| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 193 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » SİYONİZM »

SİYONİZM Dünya'da ki En Büyük Fitneci Başının Geçmişi, Şu Anı ve Geleceği...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29.08.08, 15:42   #1
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart KOMÜNİZM Gerçekten Kapitalizmin Karşısında Mıdır?

Talebe göre yazının devamı gelecek inşaAllah..

Hakikâten malum ideolojiyi çökertecek kaynaklar mevcut bu yazıda..Yazı dizisini bölmemek adına,cevap yerine teşekkür butonuna tıklarsanız daha makbul olur benum içün

Muhabbetle


KOMÜNİZM YA DA ISMARLAMA ANTİ-KAPİTALİZM



1980'li yılların sonuna dek iki kutuplu bir dünyada yaşadık. İki birbirine zıt ideoloji dünya üzerinde "soğuk" bir savaşı sürdürüyor, kimi zaman söz konusu savaşın ısısı Üçüncü Dünya'nın uzak köşelerinde yükseliyor, silahlar konuşuyordu. Taraflardan "korkunç" olanı, soğuk ve totaliter görünümüyle Sovyetler Birliği, "sevimli" olarak gözükeni ise daha renkli ve özgürlükçü vitriniyle ABD idi. Ama ne olduysa oldu, 1990'lara ayak basarken birdenbire "korkunç" kanat çöküverdi. Yıllardır "dünyayı tehdit eden" devasa ideolojik ve askeri bir gücün nasıl böyle aniden eriyebildiği ise akıllarda bir soru olarak kaldı.

10 yıl önce hemen herkes tarafından neredeyse "ebediyete kadar süreceği" düşünülen Soğuk Savaş nasıl böyle birden bitiverdi? Sovyetler Birliği'nin "kağıttan bir kaplan" olduğu yıkıldıktan sonra anlaşıldı, peki o zaman onyıllardır bu "iki kutuplu dünya" ve bunların arasındaki gerginlik nasıl varlığını sürdürebilmişti?Yıllardır tüm dünyayı tedirgin eden Soğuk Savaş, acaba göründüğünden farklı bazı ilginç hesapları içeriyor muydu?Bu sorunun cevabı belki de "dünyanın resmi tarihi"nin biraz dışında, daha gerçekçi bakış açılarıyla anlaşılabilir.

Bunun için önce şu soruya cevap vermek gerekmektedir: Soğuk Savaş taraflar için -özellikle Batı açısından- gerçekten tehlikeli ve tedirgin edici miydi? Batılı güçler, iki kutuplu dünyadan ne kadar rahatsız oluyorlardı, ya da oluyorlar mıydı?

Bu soruya Mehmet Ali Birand'ın öne sürdüğü bir düşünceyle ışık tutalım:

Batı, Sovyetler Birliği'nin dağılışından bu yana kendine yeni bir düşman arıyor. Komünizm son derece yararlıydı. Tek başına, değişik ideoloji, değişik din veya renkteki insanı kolaylıkla birleştirebiliyordu. "Komünizm geliverir" dendi mi, herkes anlaşmazlıklarını içine atar ve ortak bir hedefe doğru birleşirlerdi. Şimdi komünizm tehlikesi bitince adeta düşmansız kalındı. Yeni bir düşman, yeni bir cepheleşme aranır oldu.1

Evet, komünizmin varlığı Batı için hiç de öyle büyük bir tehlike değildi. Tam tersine büyük bir avantajdı. Bu "tehlike" öne sürülerek ABD tüm dünyada kendine bağlı ülkelerin oluşturduğu dev bir blok oluşturmamış mıydı? Soğuk Savaş'ın başladığını, Truman'dan aldığı güçle ilan eden Bernard Baruch, bunu üzülerek mi yapmıştı? Sanmıyoruz.
Doğu ve Batı arasında gerçekleştirilen bu silahsız savaşın ne uğruna yapıldığı da düşünülmesi gereken bir diğer noktadır. Sözde ABD ve Sovyetler Birliği iki zıt ideolojinin savaşını veriyordu. Birisi "özgürlük ve demokrasiyi", diğeriyse "proleterlerin ve ezilenlerin haklarını" savunur görünüyordu. Ama "icraat"lara bakıldığında bu idealist sloganların hiç de önemli olmadığı anlaşılıyordu. SSCB, Doğu Bloku ülkelerini ya da Afganistan'ı proleterleri korumak için mi işgal etmişti? 60 milyon "rejim aleyhtarı"nı, "halk rejimi sosyalizm" adına mı öldürmüştü? Liderleri hiç de Marksist teoride söylendiği gibi, devleti feshedip, yönetimi halka bırakmaya niyetli değildiler. Diktatörlük, hiç de proleteryanın değil, Komünist Parti'li yönetici elitlerin diktatörlüğüydü. Türk solunun ünlü isimlerinden M. Ali Aybar, Leninist Parti, Burjuva Modelinde Bir Örgüttür adlı kitabında, Sovyet sisteminin, hiç de "işçi sınıfı"nı iktidara getirmediğini, tam tersine "burjuva" benzeri bir tür yönetici elit kadrosunun despot rejimi haline geldiğini ayrıntılarıyla anlatır. Öte yandan ABD'nin de söylemleriyle davranışları birbirini tutmuyordu. Kore ya da Vietnam'a "insan hakları ve demokrasi"yi korumak için mi girmişti? Latin Amerika'daki terörist Kontra'ları bu "yüce değerler" adına mı desteklemişti? Şili'de Allende rejimini demokrasi aşkı uğruna mı indirmiş ya da aynı "yüce" amaçlar adına mı Gladio çetelerini kurdurmuştu?

