|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 193 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| SİYER-İ NEBİ Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed(sav)'in Zamanında Yaşanan Olaylar... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Sevgili Peygamberimizin Mübarek Gözleri İle İlgili Özellik Ve Mucizeler Yüce Allah Kur'ân'da buyuruyor ki: "Muhammed'in gözü şaşmadı ve sınır aşmadı." (Necm, 17). îbn-i Adiyy, Beyhakî ve îbn-i Asâkir Aişe'den şöyle rivayet ederler: O demiştir ki: "Peygamber Efendimiz, ışıkta gördüğü gibi karanlıkta da görür idi." ." Buharı ve Müslim, Ebû Hüreyre'den ittifakla şöyle rivayet ederler: O demiştir ki: "Bir defasında Resûlüllâh Efendimiz bizlere hitaben: "Siz benim yalnız ön tarafı mı gördüğümü sanıyorsunuz? Vallahi sizin rukûnuz da, secdeleriniz de bana gizli değildir! Ben sizi arkamdan da görmekteyim" buyurdular. Müslim ise Enes'ten şöyle rivayet eder: "Resûlüllâh Efendimiz buyurdular ki: Ey insanlar! Ben sizin imâmınızım. Rükû ve secdelerinizi benden önce yapmayınız. Çünkü ben sizi, hem önümden, hem de arkamdan görmekteyim." Alimlerimiz diyorlar ki: Bu Önden de, arkadan da görmek işi; hakîki bir idraktir ve mucize kabilinden olup Peygamberimiz'e mahsustur; Peygamberimizin Mübarek Ağzı, Tükrüğü Ve Dişleri Yine İbn-i Asâkir ve Taberanî, Ebû Hüreyre'den rivayet ederler, o demiştir ki: "Biz, peygamberimizle birlikte gidiyorduk. Nihayet bir yoldan geçtiğimiz sırada bir ses duyuldu. Bu ses, Hasan ve Hüseyin'in sesi idi. Analarının yanında oldukları halde ağlıyorlardı. Resûlüllah sür'âtle gidip niçin ağladıklarını sordu. Anaları: "Susuzluktan" dedi. Resûlüllah su aradı ise de, bir damla su bulunamadı. İçeride Resûlüllah'ın: "Çocukların birini bana ver" dediğini duydum. Çocuğu anasından alıp bağrına basmış, susturmaya çalışmıştı. Fakat çocuk var sesiyle ağlayıp bağırıyordu... Peygamberimiz mübarek dilini çıkarıp ağzına koydu, o da O'nun dilini emmeye başladı. Sonunda susuzluğunu giderdi ve susup sükûnete erdi. Artık sesi duyulmuyordu... Diğeri ise ağlamasına devam ediyordu. Onu da anasından alıp bağrına bastı ve mübarek dilini verip emdirdi. O da susup sükûnete erdi," Peygamberimizin Mübarek Kalbi Hakkındadır Cenâb-ı Hak İnşirah Sûresinin 1. âyetinde şöyle buyurmaktadır: "Habibim, biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?" îmâm-ı Beyhakî'nin tahricine göre, îbrahîm bin Takman bu âyetin manasını Sa'd'a sormuş, o da ona Katâde'nin Enes'ten naklettiği şu bilgiyi vermiştir: "Peygamberimizin göğüs hizasından tâ karnının alt kısmına kadar yarılıp açılmıştır... Kalbi çıkartılmış ve altından bir tas içinde yıkanmış, sonra îmân ve hikmetle iyice doldurulmuş, yerine iade edilmiştir..." îmâm-ı Ahmed ve Müslim, Enes'ten naklen şu bilgiyi vermektedir: "Peygamber Efendimiz, çocuk arkadaşları ile oynarken Cebrail (a.s.) gelmiş ve O'nu alıp yere yatırmış, göğsünü yararak kalbini çıkarmış, kalbini yararak içinden bir pıhtı çıkarmış ve: "îşte bu şeytanın nasibidir!" demiştir. Sonra O'nun kalbini altın bir tas içinde zemzem ile yıkamış, sonra kalbini iyileştirip yerine iade etmiştir. Yanındaki çocuklar ise, koşarak O'nun dadısına gitmişler ve: "Muhammed'i öldürdüler" diyerek feryad etmişlerdir... Onlar da koşarak gelmişler ve Peygamberimiz'i, rengi uçuk bir vaziyette bulmuşlardır." Enes diyor ki: "Ben, Peygamber Efendimiz'in göğsündeki dikiş yerini görmüştüm." Ahmed, Baremi, sahihtir kaydiyle Hâkim, Beyhâki, Taberanî ve Ebû Nuaym, Utbe bin Peygamberimizin Esnemekten Korunmuş Olması tmâm-ı Buhari Târih'inde, îbn-i Ebî Şeybe Musannefinde, keza îbn-i Sa'd, Yezld bin Asamdan rivayet ederler. O demiştir ki: "Peygamber Efendimiz, hiç bir vakit esnememişlerdir!" Peygamberimizin İşitmesindeki Özelliği Tirmizl, îbn-i Mâce ve Ebu Nuaym Ebû Zerr'den şöyle rivayet ederler: Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Gerçekten ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim! Ben, göklerin gıcırdayıp inlemekte olduğunu da duymaktayım... Göklerin gıcırdaması ise, haktır ve lâyıktır! Gökler meleklerle öylesine dopdoludur ki, dört parmak kadar bir yer dahî boş bırakılmış değildir. Her tarafında melekler tâat ve ibâdettedirler." [14] Yine Ebû Nuaym Hakim bin flızâm'dan şöyle rivayet eder. O demiştir ki: "Biz, Resûlüllah Efendimiz'in etrafında toplanmış idik. O, ashabına hitaben buyurdu ki: - "Benim işittiğimi sizler de işitiyor musunuz?" Ashâb: - "Biz bir şey işitmiyoruz" dediler. O buyurdu ki: - "Ben göklerin iniltisini duymaktayım! Gökler, inlediği için kınanamaz! Zira göklerde bir karışlık boş yer yoktur, her taraf meleklerle doludur. Meleklerin kimisi secdede, kimisi kıyamdadır."
