|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 196 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| SİYER-İ NEBİ Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed(sav)'in Zamanında Yaşanan Olaylar... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 2321
Üyelik tarihi : 28-01-2009
Konuları : 102
Mesajlar : 2,714
Teşekkürleri: 1,811
926 mesajına 1,348 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Şümûs-ül-iktidardır Âl-ü Ashab
Nücûm-ül-ihtidâdır cümle ahbab Onun ahbapları vuslatta esbab Vekile kıldılar vuslatta aktab Safâlardan geçip Hakk'a gidelim Cemâl-i bâkemâle seyredeli Risale-i Kudsiye'de önce Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizi medh ettikten sonra, şimdi de Sahabe-i Kiramı medh ediyor: "Şümus'ul İktidadır ÂI-ü Ashab" "Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in âl ve ashabı iktida (uyma) güneşleridir. Şümus: Kelimesi "Şems" in cemisidir, güneşler, demektir. Âl: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Ehl-İ Beyti ve ta kıyamet kopuncaya kadar ona iman edenlerdir. Elhamdülillah biz O'nun ehliyiz. Âl aslında idi Ashab: Peygamber Efendimizi görüp iman edenlerdir. "Peygamber Efendimizin âli ve ashabı kendine uyulan güneşlerdir." ne demektir? İnsan uzak bir yere gitmek isteyince karanlıkta gidemez, güneşin doğmasını bekler. Güneşin altında yürüyen güneşe uymuş oluyor. Ve gideceği yeri buluyor. Güneş maddi olan dünya yollarını parlatıyor, insanlar o yollarda yürüyerek istedikleri yerlere ulaşıyorlar. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in âli ve ashabı da manevî yol olan şeriat ve tarikat yollarırı parlatırlar Biz, manevî güneşler olan Efendimizin âline ve ashabına uymakla maksûdumuza ulaşıyoruz. Onların yolundan başkası karanlıktır. Sahabelere uymak demek onların izinden gitmek, yaptıklarını yapmaktır. Onlar iman etti bizde ettik, onlar oruç tuttu bizde tuttuk, onlar hac, zikir yaptı bizde yaptık, onlar Kuran-ı Kerim okudu okuttu, bizde okuduk okuttuk. Böylece sahabeler uyulan güneşler oldu. "Nücûmul ihtidadır cümle ahbab" "O Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ahbabı (sahabeleri) hidayet yıldızlarıdır." Nucûm: Yıldızlar, İhtida: Hidayet bulmak, Ahbab: Sevgililer, demektir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: "Benim ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız (matlûbunuza, cennetime, Cemalullaha) hidayet bulursunuz." Denizin ortasındaki yolunu kaybeden kaptan yıldıza bakıp yolunu bulduğu gibi de sahabelere uymakla hidayet yolunu bulunuz. "Anın ahbabları vuslatta esbab" "O Resululiah'ın sahabeleri Mevlâ'ya kavuşmaya sebep o-luyorlar." Esbab: Sebepler, demektir. İşte mürşid onlardır. Onlar bize Öğretmeselerdi biz nereden öğrenecektik. Bakın Ebu Eyyüb-ül Ensarî (Radıyallahu Anh) 80-90 yaşlarında İstanbul'a geldi, şehid oldu. Burada yatıyor. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem ) buyurmuşlardı ki: "Elbette Konstantiniyye (İstanbul) fethedilecek. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu feth edecek ordu ne güzel Ordudur" (Müsned,Ahmed îbn-iHanbel:4/335) Sahabeler, İstanbul'a bunun için geldiler, sonra fetih, Fatih Sultan Mehmed'e nasip oldu. İstanbul fethedildiğinde Eyyüb-el Ensâri (Radıyaliahu Anh) ın kabrini bulunca kabri kazdılar, baktılar ki Eyyüb-eî Ensari hazretleri aynı duruyor. Fatih Sultan Mehmet hemen eğildi ayağını öpecek, Eyyüb-el Ensâri ayağını çekti. Koca adamlar bunlar medreselerde yetiştiler. Kadı (hakim), kaymakam, vali, bakan ve devlet reisi de oldular. Dünyaya ferman okudular. Kuran'ı dünyaya yaydılar. Bizim gibi zavallıları Mevlâ'ya kavuşturmaya sebep oldular. "Vesile kıldılar vuslatta aktab" "(Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ahbabı olan sahabe ve tabiîn hazeratı, Allah'a) kavuşmakta kutup (makamına ulaşmış mürşid) leri vesile (aracı) kıldılar (ve insanları yetiştirmek İçin hazırladılar)." Vesile:Sebep, Aktab:Kutuplar - Evliyaullah, demektir. "Safalardan geçip Hakk'a gidelim. Cemali ba kemale seyr idelim." "Safalardan geçip Hakk'a gidelim." İki türlü Safa vardır. Birisi dünyadan alınan zevk-ü sefa. Diğeride ibadetten alınan zevk-ü safa (lezzet). Bunların ikisin- den de geçmelidir. "Seni ubudiyyet (kulluk) safası aldatmasın (ibadetten aldığın lezzete güvenme). Zira bunda Mevlânın terbiyesini (yetiştirmesini) unutmak vardır. Yani ibadetten zorlanırsın, kafan, boynun, ayağın acır, bunlar rububiyyeti unutmamak içindir. Yoksa unutursun. Bir ders ne kadar zor olursa o kadar kıymetli olur. Birisi gece kalktı üşüdü ve ağladı. Kendisine denildi ki: "Herkesi uyuttuk, seni uyandırdık, ona mı ağlıyorsun." Hemen anladı. "Tamam, tamam" dedi. Allah (Celle Celalühü) dilese seni üşütmezdi. Beni unutma diye üşütüyor. Mevlâ Tealâ sana biraz vuracak ki ona gidesin. Bu zatlar her biri bir kenz-i Yezdan Bu zatlar her bir bir sırr-ı Sübhan Bu zatlarla veliler buldular can Nikab açtı göründü vech-i Sübhan Cefalardan geçip Hakk'a gidelim Cemâl-i bâkemâle seyredelim Büyük Şeyh Efendi (Kuddise Sırruhu), Ashab-ı Kiram'ı methetmeye devam ediyor "Bu zatlar her biri bir Kenz-i Yezdan" "Bu sahabe-i kiram (dan başta Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazret- i Osman, Hazreti Ali (Radıyallhu Anhüm) olmak üzere) her birerleri Allah'ın hazineleridir, defineleridir." Kenz: Hazine, Kenz-i Yezdan: Allah'ın hazinesi. Dünyada hazine neye diyoruz? Bir yere veya bir şeye gizlenilmiş altın, mücevher gibi şeylere... Hazine, define aynı şeydir. Bunlar her ikisi de dünyada kıymetli olan şeylerdir. Peki Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin sahabelerinin içinde ne var ki bunlara hazine dendi. Bunların içinde Zat-ı Paki Sübhaniye'nin nurları, Esma-i İlâhiye'nin nurları, Sıfat-ı İlâhiye'nin nurları, Ef al-i İlâhiyenin nurları vardır. Ne nurlar! ne defineler! Evvelâ feyiz onların kalplerine ordan da bizim kalplerimize geliyor, imanlı ınsan ne iyidir. Hem kendisine hem de başkasına faydalıdır. İmansız insanda ne kötüdür. Hem kendisine hem de başkasına zararlıdır. "Bu zatlar her biri bir Sırr-ı Sübhan" "Bu zatların her biri Allah'ın Sırları' dır." Mevlâ Tealâ bir hadis-i kudsîde buyuruyor ki: "insan benim sırrım, ben de insanın sırrıyım" Allah (Celle Celalühü) insanı nereye koydu. Ey insan! Allah'ın seni nereye koyduğunu düşün. Kendini çöp yığınlarına atma. Şaşıyorum! İnsan ufak bir şeyden sebep, büyük şeyleri kaybediyor. "Bu zatlarla veliler buldular can." "Bu sahabelerle Allah dostları can buldular." Mevlâ Tealâ buyuruyor ki: "O kimse ki, ölüydü biz onu dirilttik." (Enam Suresi:122) Sizler nefes alıp vermelerinizle, ve sizdeki hareketlerle diri sayılmazsınız. O mevcûd olan diriliğinizin altında siz de başka bir dirilik vardır. İşte o dirilik nereden gelmektedir? Allah (Celle Celalühü) dan, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e, ondan sahabelere onlardan da Allah dostlarına. Anladınız değil mi? Elden ele geliyor. Büyük