Bu sorulara da kolayca "hayır" cevabı verebiliriz. Bu durumda karşılaştığımız gerçek, onyıllar boyu sürdürülmüş olan Soğuk Savaş'ın, ideolojik temellere ve "idealist" yaklaşımlara dayanmadığıdır. Bu ideolojik zıtlık, iki ülkenin halkları için ya da diğer ülkelerdeki ateşli Amerikan ya da Sovyet taraftarlarının bir kısmı için geçerli olabilir, ama süper güçlerin lider kadroları için söz konusu değildir. Amerikan ya da Sovyet yönetici elitlerin hesapları ideoloji üzerine değil, "çıkar" üzerine kuruludur.
__________________





Konu Vukuf-i Kalbi tarafından (29.08.08 Saat 15:45 ) değiştirilmiştir..
View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 16 üyemiz:
Abdülhamit (26.01.12), Adige Abzakh (01.02.12), Agd_İntifada (29.08.08), akinci_gençlik37 (22.01.09), Alemdâr-ı İslâm (02.01.11), debus (28.09.08), erdal51 (27.02.11), erva (29.08.08), KerBela (29.08.08), leyya (02.01.11), Muhammed (24.05.09), Nureddin Zengi (24.05.09), nuveyba (29.08.08), Sancaktar (31.08.08), tosba (29.08.08), yusufsunetci (16.02.09)
Alt 30.08.08, 12:30   #2
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart



Bu sihirli kelimeyi, "çıkar"ı inceleyelim. Ve yine bir soru soralım: "Çıkar" kimin çıkarıdır? Şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, bu "çıkar" kesinlikle "sokaktaki insanın" çıkarı olamaz. Vietnam Savaşı'nın ya da Afganistan'ın işgalinin ABD ve Sovyet toplumları için, oğullarını kaybetmek ya da en azından ekonomik sıkıntı içine düşmekten başka hiçbir sonucu olamazdı. Vietnam Savaşı, örneğin, ABD'li silah tüccarlarının çıkarlarına uygundu. Her iki kutupta da yönetici elit, elindeki propaganda araçlarını da kullanarak (Sovyetlerde resmen ve tümüyle ABD'de ise örtülü bir biçimde ve büyük ölçüde bu propaganda araçları yönetici elitin güdümündeydi) çıkarları doğrultusunda uyguladığı eylemleri süslü ideolojik sloganlarla destekler ve meşrulaştırırdı. Söz konusu yönetici elit, yalnızca "yolcu" politikacıları değil, hatta onlardan daha çok, çeşitli örgütlenmeler ve baskı grupları sayesinde "hancı" haline gelebilmiş kişileri içeriyordu. Bu sisteme karşı çıkan Başkan Kennedy'nin uğradığı son bu yönden düşündürücüdür.


Bu noktadan biraz daha ileri giderek, her iki Blok'un da yönetici elitlerinin -ideolojileri ciddiye almadıkları gerçeğini de göz önünde bulundurarak- bir anlamda bir anlaşma içinde bulunduklarını düşünebiliriz. Her iki Blok'un da politik dengeler ne kadar gerginleşirse gerginleşsin, herşeye rağmen "Detant'ın zedelenmeyeceği"ni özellikle belirtmeleri dikkat çekiyordu. Çünkü Detant politik yumuşamanın değil, ekonomik yumuşamanın adıydı. Bu da "çıkar" anlamına geliyordu. Batılı şirketlerin (her iki tarafın da yönetici elitleri için karlı olan) Rusya'daki yatırımlarının zarar görmemesine özellikle dikkat ediliyordu. Sanki iki taraf arasında yazılı olmayan fakat "fiili durumla" kendini belli eden bir anlaşma vardı.

Sonuçta her iki tarafın yönetici elitlerinin "çıkar" gibi ortak bir hedef peşinde iken, "çıkar"larının örtüşmesi ve bunun sonucunda görünmeyen bir ittifak uyguladıkları gibi bir düşünce öne sürebiliriz. Bu haliyle, yalnızca mantıksal bir varsayım olan bu düşünceyi yazının içinde inceleyeceğiz.