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Peygamberimizin Sesinin Çok Uzaklardan Duyulması Beyhakî ve Ebû Nuaym, Berâ'dan rivayet ediyor. O şöyle diyor: "Bir gün Peygamberimiz bize hutbe irâd ettiler. O'nun bu hutbesi o kadar uzaklara duyuldu ki, evinden çıkmayan ve yeni yetişen kızlar bile, bu hutbeyi duyup dinlemişlerdir." (Ebû Nuaym'ın Büreyde'den rivayeti ise şöyledir: "Peygamber Efendimiz bir gün namazı kıldırdıktan sonra yüksek sesle nida ettiler, odasından çıkmıyan kızlar bile O'nun sesini duydular.) İmâm-ı Beyhakî ve Ebû Nuaym, Aişe'den rivayet ederler: "Bir Cum'a gününde Peygamberimiz minber üzerine oturdular, sonra ashabına hitaben: "Oturunuz" buyurdular. Bu sırada Abdullah bin Ravâha ta Gunm Oğulları yurdunda bulunuyordu. Efendimiz'in "oturunuz" sesini işitip, hutbeyi dinlemek üzere oturmuştur." [16] Peygamberimizin Uykusundaki Özellik Buhari ve Müslim'in Aişe'den rivayetine göre o; "Ey Allah'ın Resulü, vitir namazını kılmadan uyur musunuz?" diye sormuş. Peygamber Efendimiz de: "Ey Aişe, benim iki gözüm uyur, fakat kalbim uyumaz" buyurmuştur. Ebû Nuaym'in Ebû Hüreyre'den sevkettiği bir rivayet de bu manadadır. Yine Buhâri ve Müslim Enes'den rivayet eder. O şöyle demiştir:' "Bir defasında peygamber efendimiz; "Peygamberlerin gözleri uyur, fakat kalbleri uyumaz" buyurdular. îbn-i Sa'd'm Atâ'dan rivayeti ise şu mealdedir: Peygamberimiz bir hadislerinde: "Biz peygamberler topluluğu ki, gözlerimiz uyursa da, kalblerimiz uyumaz!" buyurdular. Hasan-ı Basri'den ve Câbir bin Abdullah'tan gelen rivayetler de, Peygamberimiz'in uyku esnasında gözlerinin uyuduğu, fakat kalblerinin uyumadığı meâlindedir. [26] Peygamber Efendimizin Hilkati Yani Yaratılışının Sıfatı Tirmizi ve diğerleri Ebû Hüreyre'den şöyle nakleder: "Ben, Peygamber (s.a.v.)'den daha güzel bir şey görmedim! Sanki güneş, O'nun mübarek yüzünde cerâyan ediyordu. O'ndan daha hızlı yürüyen birini de görmedim. O kadar ki, sanki yer duruluyor sanırdınız. Biz ne kadar hızlı yürüsek, yine de O'na yetişemezdik." îbn-i Sa'd ve başkası Enes'ten rivayet eder. O demiştir ki: "Cenâb-ı Hakk bir peygamber gönderdiği zaman, mutlaka onu güzel yüzlü ve güzel sözlü olarak göndermiştir. Nihayet sıra bizim Peygamberimiz'e geldiğinde, O'nu da güzel yüzlü ve güzel sözlü olarak göndermiştir." Peygamberimizin Annesinle Birlikte Dayılarını Ziyaret İçin Medine'ye Gittiğinde Zuhur Eden Peygamberlik Alametleri îbn-i Sa'd'ın îbn-i Abbas'tan, Zühri'den ve Asım bin Ömer bin Katâde'den rivayeti şöyledir: Peygamber Efendimiz'in Medine ziyaretiyle ilgili olarak dediler ki: "Peygamberimiz'in Medine'de dayıları vardı. Bunlar, Medine'deki Adiyy bin Neccâr Oğullarına mensub idiler. Efendimiz, altı yaşma girdiği zaman, anası O'nu yanına alarak dayılarını ziyarete götürdü. Yanlarında Ümmü Eymen de vardı. Medine'ye vardıklarında Nâbiğa'nm evine indiler ve bir ay Medine'de kaldılar, işte bu ziyaret zamanına ait bizzat Peygamber Efendimiz bazı şeyler hatırlar ve derdi ki: "işte, o zaman biz anamla birlikte bu eve inmiştik. Ben, Adiyy bin Neccâr oğullarına ait olan bir kuyuda güzelce yüzmüş tüm." Yine onlar, bu ziyaretle ilgili olarak demişler ki: Peygamberimiz o kuyuda yüzdüğü sırada, başına yahudiler toplanmışlar ve O'na dikkatle bakmışlardır. Ümmü Eymen demiştir ki: "Ben, kulağımla işittim, yahudilerden biri açıkça diyordu ki: işte bu çocuk, bu ümmetin peygamberi olacaktır! Bu şehir de, O'nun hicret yurdu olacaktır!" Yine Ümmü Eymen: "Ben, bütün bunları onların konuşmalarından işittim, sonra Amine ve çocuğu ile birlikte Mekke'ye döndüm, dönüş sırasında Ebvâ denilen yere geldiğimizde Amine hastalandı ve orada vefat etti" demiştir. Ebû Nuaym'in Vâkıdî'nin