| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,934 | Üyeler: 10,668 | Online: 212 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » TARİH »

TARİH Geçmişten Günümüze Tarihimiz.

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14.09.08, 20:22   #1
Zirve58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Çizgindeyiz HOCAM
Üye No : 11
Üyelik tarihi : 04-08-2008
Nereden : Dünya
Konuları : 659
Mesajlar : 3,621
Teşekkürleri: 3,811
2,100 mesajına 5,523 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Zirve58 isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Tarihten Dersler I

ABDÜLMECİT VE İNÖNÜ


1853'te bizim dostumuz olduğunu söyleyen İngiltere'nin; düşmanımız olan Rusya'yı kışkırtması sonucu, Ruslar; Abdülmecit'ten Boğazları, Kars'ı, Ardahan'ı ve Erzurum'u isteme cüreti gösterdi. İngiltere bu konuda; Osmanlıya karşı destek söylevlerinden ileri herhangi bir adım atmadı.

1939'da Rusya Kars ve Ardahan'ın kendi toprakları olduğunu ve Boğazlarda üs istediğini dillendirmeye başladı.

1853'te Rus Büyükelçisi Mençikof; Abdülmecit'e ülkesinin toprak taleplerini yazılı olarak ilettiğinde, Padişahtan ret cevabı aldı. Reddedilen Ruslar Balkanlarda ve Doğu Anadolu'da Osmanlıya saldırmaya başladı.

1945 yılında Rus ordusu Balkanları işgal etmişti. Son olarak Bulgaristan'ı da alan Rusya, İstanbul'un Avrupa kıyısına dayanmıştı. Bu arada Türkiye'yi iki taraftan kıskaca almak için Doğu sınırına da asker yığan Rusya; 1939 yılında yarım ağız dile getirdiği toprak talebini ve Boğazlarda üs isteğini, dönemin Rus Dışişleri Bakanı Molotov aracılığıyla, İsmet İnönü'ye sözlü olarak iletti. Türkiye 1853 yılında Rusya'ya ne cevap verdiyse, 1945 yılında da aynı cevabı verdi.

1853 yılında kışkırttıkları Rusya'nın sonuca ulaşması endişesine kapılan Fransa ve İngiltere; Osmanlının yanında Rusya'ya karşı savaşa girdi. Osmanlı; Silistre'de Rusları tek başına bozguna uğrattı. İngiltere ve Fransa Silistre zaferinden sonra bitmiş olan savaşı; Sivastopol'u kuşatarak yeniden ateşlendirdi.

1945 yılında İngiltere, Amerika ve Rusya; Yalta'da dünyayı paylaşmak için bir araya geldi. Anlaşamadıkları tek konu; Rusların Boğazlar ve Kars ile Ardahan'ı istiyor olmasıydı. Anlaşmaya varamayan taraflar son olarak; Postdam Konferansında bir araya geldi. Boğazlar ve toprak talepleri konusunda Amerika, Rusya'ya baskı yapmama kararı aldı. Aksine; konunun Rusya ve Türkiye arasında çözülmesi gerektiğini söyleyerek Rusya'yı yüreklendirdi.

1853 yılında Osmanlı İngiltere'den; Rusya'ya karşı, onu asıl kışkırtanın İngiltere olduğunu bilmeden, kurtarıcı olarak nasıl yardım talep etmişse; 1945 yılında da Türkiye; İngiltere'ye yapmış oldukları "ittifak antlaşması"nı hatırlatıp yardım talebinde bulundu.

