|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,934 | Üyeler: 10,668 | Online: 213 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| TARİH Geçmişten Günümüze Tarihimiz. |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 21
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : Stajer Öğretmen
Nereden : Hünkar mahfili'nden..
Konuları : 120
Mesajlar : 1,457
Teşekkürleri: 635
444 mesajına 807 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 10.08.09
Durumu : Status: Offline
|
İstanbul'u Değil Dünyayı Alırım Fatih, Edirne'de bir gün kıyafetini değiştirip çarşıda gezmeye başlamış. Bir ara bir bakkala
uğrayıp yağ istemiş. Yağı aldıktan sonra da bal istemiş. İstemiş istemesine ya bakkal balı vermeyip şöyle demiş: "Bal var, yalnız onu da şu bakkaldan alın efendim." Padişah şaşkınlık içerisinde şu soruyu sormuş: "Niye sen vermiyorsun?" Bakkal, sen şekilde cevaplandırmış Fatih'in sorusunu: "Yalnızca ben kazanırsam öteki bakkallar açlıktan ölürler. Onların da çoçukları var, onlar da kazansınlar." Padişah, hayretler içerisinde diğer bakkallara da uğramış ve hep aynı cevabı almış: "Sadece ben kazanmayayım, onlar da kazansın," demişler her biri. Bunun üzerine şöyle söylemiş Fatih Sultan Mehmed: "Birbirlerine bu derece bağlı, birbirlerini böylesine düşünen bir halkım olduktan sonra ben değil İstanbul'u, bütün dünyayı bile alırım."
__________________
"Kalem kec-dil, mürekkeb rû-siyeh,kağıt dü-rû bilmem, Kimi etsem o şûha arz-ı hâlim yazmada mahrem?" ... Konu Hünkar mahfili tarafından (09.11.08 Saat 18:23 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Hünkar mahfili kullanıcısına teşekkür eden 7 üyemiz: | واويلا (09.11.08), akinci_gençlik37 (09.11.08), alpago (29.01.09), erva (05.02.09), gazikentli (04.01.09), MillîGenclik (09.11.08), Saltuk Şamil (29.01.09) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 21
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : Stajer Öğretmen
Nereden : Hünkar mahfili'nden..
Konuları : 120
Mesajlar : 1,457
Teşekkürleri: 635
444 mesajına 807 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 10.08.09
Durumu : Status: Offline
|
Herkes Yediğinden Gönderir Uzun Hasan, Fatih'e kutu içinde bir hediye gönderir. Kutu açılınca içinden akrepler ve yılanlar çıkar. Bunun üzerine Fatih de Uzun Hasan'a hediye olarak bal gönderir. Bu durum bazılarının şu soruyu sormalarına vesile olur: "Padişahım neden böyle yaptınız?" Fatih, şöyle yapar açıklamasını: "Herkes yediğinden gönderir." ------------ Kılıcın Hakkını Unutma Fatih, İstanbul'u fethetmişti. Şimdi atının üzerinde ordusuyla şehre giriyordu.
Dervişlerden biri Fatih'in atının yularına yapışıp Padişaha şöyle dedi: "Padişahım! İstanbul'u biz dervişlerin duaları sayesinde aldığını unutma. Fatih, dervişin bu haline ve sözüne hafifçe gülümsedi ve: "Doğru söylersin" dedi. Eliyle kılıcını işaret ettikten sonra da şöyle dedi: "Ama sen de şu kılıcın hakkını unutma." |
|
|
| Bu mesaj için Hünkar mahfili kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 21
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : Stajer Öğretmen
Nereden : Hünkar mahfili'nden..
Konuları : 120
Mesajlar : 1,457
Teşekkürleri: 635
444 mesajına 807 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 10.08.09
Durumu : Status: Offline
|
Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayir seferinde ordusu içinde bulunan kırk kişinin bir gece aynı rüyayı gördüklerini anlatır. Rüya şöyledir:
Bunlar kendilerini, deniz kenarında cennet gibi bir yerde buldular. Bir yeşil otlak kurulmuş. İçinde nebîler sultanı, Muhammed Mustafa (s.a.v.) etrafında ashab-ı kirâm (r.a) oturmuşlar. Bu kırk kişi otağın taşrasından bakıp gördüler ki, tahkir edip küçümsedikleri adam, al bir elbise içinde belinde pırıl pırıl bir kılıç, Resûlullah’ın önünde edeb ve tazim ile başı önünde diz çöküp oturmuş. Rasûl-i Ekrem Efendimiz buyurmuş: — “Ya Hayrettin! Allah’a tevekkül et. Kendi yerine dön. Kâfirlere ve hasmın olan münâfıklara karşı zafer kazan. Rüya bitmiş, uyanıp: “Essâlâtü vesselâmü aleyke yâ Rasûlallah!” demişler. Sabahleyin bir araya gelip hali öğrenince, bizi bırakmayan üç kişi aleyhimizde konuşan diğerlerine; — “Gözünüzle gördünüz mü, nerde ne varmış? Rasûlün sancağını çekip ömrünü din-i mübin uğruna harcayan gazileri siz boş mu sanırsınız? O gâzi size de, Müslümanlığını da gösterdi. Siz de ne olduğunuzu şimdi bildiniz mi?” |
|
|
| Bu mesaj için Hünkar mahfili kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 21
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : Stajer Öğretmen
Nereden : Hünkar mahfili'nden..
