadaki 1000 TLye karşılık piyasada 10000 TL olması. Eğer birçok müşteri bankadan kağıt parasını aynı anda çekmek istese banka batar. Bazı zamanlarda bankalardan paralarını çekmek için kuyruk oluşturanları şimdi anlıyorum. Bankalar bu riski ortadan kaldırmak için çok yakın zamanda kağıt paradan tamamen kurtulmak isteyeceklerdir. Bunu unutmayın. Çok yakında 'yok böyle daha güvenli' gibi mazaretlerle tamamen kağıt parayı devre dışı bırakacaklar. Bunun anlamı ne? Bankalar sınırsız para basıp tüm ekonomik gücü ellerine alacaklar. Bu da modern kölelik demek. Eğer siz sisteme karşı iseniz alışveriş yapamayacaksınız. Sizin kartınızı iptal ettikleri anda ne olacak? Siz alışveriş yapacak parayı bulamayacaksınız. Çünkü para tamamen tekel olmuş olacak. Tüm dünyadaki banka sahipleri olan ailelerin amacı bu. Böylece tüm dünyaya egemen olmuş olacaklar. Elektronik paranın nasıl basıldığını biraz daha açıklar mısınız? En baştan başlayalım. Bankanın kasasında 900 var. Siz 100 olan maaşınızı bankaya yatırdınız. Bankadaki para 1000'e çıktı. Sonra Ayşe teyze 90 TL borç istemek için geldi. Banka hemen bilgisayara girdi. Ayşe teyze bu parayı çamaşır makinecisine verdi. Banka, Ayşe Teyzeye 90 lira verdiğinde ama halen bankanın 1000 TLsi var, bir de Ayşe teyzenin bankaya borcu. Demek ki bankanın toplam 1090 lirası oldu. Çamaşır makinacısı da bankaya gitti Ayşe teyzenin verdiği 90 TL'yi yatırdı hesabına. Banka bu sefer bu paranın 9 lirasını koydu merkez bankasındaki hesabına ve 9 katı kadar yeni borç yani para basma fırsatı doğdu. 81 TL borç isteyen biri hemen geldi ve borç verildi. Bu şekilde sizin yatırdığınız 100 TL'ye karşılık tüm sistemde (unutmamak lazım tüm bankalar aynı sistemin parçası yani ortaklar aslında) 1000TL yeni para yaratılmış oldu. Farkındaysanız bankalar devamlı borç alacak birilerini bulmaları gerekli, sistemi devam ettirebilmek için. O yüzden tüketim artmalı, hatta reklam, dizi, film gibi bir çok propanga araçları ile insanlarda ihtiyaç dışı talepler oluşmalı. İnsanlar devamlı borçlu olmalı ki kontrolü kolay olsun. Devlet savaşmalı ki daha çok borç verilebilsin. Devlet bankaların en yağlı müşterileri. Bu yüzden bankacılar savaşı çok sever. Savaş demek borç demek, borç ise bankaların daha fazla kazanması, güçlenmesi manasına geliyor. Ama piyasada o kadar çok para olursa enflasyon olmaz mı? İşte mühendislik harikasının bir başka ilginç yönü. Siz borcunuzun anaparasını ödediğinizde ne oluyor? Para bankanın kasasına geri giriyor, değil mi? Hayır niye girsin ki. O para hiç orada değildi ki. Sistem parayı yok ediyor. Anlamadım. Gayet basit. Para sistemden siliniyor. DEL tuşu ile bilgisayarlardaki. Peki bankaya ne kalıyor? Ne? Paranın faizi bankanın kasasına giriyor. Böylece de gün geçtikçe borçlar artıyor, borç arttıkça da faiz artıyor. Ve bir zaman sonra faiz kısmı toplam piyasadaki paranın daha fazlasına sahip oluyor. Ama aslında sistemin amacı başka. Nedir o? Güç. Para, ekonomik bahçemizin suyu, ekonomik hayatımızın kanı görevinde. Banka, bu suyu götüren hortumu elinde tutmak istiyor. Böylece hangi bahçenin yeşereceğine, hangi bahçenin solacağına karar veriyor. İstediği şirketler büyüyor, istemedikleri solabiliyor. Bugün bir çok zengin ailenin bankalara ortak olmasının sebebi budur. Onlar haksız yoldan piyasaya hakim olmak istiyorlar. Şimdi açıklayacağım belki okuyucularda şok etkisi yapacak ama söylemezsem dilsiz şeytan olurum. Koç ailesi, Şahenk ailesi, Sabancı ailesi sahip oldukları bankalar aracılığı ile darphane dışı para basıyorlar.Bu ailelerin bir çok üretim yapan şirketi var ve bu yolla satışlarını arttırmış oluyorlar. Eskiden bakkallar vardı, veresiye çalışırlardı. 