şeyhlerinden çıkardığı bir rivayette de aynen böyle denilmiştir. Ancak bu rivayette şu fark vardır: "Peygamberimiz aynı zamanda demiştir ki: Ben, o kuyuda yüzerken yahûdînin birinin dikkatle ve tekrar tekrar bana baktığını gördüm. O yahûdî bana: "Senin adın nedir?" diye sordu. Ben de: "Ahmed" diye cevap verdim. Sonra dikkatle arkama baktı ve: "Bu, bu ümmetin peygamberidir!" diye konuştu. Sonra dayılarıma gidip bunu onlara da söyledi. Dayılarım da anama söylediler... Bunun üzerine bana bir şey olur diye anam korkuya kapıldı... Ve Medine'den çıktık..." Yine Ümmü Ey men, bu noktada şunları söyler: "Bana yahûdîlerden iki adam gelip: "Ahmed'i çıkar da bize göster" dediler. Ben de çıkardım. Onlar da onu evirip-çevirdiler, iyice incelediler... Sonra biri d'ğerine dedi ki: "Hiç şüphesiz bu çocuk, bu ümmetin peygamberidir! Bu Medine şehri de onun hicret yurdu olacaktır ve bu şehirde büyük bir harb de olacaktır." Ben bu sözleri, aynen onların konuşmalarından almış bulunuyorum." [4 Peygamberimizin Annesinle Birlikte Dayılarını Ziyaret İçin Medine'ye Gittiğinde Zuhur Eden Peygamberlik Alametleri îbn-i Sa'd'ın îbn-i Abbas'tan, Zühri'den ve Asım bin Ömer bin Katâde'den rivayeti şöyledir: Peygamber Efendimiz'in Medine ziyaretiyle ilgili olarak dediler ki: "Peygamberimiz'in Medine'de dayıları vardı. Bunlar, Medine'deki Adiyy bin Neccâr Oğullarına mensub idiler. Efendimiz, altı yaşma girdiği zaman, anası O'nu yanına alarak dayılarını ziyarete götürdü. Yanlarında Ümmü Eymen de vardı. Medine'ye vardıklarında Nâbiğa'nm evine indiler ve bir ay Medine'de kaldılar, işte bu ziyaret zamanına ait bizzat îbn-i Sa'd, Ebû Nuaym, Abd-urrahmân bin Muâz et-Teyml'den nakleder. O demiştir ki: "Minâ'da Peygamberimiz bir hutbe irâd ettiler. Kulaklarımız öylesine açıldı ki, bizler yerimizden ayrılmadığımız halde, O'nun bu hutbesini rahatlıkla duyabildik." [17]
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Peygamber Efendimiz bazı şeyler hatırlar ve derdi ki: "işte, o zaman biz anamla birlikte bu eve inmiştik. Ben, Adiyy bin Neccâr oğullarına ait olan bir kuyuda güzelce yüzmüş tüm." Yine onlar, bu ziyaretle ilgili olarak demişler ki: Peygamberimiz o kuyuda yüzdüğü sırada, başına yahudiler toplanmışlar ve O'na dikkatle bakmışlardır. Ümmü Eymen demiştir ki: "Ben, kulağımla işittim, yahudilerden biri açıkça diyordu ki: işte bu çocuk, bu ümmetin peygamberi olacaktır! Bu şehir de, O'nun hicret yurdu olacaktır!" Yine Ümmü Eymen: "Ben, bütün bunları onların konuşmalarından işittim, sonra Amine ve çocuğu ile birlikte Mekke'ye döndüm, dönüş sırasında Ebvâ denilen yere geldiğimizde Amine hastalandı ve orada vefat etti" demiştir. Ebû Nuaym'in Vâkıdî'nin şeyhlerinden çıkardığı bir rivayette de aynen böyle denilmiştir. Ancak bu rivayette şu fark vardır: "Peygamberimiz aynı zamanda demiştir ki: Ben, o kuyuda yüzerken yahûdînin birinin dikkatle ve tekrar tekrar bana baktığını gördüm. O yahûdî bana: "Senin adın nedir?" diye sordu. Ben de: "Ahmed" diye cevap verdim. Sonra dikkatle arkama baktı ve: "Bu, bu ümmetin peygamberidir!" diye konuştu. Sonra dayılarıma gidip bunu onlara da söyledi. Dayılarım da anama söylediler... Bunun üzerine bana bir şey olur diye anam korkuya kapıldı... Ve Medine'den çıktık..." Yine Ümmü Ey men, bu noktada şunları söyler: "Bana yahûdîlerden iki adam gelip: "Ahmed'i çıkar da bize göster" dediler. Ben de çıkardım. Onlar da onu evirip-çevirdiler, iyice incelediler... Sonra biri d'ğerine dedi ki: "Hiç şüphesiz bu çocuk, bu ümmetin peygamberidir! Bu Medine şehri de onun hicret yurdu olacaktır ve bu şehirde büyük bir harb de olacaktır." Ben bu sözleri, aynen onların konuşmalarından almış bulunuyorum." [45 Mekkelilerin