1942 yılında Adana Görüşmelerinde Churchill Başkan Roosevelt'in de onayını alarak ; İnönü'yü, Almanya'nın Balkanlardaki istilasının Türkiye'yi de vurabileceğini öne sürerek savaşa girmesi için ikna etmeye çalışmıştır. Ancak Türkiye buna yanaşmayınca; İngiltere bu kez de savaştan güçlü bir şekilde çıkacak Rusya kozunu oynamıştır. İşte Türkiye; Adana Görüşmelerinde İngiltere'nin her şart ve koşulda Türkiye'nin yanında olacağı söylemine dayanarak; Churchill'den yardım talep etmişti. Buna karşılık İngiltere; savaştan yeni çıktığını, herhangi bir askeri yardımda bulunmasının şu an için mümkün olmadığını ama; Türkiye'nin Ruslarla savaşması durumunda elinden geleni yapacağını belirterek İnönü'ye, Amerika'yı işaret etti. Amerika ise Türkiye ile aralarında bir "ittifak antlaşması"nın olmadığını; eğer ikili bir anlaşma imzalanırsa, Rusya'ya karşı Türkiye'nin yanında yer alacağını bildirdi. Kendine "dost" saydığı ülkeler, tıpkı 1853 yılında Abdülmecit'e yaptıkları gibi; 1945 yılında da İnönü'yü -Rusya düşmanını kışkırtarak- köşeye sıkıştırmış ve anlaşma imzalamak zorunda bırakmıştır.

1853 yılında Abdülmecit; İngiltere ve Fransa'nın isteği üzerine Islahat Fermanı imzalamak ve yabancılara toprak satışına onay vermek zorunda kalmıştı. 27 Şubat 1946 yılında ise İnönü; Amerika ile "ittifak anlaşması" imzalamış, ardında da Amerika'nın isteği üzerine, imzalanan ittifak anlaşmasına 6 Aralık 1946 yılında ek protokolle, Amerikalılara Türkiye'de istedikleri yerden toprak satın alma hakkını tanımıştır.

Amerika toprak satışını isteyen bu ek protokolde ısrarcı olmuştur. Tıpkı İngiltere ve Fransa'nın Osmanlıdan azınlıkların toprak ve mülk satın almasına onay vermediği müddetçe, dönemin Avrupa Birliği olan Avrupa Devletler Konseyine giremeyeceğinde ısrarcı olması gibi.

Rusya gerçekten de II. Dünya Savaşından Adana Görüşmelerini yürüten; Cumhurbaşkanı İnönü, Başbakan Saraçoğlu ve Dışişleri Bakanı Menemencioğlu'nun öngördüğü gibi, güçlenmiş bir şekilde çıktı. Başta da belirttiğim gibi; Rusya Türkiye'den 1945 yılında Boğazlarda üs ile Kars ve Ardahan'ı istediğini Büyükelçisi vasıtasıyla bildirdi. İnönü Kars ve Ardahan'ı Rusya'ya vermedi ama; topraklarının Amerika tarafından satın alınmasına onay verdi. Yani değişen pek bir şey olmadı.

Her şeye rağmen İnönü; Rusya'nın bu tutumuna karşı Amerika ve İngiltere'den yardım almayıp savaşmayı tercih edebilir miydi? Aslında sorunun cevabı; kendisinin Atatürk'le farklılığının ne olduğuna verdiği yanıtta saklı. "Atatürk bir işte yüzde on başarı şansı görse o işe girerdi. Ben ise bir işte başarısızlık şansı yüzde on ise; o işe girmem."

Sonuç olarak; 1856 yılında nasıl dönemin emperyalist devletleri tarafından yapılan baskı neticesinde Abdülmecit Islahat Fermanını yayınlamış ve yabancılara toprak satışına onay vermişse; İnönü de aynı baskıya maruz kalmış ve toprak satışına onay vermiştir.

Her dönem için emperyalist devletlerin ortak bir özelliği vardır. Sabırlı olmaları. Bu devletler on yıllar sonrasını şekillendirmek üzere planlar yapar ve bu planlarının meyve vermesini sabırla bekler. Değişen hükümetler, yöneticiler ya da şartlar; devlet politikası haline getirdikleri bu planlarda büyük sapmalara neden olmaz.

