| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,928 | Üyeler: 10,668 | Online: 180 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum YAŞAM » SİZDEN GELENLER »

SİZDEN GELENLER Kendi Yazdığınız Düşündürücü,İbret Verici Öyküler,Hikayeler. Makaleler, Şiirler, Hatıralar, Mektuplar vs...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.05.11, 13:50   #1
muallim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 3461
Üyelik tarihi : 29-03-2009
Konuları : 654
Mesajlar : 4,482
Teşekkürleri: 10,380
2,954 mesajına 5,392 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8 muallim is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Bir medeniyet beldesi ve Şeyh Abdurrahman-i Taği k.s.Nurşin

NURŞİN TARİHİ



Tasavvuf merkezlerinden biri olan Nurşin sahip olduğu tarihi potansiyelle, yüzlerce yıla kök salan bir misyonun, köklü bir inancın temel taşıdır. Nurşin medreseleri ve hizmetleri, Nurşin’in tasavvufi yönü ve yetiştirdiği mutasavvıfların toplum üstünde etkileri büyüktür. Bu etkileri anlayabilmek için bu şahsiyetleri tanımamız ve olaylara vakıf olmamız gerekir.

Tasavvufta önder olan insanları yetiştiren Nurşin, binlerce insanın eğitimine katkıda bulunmuştur. Abdurrahman-ı Taği Hazretleri, Fethullah Verkanisi Hazretleri, Muhammed Diyauddin Hazretleri, Ahmedel Haznevi Hazretleri, Seyda Fadlullah Hazretleri, Seyda Alameddin Hazretleri, günümüze ulaşan altın silsilenin halkalarındandır.

Talebesi Bediüzzaman Said-i Nursi, Abdurrahman-ı Taği (k.s.) için şöyle der:
“Ben dokuz yaşımda iken Abdurrahman-ı Taği’yi tanıdım. Bu zat velilere makam aldıran zattır.” diyerek onu övmüştür. O’nun için Emirdağ mektuplarında Bediüzzaman "Nahiyemiz olan Hizan kazasına bağlı Isparit’e gelen meşhur Seyda namında Abdurrahman-ı Tağî, himmetiyle o kadar çok talebeler, hocalar ve âlimler yetiştirdiler ki bütün İslam âlemi onlar ile iftihar eder . Tarikat içinde öyle bir vaziyet hissediyorum ki yeryüzünü fethedecek bu hocalardır." diye Seyda-i Taği’den ileri dönemde yetişecek alimleri işaret eder ve ekler: “Benim ilmim Abdurrahman-ı Taği’ nin ilminden bir damladır.”

Abdurrahman-ı Taği Hazretleri’nin ilimde ve dinde çok değişik futühatlarını görebilirsiniz. Abdurrahman-ı Taği Hazretleri öyle bir müjde ile müjdelenmiştir ki tüm ümmet-i Muhammed ondan istifade edecektir. Abdurrahman-ı Taği Hazretleri’nin bir hac yolculuğunda Medine-i Münevvere’yi ziyareti esnasında Ravza-i Mutahhara'da manevi bir hava oluşur. Mübarek Efendimiz’in sesi duyulur ve Abdurrahman-ı Taği Hazretleri Ravza-i Mutahhara’nın içine çağrılır. Kimsenin önüne yaklaştırılmadığı, nöbetçiler tarafından korunan o yeşil kapı görevli tarafından açılır ve Abdurrahman-ı Taği Hazretleri içeri girer, kendisine şu müjde verilir: “Onlara müjdele! Sana bağlı olup senin yolunda olanların sekeratı sehl olacaktır, yani ölümün zorluğu kolaylaştırılacaktır ve iman ile ruhlarını teslim edeceklerdir.” Bu çok büyük bir müjde ve hediyedir. Bu yolda olup hayat kitabını yazan biz insanlar için ne güzel bir noktalanış…

Bu olay iki yönlü ele alınmalıdır.

Biri,Abdurrahman-ı Taği Hazretleri’nin bu müjdeye nail olmasını sağlayan faktörler nelerdir?

Diğeri, bu müjdeden faydalanmak isteyen insanın ne yapması gerektiğidir.