Peygamberimizin Dedesi Abdul-Muttalib İle Yağmur Duasında Bulunması, Yağmurun Yağması Ve Peygamberimiz Dedesinin Yanında İken Meydana Gelen Alametler îbn-i Sa'd, îbn-i Ebi'd-Dünyâ, Beyhaki, Taberani, Ebû Nuaym ve îbn-i Asakir Mahreme bin Nevfel'den, o da anası Rukayka bint-i Sayfi'den rivayet eder. Rukayka Abdü'l-Muttalib'in yaşıtı olup şöyle demiştir: "Mekke'de pek çok yıllar peşpeşe kurak gidiyordu. Bedenler zayıflamış, kemikler incelmişti. Bir gün ben, hafif uykuya dalmıştım. Gizliden bir ses: "Ey Kureyş, size içinizden gönderilecek olan peygambe¬rin gelmesi günleri yaklaşmıştır. Haydi geliniz bol yağmura ve bereketli yeşilliğe! Gidiniz o orta boylu, güzel huylu, geniş omuzlu, büyük kemikli, beyaz renkli, herkes indinde hürmetli adama. O'nun öğünülecek hasletleri, uyulacak güzel adetleri vardır. O ve onun çocuğu ve torunu ortaya çıkıp seçilsinler. Her aileden bir adam güzelce temizlenip, güzel kokular sürünüp Haceru'l-Esved'i selamlasınlar, Kabe'yi yedi defa tavaf etsinler, sonra Ebû Kubeys dağına çıksınlar, o büyük zat (Abdü'l-Muttalib) dua etsin ve diğerleri de onun duasına amin desinler, işte bunu yapınız, bol ve bereketli yağmura kavuşunuz" diye nida ediyordu. Sabah olunca uyanmış ve beni şiddetli bir titreme kaplamıştı. Hayretler içindeydim. Mekke sokaklarında dikilip rü'yamı anlatmaya başladım. Herkes: "Tamam bu, Şeybetü'1-Hamd dediğimiz Abdü'l-Muttalib'tir!" diyordu. Sonra kadınlar da gelip topluluğa katıldı lar. Tulumlardan biraz su damlatıp ayrıca koku süründüler. Hacerü'l-Esved'i selamlayıp Kabe'yi tavaf ettiler. Sonra Ebû Kubels dağına çıktılar. Tâ zirvesine yürüdüler ve bu sırada Abdü'l-Muttalib, yanında torunu Muhammed de (s.a.v.) olduğu halde ayağa kalktı. Peygamberi¬miz henüz bulûğ çağına yaklaşmış bir çocuk idi. Abdü'l-Muttalib ellerini kaldırıp şöyle dua ediyordu: Ey açığımızı dolduran, fakirlik ve ihtiyacımızı gideren Allah'ım! Ey sıkıntılarımızı alıp üzerimize açıklık ve ferahlık getiren Rabbim! Şüphesiz Sen, her şeyi bilensin, her şey kendisinden istenensin! îşte kullarının hali Sana malûm, Senin Harem-i Şerifinin kenarında hallerini Sana arzedip Sana yalvarıyorlar ve Senden istiyorlar. Hayvancıklarını mahv u perişan eden kıtlık ve kuraklık belasından kurtarılmaları için, ancak Senden yardım istiyorlar. Allah'ım! Bol ve bereketli yağmurlarını yağdır, kullarının yüzünü güldür!" Onlar daha yerlerinden ayrılmadan yağmur başladı ve Öyle bereketli yağdı ki, bütün vadi boyunca seller aktı. Bunun üzerine Kureyş'in yaşlıları Abdü'l-Muttalib'e hayır dualar ettiler. "Ey şu vadinin atası, ne mutlu sana! Sayende vadi hayata kavuştu" dediler. Şâir Rukayka'nm şu sözleri de bu münasebetle söylenmiştir: "Şeybe'nin hürmetine Allah, beldemizi suya kandırdı. Sıkıntımız şiddetlenince Allah, bize kendini andırdı. Yağmurlar dinmiş, sular çekilmişti vadimizde artık! Şimdi, gitti susuzluk, yamandı hacetlerimi zdeki yırtık. Şüphesiz Allah'tan bir lütuf, Şeybe sâdece bir sebeb. Mudar'dakiler de anlamışlardı hayırla onu hep. Gerçekten mübarek adam! Öyle ki sayesinde yağmur istenilir. Halk içinde bir başka onun gibisi, nasıl gösterilebilir!" [47] Allah'ın, Peygamberimizi Cahiliye Adetlerinden Koruması Buhari ve Müslim, Câbir bin Abdullah'tan rivayet ediyor. O demiştir ki: "Kabe'nin yeniden yapımı sırasındaydı... Efendimiz de sırtında taş taşıyordu. Üzerinde belden aşağı doladıkları izâr denilen giysi vardı. Amcası Abbas O'na dedi ki: "Ey kardeşimin oğlu, izarını çözsen de çalışsan, daha rahat çalışırsın. Izarmı omuzuna alıver! Taşlar omzunu harap etmesin..." Peygamberimiz de bunun üzerine izarını çözüp omzuna koydu ve derhal baygın yere düştü. Bundan sonra bir daha böyle yaptığı hiç görülmedi."