Avrupa Birliğinin uyum müzakereleri adı altında toprak ve mülk satışı yasasındaki değişiklikte ısrarcı olmasının nedeni de; Islahat Fermanı ile sabırla bekledikleri ve nihayetinde elde ettikleri; Osmanlının parçalanması sonucunda saklıdır.

AKP Hükümeti bugün çıkardıkları bu yasayı; Bayındırlık ve İskan Bakanı F. Nafiz Özak'ın verdiği; " Rahmetli İnönü satabiliyorsa, rahmetli Ecevit satabiliyorsa; biz neden yasal bir şekilde satamayalım" demeciyle savunmaktadır.

Koca bir İmparatorluğun yaptığı hata bellidir. Türkiye'nin geçmiş hükümetlerinin yapmış olduğu yanlışlar neticesinde ülkemizin geldiği durum bellidir. Sizden önceki hükümetlerin yapmış olduğu yanlışları örnek göstererek daha da genişletmek. İşte en büyük hata budur.
Alıntıdır
__________________

HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA !

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez...
View Zirve58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Zirve58 kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
EliF (15.09.08), Seida (15.09.08)
Alt 14.09.08, 20:25   #2
Zirve58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Çizgindeyiz HOCAM
Üye No : 11
Üyelik tarihi : 04-08-2008
Nereden : Dünya
Konuları : 659
Mesajlar : 3,621
Teşekkürleri: 3,811
2,100 mesajına 5,523 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Zirve58 isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Aydin doğan ve erdoğan


AYDIN DOĞAN VE ERDOĞAN


2007 Aralık ayında; o zamanlar Erdoğan'ın damadının çalıştığı Çalık Grubuna satılmadan önceki Sabah Gazetesi, "Cumhuriyet tarihinin en büyük vergi kaçağı ortaya çıktı. Bir süre önce özelleştirilen kamu devinin birleşme operasyonu ile 1.2 milyar YTL'yi aşkın vergiyi ödemediği tespit edildi" diye manşet atmıştı.

1,2 milyar YTL'yi tahsil edeceğini duyuran Maliye Bakanı Unakıtan ile Doğan grubu arasında aylar süren görüşmeler esnasında Hürriyet Gazetesi; AKP'nin Cumhuriyet rejimi ve laiklikle problemlerini manşetlere taşıdı. 10 Mayıs 2007 tarihinde Maliye Bakanı Petrol Ofisinin vergi borcunu; 1,2 milyar YTL'den 275 milyon YTL'ye indiriverince Hürriyet Gazetesi ile AKP Hükümeti barıştı ve rejim tehdidi bir anda ortadan kalktı.



Bu süre zarfında gelişen olayları, birbirlerine verdikleri sözleri, neden Doğan'ın vergi indiriminden yararlanması için "kişiye özel yasa" çıkartıldığını da Erdoğan açıklasa da biz de işin iç yüzünü tam anlamıyla öğrensek.



Hilton olayı da gene böyle bir rejim krizine neden olmuştu. Anıtlar Yüksek Kurulu A. Doğan'ın 254 milyon YTL ödeyerek satın aldığı Hilton için; yapı izninin %0,7 olarak kalacağına ilişkin kararının hemen ardından, Hürriyet Gazetesi manşetleri yeniledi. "Türkiye Malezya Olacak mı?"

Hürriyet ile AKP Hükümeti bir kez daha karşı karşıya geldi. Hürriyet Gazetesi ardı ardına AKP Hükümetini topa tutan yayınlar yapmaya başladı. Ama aradan birkaç hafta geçti. Bir baktık ki 5'i AKP'li olan ve 9 kişiden oluşan Büyükşehir Bayındırlık ve İmar Komisyonu tam da A. Doğan'ın istediği gibi bir karara imza attı. İnşaat izni 43 bin metrekareden 238 bin metrekareye yükseliverdi. Tahmin edeceğiniz gibi Türkiye'nin Malezya olma tehdidi de ortadan kalktı.