İki Blok'un yönetici elitleri arasında bir çeşit ittifak olduğu düşüncesi, acaba realiteye uygun mudur? Bu soruya çoğu kimse ilk başta olumsuz cevap verebilir. Bunun sebebini tarih tezlerinde adamamız gerekmektedir.

"Dünyanın resmi tarihi", dünyanın yönetimini paylaşanlar tarafından yazılır ve bu haliyle kitlelere telkin edilir. Bu nedenle, SSCB ve ABD arasında, hatta daha ileri gidersek kapitalizm ve sosyalizmin arasında bir çeşit "ittifak" olabileceği düşüncesi, genel kabul gören doğrulara çok terstir. Bu bölümde, söz konusu "telkin edilmiş kabul"lerin dışına çıkarak bu konuyu incelemeye çalışacağız.

Aslında söz konusu iki sistem arasında kaynaktan gelen bir birliktelik vardır. Her ikisi de materyalist felsefe yapısının uzantılarıdır. Her ikisinin de "fikir babası", dinin, yok edilmesini, ya da mabed duvarlarıyla sınırlandırılmasını ilk ortaya atan kişi Thomas Hobbes'dir. "Liberte-Egalite-Fraternite" (Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik) sloganıyla her ikisine de kaynak oluşturan devrim ise, locaların gerçekleştirdiği Fransız İhtilali'dir. Her iki sistemin de hedefi birer "yeryüzü cenneti" meydana getirmek olarak lanse edilmiştir. Tabii bu "yeryüzü cenneti", dini bir temele dayanmayan, inanç sistemleriyle bağdaşmayan, tatamen maddeci bir sistem olarak tasarlanmıştır.

Kaynaklar ortak olunca, sonuçlarının da arasında ortaklık bulunması mümkün değil midir? Böyle bir şeyin olabilmesi, kapitalist ve sosyalist liderlerin -tabii hepsini kastetmiyoruz- arasında görünmeyen bir bağ olmasını gerekli kılar. Gizli ve dışa kapalı, yalnızca kendi üyeleri arasında tam mahiyeti bilinen bir örgütlenmeyle bu sağlanabilir ancak. Ya da söz konusu liderlerin önem verebilecekleri bir başka yakınlık, "soy" yakınlığı, "üstün ırkın kardeşliği" inancı gibi bağlar olması gereklidir. Masonluk ve Yahudilik'ten söz ediyoruz kısacası...
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz:
Adige Abzakh (01.02.12), Alemdâr-ı İslâm (02.01.11), debus (28.09.08), erdal51 (27.02.11), nuveyba (31.08.08), Sancaktar (31.08.08)
Alt 30.08.08, 12:35   #3
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

KARL MARKS'IN BULANIK GÖRÜNTÜSÜ



Marks, "Sosyalizmin Babası", sömürülen işçi sınıfının en büyük "koruyucusu", materyalizmin ateşli savunucusu ve dinin de en büyük düşmanlarından biriydi. "Proleterler"e bir yeryüzü cenneti vaadediyordu. Şartı ise yeryüzü dışındaki cennetten umudu kesmekti. Bu noktada, aslında kapitalist Batı görüşüyle ortak bir noktada, "dindışı"lıkta birleşiyordu. Hem kapitalizmin hem de sosyalizmin ortak parolası olan "yeryüzü cenneti yaratma" fikrinin felsefi kökenini, Bosna-Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç şöyle yorumlamıştı:

Yahudi Dini edebiyatında Mesih, öç alan ve adaleti icra eden kişi olarak övülmektedir. Yahudi adaletinin esas tutumu işte budur. Burada, yani dünyadaki cennet fikri özünde Yahudidir ve sadece içeriği bakımından değil, kaynağı itibarıyla da öyledir. Bu kalıbı Aziz Augustin Hıristiyanlığa, Marks ise sosyalizme intibak ettirmiştir. 2 Yeryüzünde cennet isteyen bütün ihtilaller, ütopyalar, sosyalizmler ve diğer akımlar özünde Eski Ahit'ten (Tevrat) ileri gelmektedir, Yahudi kökenlidir.3

Sosyalbilimci Karl Popper de Marks ile Eski Ahit arasındaki paralellikten sözediyor, "Marksizm'in ortaya attığı türder kehanetlerin mantıksal nitelik açısından çağdaş fiziğin kehanetlerinden çok, Eski Ahid'in kehanetlerine benzediğini" söylüyordu.4

Marks'ın geçmişine bakmak bu tezleri doğrulayacak bilgileri karşımıza çıkarmaktadır. Marks, Batı Prusya'da Yahudi bir ailenin oğlu olarak doğmuştur. Babası Heinrich'in esas adı Hirchel Halevi'dir ve bir Talmud öğrencisidir. Dedesi ise hahamdır. Marks'ın yazdığı ilk makale Yahudi sorunlarıyla ilgili olmuştur. Marks'ın ailesi de birkaç nesildir Talmud öğrencileri yetiştirmektedir. Hirchel'in erkek kardeşi Truer de Başhahamdır. Heinrich Marks, Hanrietta Pressburg adında Nijmegen'li bir hahamın Macar kökenli kızıyla evlenmiştir.5 Bu ideolojik evliliğin sonuçlarından birisi de Karl olmuştur.