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
PEYGAMBERİMİZE PEYGAMBERLİK VERİLMESİ SIRASINDA DUYULAN BAZI SESLER Buharı Ömer bin el-Hattâb (r.a.) den rivayet eder. Adamın biri Ömer'e uğramış, Ömer ona kim olduğunu sormuş. Adam: "Ben câhiliyye zamanı onların kâhini idim" demiş. Ömer: "Peki, sana gelen cinlerin en şaşırtıcı haberi ne idi?" diye sormuş. Adam: "Ben îbn-i Mâce ve Beyhaki, Ümmü Hânî'den rivayet eder. O demiştir ki: "Bizler, Peygamber Efendimiz'in Kabe'de gece yarısı okuduğu Kur'ân'ı, rahatlıkla duyardık ve ben o sırada, evin damı üzerinde idim." [18] Peygamberimizin Mübarek Teri Müslim Enes'ten rivayet eder. O demiştir ki: "Peygamberimiz bir gün, bulunduğumuz odaya geldiler. Az sonra kuşluk uykusuna yattılar. Derken terlemeye başladılar... Anam gelip O'nun mübarek terini bir şişede toplamaya başladı. Derken Peygamberimiz uyandılar: - "Ey Ümmü Süleym, ne yapıyorsun?" dediler. Anam: - "Terinizi topluyordum, ey Allah'ın Resulü! Onu, kokumuzun içine katacağız ve bizim en güzel kokumuz budur" dîye karşılık verdi." Ebû Nuaym, Muhammed îbn-i Sîrin tarîki ile Ümmü Süleym'den nakleder. O demiştir ki: "Resûlüllah Efendimiz, bizde kuşluk uykusuna yatardı. Üzerinde uyudukları deride çok miktarda ter bırakırdı. Ben O'nun mübarek terini buradan alır, bir miktar misk ile iyice yoğururdum. Bizim en güzel kokumuz da bu idi." Dâremî, Beyhakî ve Ebû Nuaym, Câbir bin Abdullah'tan rivayet eder. O şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in bazı özellikleri vardı. Bu cümleden olarak O, bir yoldan geçtiği zaman, sonra bu yoldan geçen biri, buradan Peygamberimiz'in geçmiş olduklarını, O'na mahsûs olan kokudan anlardı. O'nun teri ve kokusu, bir özellik arzederdi. Keza O'nun geçtiği yerlerdeki her bir taş veya ağaç, O'na secde ederdi." Hafız Bezzâr ue Ebû Yala, Enes'ten şöyle naklederler: "Peygamber Efendimiz, Medine sokaklarından birinden geçtiği zaman, oradan geçenler, O'nun oradan geçmiş olduğunu, hoş kokudan anlarlardı. Derlerdi ki: "Buradan Peygamber Efendimiz geçmiştir." Dâremî'nin İbrahim Nahaî'den rivayeti de şöyledir: "Peygamber Efendimizin bir yoldan geçtikleri, o günün gecesinde dahî belli olurdu." Hatîb, İbn-i Asâkir, Ebû Nuaym, Deylemî ve Muhammed bin İsmail el-Buharî; Hişâm bin Urve'nin babasına dayanan bir sened zinciri ile, Hz. Aişe'den şöyle rivayet ederler. O demiştir ki: "Birgün ben, oturmuş çıkrığımın başında yün eğiriyordum. Peygamber Efendimiz de ayakkabısını yamamakla meşgul idiler. Baktım, alnından ter damlacıkları dökülüyordu... Mübarek teri, bir nûr gibi parlıyordu. Öylece bakakalmışım. Bunun farkına varan Efendimiz: "Yâ Aişe, neden bakakaldm?" diye sordular. Ben de dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, alnınızdan çıkan terler,, bir nûr gibi ışık saçıyor. Eğer şu hâli, Hüzel kabilesinin o ünlü şâiri Ebû Kebîr görseydi; şüphesiz en müstesna şiir mısraları ile hakkınızda övgüler sunardı." Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, elindeki işi bırakıp ayağa kalktı ve bana yaklaşıp iki gözüm arasından öptü ve şöyle buyurdular: "Ey Aişe, Allah seni iyilikle mükafatlandırsın! Beni o kadar sürûrlandırdm ki, hiç bu kadar sürûrlandığımı hatırlamıyorum." Not: Hadîs âlimlerimizden Ebû Ali Salih bin Muhammed el-Bağdâdî demiştir ki: Bu haberin râvîleri arasında adı geçen Ebû Ubeyde'nin, Hişâm bin Urve'den hadis naklettiğini ' bilmiyorum... Bununla birlikte bu rivayet bana göre hasen'dir. Muhammed bin İsmail el-Buharî, bu hadîsi çıkarmış olmasına bakarak, bu kanâate varmış bulunuyorum." (Süyûtî). Yine Ebû Nuaym'in rivayetine göre, Aişe validemiz şöyle demiştir: "Resûlüllah Efendimiz; insanların en güzel yüzlüsü, en nurlu tenlisi idi. O'nu vasfedip anlatanlardan hiç biri, O'nun mübarek yüzünü ay'm ondördüne benzeterek, anlatmaktan kendini alamamıştır. O'nun mübarek teri, alnında inci dâneleri gibi tomurcuklanır, misk-i ezfer'den daha güzel kokardı." Hafız Dâremî, Hureyş Oğullarına mensûb bir adamdan nakleder. O şöyle demiş: "Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; Mâiz bin Mâlik'e recm cezasını tatbik ettirdikleri zaman, ben babamın yanında idim. Oradakiler Mâiz'i taşlamaya başlamışlardı. Ben, (evli olduğu halde zina etmiş bulunan ve suçunu gelip kendisi haber veren