Hilton konusunda "gelip benden ricada bulundu" demeçleri veren Başbakandan; Hürriyet'in manşetlerle toplumu yönlendirdiği bu süre zarfında; perde arkasında neler konuştuklarını, karşılıklı ne gibi tavizlerde bulunduklarını ve bu tavizler sonucunda A. Doğan'ın nasıl istediği imar iznine kavuştuğunu da açıklamasını bekliyoruz.



Tüm bu gelişmelere karşı 11 Nisan günü Prf. Dr. Mete Tapan; Hilton arazisinin de içinde bulunduğu bölge için "Sit Alanı" kararını; plan değişikliği Büyükşehir Belediye Meclisinde -incelemeye girmeden- onayladı. Hani Başbakan ben izin vermedim diyor ya; imar izni vermeyen kendisi değil, Sayın Tapan'dır. Belki de plan değişikliği incelemeye girseydi sonuç farklı olacaktı. İnsan düşünmeden edemiyor. Acaba Erdoğan bu konuda A. Doğan'a verdiği sözü Sayın Tapan'ın "Sit Alanıdır" kararı karşısında tutamadığı için mi iki taraf arasında ipler koptu?



Aydın Doğan baktı ki milletin derdi laiklik ya da rejim tehlikesi değil; gündemde Şaban Dişli'nin yaptığı belgelerle öne sürülen yolsuzluk var. Ellerinde de hazır Deniz Feneri gibi bir olay. Anlaşılan bu sefer rejimle değil; yolsuzlukla Erdoğan'ı köşeye sıkıştırma kararı aldı. Ama A. Doğan bile, Erdoğan'ın Deniz Feneri konusundan bu kadar rahatsız olacağını düşünemedi.



Düşünün bir kere; Erdoğan sadece Alman Savcılığındaki belgelere dayanarak Deniz Feneri soruşturmasının ucunun kendisine de dayandığı haberini yapan bir gazetenin sahibi hakkında iki gün boyunca meydanlarda konuşuyorsa "bu hamur gerçekten de çok su kaldırır."



Üstelik Başbakan bugüne kadar aynı zamanda vatandaşı olduğu Türkiye Cumhuriyetine hakaret eden Barzani'nin "Türkiye'ye bir kedi bile vermeyiz" demeçlerine dahi bu derece sert ve uzun bir cevap vermemiştir.



Kendisi A. Doğan'la laf düellosuna girdiği gün PKK; biri Üsteğmen 3 askerimizi ve 3 korucumuzu şehit etmiştir. Konuşmasında kendisi için hangi konunun daha önemli olduğunu Doğan Grubuna cevap vermek için ayırdığı süreden anlayabilirsiniz.



Hani; " %47 aldık. Biz halkın partisiyiz. Halk ne derse o olur. Bugünden itibaren halk iktidardır." söylemleri vardı ya Başbakanın. Anlaşılan Başbakanı birileri yanlış yönlendiriyor. Halkın derdi; A. Doğan'la aranızdaki çıkar çatışmanız değil. Halkın derdi terör, işsizlik, yoksulluk, yetim hakkının yenildiği yolsuzluklar, ulusal onurumuzun rencide edildiği söylemlerin karşılıksız kalması. Gerçekten halkı temsil ediyorsanız bu sorunlarla ilgili konuşun Başbakan. A. Doğan'ın sizden yasa dışı istemleri bizi ilgilendirmiyor. Böyle bir rica söz konusuysa ve yasalara aykırı bir şekilde örneğin; size rüşvet teklifi de içeriyorsa bu rica, o zaman da rüşvet almak kadar vermenin de suç olduğu ülkemizde hukuka başvurun. Yoksa bizi böyle ucuz gündemlerle ve siyasi rant elde etmeyi hedeflediğiniz söylemlerle oyalamayın.