Böyle bir ortamda yetişen Marks, zamanla ekonomik konularla ilgilenmeye başlar. Geliştirdiği felsefeyi ise, doğal olarak Tevrat ve Kabbala'dan etkilenerek ortaya koyar. İngiltere'de Yahudilerin yayınladığı Jewish Chronicle gazetesine göre, Marks'ın ontolojisi (yaradılış bilgisi), kitabı (yazıyı) kullanışı, gerçek anlayışı, yabancılaşma ve özgürlük anlayışının Hebrew Bible (Tevrat) ile ve hahamların tefsire dayalı tercümeleriyle derin alakaları vardır. Buna kriter olarak Marks'ın yabancılaşma ve özgürlük teorileri sürgünden bir dönüş gibi, Lurianic Kabbala gibi anlaşılmalıdır. Fishman, Marks'ın sosyal gerçek anlayışında Yahudiliğe dayalı bir yan bulduğunu ortaya koymuştur.6

Marks'ın felsefesinin bir de "metafizik" boyutu vardı. Kabbala'dan esinlenen Marks'ın, bunun bir sonucu olarak "Satanizm" (şeytana tapınma) ile de ilginç bağlantılar kurmuştu kafasında. Malachi Martin The Keys of This Blood adlı kitabında Marks'ın Satanizme olan ilgisini şöyle belirtir:

Gençlik dönemlerinde, Berlin Üniversitesi'nde Karl Heinrich Marks, kin duygusunu depreştiren çok tehlikeli törensel bir tür satanizme ilgi gösterdi. O günden sonra yazdığı şiirleri "Oulanem"e adadı. "Oulanem" Şeytan için kullanılan mistik bir isimdi.7

Marks'ın "renkli" kişiliği bunlarla da sınırlı değildir. Var olup olmadığını incelemeye çalıştığımız sosyalizm-kapitalizm birlikteliğinin ilk örneği belki de Marks'tır. Çünkü, garip ama gerçek, ateşli burjuvazi düşmanı Karl Marks, İngiltere'nin en büyük "burjuva"sı Yahudi banker Rothschild ve benzerleri ile ilişki içindeydi. Eustace Mullins anlatıyor:

Marks'ın ekonomik görüşleri City of London'daki banka kuruluşlarının ve özellikle The House of Rothschild (Rothschild Bankası)'in görüşleri ile tamamen uyumlu idi. Karl Marks'ın Moskova'da değil, Londra'da görülmüş olmasının bir raslantı olmaması gibi, Rusya'daki Bolşeviklerin zaferinin Rothschild'lerin ve onların cemiyetlerinin Çar'ın Avrupa ve New York bankalarında sakladığı 1 milyon doları getirmiş olması da bir raslantı değil. Marks'ın Jenny von Westphalen'le olan evliliği aracılığıyla İngiliz aristokrasisiyle olan yakın ilişkisini de çok az kişi bilir.8

Bunun yanısıra Marks, devrin mason locaları ile de yakın işbirliği içindeydi. Almanya'da Adam Weishaupt'un örgütlediği Illümine masonların kurduğu "Bund der Gerechten" (Doğrular Birliği) Marks'ın ilişki içinde olduğu loca idi. Bu locanın ismi daha sonra "Bund der Kommunisten"e dönüştü. Marks ve Engels Komünist Manifesto'yu bu loca için kaleme aldılar. Manifesto'nun 20 yıl boyunca yazar ismi olmadan çıkmasının nedeni buydu.

Komünist Derneği'ni yöneten Illümine masonlar Karl Marks'dan Bavyera Illümineleri'nin programını bir manifesto şeklinde hazırlamasını istediler. Marks, 1847 Aralığında çalışmalarına başladı. Çalışmanın adı da Komünist Manifesto oldu. Marks'ın burada yaptığı, Bavyera Illüminelerinin kurucusu olan Adam Weishaupt tarafından 70 yıl önce geliştirilen devrimci prensip ve programlarını gün ışığına çıkarıp düzenlemekti.9

Komünist Manifesto'yu hazırlayan üçüncü kişi de yine Yahudi bir aileden gelen Jean Laffite idi... Gerçekte Komünist Manifesto'nun başlangıcı üç zengin burjuvaya dayanıyordu; Marks, Engels ve Laffite.10