ve itirafta bulunan) Mâiz'in; bu şekilde taşlanmasından dehşete düşüp korktum. Benim korktuğumu anlıyan Resûlüllah, beni yanma alıp kucaklayıp bastırdı. Bu sırada terlemekte olan Resûlüllah'm terinden üzerime ter damlacıkları döküldü. Sanki üzerime en güzel kokulu misk damlaları dökülmüş gibiydim." (Es-Sahâbe adlı kitabın müellifi Abdan, yukarıdaki haberi rivayet ettiği yerde: "Hureyş Oğullarına mensub bir adamdan" yerine, günün birinde bir çarşıda bulunuyordum. Cinlerden birinin gelip: "Şu cinlerin işine şaşmaz mısın? İnsanları hayrete ve ümidsizliğe düşürürken, simde de herkesten önce müslüman olacağız diye koşturuyor?" diye haykırdı. Doğrusu bu benim için çok şaşırtıcı olmuştur." Ömer, o adama hitaben: "Doğrudur" dedi ve şunları ilave etti: "Ben de günün birinde onların putlarının yanında uyuyordum. Adamın biri bir davar getirip putun yanında kesti. Ondan öylesine bir feryad çıktı ki, ben bu kadar şiddetli bir feryadı daha önce işitmemiş tim. Evet, şiddetle feryad ediyor ve şöyle diyordu: ;'Ky celîh! Emr-i necîh, recül-i nasîh!... (En güzel nasîhatçı) bak ne diyor: "Lâ ilahe illallah = Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur!" İşte bu ses üzerine, yanımdaki adamlar kalkarak kaçmaya başladılar. Ben ise: "Bunun aslının ne olduğunu öğrenmeden buradan ayrılmam!" diyordum. Aynı feryadı ikinci ve üçüncü defa- işittim. Bunun üzerine ben de kalkıp gitmek istedim. Hiç vakit geçmemişti ki, "işte peygamber zuhur etti!" denildiğine şahit olduk..." {Buharı bunu, Ömer'in Müslüman Oluşu Bâbı'nda zikreder.) "Hureyş'ten" şeklinde rivayet etmiştir.) Hafız Bezzar, Muâz bin Cebel'den rivayet eder. O da bu hususta şöyle demiştir: "Bir gün ben, Resûlüllah (s.a.v.) ile birlikte gidiyordum. Bana: "Yâ Muâz yaklaş!" dediler. Ben de yaklaştım. Ben, Resûlüllah Efendimizin kokusundan daha hoş olan ne bir misk koklamışım, ne de bir anber!" [20]
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
KUR’AN’IN EŞSİZ BİR MUCİZE OLUŞU, HİÇ BİR BEŞER KELAMINA BENZEMEYİŞİ VE KUREYŞ’İN BUNU İTİRAF ETMEK ZORUNDA KALIŞI Yüce Allah şöyle buyuruyor: "De ki: An dolsun eğer insanlar ve cinler şu Kur'ân'uı bir benzerini getirmek üzere toplansalar, yine onun berzerini getiremezler. Birbirlerine arka olup yardım etseler bile!" [1] Yüce Allak buyuruyor: "Eğer kulunuz Muhammed'e indirdiğimizden şüpheniz varsa, haydi onun gibi bir sûre de siz getiriniz! Allah'tan başka bütün şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırınız, eğer doğru iseniz bunu yapınız!" 'Yok eğer yapamadınızsa, ki asla yapamıyacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkarcılar için hazırlanmış ateşten sakınınız." [2] Yüce Allah b uyuruyor: "Eğer doğru iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler!" [3] Buharî, Ebû Hüreyre'den rivayet eder. O demiştir ki: "Peygamber (s.a.v.) buyurdular: "Önceki peygamberlerden her birine, insanla¬rın o sayede imâna girecekleri bir mucize verilmiştir. Ancak Allah'ın bana verdiği mucize, Allah'ın vahyinden ibaret olan Kur'ân mucizesi'dir... Ümmetinin sayısı en çok olan peygambe¬rin, Ben olacağı ümidindeyim." Alimlerimiz dediler ki: Bu hadis-i şerifin manâsı şudur: Önceki peygamberlere verilen mucizeler, geçici mucizeler olmuştur; onları ancak o zaman hazır bulunanlar görmüştür. Asırların sona ermesiyle, onların mucizeleri de sona ermiştir. Kur'ân ve Kur'ân'm mucizeleri ise kıyamete kadar süreklidir. Kur'ân; gerek üslûbunda, gerek belagatında ve gerekse gaybî haberleri ihtiva edişinde harikuladedir .^Hiç bir asır veya devir geçmez ki, Kur'ân'ın verdiği gaybî haberlerden biri zuhur etmesin... Elbette zuhur eder ve Kur'ân'm dâvasının gerçek olduğuna delâlet eder..." Utbe bin Rabia şu karşılığı verdi: "Sihre, kehânete ve şiire âit sözleri, sen dahi işitmişindir, ben dahi işitmişimdir. Bu hususta ben de yeterli ilmim vardır. Gidip Muhammed'in kendisiyle konuşabilirim" dedi ve gidip onunla konuştu. Dedi ki: "Ey Muhammed, sen mi daha hayırlısın, yoksa Hâşim mi daha hayırlıdır? Sen mi daha hayırlısın, yoksa Abdü'l-Müttalib mi? Sen mi hayırlısın, yoksa baban Abdullah mı?" Peygamber Efendimiz, onun bu sorularına hiç cevap vermedi. Utbe şöyle devam etti: "Söyle yâ Muhammed, ne sebeble ilahlarımıza sövüyorsun? Nasıl atalarımızı