Alıntıdır
__________________

HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA !

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez...
View Zirve58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Zirve58 kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
EliF (15.09.08), Seida (15.09.08)
Alt 14.09.08, 21:15   #3
erva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 71
Üyelik tarihi : 10-08-2008
Konuları : 84
Mesajlar : 1,389
Teşekkürleri: 1,755
546 mesajına 789 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 erva is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Allah razı olsn
View erva'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15.09.08, 09:18   #4
Zirve58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Çizgindeyiz HOCAM
Üye No : 11
Üyelik tarihi : 04-08-2008
Nereden : Dünya
Konuları : 659
Mesajlar : 3,621
Teşekkürleri: 3,811
2,100 mesajına 5,523 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Zirve58 isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Atatürk mason localarini neden kapatti

ATATÜRK MASON LOCALARINI NEDEN KAPATTI
Atatürk, bu Mason Locaları'nı neden kapatmıştı? Onların kendisine yaklaşmasını hangi sözlerle engellemişti?
Günümüz idarecilerine örnek olması dileği ile.

Kısa ve net. Okuyun.

Kapatılma kararı üzerine, olayın etkisinden bir türlü kurtulamayan 33. dereceden Mason Dahiliye Vekili Şükrü Kaya ile Kâzım Özalp, Mazhar Germen ve Mim Kemal Öke doğru Atatürk'e çıktılar...

Devlete bağlı olduklarını, asla yabancılarla işbirliği yapmadıklarını belirttiler. Gazi'ye Masonluk ve 'Maşrık-ı Azam'lık teklif ettiler. Atatürk onları sükunetle dinledikten sonra, tek bir soru sordu:

''Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve liderinizin ismi nedir?''


Cevap verdiler:

''Biz Cenova gizli locasına bağlıyız. Üstadımız da Borca Mişon'dur.''

Bu itiraf üzerine Atatürk küplere bindi ve şunları söyledi:
''Benim milletim bana Gazi sıfatı verdi. Reis-i Cumhur yaptı. Ben, şimdi kalkıp bir Yahudiye uşak mı olacağım? Defolun...''


Alıntıdır
__________________

HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA !

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez...

Konu Zirve58 tarafından (15.09.08 Saat 09:51 ) değiştirilmiştir..
View Zirve58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Zirve58 kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
EliF (15.09.08), Seida (15.09.08)
Alt 15.09.08, 09:31   #5
Zirve58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Çizgindeyiz HOCAM
Üye No : 11
Üyelik tarihi : 04-08-2008
Nereden : Dünya
Konuları : 659
Mesajlar : 3,621
Teşekkürleri: 3,811
2,100 mesajına 5,523 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Zirve58 isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

FİLİKİ ETERYA VE PKK


1800 yılında Fransa ve Rusya; Osmanlıyı kendi aralarında anlaşarak teoride paylaşmıştı. Ruslar; Doğuyu alırken, Fransızlar; Akdeniz ve Mısır'a sahip olacaktı. Bu anlaşmada Napolyon ile Çar I. Pol'ün anlaşamadığı tek yer vardı; İstanbul. Her iki ülke de İstanbul'u ve Boğazları birbirine kaptırmak istemiyordu.



Osmanlının; Fransa ve Rusya'nın yakınlaşmasından, hatta topraklarının nasıl paylaşıldığından haberi vardı. Rusya'nın istediği; Afganistan, İran, Hindistan; İngiliz egemenliğindeydi. Aynı zamanda, Fransa'nın; Akdeniz ve Mısır hayaline İngiltere'nin; -çıkarları doğrultusunda- izin vermesinin mümkün olmayacağını düşünen Osmanlı; İngiliz yanlısı politika izlemeye karar verdi.