Abdurrahman-ı Taği Hazretleri mutasavvıf, âlim, zahid, mütevazı bir insandır. Dışarıdan baktığınızda bizim gibi birisidir. Fakat gönül dünyasında fırtınalar yaşanmaktadır. O, halk içinde Hak’la beraber olan bir insandır.

Çok kısa bir sürede yüksek evliyalık derecesine ulaşan Abdurrahmân-ı Tâgî bir sabah hocasının huzuruna giderek: "Efendim! Ben her şeyde Lafza-i Celâl zikrini duyuyorum. Hatta önümde yürüyen köpekten bile o zikri duydum." dedi. Öyle bir hâle gelmişti ki her bir adımında kalbinden 70000 kelime-i tevhid zikredebiliyordu, o kalbini tek bir sevgiye yani Allah sevgisine bağlayan bir zattı.

Hocasının emri üzerine iki yıl müddetle Isparit kadılığı, yani bugünün deyimiyle hâkimlik yaptı. Bu vazifesi esnasında insanlara güzel ahlakı ve hoşgörüsüyle hizmet etti.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




" Kişi Sevdiği ile Beraberdir "

(Hadisi Şerif)

"İlim mü'minin en yakın dostudur.
Akıl onun yol göstericisi;iyi,yararlı amel,işlerini düzene sokucusudur.
Yumuşak huyluluk onun veziri,sabır onun hükümdarı,şefkat ve merhamet onun babası,hazımlı olmak onun kardeşidir."

Konu Alemdâr-ı İslâm tarafından (28.03.12 Saat 19:39 ) değiştirilmiştir..
View muallim'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.05.11, 13:58   #2
muallim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 3461
Üyelik tarihi : 29-03-2009
Konuları : 654
Mesajlar : 4,482
Teşekkürleri: 10,380
2,954 mesajına 5,392 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8 muallim is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

Velilere makam aldıran bu zatSultan II. Abdülhamit Han döneminde yaşadı. Sultan II. Abdülhamit Han, Şazeli tarikatına bağlanmış, bu yolda ömrünün son dönemlerine kadar makam-ı reşadete kadar yükseldiği bildirilmiştir.

Hatta zamanın kutbul ariflerinden Şeyh Abdurrahman-ı Taği’ye mücedditlik geldiği hâlde o, bu görevi üstlenmekle padişahla kıyaslandığında faydasının sınırlı olabileceğini düşünerek bu görevi nüfuz sahaları geniş olan, gerek iç gerekse İslam dünyasına etkisiyle bilinen, veli tabiatlı, Ulu Hakan Abdülhamit Han’a devretmiştir. Düşünebiliyor musunuz? Velilere makam aldıran bu zat, tevazu örneği göstererek mücedditliği Ulu Hakan Abdülhamit Han’a manevi kanal yoluyla devrediyor ve Abdurrahman Taği, Sultan II. Abdülhamid Han’ın bulunduğu asrının müceddidi olduğunu bildiriyor.


Osmanlı hoşgörüsünün ve gönüllüğünün tezahürü olan Nurşin’de Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin ve Ermeni’nin bir arada kardeşçe nasıl yaşadığının, birlikte nasıl hizmet ettiklerinin örneklerini tespit edebilirsiniz.

Oradaki önder şahsiyetlerin, bizim öteki gözüyle baktığımız insanları nasıl bir araya topladığını, bir köprü yapımı esnasında görebilirsiniz. Abdurrahman-ı Taği Murat Nehri üzerinde Hınıs Köprüsü’nü bizzat başında durarak yaptırmıştır.

İnşaatın yanına bir çadır kurulur ve işler yakından takip edilir. Şeyh ve mürid aynı işte birlikte çalışır. Abdurrahman-ı Taği çadırında bir hasırın üstünde oturan, üstünde yamalı elbisesi olan, yoğurda kuru ekmek doğrayarak yemeğini hazırlayan, kalbini dünya muhabbeti ve onun nimetlerinden soyutlamış bir mutasavvıf örneği olarak orada bulunur.
prünün işleri ilerlediğinde çalışanların sayısı yeterli olmaz ve Abdurrahman-ı Taği Ermeni köylerine gidilip onların yardım için çağrılmalarını ister. Halifelerinden Abdulkahhar Efendi, Ermeni köylülerin gelip gelmeyeceği konusunda tereddüt içindedir; ancak yine de aldığı emri Ermenilere bildirir - Abdurrahman-ı Taği’nin onları çağırdığını söyler - , “Eğer o çağırmışsa biz hemen geliyoruz.” diyen Ermeniler kazma ve küreklerini alarak köprü inşaatına yardıma gelirler.