10 lira borcunuz varsa bakkal amca yazardı deftere. Bakkal amca size olan güveninden, dostluğundan böyle bir şey yapardı. Bu aileler bu işi ahlaksızlaştırdılar.Onlar da borç veriyorlar ama bu borç verecekleri parayı basıyorlar. Bakkal amca size borç verdiği parayı kendi alın terinden, satışlarından verirdi. Düşünsenize bakkal amca arkada bir odada para basıyor sonra size 10 tl bastığı paradan borç veriyor. Ne olur? Polisler basar ve hapise girer. Ama bakkal amca yakalanmadığı sürece, hem bakkal amca malını satmış olur, hem de riske girmez. Riske girmeden kazanmak. Bu parazitlik. Devlet görmüyor mu? Devlet bir şey yapamaz. Bu sistemi ortadan kaldırmak, tüm dünyayı karşınıza almak demek. Bu da o kadar kolay değil. Ama 'yasal' hırsızlık ya da 'yasal katillik' ne kadar saçma ise, yasal kalpazanlık da o kadar saçma. Allah bize yardım etsin, yoksa bu örümcek kafalıların tüm insanlığı düşürdüğü ağ yakında hepimizi sarmalayacak, köleleştirecek. |
|
|
| Bu mesaj için hadid kullanıcısına teşekkür edenler: | suvari4060 (22.01.12) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : 'akrep'
Üye No : 1162
Üyelik tarihi : 31-10-2008
Mesleği : Öğrenci :|
Nereden : Bezm-i Elest
Konuları : 362
Mesajlar : 3,985
Teşekkürleri: 4,530
2,137 mesajına 3,949 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Para sisteminin en büyük hilesi Cemal Adem ile söyleşimizin 2. bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Geçen hafta bankaların para basmasından bahsettik. Buna ne eklemek istersiniz? Esasen sistemin en büyük hilesi aslında para basması değil, faizdir. Biraz açıklar mısınız? Tabii. Dediğimiz gibi bankalar kredi istendiğinde önce parayı yaratıyorlar, geri ödendiğinde ise sistemden siliyorlar. Eğer sadece bu kadarla kalsa piyasanın normale girme şansı var. Herkes borcunu öderse bankanın bütün yarattığı para sıfırlanmış olurdu. Ama faiz eklenince işler değişiyor: Banka anaparayı sisteme sokmasına rağmen istenen faizi sisteme sokmuyor. Bunun manası, borç miktarının sistemdeki mevcut paradan fazla olması. Borçlular borçlarını kapatmak için sistemdeki parayı kullacaklarına göre, her borçlu borcunu ödeyecek parayı bulamayacak. İşi kapanacak, iflas edecek. Size bir örnek vererek açıklayayım. Diyelim bir adada 5 tane saat ustası var. Bankaya gidiyorlar ve her biri yüzde 25 faiz ile 100 lira borç alıyorlar. Piyasada ise henüz para yok. Banka parayı yaratıyor ve ustalara veriyor. Ustalar, 100 lirayı saat yapımında harcıyorlar ve piyasaya sürüyorlar. Soru 1: Piyasadaki saatin fiyatı en az kaç lira olmalı ki ustalar zarar etmesin. 100 lira masraf ve yüzde 25 faiziyle en az 125 lira olmalı. Çok güzel. Piyasada toplam kaç saat var? 5 Peki, piyasada toplam kaç lira var? 500 lira yaratılarak piyasaya sürüldü. Peki, bu piyasada en fazla kaç saat satılabilir? 