Eski Ahit düşüncesinin sosyalizme etkisine bir örnek de Engels. Marks'ın dava arkadaşı Engels de Yahudiliğe büyük "sempati" duyuyor ve Yahudi haklarını her zaman ısrarla savunuyordu: "Engels'de daha sonra antisemitizme karşı koymuş ve onu Alman yönetici sınıfının silahı olarak nitelendirmiştir.11

Engels'in Yahudilik hakkında oldukça ilginç bazı görüşleri vardır:

Yahudilere çok şey borçluyuz. Heine ve Boerne Yahudiydi. Marks safkan bir Yahudiydi. Lasalle Yahudiydi... En iyi arkadaşlarımızın büyük bölümü Yahudi. Şu anda hapisteki arkadaşım Victor Adler, Parlamenter fraksiyonun en önemli üyesi Paul Singer Yahudi. Ve ben bunların arkadaşım olmasından gurur duyuyorum. Zaten ben de "Garten Laube" tarafından Yahudi olarak tanıtılmıştım. Gerçeği söylemek gerekirse bir Herr von olmaktansa bir Yahudi olmayı isterdim.12

Bütün bunların yanında Marks, bir çeşit Yahudi aleyhtarlığı da geliştiriyor, "para Yahudinin ilahıdır" diyordu. Bu çelişkiler içinde komünizmin asırlar boyu taşıyacağı yapay antisemitizm ve anti-kapitalizm geleneğinin de ilk örneklerini sergiliyordu. "Burjuvazi örgütü" olarak nitelendirilen masonluğun Marks'ın ardından komünizmin yayılması için gösterdiği gayret de ilgi çekiyordu. Paris Komünü'nde "kahramanca çarpışan" loca üyeleri akıllarda kalıyordu.
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz:
Adige Abzakh (01.02.12), Alemdâr-ı İslâm (02.01.11), erdal51 (27.02.11), nuveyba (31.08.08), Sancaktar (31.08.08)
Alt 30.08.08, 12:37   #4
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Konuya "komünist ihtilalin kapitalist finansörleri"yle devam edeceğiz inşaAllah..
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
erdal51 (27.02.11), Sancaktar (31.08.08)
Alt 31.08.08, 12:26   #5
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

KOMÜNİST İHTİLALİN KAPİTALİST FİNANSÖRLERİ!



Gary Allen, Sermaye ve Sosyalizm'de sermaye sahipleri ile ihtilaller arasındaki ilişkiyi şöyle açıklıyor:

Hiçbir ihtilal teşkilatsız ve parasız gerçekleştirilemez. Sömürülen yoksul kitleler bunlardan birincisini kısmen sağlar, parayı ise asla! Sermaye sahipleri ise her ikisinin de üstesinden gelirler.27

İhtilalin finansman gibi çok önemli bir sorununun kimler tarafından halledildiğini incelediğimizde yine garip tablolara, sosyalizm-kapitalizm arasındaki ilginç birlikteliklere rastlıyoruz:

ABD'nin Rusya Büyükelçisi'nin, Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği telgraf:

Dosya No: 881.00/288

Rusya'daki Büyükelçi (Francis)'den Dışişleri Bakanı'na,

Petrograd, 19 Mart 1917, saat 09:00 (20 Mart saat 18:00'de alındı)

Asayiş berkemal, Çar ve Çareviç'in tahtı terk etmelerinden sonra Dük Mikhail gibi tahtta hak iddia edecek kimselere ve bu tür girişimlere karşı her türlü tedbir alınmıştır. Geçici hükümetin paraya acilen ihtiyacı olduğu için, İngiltere Rusya'ya mali yardımda bulunmuştur, ve bütün müttefikler yeni hükümeti tanıyıncaya kadar da muhtemelen yardıma devam edecektir. Acil bir yardım çok yerinde olur. Şimdi Amerika'dan gelecek bir mali yardım ise en iyisi olurdu. Bu ihtilalin başarılı olması, Yahudiler için çok önemlidir. Şayet Yahudiler bu şekilde mesafe katederlerse, bu hususta gizliliğe titizlikle uyulması lazım gelecektir. Aksi takdirde ihtilal, burada sayıları bir hayli kabarık olan Yahudi aleyhtarlarının muhalefetini uyandıracak bir safhaya girebilecektir. Francis.28

Rus ihtilalinin gerçekleştirilebilmesi için dev boyutlarda para harcandı. Küçük bir grubun koca bir devleti ele geçirebilmesi şüphesiz büyük ölçüde maddi güce dayalıdır. Üstteki telgrafta ifade edilen hayati öneme sahip bu parayı kimler vermişti? Rus devriminin maddi desteğini sağlayanlar dünya çapında faal büyük Yahudi bankerlerdi. Bunların başında ihtilalde en az Lenin kadar rolü olduğu söylenen Jacob Schiff geliyordu. Yahudi bankerler ile ilgili Arsene de Goulevitch şunları anlatıyor:

Roger Lambelin ile O. Petrovsky gibi yazarlar da I. Dünya Savaşı'ndan önce, Amerika'da, Yahudi bankerler tarafından, Rusya'daki devrimci faaliyetleri, propagandaları desteklemek amacıyla bir ortak fon kurulduğunu yazıyorlar. 1917 baharında ise Jacob Schiff, devrime verdiği parasal destekle Çarlık rejiminin devrilmesinde en büyük payın sahibi olmakla övünüyordu.29

Lenin ve arkadaşlarına para yağdıranlar arasında Warburg ailesi ve ihtilalin "kahin"lerinden olan Yahudi asıllı Parvus da vardır.