O bölgede yaşayan, medreseye hizmetleri dokunan Hıristiyanlara Abdurrahman-ı Taği’yi çok sevdikleri hâlde neden Müslüman olmadıkları sorulduğunda bizlere ibret niteliğinde şu cevabı verirler: “Abdurrahman-ı Taği gibi bir Müslüman olacağımızı bilsek hemen iman ederiz. Sizin gibi Müslüman olmaktan korkuyoruz.” cevabını verirler.


Birleştirici ve etrafındakilere güzel örnek olan Abdurrahman-ı Taği Hazretleri’ne bu yaptığı hizmetler ve fedakârlıklar karşılığında Abdülhamit Han tarafından berat ve nişan verilir.


Suriye'de yaşayan büyük mutasavvıf Ahmed-el Haznevi'nin, yaz kış demeden, bazen donmak pahasına günlerce yürüyerek yollarını aşındırdığı, nispet aradığı ilim ve irfan yuvasının büyüklüğü, bağrında yatan nur silsilesinden, özellikle de Ahmed-el Haznevi'nin üstadı, büyük mutasavvıf Muhammed Diyauddin'den gelir.

Kökünü ilim ve irfandan alan bir ağacın dallarından biri olan “Hazret” lakabıyla bilinen Muhammed Diyaüddin Hazretleri kimdir? Muhammed Diyaüddin Hazretleri, bakırı nazarıyla altın yapan, dokunduğu çamuru misk-ü amber kokutan, bir nur silsilesinin en parlak halkalarından biridir.

Hem büyük âlim Abdurrahman-ı Taği'nin oğlu, hem de Fethullah Verkanisi'nin öğrencisidir. Feyiz aldığı nur silsilesi, Bağdatlı Mevlana Halid (k.s), İmam-ı Rabbani (k.s), Şah-i Nakşıbend (k.s) ve Selman-ı Farisi (r.a) gibi nur halkaları aracılığıyla Hz. Ebubekir'e (r.a.), buradan da Fahr-i Kainat Efendimiz’e kök salar.Yetiştirdikleri velileriyle yüzlerce yıldır Orta Doğu'da, Orta Asya'da, Uzak Doğu'da, Avrupa'da, Avustralya'da, Amerika'da bu insanlar ayak basmadık yer bırakmadılar.
Himmetleriyle bütün dünyayı kuşattılar. Allah dostlarının, Ahmed Yesevi'nin, Yunus Emre'nin, Hacı Bayram'ın, Akşemseddin'in, Şeyh Şamil'in, Sultan Abdulhamid'in, Bediüzzaman'ın beslendiği kaynak da bu nur silsilesidir. Türk, Kürt, Arap, Çeçen, Gürcü, Farisi, Hintli, velhasıl her milletten, her dilden, her renkten, her ırktan insan bu silsilenin içindedir.

Bu nedenle, Muhammed Diyauddin, Nurşin'den şöyle seslenir: "Burası öyle bir kapıdır ki gelene ‘Niye geldin?’ gidene de ‘Niye gittin.’ diye sorulmaz." Hazret de Mevlana gibi son derece zengin çağrışımları olan bir mutasavvıftır.

Hazret tam otuz dört yıl dini tedrisat ve irşatla meşgul oldu, fakat hayatının bir dönemi savaş yıllarına rastlar. Bu zatlar vazifenin hangisi kendilerinden istenmişse onu seve seve yerine getirmişlerdir. O yıllarcephede olma zamanıdır. Çünkü tüm büyükler yetiştirdikleri ile birlikte cephededir.