Gene aynı dönemde; Napolyon'un tüm Avrupa'yı tehdit etmesi karşısında, bu ülkeler ancak; birlik olup Fransa'nın ilerlemesini durdurabilmişti. II. Mahmut ülkesinin toprak bütünlüğünü korumak ve İngilizlere şirin görünmek için; 1800 yılında başlayıp 1815 yılında biten bu savaşta yer aldı. Fransa'nın ilerlemesini durdurmak için 1814 yılında Viyana'da; bugün "Avrupa Birliği" olarak andığımız "Avrupa Devletler Konseyi"nin temelleri atıldı.

Ancak; tehdidin ortadan kalkmasından sonra o günkü adıyla Avrupa Devletler Konseyine; Fransa bile dahil edilirken, Osmanlı kabul edilmedi.



Aynı yıllarda Konsey üyesi ülkeler; Osmanlının Yunanistan'a bağımsızlık tanıması gerektiği yönünde yayınlar yapmaya başlamış, diğer yandan da ayrılıkçı Yunan "Filiki Eterya" örgütünün Rusya önderliğinde kurulmasına destek vermişlerdir.



Osmanlı; bu örgütün ayaklanmasına ve İmparatorluktan ayrılmasına, İngiltere'nin her platformda sarf ettiği "Osmanlının toprak bütünlüğünden yana oldukları" beyanına güvenerek izin vermeyeceğini düşünüyordu.



Ancak 2000'e yakın Müslüman'ın Yunan ayrılıkçıları tarafından katledilmesine İngiltere; "Ayaklanmanın ardında Rusya'nın olduğunu biliyoruz. Rusların; Yunanlıları kullanıp Akdeniz'e inme hedefinden de haberdarız. Yunanistan; siz isteseniz de istemeseniz de bağımsızlığını kazanacaktır. Biz İngilizler; bu ayaklanmayı bastırıp, Yunanlıların düşmanlığını kazanmaktansa; onlara destek olup, Rus güdümünden çıkararak, bizim etkimize girmelerini sağlayacağız. Siz de Yunanistan'ın bağımsızlığını tanıyın ve bize destek verin ki Rusya; Osmanlı topraklarında daha çok yayılmasın" diyerek Yunanistan'a kendi çıkarları doğrultusunda destek vermiştir.



Osmanlı ilk etapta bu teklifi kabul etmedi. Bunun yerine Mora Yarımadasında çıkan ayaklanmayı Mısır destekli donanmasını göndererek bastırdı. Mora'nın tekrar Osmanlı hakimiyetine kavuşması; tüm Avrupa devletleri için sorun olmuştu. Dostumuz ve müttefikimiz olduğuna inandığımız ve tüm dış politikamızı ona göre belirlediğimiz İngiltere; -ayaklanmayı bastırdığı için- Osmanlıya ültimatom verdi. Osmanlının ültimatoma rağmen Mora'dan çekilmemesi üzerine; Rus, Fransız ve İngiliz savaş gemileri, Osmanlı donanmasına baskın düzenleyip; Navarin Limanında 6000 askerimizi şehit etti. Bu yenilgiden sonra Osmanlı ve Mısır askerleri Mora Yarımadasını terk etmek zorunda kaldı.


1800'lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğunun yaşadığı bu olayın günümüz Türkiye'sinde başrol oyuncularının; PKK, Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika olduğunu sanırım anlamışsınızdır.



1945'li yıllarda başlayan soğuk savaş döneminde; Rusya'nın Boğazlar ve sıcak denizlere inme politikasından çekinen, kominizmin ülkemizi de etkisi altına alacağı korkusu yaşayan Türkiye; Osmanlı'nın, 1800'lerde İngiltere himayesine sığındığı gibi; Amerika'nın hegomanyasında bir dış politika izlemeye başladı. Osmanlı döneminde İngiltere; içimize, "Ruslar topraklarınız üzerinde daha fazla yayılır" korkusu salmıştı. Soğuk Savaş dönemindeyse Amerika; "Ruslar sizin komşunuz, bu dönemde bizim yanımızda olmazsanız topraklarınızın bütünlüğünü kaybedebilirsiniz" korkusu işlemiştir.