Lenin ünlü mühürlü vagon içerisinde yola çıkarıldı. Beraberinde 5-6 milyon dolar tutarında altın para bulunduruyordu. Bu işi yapanlar, Alman yüksek makamları ile Max Warburg ve bütün hayatı boyunca Sosyalist olan Alexander Helphand'dır. A. Helphand çok zengin biriydi ve Parvus takma adını kullanırdı.30

İhtilalin finansörlerinin sayısı oldukça kabarıktır. Bunların hepsi de uluslararası Yahudi bankerlerdi:

Yahudi Schiff'in Bolşevik ihtilalindeki rolü, müttefik haberalma servislerince iyi bilinmektedir. Bu noktadan hareketle bolşevizmin bir Yahudi hareketi olduğunu söyleyenler vardır... Daha sonraları ortaya çıkarılan belgelerle, ihtilalin daha başka uluslararası bankerler yanında, Schiff, Warburg ailesi, Rockefellerlar ve Morgan'ların desteğiyle gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Belgeler, Morgan kuruluşlarının da Kızıl İhtilal için en az bir milyon dolar harcamış olabileceğini göstermektedir...

Bolşevik ihtilalinin diğer büyük parasal destekçisi de Lord Alfred Milner adlı İngilizdir. Milner, "Round Table Groups" adlı gizli bir örgütün organizatörü ve başıdır. Bu örgüt, Lord Rothschild tarafından desteklenmektedir.31

Uluslararası Yahudi örgütü B'nai B'rith ve İskoç Riti localarının da aktif desteği söz konusuydu. B'nai B'rith hakkında yazılmış bir kitap olan The Ugly Truth about the ADL'de Yahudi finansörler ile masonluk arasındaki ilişki vurgulanıyor:

B'nai B'rith Çarlık aleyhtarı isyankarlara silah sağladı. Böylece B'nai B'rith, 1905 Rus ihtilali'nde aktif bir rol oynadı. Bu hareket nedeniyle ünlü Amerikan Yahudileri Bolşevik olmakla itham edildi. Kuhn Loeb Company sahibi Warburg ailesi Lenin'i ve Troçki'yi finanse etti; baba oğul Bolşevik ajanları Yahudi Julius ve Armand Hammer ABD Komünist Partisi'ni kurdu ve Amerika'da Bolşevik hareketini yayarak 1917 Sovyet İhtilali'nden sonra ülkede on yıl geçirdi. Aslında Çar'ın devrilmesi ve Rusya'da Bolşevikler'in başa geçmesiyle İskoç Riti tarafından oluşturulan hedefler gerçekleştirildi.32

Görüldüğü gibi, Rus ihtilali de tamamen uluslararası Yahudi bankerlerince finanse edildi. Rothschild, Rockefeller, Morgan, Schiff, Milner gibi Yahudi bankerler dünyanın hemen her önemli gelişmesinde rol oynadılar. Verilen mücadelelerin en önemli birkaç faktöründen birinin finans olduğu göz önünde tutulursa, yalnızca maddi yönden bile Yahudilerin ne denli etkili oldukları kolayca anlaşılır.

Rus İhtilalinin en büyük rolünü Lenin'in liderliğinde 1898 yılında kurulan Rus Sosyal Demokrat Partisi üstlenmiştir. Bu partideki çok belirgin "İsrailoğulları" faktörü, ihtilalin bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor. Bu parti 1903 yılında Bolşevik ve Menşevik isimli iki gruba ayrılır. Bolşevikler ki devrimi yapacak olanlar onlardır, komünizmin devrim yoluyla Rusya'ya gelmesi gerektiği savunurken, Menşevikler aynı sonuca ihtilalsiz de ulaşılabileceği tezini savundular. Menşevik kanadın gücü kısa sürede azalarak önemini yitirdi. Bolşevikler hakkında Encyclopædia Judaica {Yahudilerin ansiklopedisidir}'da şu bilgiler yer almaktadır:

Bolşevik Grubu'nun (1912-13'de Bolşevik Partisi oldular), organizasyonu ve propagandasının oluşumu sırasında birçok Yahudi aktif rol oynamıştır. Bu Yahudilerin sayıları 1917 Şubatı ile Ekimi arasındaki Rus devriminde hızla yükseldi.33