Bir tarafta Üstad Bediüzzaman, bir tarafta Hazret aynı cephede omuz omuza. Fakat cephede olmak Allah’a yaklaşmaya daha büyük bir vesiledir. Onunla cephede birlikte olan bir zat: "İşte hakiki şeyhlerden biri bu idi. Biz onunla aynı cephede Ruslara karşı cihat ederken yemin ederim ki her namaz vakti geldiğinde: ‘Haydi arkadaşlar namazımızı cemaatle kılalım.’ ve her ikindiden sonra yine: ‘Haydi arkadaşlar cemaatle hatmemizi yapalım.’ der ve hep beraber hem namazımızı kılar hem de hatmemizi yapardık. Hazret’e: ‘Efendim cihattayız. Namaz cemaatle olmasa, hatta hatme bile olmasa olur.’ denilince kendisi: ‘Hayır cihat ayrıdır, bu vazife ayrıdır. Biz hem cihat ederiz, hem vazifemizi yaparız." derdi.

O sıralarda bir yerde arkadaşları ile beraber bir top mermisi bulurlar. Onunla uğraşırken mermi patlar ve Hazret’in bir kolu kopar. Ondan sonra artık tek kolla hayatının sonuna kadar irşat ve tedrisata devam eder.

Bu savaşta Hazret’in kardeşlerinden Muhammed Said şehit olduğunda Hazret'in takındığı tavır çok ilginçtir. Şahadet haberini aldığında ilk sorduğu göğsünden mi, sırtından mı vurulduğudur. Göğsünden vurulduğu cevabını alınca:

- Hamdolsun, demek ki kardeşim düşmandan kaçmamış, hakiki şehit olmuştur. Şükürler olsun ki… Seyda ailesi bir şehit vermiştir, diyerek bizi teselli ettiler.



__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




" Kişi Sevdiği ile Beraberdir "

(Hadisi Şerif)

"İlim mü'minin en yakın dostudur.
Akıl onun yol göstericisi;iyi,yararlı amel,işlerini düzene sokucusudur.
Yumuşak huyluluk onun veziri,sabır onun hükümdarı,şefkat ve merhamet onun babası,hazımlı olmak onun kardeşidir."

Konu muallim tarafından (27.05.11 Saat 14:17 ) değiştirilmiştir..
View muallim'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.05.11, 14:24   #3
muallim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 3461
Üyelik tarihi : 29-03-2009
Konuları : 654
Mesajlar : 4,482
Teşekkürleri: 10,380
2,954 mesajına 5,392 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8 muallim is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

"Seyda yaşadığı müddetle kendi evlat ve akrabaları arasında dikkat ettiği bir şey vardı. 0 da şu: Kim bir elbise veya entari alırsa o elbiseyi aldığı gibi giymez. Eski elbiseleri altına giyerdi ta ki ilk yeniliğini geçirinceye kadar. Bir gün tüm ev halkı gece teheccühe kalkarlar yalnız en çok sevilen küçük kızı hariç. Bir müddet sonra o da kalkar bakar ki herkes namazı bitirmiş başka ibadetlerle meşgul, çok üzülür o güne kadar kalktığı halde bu gece nasıl kalkmamıştı? Muhasebe-i nefse girer bakar ki yaptığı bir hata aklına gelmiyor o anda üzerindeki yeni fistanı göze çarpar hemen üzerinden çıkararak Seydanın huzuruna varır; Seyda'nın kaşları çatıktır. "Babacığım yemin ederim ki bu yeni elbisenin üzerimde olduğunu unutmuşum. İnşaallah bir daha giymeyeceğim." der. Seyda: "Sevgili kızım, Peygamberimiz (S.A.V) bir seferinden dönünce adeti üzere önce çok sevdiği kızı Hz. Fatıma' yı ziyaret eder. Odasına girer girmez kaşları çatık dışarı çıkar gider. Hz. Fatıma duruma çok üzülür. Nihayet bakar ki, boynunda altından bir gerdanlık var. "Herhalde babam bundan kızdı" diye düşünerek hemen gerdanlığı çıkarıp biri vasıtası ile sattırmaya ve parasını da fakirlere sadaka etmeye gönderir. Emir yerine getirilir. Ardından Peygamberimiz (S.A.V) durumdan haberdar edilir. 0 da hemen sevgili kızını ziyarete gelir. Sorarlar: "Sevgili kızım senin bir altın kolyen vardı ne oldu?" Sevgili babacığım evimden kızgınlıkla çıktığını görünce ondan olduğunu zannettim. Hemen çıkarıp sattırdım. Parasını da fakirlere sadaka ettim." "Evet kızım ondan kızmıştım. Benim Evladü iyalimin bu dünyada güzel şeylerle avunmasını istemiyorum. Tüm güzelliğin öbür alemde olmasını isterim." buyurur. Seyda: "İşte kızım, buna ittiba'en kendi ailemden kimsenin yeni olan bir şeyi dıştan görünecek. bir şekilde giyilmesini istemiyorum." diye cevaplar.