Şeyh Efendi İsmet Garibullah (Kuddise Sırruhu) Hazretleri şöyle buyuruyor: Oku gel sen bu ilmi enbiyayı Nebiler talim etti (öğretti) evliyayı Eriştirdi Hûdaya (Mevlâ'ya) esfiyayı (saf ve pâk kimseleri) Budur vasıl eden hep etkıyayı (Allah'tan korkanları)Gönül ilmi gerek Hakk'a gidelim. Cemâli bâ kemâle seyr idelim. Okunmaz bu ilim asla kitaplaEğer çi hep beyan oldu (açıklandı) kitapla Verildi yed bi yed (elden ele) sadri hitapla (kalbin kalbe hitabıyla) Değildir harfu - savt (harf ve sesle) ya kubabla (cübbeyle, kubbeyle, kılık kıyafetle) Teselsülle (zincir, silsile) bulup Hakk'a gidelim. Cemâli ba kemâle seyridelim. Nasıl ki cereyan, teller vasıtasıyla bizlere ulaşıyorsa Allah dostları da elle tutulmayan, gözle görülmeyen bağlarla feyizleri bize akıtırlar. Mürid ile mürşid arasındaki âdetullah (Allah'ın âdeti) böyledir. Allah Tealâ Hazretleri bizlere de: "Vasıta ile gelin" buyuruyor. Esteizübillah: "Ona (Allah'a) sizi ulaştıracak vesile (vasıta) arayın " (Maide Suresi:35) Elden ele, vasıta ile Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e ulaşılı- , yor. İnsanlar arasında Resulullah'tan büyük var mı? Yok. Allah Tealâ'ya Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den daha sevgili var mı? Yok. Resulullah'tan Alah'a daha yakın olan var mı? Yok. Böyle İken Allah Tealâ araya Cebrail (Aleyhisselâm) ı koyuyor. Siz bunlara İnanıyorsunuz ama kuvvet bulun da münkirlere cevap verin diye söylüyorum. Şu ayet-i kerimelerde şöyle buyuruluyor: "Muhakkak bu Kur'an âlemlerin rabbinin indirdiğidir. Onu Ruhu'l Emin (Cebrail (Aleyhisselâm)) korkutuculardan olasın diye senin kalbine indirmiştir," (Şuara Suresi: 192-194) Cebrail (Aleyhisselâm) Peygamber Efendimize ve sair peygamberlere vahy-i ilâhiyi (Allah'ın vahyini) tebliğ etmeye (ulaştırmaya) memur olan pek yüce bir melektir. Allah Tealâ Hazretleri Kur'an-ı Kerim'de meleklerden hiçbirini övmediği şekilde Cebrail (Aleyhisselâm) ı övmüştür. Peygamber Efendimiz ise, Mevlâ Tealâ Hazretlerine Cebrail (Aleyhisselâm) dan da daha yakındır, daha sevgilidir. Böyle olmasına rağmen Cenab-ı Hak sevgili habibi ile kendi arasına Cebrail (Aleyhisselâm) ı vasıta yaptı. Mevlâ Tealâ dileseydi, ilimleri vasıtasız olarak doğrudan doğruya Peygamberimizin kalbine akıtırdı, demek âdetullah böyledir. Ayet-i kerimede şöyle buyuruluyor: "Hiçbir insan yoktur ki Allah (-u Tealân) ın onunla konuşması şu üç şeklin dışında olsun; Ancak vahiy ile veya perde arkasından yahut ta bir elçi göndererek kendi izniyle dilediğine vahyettirmesi suretiyle olur. Şüphe yok ki O, pek yücedir ve çok hikmet sahibidir." (Şuara Suresi:51i) Bakın Mevlâ'nın kulu ile konuşmasının çeşitlerinden birisi de kulunun kalbine ilham etmesidir. Musa (Aleyhisselâm) ın annesinin kalbine ilham etmesi gibidir. Şöyle buyuruluyor. Esteizübillah: "Musa'nın annesine onu emzir diye vahyettik..." Musa (Aleyhisselâm) doğmadan. Firavun rüyasında Kudüs tarafından bîr kıvılcım parladığını ve onun köşkünü yıktığını gördü. Rüya tabir edenlere bu nedir diye sordu. Dediler ki: "Beni İsrail'den birisi çıkacak senin tacını, tahtını yıkacak." Firavun bundan korkarak doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti. Böylece 70-80 bin çocuk kesildi. Bu arada Hazret-i Musa'nın annesi hamile kaldı. Bir erkek Çocuk dünyaya getirince çok korktu. İşte o zaman Mevla Tealâ tarafından kalbine: "... Onu emzir, başına birşey gelmesinden korktuğun zaman onu suya bırak, korkma, üzülme muhakkak