|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,931 | Üyeler: 10,668 | Online: 218 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| TARTIŞ-YORUM Usul ve Kaideler Çerçevesinde HODRİ MEYDAN Dediğiniz Konuları Paylaşalım... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Azimli Üye
Üye No : 2312
Üyelik tarihi : 27-01-2009
Mesleği : Tercüman
Nereden : ANTALYA
Konuları : 4
Mesajlar : 75
Teşekkürleri: 51
18 mesajına 29 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 04.04.09
Durumu : Status: Offline
|
Es Sellamü Aleyküm Allah hepimizin Yâr ve yardımcısı olsun Evet, gene bir seçim arifesindeyiz ve malumunuz partimiz olarak yeni Başkanımız ile bir çıkış trendi yakalamış durumdayız her ne kadar da tam anlamıyla bizim istediğimiz yerlerde olmasa da gelecek için çok ümitliyiz şükürler olsun. Bu konuyu açmamın sebebi hepimizin farklı farklı kesimlerden geliyor olmamız ve de en önemlisi farklı farklı kesimlerdeki kişilerle muhatap olmamızdır. İşte burada büyük bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Ve şu önemli soruyu sormamız gerekiyor kendi kendimize. Kim ile nasıl bir şekilde konuşmak onlara Partimizi nasıl anlatmak? Bunu bir nevi Pazarlama tekniği olarak düşünmek gerekiyor ya da İletişim kuralı gereği. Öncelikle her zaman güler yüzlü sempatik ve altan alan bir tarafımızın olması gerekiyor. Yeri geldiğinde insanlara içlerini kusmalarına izin vermek ondan sonra konuşmalarımıza başlamak gerekiyor. İçlerini kusmak diyorum çünkü malum medyanın karalamasına maruz kalmış ve gerçekleştirdiğimiz bir çok güzellikler diğer yayın organlarında yer almamış sadece olumsuzluklar göz önünde bulundurulmuştur. Dolayısıyla insanlara yaklaşırken onların bizim bildiklerimizin onlar tarafından da bilindiği düşüncesiyle değil bilinmediği gerçeği ya da varsayımı ile hareket etmemiz gerekmektedir bunu yaparken de unutmamamız gereken nokta zaten bilselerdi onlara şuan bunları anlatma gereği duyacak olmayacağımızın gerçeğidir. İkinci mühim bir husus da her zaman sağduyulu yaklaşım içerisinde olmamız tahriklerden uzak durma zorunda olmamızdır. Ve bazı kesim tarafından halen daha AKP ile SP arasındaki farkın malesef ki anlaşılamamış olduğu ve her ikisinin de aynısı olduğu düşüncesidir. Üçüncüsü konuşmalarımızda kullandığımız dil, üslup ve hatta kelimelerin önemidir. Bu parti, dava, ideoloji ya da akım kiminle konuştuğumuza göre değişecektir çünkü bir solcu için dava kelimesini kullanmamız daha konuşmaya başlamadan kulaklarını tıkamasına neden olacaktır, ya da başka bir cemaatten birisiyle konuşurken ona da sürekli olarak "davamız"'dan bahsetmemiz onun zihninde davasının değersizliği düşüncesi oluşmaya başladığı anda "tak" sigortalar atacak ve bu hisse kapıldığı anda gene aynı şekilde diğer kişideki gibi kulaklarını otomatikman tıkanmasına sebebiyet verecektir. Bir örnek vermek istiyorum bir arkadaşımız vardı Allah hidayet nasip etsin Darwinistti kendisi ve de aynı zamanda solcu. Birgün bir konuşmamızda islamdan bahsederken zekatten, sadakadan, komşu haklarından bahsettim ve şu soruyu sordum kendisine. Sizin soyalizm dediğiniz de bu değil midir? Sosyalizm islamın içindedir. Sosyalist arıyorsan çok uzaklarda arama Hz. Muhammed'e bak göreceksin ki che'den de marks'tan da aklına kim geliyorsa hepsinden de daha sosyalisttir. Tabiri caizse onu kendi silahıyla vurmak. İşte tüm mesele burada. Demek istediğim insanların frekanslarına inmedikten sonra konuştuğumuz kim olursa olsun çok da fazla bir fayda getirmeyecektir. Her zaman için kendimizi o kişinin yerine koyabilmemiz gerekiyor. Konuşmalara direk tenkitlerle, eleştirilerle, onun liderini öbürünün hocasını yererek hiç bir yere varmamız mümkün değildir. Şu soruyu