Yahudilerin bu denli etkili oldukları parti, Yahudilik konusunda kendisini ortaya koydu. Yine Encyclopædia Judaica'dan öğreniyoruz:

Rus Sosyal Demokrat Partisi'nin III. Kongresi'nde Lenin işçi Yahudiler için özel bir başlangıç konuşması yaptı. 1900-1906 arasında Lenin Yahudilik konusunda kendisini şöyle tanımlamıştır: Antisemitizm, asimilasyona karşı Yahudi milliyetçiliği, Sosyal Demokrat Parti ve Bund arasındaki ilişki.34

Rus Sosyal Demokrat Partisi, dışarıdan aldığı destekle birlikte ihtilale doğru yürümeye başladı. Ülke içinde giderek artan hoşnutsuzluklar, imparatorluk hükümetinin parlamento rejiminin kurallarına uymayı reddetmesi, reformların yavaşlığı gibi sebeplere 1905 Rus-Japon savaşı da eklenince ihtilalin ilk temelleri atılmış oldu. Alman ve Amerikan Yahudi bankerlerinden oluşan Kuhn Loeb And Co. grubu Rus Çarlığı'ndaki her türlü devrimci düşünce ve faaliyeti destekleyen başlıca kuruluştu. Rus-Japon Savaşı, bu uluslararası şirketler grubunun Yahudi başkanı Jacob Schiff'e Çarlık hükümetine bir kaç darbe vurmak fırsatını verdi. "Amacımız elimize fırsat geçtikçe Rusya'ya verebileceğimiz en ağır zararı vermektir" diyen Schiff, savaş boyunca Rusya'yı çökertmek için Japonlara 200 milyon dolar para yardımında bulundu. Ayrıca Kuhn Loeb ve şirketleri Japonların dışarıdan yaptıkları borçlanmaları üzerine aldı.

Japonya karşısındaki bozgundan sonra Rusya'da monarşinin itibarı iyice azaldı. Muhalefet, imparatordan liberal, sosyal ve parlamenter bir rejim kurulmasını istedi. İhtilal Petersburg'da 22 Ocak 1905'te (Kanlı Pazar) işçilerin ve bazı askerlerin ayaklanmalarıyla başladı. Olaylar kanlı bir şekilde bastırılınca Bolşevikler kendiliğinden başlayan bu ayaklanmanın yönetimini ele geçirmeyi denediler. Petersburg'da Merkezi İşçi Sovyeti kuruldu. Genel grev tehdidi karşısında Çar, 30 Ekim tarihli bildirisiyle bir Duma (meclis) seçilmesine izin verdi. İhtilal bastırılmıştı ama Troçki'nin bir "genel prova", Lenin'in de "halkın yeni bir iktidarı denemesi" diye adlandırdığı olay gerçekleşmişti. Gerçekten de asıl amacı genel bir prova niteliği taşıyan 1905 Hareketinden devrimi gerçekleştirecek olanlar gereğince yararlandılar.

Schiff'in faaliyetleri I. Dünya Savaşı sırasında meyvelerini verdi. İhtilalci olanlar, cephede savaşanların morallerini bozmak ve cephe gerisindeki hoşnutsuzlukları kışkırtmak suretiyle Rus şehirlerinin banliyölerinde karışıklıklar çıkarmayı başardılar. Propagandaları ihtiyat askerleri arasında da iyi sonuçlar verdi; ihtiyat askerlerinden meydana gelen bir alay cepheye gitmemek için isyan etti. Bu isyan çarlık rejiminin yıkılmasına yol açacaktı. Başkent halkı, 4 Mart'ta fırınları yağmaladı. 7 Mart'ta kısmen grev başladı ve 9 Mart'ta işçilerin de katılmasıyla siyasi bir nitelik kazandı. Savaşın bitirilmesi ve hükümetin değişmesi isteniyordu. 8 Mart'ta grev genelleşti. Hareketin bu kadar çabuk yayılması karşısında şaşıran sosyalist liderler işçilerden ihtiyatlı olmalarını istediler. Fakat 11 Mart'ta askeri birlikler de ayaklanınca başarı elde edilmiş oldu. İmparatorluk hükümeti de 12 Mart 1917'de istifa etti.
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (02.01.11), erdal51 (27.02.11), nuveyba (31.08.08), Sancaktar (31.08.08)
Alt 31.08.08, 12:32   #6
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Birazda Troçkiden Bahsedelim..

Leon Troçki



Türk yahudilerinin yayınladığı Şalom adlı gazetede Troçkiden şöyle söz edilir:

"Ekim Devrimi'nden evvel Şubat 1905 ve 1917'deki ayaklanmalarda "Silahlı Peygamber" adı verilen Leon Troçki Bronstein çok büyük rol oynamıştır." 40

Rus ihtilalinin tek lideri genelde Lenin olarak tanıtılsa da gayet iyi bilinir ki, devrimi Lenin ile birlikte götürmüş olan ikinci kilit isim Leon Troçki'dir.