125 lira saat başına olduğuna göre, 500’ü 125’e bölersek, 4 saat satılabilir. Bu durumda ne olur? 5. saatçinin saati elinde kalır. Evet, banka bu saate el koyar. Saatçi dükkanı kapatır. İflas etmiş olur. İşte sistemin bozukluğu burada yatıyor. Sistem, insanları devamlı borç batağına sokmak ve onları borç miktarından az olan parayı elde etmek için çarpıştırmak üzerine kurulmuş. Borçlu insan ne ilimle, ne fenle uğraşıyor, toplum geri kalmış oluyor. Böylelikle kitleler kolayca yönetilebiliyor. Eskiden bir oyun oynardık, müzikli sandalyeler diye. Sandalyelerin çevresinde dolaşır, müzik durunca yer kapmaya çalışırdık. Bizi birbirimizle yarıştıran yer eksikliğiydi. Harika bir örnek. Bugünkü sistemi açıklamak için daha iyi örnek düşünemiyorum. Ve oyunun sonunda sandalyeler yavaş yavaş tükenir, oyuncular oyun dışında kalır ve sonunda biri kazanır. Bugün geldiğimiz noktada sandalye sayısı iyice azaldı. Oyun dışında bir çok kişi aç, sefil, işsiz. İşte bu noktada oyunda bir değişiklik görebiliriz. Ne gibi? Günümüzde haberleşme çok gelişti. Arap dünyasındaki isyanları görüyoruz. Birisinin twitter’dan attığı mesaj bile ortalığı alevlendirebiliyor. Sistemin sahipleri bu durumun farkında. Yani oyunun sonuna kadar devam etmeyeceğini, oyuncu azaldıkça anlıyorlar. Yani isyan bayrakları çekilmeye başlıyor. Sanırım dünkü yazınızda buna dikkat çektiniz? Evet. Zeitgeist ve Maitreya hareketleri ile oyuncuları başka bir oyuna getirmeye çalışıyorlar. Oyunun amacında bir değişme yok. Sistemin sahiplerinin amacı aynı. Tüm kaynaklara el koymak. Ama ille tapuları olmasına gerek yok. Önemli olan kimin bu kaynak üzerinde egemen olduğu, kararları aldığıdır. Yazımda bütün bunları açıkladım, merak edenler okuyabilir. Bugün biraz da çözüm hakkında konuşalım. Evet bir çok insan sizin çözüm önerinizi merak ediyor. Bu benim önerim değil. Zaten daha önce söylenmiş olanları tekrar söyleyeceğim. İnsan arapça bir kelimedir. Kökü ‘nisyan’ dan gelir. Nisyan unutmak demektir. İnsan ‘unutan’ varlıktır. Bizim amacımız naçizane insana unuttuklarını hatırlatmak. En çok aldığım sorular, bankacılık sisteminden tamamen kurtulmak mı lazım? Yerine ne tür bir para sistemi inşaa etmek lazım. Halbuki, daha önce yapılası gereken zihni inşaa etmek. Ancak sağlam bir kalbi ve zihin temel üzerinde bu finansal yapı sağlam olur. Yoksa başarıya ulaşamaz. Kalbi ve zihni temel derken neyi kastediyorsunuz? İnsanın para ile ilişkisini, hayata bakışını, toplumla olan münasebetini. Bugünkü sistemin en büyük fikri hatası nedir o zaman? Bugünkü sistem, servete mülkiyet gözüyle bakıyor. ‘Servet benim değil mi ne yaparsam yaparım’ anlayışı hakim. Bu anlayışla, Guardian gazetesinin haberine göre milyarca dolarlık yemek israf ediliyor. Bu denli bir israf olmasa dünyada aç kimse kalmaz. Halbuki ekonomistler dünya çok kalabalık, doğum kontrolü lazım, yiyecek kıtlığı var diyor. Maalesef bugunkü bilim, bilim değil. Bilim hakikata değil, o bahsettiğimiz grubun menfaatlerine hizmet ediyor. Dünya krallığını kurma yolunda zihinleri uyuşturan bir bilim var bugün. Bu konuyu bir kenara bırakırsak dünyada israf haddini aşmış durumda. Problem miktar değil, bu miktarın israf edilerek gitmesi gereken yerlere gitmemesi. Evet anlıyorum. Sanırım önce bu fikri hataların düzelmesi gerektiğini düşünüyorsunuz. Evet kesinlikle. Dünyadaki sorunların kaynağı budur. ‘Ben tok olayım da, diğerleri aç olsun bana ne’ anlayışı ile ‘onlar çalışsın ben kazanayım oturduğum yerden' olan firavuni anlayıştır. Bugün, sosyal uçurumlar bu anlayışın sonucu. Kapitalizmin sorununu komünizm çözemez. Çünkü bu bahsettiğim temelde her iki sistem aynıdır. Her ikisi de servete mülkiyet olarak bakar. Kapitalizmde servet sermayederlere, komünizmde ise partiye aittir. Bizim ise fikrimiz farklı. 