sormalıyız kendimize birisi bizi kendi saflarına katmak amacıyla geliyor ve direk kayıp trilyon davasından, mercümekten konuyu açıyor sizce bizi etkileme oranı yüzde kaçtır ya da binde kaçtır mı demem gerekiyor? Bizi etkilemesi o anda bitmiştir artık bizim için. İnsanları tenkit ederek onların sevdiği, değer verdiği hayallerini kurdukları temelleri anında yıkmaları mümkün değildir ve mümkün olacaksa dahi savunma mekanizması , inadı mekanizmasıyla birleşecek ve lideri daha da büyüyecektir kendi gözlerinde. Şunu da açıkça söylemek de yarar görüyorum ve kimsenin de tepkisini almak istemiyorum bu sadece psikolojik olarak zihnimizde ansızın ve bilinçsiz bir şekilde gerçekleşen bir olaydır onu anlatmak için söylüyorum. teşbihte hata olmaz. Bu zamana kadar bu dava ve Erbakan bu kadar gaddarca eleştirilmemiş olsaydı biz davamıza bu kadar da bağlı olmuş olamazdık (ya da olamama ihtimalimiz oldukça yüksekti). Stratejilerin oluşturulması gerekiyor diye düşünüyorum. Bir solcu ile nasıl konuşulacak bir AKP'li ile nasıl, bir MHP'li ile nasıl başka bir cemaatteki kardeşlerimiz ile konuşurken nasıl konuşmamız gerekeceği şeklinde stratejiler gerçekleştirmemiz lazım. Örneğin Herkesin zaafları demeyelim de gönlüne gidecek olan anahtarı bulmamız lazım. Bugün AKP'liler ile konuşurken AK Parti diyerek sözlerimize başlamamız bile onlar da bir anlık yumşamaya sebep olacak dinleme şevkleri gelecektir. Konuşmalarımızda yaptıkları güzelliklerden de bahsetmemiz gerekiyor. Unutmamak gerekir ki kim olursa olsun bir kişinin icraatinin her yaptığının yanlış olma ihtimali yoktur! Sosyal devlet konusunda atılan bazı adımların faydasından, aile hekimi uygulamasının başlatılmasının, SSK'lıların özel hastanelerde de muayene olabilmeleri vs. Bunlardan bahsetmemiz gerekiyor ki ve kişiyi şu konuda ikna etmemiz gerekiyor "sizin lideriniz bunları güzel yaptı ama ben size oy vermeyeceğim çünkü benim liderim daha iyisini yapacak" Hatta göreceksiniz ki konuşmalar sürdükçe bu soru kendiliğinden gelecektir işte o zaman kendi yaptıklarımızı anlatacağız yani lafı gediğine uturtacağız... Umarım bu yazımdan dolayı ikiyüzlük yaftası yemem. Çünkü benim anlatmak istediğim iki yüzlülükten ziyade insanlarla konuşmadan önce insanların ilgisini çekecek noktaları yakalamamız gerekiyor. Çünkü bazı kesim tarafında adımız halen daha "irtica, rejim, kayıp trilyonlar vs.." ile anılıyor. Hem bu sorulara hazır güçlü delillerimizin olması gerekiyor hem de onların ilgisini çekecek bilmek istedikleri duymak istedikleri konular olacak. Malesef AKP'nin her icraatini eleştirmekle ya da sabah akşam siyonizme laf atmakla artık insanların ilgisini çekemediğimiz kanısındayım. İşte bu yüzden dolayıdır ki bu konuyu açma gereği duydum. Umarım "kavga etmeden" bu konu hakkında fikirlerimizi burada paylaşabilir bilim ve teknoloji devrinde iletişim bilminden, pazarlama tekniklerinden, insan psikolojisinden yararlanabilir ve bu şekilde davamızı daha hayırlı ve sağlıklı bir şekilde ifade edebiliriz. Sürç-ü lisan ettiysek affola Es Selamü Aleyküm Konu Milli Görüş tarafından (28.01.09 Saat 03:35 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Milli Görüş kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | *sevda iklimi* (29.01.09), el Büğdüzi (29.01.09), gazikentli (28.01.09), Vukuf-i Kalbi (28.01.09), _BY_MILLIGORUS_ (23.02.09) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 120
Üyelik tarihi : 16-08-2008
Mesleği : Muhasebe & Öğrenci
Nereden : Allah'tan!Nereye;Allah'a ...
Konuları : 462
Mesajlar : 4,950
Teşekkürleri: 4,039
2,495 mesajına 5,500 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : 29.12.10
Durumu : Status: Offline
|
ALLAH razı olsun müslüman.Yüreğinize sağlık.