Encyclopædia Judaica Troçki'yi şöyle anlatılıyor:

Troçki, Ukrayna'da lvanouka'lı bir Yahudi çiftçinin oğluydu. Odessa Üniversitesi'nde matematik okumuş, fakat kendisini devrimci çalışmalara adamak için öğrenimini bırakıp 1896'da yasadışı Sosyal Demokrat Parti'ye katılmıştı.41

Troçki'nin yetişmesinde en önemli rolü ise ünlü Yahudi Parvus oynamıştı:

Troçki, Helphand (Parvus)'un etkisi altında "sürekli devrim" teorisini oluşturdu. Rusya'daki burjuvazi rejimine göre, Batıdaki sosyalist devrimden evvel sosyalist sahneye yol gösterdi.

Troçki, 1917 Şubat Devriminin patlak vermesinden kısa bir süre sonra Rusya'ya döndü ve Petrograd işçileri tarafından müthiş bir sevgiyle karşılandı. Lenin'le işbirliği yaptı. Kerensky'nin geçici hükümeti onu yakaladı, fakat kısa bir süre sonra serbest bıraktı. Hapishanedeyken Bolşevik Merkezi Komitesi'ne seçildi. Aynı zamanda Petrograd Sovyetinin ve onun Askeri Devrim Komitesi'nin başına geldi.42

Troçki, daha önceki başarısız devrim deneyinden sonra yurt dışına kaçmıştı. Ekim devrimi için Rusya'ya dönerken büyük bir sorun çıktı. Bu sorunu halleden de Amerika'daki Yahudi finans lobisi olduğunu Gary Allen ve Eustace Mullins araştırmalarında şöyle bildiriyorlar:

Troçki'nin Rusya'ya gitmek üzere 27 Mart 1917'de, beraberindeki 275 ihtilalci ile New York'u terk ettikten sonraki ilk uğrak yeri, Kanada'daki Halifax kenti oldu... Burada yakasını ele veren Troçki bir Kanada hapishanesine atıldı. Ne var ki bir hafta yatmadan, İngiltere ve Amerika'nın baskılarıyla serbest bırakıldı. Amerika ve İngiltere'yi böyle bir müdahaleye itenler, bu iki ülkedeki dev kuruluşların milyarder sahipleriydi.43

Leon Troçki 1917'de New York'tayken Rusya'da Bolşevikler'in hakimiyetini sağlamakla görevlendirildi. Rockefellerlar bu yolculuğu için kendisine 10.000 dolar verdi. Başkan Woodrow Wilson'dan özel bir pasaport alındı ve Lincoln Stffens koruması olarak gönderildi. Troçki'nin gemisi Halifax'a yanaştığında Kanada Gizli Servisi onu tutukladı ve Nova Scotia'da hapsetti. Başbakan Lloyd George Londra'dan telgraf çekerek Troçki'nin serbest bırakılmasını istedi, fakat gizli servis bunu umursamadı. Sonradan Mackenzie King anlaşmaya dahil oldu ve Troçki'nin özgür kalmasını sağladı. Wall Street avukatı Thomas D. Thacher'ın yardımıyla King, Kızılordu'yu kurdu. Troçki'yi tutuklayan ajanlar kovuldu.44

Troçki, devrimde Lenin'le birlikte en büyük rolü oynadı. Devrim sonrasında ise Troçki'nin emrine Kızılordu verildiğini Encyclopædia Judaica anlatıyor:

Troçki, Mart 1918'de askeri ilişkilerin halk yöneticisi olmuş, Kızılordu'yu organize etmiş ve iç savaş cephelerinde askeri operasyonları yönetmiştir. Lenin'in yaşadığı dönemdeki parti içi tartışmalarda terör devriminin meşruluğuna karşı olan rejimlere sert solcu haliyle yaklaşmıştır.45

Rus Yahudileri de Troçki kumandasındaki Kızılordu'yu benimsemişlerdi:

Büyük sayıda Yahudi genci Kızılordu'ya katıldı.46

Troçki, Yahudi kökenli olmasının kendisi için politik bir engel oluşturduğunun farkındaydı. 7 Kasım 1917 zaferinin ardından Lenin kendisine ilk Sovyet hükümetinin başına geçmesini teklif ettiğinde, Troçki reddederek "sence düşmanlarımızın eline benim Yahudi olmam gibi bir silah vermek akıllıca olur mu?" demişti. Troçki, antisemitizm konusunda da şunları söylüyordu: "Çürümüş burjuva cemiyeti yaşadıkça barbar antisemitizm her yere yayılacaktır." 47

__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (02.01.11), erdal51 (27.02.11), nuveyba (31.08.08), Sancaktar (31.08.08)
Cevapla

Etiket
gerçekten, kapitalizmin, karşısında, komÜnİzm, mıdır

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:44 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.