1000’ lerce yıllık fikri tecrübe bize ‘servet emanet’tir diyor. Kimden emanet? Bütün servetin sahibinden. Yerin, göğün, o fabrikaların taşlarının, makinaların her bir parçasının sahibi, her türlü mahsülün atomlarına kadar hepsini dizayn edip, ortaya çıkartan, kendisinden bir lütuf olarak insana emanet edenden. İnsan bugün ‘emanet’ e hıyanet ediyor. Emaneti veren bu emanette fakirlerin, muhtaçların hakkı vardır diyor, insan umursamıyor. Günümüz insanı ‘mal benim değil mi’ ne istersem yaparım diyor. İlk önce değişim buradan başlamalı. İnsan sorumluluğunun farkına varmalı ve ona göre hareket etmeli. Çünkü emanet olduğunu bilen insanın ilk soracağı soru şudur. ‘Ben bu emanete nasıl sadık kalabilirim? İşte değişim bu noktada başlar. |
|
|
| Bu mesaj için hadid kullanıcısına teşekkür edenler: | suvari4060 (22.01.12) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : 'akrep'
Üye No : 1162
Üyelik tarihi : 31-10-2008
Mesleği : Öğrenci :|
Nereden : Bezm-i Elest
Konuları : 362
Mesajlar : 3,985
Teşekkürleri: 4,530
2,137 mesajına 3,949 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Ekonomik sistemin çürük temeli Cemal Adem ile söyleşimizin 3. bölümünde, Adem sistemin temeline iniyor ve yeni ekonomik yapılanmanın nasıl temellendirilmesi gerektiğini anlatıyor. Adem'in sözleri yine ses getirecek. Geçen haftaki açıklamalarınız büyük ilgi gördü. Eklemek istediğiniz birşey var mı? Sistemin üst yapısı olan müesseseleri kurmadan önce alt yapısı olan ahlaki, ruhi temellerin yeniden atılması gerektiğini söyledik. Aslında bugünkü kapitalist anlayış her ne kadar Adam Smith’in felsefesinden yola çıktık diye iddia ediyorsa da bu yalandır. Çünkü Adam Smith bireylerin menfaatlari doğrultusundaki hareketinin toplumun genelinin refahını sağlayacağını söylerken bu menfaatlerin ‘’ahlaki’’ kurallar çerçevesinde olması gerektiğini de belirtiyordu. Ama ‘ahlak’ atıldı, geriye sadece hayvani arzuların tatmini kaldı. Siz bugünkü Adam Smith temelli sistemin aslında bu temelden beslenmediğini söylüyorsunuz, Smith’in görüşlerinin çarpıtıldığını belirtiyorsunuz. Evet. Bugünkü sistemin ruhu yok. Sadece bedeni var. Bedensel arzuların tatmini hedef alınmış. Halbuki sistem arzu tatmini yerine ihtiyaçları gideren bir model çıkarması lazım. İnsanın ihtiyaçları değil arzuları sınırsızdır. Sistem, insanın arzularını bu dünyalık yaşamda nasıl tatmin ederiz sorusuyla modelliyor. Bu da felaketlere yol açıyor. Çünkü sınırlı yaşamda, sınırsız arzular tatmin edilemiyor. Ancak imtiyazlı bir grup dışında. Bu grup çok güzel bir hayat sürerken, çoğunluk eziliyor. Ama sistem buna ‘yaşamda kalma mücadelesi’ ‘güçlü olanın yaşamaya’ hakkı vardır gibi sözlerle açıklıyor. Darwin’in evrim teorisinde olduğu gibi. Bu yamuk inanç yüzünden dünya çok kalabalık diyor, yetmiyor diyor. Peki sistem neyi hedeflemeli? İlk öncelikle tüm insanların asgari ihtiyaçlarını karşılamayı. Temiz su, birazcık yemek, barınak, giyecek ve bir iş tabii ki. Bunlarsız insan hayatta kalamıyor. Bunlar