Konuları : 120
Mesajlar : 1,457
Teşekkürleri: 635
444 mesajına 807 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 10.08.09
Durumu : Status: Offline
|
19.yüzyılda Almanya'nın Mülheim şehrindeki Ren Nehri'nin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlardaki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı.
O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabi. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar. Mektupta şöyle demektedir: "Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultani, İslamiyet'in de halifesisiniz. Bizi bu zulümden kurtarın. Asker gönderin.Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın." Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardim isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabını bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollatır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar: "Fransızlar korkak adamlardır. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kafidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kafidir." Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar. Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur: "Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir." Bu olay, Mülheim' lıların gönüllerinde taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülheim' a bağlı Karlsruhe Müzesine koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar. Bu olay Osmanlı'nın sadece bir yeniçeri kıyafetiyle Almanları Fransızların elinden ve talanından nasıl kurtardığını gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadır |
|
|
| Bu mesaj için Hünkar mahfili kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 21
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : Stajer Öğretmen
Nereden : Hünkar mahfili'nden..
Konuları : 120
Mesajlar : 1,457
Teşekkürleri: 635
444 mesajına 807 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 10.08.09
Durumu : Status: Offline
|
Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi'nden başarılı dönmüştü Bütün halk toplanmış
onu şehre girerken alkışlamak için sabırsızlanıyordu Ama Padişah, gece olmadan şehre girmek istemiyordu Bunun sebebini herkes merak ettiği halde hiç kimse sormaya cesaret edemiyordu Sonunda büyük alimlerden olan İbni Kemal: "Padişahım, bir maruzatım var," dedi Padişahın: "Efendi, ne istediğin varsa hiç çekinmeden söyle," demesi üzerine İbni Kemal cevabı merak edilen soruyu şöyle sordu: "Askerler merakta, bütün halk sokağa dökülmüş, sizi alkışlamayı beklerken siz hâlâ şehre girmezsiniz Bunun sebebi hikmeti nedir?" Yavuz şu şahane cevabı verdi: "Efendi, sen bizi hâlâ tanıyamadın mı? Biz; şan, şöhret ve alkış toplamak için değil, Allah rızasını kazanmak için savaşırız" |
|
|
| Bu mesaj için Hünkar mahfili kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 21
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : Stajer Öğretmen
Nereden : Hünkar mahfili'nden..
Konuları : 120
Mesajlar : 1,457
Teşekkürleri: 635
444 mesajına 807 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 10.08.09
Durumu : Status: Offline
|
NASIL BRE?
Yavuz Selim Han ve canyoldaşı Hasan Can,Mısır seferine çıkacakları gün kayıkla Üsküdar’a geçerler. Nedendir bilinmez Sultan, yoldaşına takılır: - "Hasan Can kahvaltı yaptın mı?" Hasan Can cevap verir: - "Evet sultanım!" - "Yumurta seversin değil mi?" - "Evet sultanım!" Aradan yıllar geçer. Yollar, muharebeler, insanlar, şehirler... Nihayet Mısır seferi biter, İstanbul’a gelirler. Şimdi yine sandaldadırlar. Ama bu kez yönleri Sarayburnu’nadır. Sultan ansızın Hasan Can’a döner: - "Nasıl bre?" Cevap ışık hızıyla gelir: - "Rafadan sultanım!" Birlikte düşünmek, beraber hissetmek... ‘Hemhâl olmak’ denilen şey bu olsa gerek. Hasan Can Hazretleri Bursa Yeşil Türbe haziresinde medfûndur |
|
|
| Bu mesaj için Hünkar mahfili kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz: | واويلا (09.11.08), akinci_gençlik37 (09.11.08), gazikentli (04.01.09), leyya (09.11.08), Saltuk Şamil (29.01.09), yusufsunetci (06.02.09) |
![]() |
| Etiket |
| döneminden, nükteler, osmalı, osmanlı |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|