eyda zaman zaman vefat eden müritleri için yaptıkları murakabe de kimin azap içinde olduğunu anlarsa onun için hemen hatmei tehlil yaptırırdı.



Seydaya sordular: "Kalp, ruh, sır, hafa ve ahfa letaifinde ne gibi haller meydana gelir?"



"Kalbin kemal makamında, huzur ve çeşitli tecelliler, ruhun kemal makamında, cezbe ve muhabbet, sırın kemalinde tevhidin bir çeşidi, hafanın kemalinde istiğrakın bir çeşidi, ahfanın kemalinde de, bir çeşit izmihlal ve vahdetin muradı vardır."



Seydaya sordular: "Bütün tarikatlarda müridan çeşitli mürşitlere makam veriyorlar ne diyorsunuz?"



Seyda kızarak: "Eğer o kimseler bir velinin makamını levhi mahfuzda görmüşse, o velinin hakkında filan makamdadır desin, yok eğer görmemişse, o velinin hakkında boşuna yalan atmasın."

Diğer bir halifesi ise Erzincanlı Pir-i Sami Efendidir.

.HACI MUHAMMED SÂMÎ EFENDİ

Son asırda Anadolu'da yetişmiş velîlerden. Pîrî Sâmî diye de bilinir. Babası Erzincan'ın meşhûr Kırtıloğulları sülâlesinden İbrâhim Efendidir. 1848 (h. 1264) senesinde Erzincan'da doğdu. 1912 (H. 1330) senesinde Erzincan'da vefât etti. Kabri eski Erzincan'da Terzi Baba Mezarlığına giden yol üzerindeki dergâhının bulunduğu Akmezarlık'tadır.

Erzincan'ın Selüke köyünde dünyâya gelen Muhammed Sâmî Efendi, ilk tahsîlini köyünde yaptı. Köy hocasından Kur'ân-ı kerîm okumayı öğrendi. Erzincan'ın "Eski Hükûmet" tâbir edilen medresesinde Arapça ve Farsça öğrendi. İlim tahsîlini devâm ettirmek üzere İstanbul'a geldi. Fâtih Medresesinde aklî ve naklî ilimleri öğrendi.

Buradaki tahsîlini tamamladıktan sonra, müderrislik icâzetnâmesi, diploması alarak Erzincan'a döndü. Bugünkü adıyla Karakaya olan Keleriç köyü câmiinde imâmlık ve hatiplik vazîfesine başladı. Kâdiriyye yolu mensuplarından Şeyh Abdurrahmân Efendinin ve Nakşibendiyye mensuplarından Hacı Mustafa Fehmi Erzincânî'nin sohbetlerinde bulundu.

Zaman zaman Erzincan'a giderek Câmi-i Kebirde yaptığı vâz ve nasîhatlarıyla insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattı. Birkaç yıl sonra Hınıs Rüşdiyesine muallim ve daha sonra Erzurum Rüşdiyesine muallim-i evvel tâyin edildi. Bu vazîfede dört yıl kadar kalıp talebe yetiştirdi.