karşılandıktan sonra belli ahlaki çevçeve içinde nefsani arzular tatmin edilebilir. Yani özel mülkiyete karşı değiliz. Ama bu özel mülkiyetin de tüm topluma zarar vermesine izin verilmemeli diye düşünüyoruz. Yoksa komünist bir anlayış değil önerdiğimiz. Peki arzu ile ihtiyaç arasındaki farkı anlatır mısınız? Çok basit bir örnekle açıklayayım. Birazcık su, kuru ekmek, iki üç zeytin insanın yiyecek ihtiyacını giderebilir. Ama iskender kebap insanın tat arzusunu tatmin etmesidir. Bugünkü ekonomik sistem, bu bitmek tükenmek bilmeyecek olan arzuları bu dünyada nasıl tatmin ederim telaşına düşmüş. Yani cenneti bu dünyaya taşıma heyecanı. Bu heyecanla büyük zulümler yapılıyor. Meşru yollarla buna ulaşamayacaklarını bilen sistemin efendileri, gerek banka parası basarak ki ben buna sahte para diyorum, gerek ise insanların boynuna faiz zincirini takarak bu arzularını tatmin etmek istiyorlar. Her iki yolda da, ben arzularımı tatmin edeyim, siz bütün insanoğlu da benim bu heva ve heveslerimi tatmin için çalışın. Tamamen firavuni bir anlayış. Bütün halkını kendine mezar yapılsın diye köleleştiren bu anlayış firavunla ölmemiştir. Firavun ölmüş (Kuran’da Musa kıssasında geçen) firavunluk kalmıştır. Sanırım üst düzeydekilerin altta çalışanlara oranla kat be kat fazla kazanması da yine bu durumla ilişkili. Evet. İnsanlar arasında beceri farkı vardır. Bu doğru. Ama kazançlardaki bu uçurum, beceri farkı olarak açıklanamaz. Bunun meali şudur, piramit şeklindeki düzende, alttaki çoğunluk üstteki bir avuç için çalışır. Aslında bugün israiloğulları yani yahudilerin bazılarının yamuk inançlarının eseridir bu düzen. Aman size yahudi düşmanı derler sonra. Biz her yahudiden bahsetmiyoruz. Çok ahlaklı, dürüst, insancıl yahudi kardeşimiz de var. Lakin bir grup var ki onların yamuk bir dünya algıları var. Nedir o? İnsanın hareketleri inancının eseridir. Siyonist kabalist diye tanımlayacağımız bir grup, kendi ırklarının üstün olduğunu, Tanrı’nın onları efendi olarak seçtiğini ve tüm diğer insanları onların emrinde çalışmak için yarattığını düşünüyorlar. Bu inançları Talmud gibi hahamlarının yazdıkları kitaplarda mevcut. Bu insanlar bu yamuk, ırkçı inanç doğrultusunda hareket ediyorlar. Alın size bazı inançları: ‘’ Tanrı Yahudilere, diğer milletleri sömürme hakkını tanımıştır.’’ ‘’ Yahudi olmayanın malını ve ticaretini elinden almak bir yahudi için sevaptır.’’ ‘‘ Yabancıya faizle borç verebilirsin ama kardeşine (başka bir yahudiye) faizle borç vermeyeceksin.’’ Hatta bir atasözleri vardır ki bu düzenin temelindeki inancı sergiler. ‘Her yahudi bir kral, yahudi olmayan ise köle olacaktır.’ İsteyenler Talmud’u açıp okuyabilirler bu yazdıklarımı. Sanırım temeldeki bozuk inancın nasıl üst ekonomik yapıya yansıdığını anlatmaya çalışıyorsunuz. Evet amacım yahudi ırkına mensup herkesi zan altında bırakmak değil. Bu sadece bir grubun inancı. Yoksa, bütün yahudiler bu fikirde değil. Hatta bir çok musevi bu siyonist ırkçı düşünceyi kınıyor. Örneğin, Neturei Carta adlı yahudi bir grup var. Bu grup yıllardır dinlerinin –aslında çoğu ateist maddeci grup tarafından kaçırıldığını söyleyerek protesto ediyorlar. Siyonistlere karşı bu musevi kardeşlerimizin bir çok gösterisi oldu. Sistemin temeline indik ve orada inanç ve algılama bozukluğu gördük diyorsunuz. Evet. Devam