O dönemde; Napolyon'un ilerlemesini durdurmak için yüzlerce şehit vermesine karşın Osmanlı; Avrupa Devletler Konseyine dahil edilmemiştir. Bugün de; Sovyetlere karşı Avrupa ülkelerinin ve Amerika'nın güvenliğini sağlamak maksadıyla kurulan NATO bünyesinde gene yüzlerce şehit vermemize karşın, Avrupa Birliğine kabul edilmemekteyiz.



Avrupa Birliğinin üyeliğimize hiçbir dönem sıcak bakmadığını bildiğimiz halde; Osmanlı'nın Balta Limanı Sözleşmesi gibi, Türkiye'de; Gümrük Birliği Sözleşmesine imza atmıştır.



Rusya'nın önderliğinde ve o dönemin tüm güçlü devletlerinin desteğiyle; Yunanistan'ın Osmanlıdan ayrılmasına neden olan ve 2000 Müslüman'ı katleden Filiki Eterya örgütü günümüzde karşımıza PKK olarak çıkmaktadır. Filiki Eterya örgütü gibi PKK'da; kuruluş dönemlerinde özellikle Rusya ve Fransa'dan destek görmüştür. Tıpkı II. Mahmut'un bu konuda İngiltere'den yardım istemesi gibi Türkiye'de Avrupa Birliğinden yıllarca PKK'ya destek olmamaları konusunda destek istemiştir. O dönem İngiltere; Osmanlı üzerindeki düşüncelerini, sekteye uğratabilecek Rusya'ya karşı, nasıl Yunanistan'ı desteklemişse; bu gün de Amerika; Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde başlangıçta destek vermediği; ayrılıkçı Kürt örgütü PKK'yı kanatları altına almıştır.



II. Mahmut'tan sonra tahta geçen Abdülmecit'te babası gibi; İngiltere yanlısı dış politikaya devam etmiş, İngiltere'nin kanatları altında Avrupa Devletler Konseyine kabul edilmek için 1939 yılında Avrupa ülkelerinin dayatmasıyla; Tazminat Fermanını ilan etmiştir. Bugün de hükümetler uyum yasası ya da reformlar adı altında Avrupa Birliğine girmek için kendilerine dayatılan tüm konularda milli çıkarlarımızın zedelenmesini dahi göze alarak çalışmalar yürütmektedir.



Yunanistan; gerek Rusların gerekse İngilizlerin desteği ile, Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan ve bağımsızlığını ilan eden ilk ülke olmuştur. Balkanlarda Yunanistan'la başlayan çözülme; Sırplar ve Bulgarlarla devam etmiş, ardından da koca İmparatorluk dağılmıştır. Bugün Kürtlere özerklik verilmesi, hatta 81 il; 81 eyalet söylemlerinin bizi; Osmanlı İmparatorluğunun sonundan farklı bir yere götürmeyeceği; gördüğünüz gibi tarih tarafından kanıtlanmıştır. Biz ise hala -dost ve müttekif- Amerikan yanlısı dış politikamızı devam ettirmekte; Avrupa Birliğinin demokrasi maskesi altında, tamamen ayrılıkçı unsurlara getirdiği özerkliklere sonunu düşünmeden onay vermekteyiz.

Alıntıdır
__________________

HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA !

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez...
View Zirve58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 15.09.08, 09:34   #6
EliF - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Ö_E
Üye No : 114
Üyelik tarihi : 15-08-2008
Mesleği : Böcek Annesi
Nereden : İstanbuL
Konuları : 556
Mesajlar : 8,893
Teşekkürleri: 4,470
3,713 mesajına 7,156 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 EliF is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart



Rabbim razı olsun...
__________________
. . .
!!!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

!!!
. . .
View EliF'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
dersler, tarihten

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:30 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.