sapıklık ile suçluyorsun? Eğer sen, başa geçmek istiyorsan, derhal bütün sancaklarımızı senin adına bağlar, başkanlığını ilân ederiz. Kayd-ı hayat şartıyla başkanımız sen olursun! Eğer evlenmek istiyorsan, Kureyş'in kızlarından beğendiğin on tanesini derhal sana nikahlayalım. Eğer muradın zengin olmaksa, dilediğin kadar sana mal verelim." O böyle söylüyor, Resûlullah Efendimiz de sükût ediyordu. Baktılar ki Utbe sözünü bitirdi, Hemen Fussilet Sûresinin 1-13 âyetlerini okumaya başladı: Olayla ilgili olarak nazil olan bu âyetler (ki tamamı on üç âyettir) Resûlullah Efendimiz tarafından baştan sona kadar orada okunmuştur. işte bu âyetlerin meali de şöyledir: "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Hâ mîm. "(Bu kitap) Rahman ve Rahim'den indirilmiştir. Bilen bir toplum için âyetleri açıklanmış, Arapça okunan bir kitapır. "Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir, fakat çokları yüz çevirmiştir; onlar işitmezler. Dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalbi erimiz örtüler içinde, kulaklarımızda bir ağırlık ve seninle bizim aramızda bir perde var. Sen istediğini yap, biz de istediğimizi yapıyoruz. De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Sizler ancak O'na doğrulunuz! O'ndan mağfiret dileyiniz. O'na ortak koşanların vay haline! Onlar ki zekât vermezler ve onlar âhireti inkâr ederleri İnanıp iyi işler yapanlara gelince; onlar için de kesintisiz bir mükâfat vardır. De ki: Siz mi arz'ı iki günde yaratanı tanfmıyorsunuz ve O'na eşler katıyorsunuz? İşte âlemlerin Rabbı O'dur. Ona üstünden ağır baskılar yaptı, onda bereketler yarattı ve onda arayıp soranlar için gıdalarını tam dört günde taktir etti. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arz'a "İster-istemez vücuda geliniz!" diyerek hitab etti. Onlar da: 'İsteyerek geldik" dediler. Böylece onları iki günde yedi gök yaptı ve her göğe emrini vahyetti. Ve biz, en yakın göğü lambalarla ve koruma ile donattık. İşte bu, O aziz ve alîm olan Allah'ın taktiridir. Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizi Ad ve Semûd kavimlerinin başına gelen yıldırıma benzer bir yıldırım (azabına) karşı uyarmış bulumıyorumr [7] Bunun üzerine Utbe, ağzım kapadı. Peygamberimiz'e akrabalık hakkı için kendisinden bahsetmemesini rica ederek bir yere gizlendi. Ailesinin yanına da gitmedi, kendi kendisini hapsetti. Bu durumu hazmedemeyen Ebû Cehl: "Vallahi biz, Utbe'nin Muhammed'in dinine döndüğünü görüyoruz. Herhalde Muhammed'in sofrasmdaki yiyecekler adama tatlı geldi. Ne yapsın zavallı, muhtaç durumda kalmış" diyerek alaylı sözler söyledi ve yanındakilere: "Haydi onun yanma gidelim!" diyerek Utbe'ye gittiler. Ebû Cehil, orada da aynı sözleri Utbe'ye hitaben söyleyip onun gururu ile oynamak istedi ve şunları ekledi: "Bak kardeşim, gerçekten bu kadar muhtaç duruma düşmüşsen, bizler aramızda mal toplayıp sana yardım edelim! Ne dersin?" Kendisiyle alay edilmesi karşısında iyice gazaba gelen Utbe, bir arslan gibi kükreyip: "Vallahi bundan sonra ebediyen Muhammed ile bir daha konuşmayacağım!" diye haykırdı. Sözüne devamla şunları söyledi: "Kureyş içinde en çok zengin olanın ben olduğumu bilirsiniz. Ben, Muhammed ile konuşmaya geldim. Bana öyle şeyler söyledi ki, vallahi onlar ne bir sihir idi, ne bir şiir idi, ne bir kehânet idi. Bana: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" diyerek başhyan bazı âyetler okudu. Ben de bu durum karşısında susmaya mecbur oldum. Kendisine, akrabalık hürmeti için bizden el çekmesini rica ettim. Bilirsiniz ki Muhammed bir şey söylerse, o muhakkak yerine gelir. Ben de sizlere, Ad ve Semûd kavmine inen azâb gibi bir azâb inmesinden korktum. Bunun için saklandım.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Ağacın Peygamberimize Doğru Gelişi îbn-i Ebû Şeybe, Ebû Yûlâ, Baremi, Beyhaki ve Ebû Nuaym el-A'meş tarikiyle Ebû Süfyan'dan, O da Enes'ten şöyle rivayet ederler: "Cebrail Peygamber Efendimiz'e geldi, kendileri bu sırada Mekke dışında idi ve Kureyş tarafından kanlrr içinde bırakılmıştı. Cebrail: "Bu hal nedir?" diye sordu. Peyga^erimiz de: "Kuroyş beni kanlar içinde bıraktı" dedi. (cebrail peygamberimize teselli için: "Bir mucize görmek ister misiniz7" diye sordu, peygamberimi.'