edelim isterseniz. Okurlarımız eğer arzu ederlerse bu siyonist düşünce hakkında daha fazla bilgi verebilirim. Ama bugünkü amacımız sistemin alt yapısındaki aksaklıkları teşhis edip onarmaya çalışmak. Peki başka ne var alt yapıda? Aslında en önemli sorun: Tek dünyalık yaşamak. Tek dünyalık derken? Aslında ölümden sonra dirilme ve bu yaşamda yaptıklarından hesaba çekilme inancı tüm ekonomik üst yapıyı değiştirir. Sistem kişisel menfaati tanımlarken, o ferdin sadece bu yaşamdaki nefsani arzularını baz alıyor. Halbuki, ölümden sonraki uzun yaşama inananlar farklı bir ekonomik hayat yaşıyorlar. Çünkü bu inançtaki insanların kişisel menfaati ölümden sonraki yaşamda yatıyor. Örneğin, bir şehit can verirken kişisel menfaatini düşünüyor. Şehidin kişisel menfaati; ölerek Allah’a en yakın olmak, sevgilisine kavuşmak, yok olmak değil. Böylece Adam Smith'in önerdiği gibi, şehidin kişisel menfaati genel toplumun menfaatini sağlıyor. Önemli olan, menfaati tanımlamak, menfaatin yönünü belirlemek. Başka bir örnek verelim: Allah, ihtiyaç sahiplerine yardım ederken harcanan paranın artacağını, oturduğun yerden diğerlerini çalıştırarak kazandığın faizin ise azalacağını söylüyor. Yani kişinin menfaati başkasına yardım etmede yatıyor diyor. Halbuki bugünkü bakış, paramı bonoya yatırdım yüzde bilmem kaç kazanıyorum diyor. Hayır efendim. Kaybediyorsun. İki farklı matematik var. Soru, 400 liranız var, 100 lirasını bir fakire verdiniz yardım olarak. Ne kadarınız kaldı. 300? Hayır. Sizin 1000 liranız kaldı. Hayatın ölümden sonra biteceğini düşünenler farklı hesap yaparken, hayatın esas ölümden sonra devam edeceğine inananlar farklı bir denklem kuruyor. Bu dünyadaki emaneti ancak ölümden sonraki yaşamda mülkiyete çevireceğine inanlar 100 lira bir fakire verdiklerinde öteki dünya hesapları en az! 1000 lira artmış oluyor. (Ahiret aritmetiğinde güzel işler en az 10 ile çarpılır). Öte yandan 400 liralık emanetle 100 lira faiz kazandım diyenler aslında 500 liraya sahip olmuyor, -100 liraya düşmüş yani borçlanmış oluyorlar. Bu ilk bakışta bilmeyenlere garip gözükebilir ama hayatlarında bu matematiği kullananların kurduğu ekonomik yapı kesinlikle günümüzdekinden farklı olacaktır. Bugünkü sistem gibi faiz üzerine bir yapı oluşturmayacaktır. Sanırım sizin söylemek istediğiniz bugünkü sistemin planlarını çok kısa vadeli yaptığı ve bunun getirisi olan dar bakış açısı. Halbuki, yaşamın sadece bu dünya hayatından ibaret olmayıp çok daha uzun olduğunu bilenler planlarını bu uzun vadeye göre yapınca ortaya iki farklı tablo çıkıyor. Evet. Kapitalizm ve komünizmdeki bu inanç eksikliği cenneti bu dünyaya taşıma çabalarına neden oldu. Peki sonuçta ne oldu? Cennet geldi mi? Bir avuç insan sözde cenneti yaşarken, milyarlarca insanı dünya cehennemine attılar. Komünistler milyonlarca kişiyi katletti, kapitalistler de Irak’ın petrolü, Afganistan’ın haşhaşı derken milyonları katlettiler. Niye? Hayvani arzularını tatmin etmek için. Anladım. En son söyleşimizde servet bize bir emanet demiştiniz. Bunu bağlayabilir misiniz bugünkü söylediklerinize. Elbette. Servet, servet sahibinin bize emanetidir. Bu emanete sadık kalanlara ise bu sadıklıklarından ötürü mülkiyet verilecektir. Buna biz ‘cennet’ diyoruz. Ama ileride ‘cennet’ ve ‘cehennem’ ne demek onları da konuşuruz. Çünkü maddeci