Erzurum'da bulunduğu sırada PTT müdürlerinden İsmâil Efendi adında birisiyle tanıştı. İsmâil Efendi, Bitlis'in Nurşin köyünde bulunan büyük velî Abdurrahmân-ı Tâgî (Tâhî) hazretlerinin büyüklüğünü ona anlattı. İsmâil Efendi ile birlikte, hocası olan bu büyük zâtı ziyârete gittiler. Hacı Sâmî Efendi birkaç gün Abdurrahmân-ı Tâgî hazretlerinin sohbetinde bulundu. Onun büyük bir velî olduğunu görerek, talebe olmaya karar verdi.

Bir gün sohbetten sonra, o zâtın elini öperek; "Efendim, kabûl buyurursanız memuriyetten istifâ edip, hizmetinizde bulunmak istiyorum." dedi. Şeyh Abdurrahmân Efendi, ona âilevî durumunu ve borcu olup olmadığını sorduktan sonra; "Senin biraz borcun varmış. Bir yıl daha çalışarak borçlarını öde; anne ve babandan müsâde aldıktan sonra buraya gel." diye emretti. Bunun üzerine, Erzurum'daki vazîfesine geri döndü ve bir yıl daha çalışarak borçlarını ödedi. Erzincan'da bulunan babası, annesi ve âliesinden izin alarak, vazîfesinden istifâ edip, Şeyh Abdurrahmân Efendinin hizmetinde bulunmak üzere Nurşin'e gitti.

Şeyh Abdurrahmân Efendinin tekkesindeki talebelerle birlikte iki yıl kadar tasavvuf ilmini tahsîl etti. Abdurrahmân Efendi, sohbetlerini Arapça ve Kürtçe yapıyordu. Hacı Sâmî Efendi, hocasının ilminden istifâde etmek, sohbetlerinden bereketlenmek için orada bulunduğu sırada Kürtçe öğrendi. Türkçe, Arapça ve Farsçanın yanında, Kürtçeyi de ana dili gibi konuşur oldu. İki yıl sonunda kendisine icâzet, diploma verilerek; insanlara İslâmiyeti öğretmek, doğru yolu göstermeki çin memleketi Erzincan'a gönderildi.
acı Sâmî Efendinin iki yıl gibi kısa bir zamanda icâzet alıp halîfe oluşu, tekke içinde hizmette bulunan diğer talebeler arasında bir takım dedikodulara sebeb oldu. Uzun zamandır orada bulunup, icâzet alamayan talebeler vardı. Bu durum hocalarına bildirilince; "Hacı Sâmî Efendinin hocaları, lambasının şişesine gazını koymuş, fitilini takmış, bize yalnızca bir kibrit çakmak vazîfesi kalmıştı. Biz de onu yaptık." buyurdu.
Hacı Sâmî Efendi geriye Nusreddîn, Fahreddîn, Şeyhaddîn, Selâhaddîn, Eşref ve Hacıbayram adında altı erkek; Hâlise ve Muhlise adında iki kız bırakarak 1912 (H. 1330) senesinde kurban bayramı akşamı vefât etti.

Eski Erzincan'da Terzi Baba Mezarlığına giden yol üzerindeki câmiinin ve dergâhının bulunduğu Akmezarlık diye bilinen yerde defnedildi.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




" Kişi Sevdiği ile Beraberdir "

(Hadisi Şerif)

"İlim mü'minin en yakın dostudur.
Akıl onun yol göstericisi;iyi,yararlı amel,işlerini düzene sokucusudur.
Yumuşak huyluluk onun veziri,sabır onun hükümdarı,şefkat ve merhamet onun babası,hazımlı olmak onun kardeşidir."
View muallim'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
abdurrahmani, beldesi, bir, ksnurşin, medeniyet, taği, Şeyh

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Vazifelisiniz Abdurrahman Bey!.. Adige Abzakh Serdar Arseven 0 29.04.10 09:56
A.Taği(k.s.) muallim TASAVVUF 6 03.01.10 14:35
Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin Vekili Şeyh Ahmed Yasin diyor ki: busra kahraman VİDEO - FLASH PAYLAŞIMLARI 0 21.06.09 22:09
Asıl cihat beldesi türkiye'dir! alirıza CİHAD BELDELERİNDEN HABERLER 1 24.03.09 14:19
Abdurrahman Dilipak SP !!! Hizbul İslam SERBEST KÜRSÜ 7 18.11.08 15:18

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:32 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.