biz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız." (Ka-sas Suresi:7) diye ilham olundu. Musa (Aleyhisselâm) ın anneside bir sandık buldu. Onun içine çocuğunu koydu ve sandığı Nil ırmağına salıverdi. Su, sandığı aldı götürdü. Sandık tâ Firavun'un evine kadar geldi. Firavunun hanımının cariyeleri, sandığı buldular. Firavun'un hanımına getirdiler. Firavun'un hanımı sandığı açıpta içinde dünya güzeli bir çocuk görünce: "Firavun'un hanımı (kocasına) dedi ki: "Benim de senin de gözün aydın olsun. Onu Öldürmeyin. Olur ki bize faydası dokunur, yahut onu çocuk ediniriz." Onlar işin farkında değillerdi " (Kasas Şüresi-9) Firavundan kaçırılan çocuk tam onun kucağına düşüyor. Ne acaib değil mi? Bunları ancak Allah yapar. Kur'an'dan konuşmak, kişinin O'nu içine sindirmesiyle, zamanla olur. Bir keresinde şeyhim Hacı Ali Haydar (Kuddise Sırruhu) Efendi Hazretlerine dedim ki: "Şu ayet, şu ayete münasibtir." O da: "Kur-an'dan size kapı açıldı yürüyün." buyurdu. Mevla Tealâ demek ki kuluyla, isterse ona melek göndermekle konuşur, isterse perde arkasından kendini göstermeden konuşur. İsterse de kalbine vahiy ilka etmek suretiyle konuşur. Bu konuşmaları böyle anlamalıyız. Herşeyi bilmek Allah'a mahsustur, aslında hiçbirşey bilmemek insana mahsustur. Bir adam İmam-ı Rabbanî (Kuddise Sırruhu) Hazretlerine kendisini şikâyet ediyor. "Kur'an-ı Kerim'den her mânâyı anlamıyorum." diyor. İmam-ı Rabbani Hazretleri o zaman buyuruyor ki: "Anlamayınca: 'Ben acizim bilmiyorum' deyiniz." Ben yetmiş yaşıma yaklaşıyorum, daha anlamadığım şeyler var. Kuran-ı Kerim'in başına senelerce, otur kalk, otur kalk şimdi anlamaya başladım. Efendimiz bir hurma dikti, hemen oldu. Mevlâ Tealâ dilese hepimizi böyle yapar ama bizlere teenni (acele etmeme) yi öğretiyor. İnsan, Allah'ın kapısını tek basına kendisi çalsa olmuyor. Bir mürşid bulup onun vasıtasıyla Mevlâ'ya vasıl olmak lâzım, Mevlâ Tealâ bulutsuz yağmur yağdırmaz mı? Yağdırır. Aişe validemiz (Radıyallahu Anha) bir gün: "Ya Resulallah! Bulutsuz yağmur yağdığını gördüm." dedi. Efendimiz de: "Elhamdülillah, Allah gözünden sebepleri kaldırdı." buyurdular. Beytimizde Evliyaullah Allah ile can buldu demiyor, sahabelerle can buldu diyor. Onlar vasıta kılmıyor. Bu vasıtalar Allah ile bizim aramızda köprüdürler, ölü kalpleri diriltirler. "Nikap açtı göründü Vechi Sübhan" "Allah Tealâ, o dostlarının eliyle cemâlinden peçeyi kaldırdı. Ve cemali göründü." Yani onlara Mevlâ'nın feyzi iniyor. Sonra biz aciz evlâtların kalplerine ulaşıyor. Nikap: Peçe, Vech-i Sübhan: Mevlâ'nın Cemali, demektir. "Cefalardan geçip Hakk'a gidelim. Cemali bâ kemâle seyr idelim." Bu yolda Allah'a kavuşmak için, zahmetler, uykusuzluklar, açlık ve susuzluklar çekiyorsun. Bazen başın, dişin, sırtın ağrıyor, üşüyorsun, ya da terliyorsun. Bunlardan geç üzerinde durma. Sefayı da geç, Cefayı da ve hepsini Allah'ın yarattığını hatırla. Risale-i kudsiyye beyt-6 -7 |
|
|
![]() |
| Etiket |
| bir, biri, sübhan, sırrı, zatlar |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Güzelliğin sırrı | Alemdâr-ı İslâm | AKADEMİ GRUBU | 1 | 28.04.11 18:29 |
| __Muhabbetin sırrı | Seida | SERBEST KÜRSÜ | 0 | 18.06.09 12:39 |
| Gençliğin Sırrı.... | gençsaadet_19 | © Geri Dönüşüm Kutusu | 2 | 05.06.09 22:35 |
| ~~ Imtihanın Sırrı ~~ | burcunur | SERBEST KÜRSÜ | 1 | 07.04.09 22:53 |
| Denizlerin Sırrı | Muhammed | GENEL EDEBİYAT | 0 | 18.03.09 21:25 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|