beyinler, cenneti sadece yatıp keyif yapılan bir tembellik, zevk mekanından ibaret zannediyorlar. Doğrudur, zevk veren şeyler vardır lakin ‘cennet’i o kadar basite indirgemek büyük bir hatadır. Bu inançta olmayan insanların da bu yüzden dini hafife almalarına yol açmaktadır. Bunlara sonra gireriz. Bu kısa dünya hayatı ki düşünün evrenin yaşı milyarlarca yılken, insan ömrü bunun yanında bir gün bile değil, kısacık. Demekki, bu ömür insanın test sahası. ÖSS sınavı 2-3 saat sürüp ondan sonraki uzun yıllarının kaderini belirliyorsa, bu hayat testi de ölümden sonraki çok daha uzun olan yaşamın kaderini belirliyor. Bu emanete sadık kalıp kalmama testini geçenler başarılı oluyorlar. Peki nasıl sadık olabiliriz? Alemin Kralı bize servetin nasıl harcanması gerektiğini bildirmiş. Fakir fukaraya yardım, komşusu açken senin tok olmaman, belli maddeleri tüketip belli şeyleri tüketmemen, hak yememen, başkasındaki emanete göz koymaman, çalmaman, emanetini karaborsa yapıp insanlar ona muhtaçken sen fiyatı biraz daha çıksın daha çok olsun diye saklamaman gibi. Amaçsız para biriktirip diğer insanlara vermeyen zenginleştiğini düşünüyor. Halbuki emaneti arttığından, yükü yani sorumluluğu da artıyor farkında değil. Bu söyledikleriniz bize aslında paranın ‘kötü’ olmadığını anımsatıyor. Kesinlikle doğru bir gözlem. Para yani servet sadece bir emanet. Onu kötü ve ya iyiye dönüştürecek olan ise insan. Aslında insana verilmiş bu emanet, ölümdeki sonraki yaşamın yapı taşları, tohumları. İnsan bu tohumları ekerek, aslında sonraki yaşamını inşaa ediyor. Kendi elleriyle yaptığının semeresini de işte ölümü ‘tattıktan’ sonra görecek. Tohum ve toprak sahibinin önerisini dinleyerek verimli araziye ekilen tohumlardan öyle ağaçlar çıkacak ki, meyvesinin tadı çok leziz olacak. Ama verimsiz toprağa ekilen tohumlardan ise, meyve vermeyen kütükler çıkacak. Bu kütükler de ancak ısı ve enerji versin diye yakılacak yakıt olacak. |
|
|
| Bu mesaj için hadid kullanıcısına teşekkür edenler: | suvari4060 (22.01.12) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 5580
Üyelik tarihi : 16-09-2009
Konuları : 306
Mesajlar : 2,584
Teşekkürleri: 9,384
1,240 mesajına 2,440 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Tevafukun da böylesi. Şuan tam da bu yazıyı koyacaktım foruma. neyse linki koyalım bari''Koç, Sabancılar 'para' basıyorlar''
__________________
Barış İstiyorsanız Savaşa Hazır Olun... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Nur şakirdi kardeşlerim tıklayın izleyin |
|
|
| Bu mesaj için suvari4060 kullanıcısına teşekkür edenler: | hadid (22.01.12) |
![]() |
| Etiket |
| adem, bankası, cemal, küresel, merkez, röportaj, sistemi |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası: Milli bir Banka mı ?Prof. DR. Gültekin ÇETİNER | suvari4060 | EKONOMİ VE PARA | 1 | 25.11.11 22:27 |
| CHP'nin İş Bankası'nda payı ne kadar? | el-Kevserî | ÜLKEMİZDEN HABERLER | 3 | 16.07.10 18:12 |
| Gülen'in bankası ilk binde | Cihad Yıldızı | ÜLKEMİZDEN HABERLER | 0 | 11.07.09 11:01 |
| Küresel krizden sonra, şimdi de küresel salgın!.. | Alemdâr-ı İslâm | Abdülkadir Özkan | 1 | 13.06.09 09:20 |
| Merkez Bankası başkanı Erbakan hocamın elini öptü... | şehzade | ÜLKEMİZDEN HABERLER | 2 | 28.02.09 00:10 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|