! de "Svot" dedi. Cebrail: "Şu ağacı çağır" dedi. O da çayırdı. Ağaç.yeri yararak gelip Peygamberimi¬zin önünde durdu. Cebrail: "Emret de yerine gitsin!" dedi. O da yerine gitmesi için ağaca emretmiş, ağaç da yerine dönmüştür. Bu olay üzerine Peygamberimiz: "Bu kadarı bana yeter" demiştir. [5] Ömer Îbnü'l-Hattâb (r.a.)'ten rivayet ederler. Şöyle ki: "Peygamber Efendimiz Mekke'den çıkıp Hacûn tarafın¬da bulunuyordu, oldukça üzgün idi. Müşriklerin ezalarını hatırlıyor ve: "ilâhi, bugün bana öyle bir ayet göster ki, bir daha üzülmeyecek şekilde kalbim itmi'nana ersin!" diye dua ediyordu. Bu sırada kendisine "Vadideki ağaçlardan birini çağırması" emredildi. O da çağırdı. Ağaç yeri yararak geldi, O'nun önünde durdu ve kendisine selâm verdi. Sonra Peygamber ağaca: "Yerine dönmesini" emretti. Ağaç da geldiği gibi yerine döndü. Bunun üzerine Peygamber (a.s.): "Bu tecelliden sonra, beni yalanlamalarına hiç de aldırmam!" dedi." Sorular Yönelterek Peygamberimizi İmtihan Etmeleri îbn-i îshak, Beyhakî ve Ebû Nuaym îbn-i Abbas'tan rivayet ederler: "Kureyş müşrikleri toplanıp aralarından Nadir bin Haris ile Ukbe bin Ebû Muayt'ı Medine'deki yahûdî âlimlerine bâzı sorular sorup cevaplar getirmeleri için elçi olarak gönderdiler ve bu ikisine hitaben dediler ki: "Yahûdî âlimlerine Muhammed'e âit sıfatları bir bir anlatıktan sonra, O'nun hakkında ne diyeceklerini sorunuz, çünkü onların peygamberler hakkında bilgileri vardır, onlar kitap ehlidir; bizim ise bu hususlarda bilgimiz yoktur" dediler. Onlar da Medine'ye gelip yahûdî âlimleri ile görüşüp sorularını bunlara yönelttiler. Yahûdî âlimleri de bunlara üç mes'ele öğretip Hz. Peygamber'e yolladılar. Bunlar Peygamberimiz'e gelip o üç meseleyi sordular. Sorular şunlardı: 1- Çok önceleri şehirlerini terk ederek bir mağaraya sığman ve şaşılacak durumları olan, o bir avuç genç grup kimlerdir; şaşılacak halleri nedir? 2- Yeryüzünün doğusunu da batısını da dolaşan gezgin adam kimdir ve kendisine ait haberler nedir? 3- Rûh menşei ve mâhiyeti itibariyle nedir? Ruha âit ne gibi bilgiler vardır? (Bunları cevapladığı taktirde kendilerince peygamberin doğruluğu anlaşılacaktır.) Medine'deki yahûdî âlimlerinden öğrendikleri bu sorularla Mekke'ye dönen Nadir ve Ukbe, önce Kureyş topluluğunu görerek alamamıştır. O'nun mübarek teri, alnında inci dâneleri gibi tomurcuklanır, misk-i ezfer'den daha güzel kokardı." Hafız Dâremî, Hureyş Oğullarına mensûb bir adamdan nakleder. O şöyle demiş: "Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; Mâiz bin Mâlik'e recm cezasını tatbik ettirdikleri zaman, ben babamın yanında idim. Oradakiler Mâiz'i taşlamaya başlamışlardı. Ben, (evli olduğu halde zina etmiş bulunan ve suçunu gelip kendisi haber veren ve itirafta bulunan) Mâiz'in; bu şekilde taşlanmasından dehşete düşüp korktum. Benim korktuğumu anlıyan Resûlüllah, beni yanma alıp kucaklayıp bastırdı. Bu sırada terlemekte olan Resûlüllah'm terinden üzerime ter damlacıkları döküldü. Sanki üzerime en güzel kokulu misk damlaları dökülmüş gibiydim." (Es-Sahâbe adlı kitabın müellifi Abdan, yukarıdaki haberi rivayet ettiği yerde: "Hureyş Oğullarına mensub bir adamdan" yerine, "Hureyş'ten" şeklinde rivayet etmiştir.) Hafız Bezzar, Muâz bin Cebel'den rivayet eder. O da bu hususta şöyle demiştir: "Bir gün ben, Resûlüllah (s.a.v.) ile birlikte gidiyordum. Bana: "Yâ Muâz yaklaş!" dediler. Ben de yaklaştım. Ben, Resûlüllah Efendimizin kokusundan daha hoş olan ne bir misk koklamışım, ne de bir anber!" [20]
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
![]() |
| Etiket |
| gözleri, mucizeler, mübarek, peygamberimiz, peygamberimizin, sevgili, İle, İlgili, özellik |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Rabbimizin bir müslümanda en beğendiği İki Özellik.. | Durr-û Meknûn | İSLAMİ HAYAT SORU-CEVAP | 1 | 03.02.10 20:54 |
| Sevgili Peygamberimizin (sav) Bir Günü Nasıldı ? | hazenhü | SİYER-İ NEBİ | 4 | 11.12.09 08:59 |
| Merve Kavakçı gözleri yaşararak izledi | Cihad Yıldızı | ÜLKEMİZDEN HABERLER | 5 | 24.06.09 21:53 |
| gözleri yıkmalı başka şekilde görmeli | gül | SERBEST KÜRSÜ | 0 | 25.10.08 11:41 |
| Delikanlı adamın gözleri ışıl ışıldır | Seida | SERBEST KÜRSÜ | 0 | 15.09.08 01:04 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|