Bu yazıya ek olarak arşivimizde konu başlığı ile ilgili olarak,elimizde Milli Gazete yazarlarından olan ''Fahri Güven'' beyfendinin çok güzel bir makalesini ekleyelim istedik. Türkiye’nin umudu Saadet Partisi’dir Bundan iki yıl kadar önce (08.10.2006) “Saadet Partisi’nin muhalefet stratejisi nasıl olmalıdır?” başlığıyla yazdığım bir yazıda aynen şu ifadelere yer vermiştim: “Saadet Partisi’nin, siyasi partiler içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu bir vakıadır. Bunun yanı sıra AKP seçmenlerinin çok farklı bir oluşum olmasına rağmen çeşitli figürler ve benzeşimler nedeniyle, kendilerine yine en yakın gördükleri bir siyasi kuruluştur… Böyle bir koşutta Saadet Partisi’nin yürüteceği muhalefet yöntemi, politik çizgi özellikle de AKP’ye karşı duvarları ören cinsten olmamalıdır. Saadet Partisi, aktif ve yön verici bir muhalefet yöntemini elbette benimsemeli, lâkin bu muhalefet tarzını AKP’nin yanlışları üzerine ikame etmelidir. Özellikle de Saadet Partisi, AKP’ye karşı “bildik simgeleri” içeren bir muhalefet tarzından uzak bir söylem geliştirmelidir. Nitekim bu tür bir söylem Saadet Partisi’ne karşı teveccühü engellemekten, zarar vermekten öte bir anlam taşımayacaktır. Bu noktada açıkça belirtmeliyim ki, Saadet Partisi’nin seçimlerde “baraj” diye bir sorunu yoktur. Çünkü takip edeceği muhalif tavırla, AKP’ye verdiği ödünç oyları rahatlıkla geri alabilir. Bir başka ifadeyle, AKP iktidarı karşısında iktidara namzet, tek muhalif parti Saadet Partisi’dir ve bu parti bilinçli bir muhalefet yöntemiyle AKP’nin işini bitirebilir. Bu noktada AKP’ye sandıkta en ciddi darbeyi vurmak Saadet Partisi’nin geçen seçimlerden kalan bir müktesep hakkıdır. Ne var ki, Saadet Partisi şimdiye kadar aradan geçen süreçte bu muhalif tavrını gerektiği ölçüde sergileyememiştir. Seçim tarihinin belli olduğu bu süreçte artık farklı bir muhalefet üslubunu benimsemelidir… Öte yandan hukuki olmaktan çok siyasi bir kararla kapatılan Refah Partisi gerçekten çok başarılı bir hükümet olmayı başarmıştır. Lâkin “insan malzemesinin” kullanımı açısından aynı şeyi söylemek pek mümkün değildir. Nitekim AKP’nin kuruluş sürecinde RP’nin yeğlediği “kadroların” bir kısmı daha ilk fırsatta soluğu AKP’de almakta bir sakınca görmemişlerdir. Dolayısıyla bu noktada RP’nin bu açmazı Saadet Partisi yetkililerince çok iyi analiz edilmeli ve bu açmazların tekrar nüksetmemesi için gerekenler yapılmalıdır. Kaldı ki AKP’yi iktidar sürecinde başarısızlığa iten en önemli etken de sahip oldukları “insan malzemesi”dir. Dolayısıyla bu durum iyi hesaplanmalıdır. Saadet Partisi seçim sathi mahalline girdiğinde elbette kapıyı aralamalı, fakat bu aralama sürecinde alabildiğince dikkatli olmalıdır. Geçmişte parti parti gezen, hatta Fazilet Partisi’nden soluğu AKP’ye kaçmakta bulup ödüllendirilen şovmen tipi siyasetçilerden uzak durmalıdır… Diğer taraftan Saadet Partisi’nin izleyeceği muhalif söylem, zaten başka bir alternatifleri olmayan AKP’ye oy verenleri cezbedici bir nitelikte olmalıdır. Bu nedenle AKP seçmenine ilişkin değerlendirmeler kişisel ölçekten çok, siyasi düşünceyi kapsamalıdır. Aksi bir söylemin “Millî Görüş” seçmeninin tekrar asli mecrasına dönmesinden öte, tepkisel bazda diğer muhafazakâr görünen bazı partilere yönelmesine neden olabilir. Bu sebeple Saadet Partisi eleştirisini AKP’nin iç ve dış politikasıyla birlikte, hatta ondan daha çok AB’nin ikircikli ve çifte standart tutumu üzerine bina etmelidir. Ekonomideki basiretsizlik ise zaten Saadet Partisi’nin ekmeğine yağ sürmektedir. Saadet Partisi’nin yapacağı en önemli stratejik atak ise, AKP’nin yıpratılmasına ilişkin suni girişimlere kapılmayıp, farklı bir yöntem benimsemesi ve yine AKP iktidarını yıpratıcı hamlelere karşı “bırakın yıpransınlar!” şeklinde bir duyarsızlık ve tepkisizlik yerine, bir başka ifadeyle, yıpranmaktan pay umar pozisyonda olmak yerine, bir iktidar partisi hüviyetinde siyasi gelişmelere karşı tavır geliştirmeli ve gereken duyarlı ve hassasiyet içeren politik bir tavrın içinde olmalıdır. Böyle bir kuşatıcı tavır AKP seçmenlerinin indinde Saadet Partisi’ne bakışı değiştirecek ve bu partiye karşı meylini artıracaktır. Kısacası, Saadet Partisi iktidar olma yolundaki hamlesini, izleyeceği cesur politik söylemle muhalefette iken göstermeli ve muhalefette dahi bir iktidar partisinin ağırlığını taşıyacak cesurane bir duruş sergilemelidir. Böyle bir koşutta ise Saadet Partisi’nin başarıya ulaşması pekâlâ mümkündür. Ve Saadet Partisi, bu hamleyi de bu ülkenin selameti ve geleceği için başarmak zorundadır. Bunun yolu da Saadet Partisi’nin sesli düşünmesinden, sağlıklı ve cesur adımlar atmasından geçmektedir…” Yazım böyle sona eriyordu. Bugün de aynı görüşleri tekrarlıyor ve altını çiziyorum. Şimdi ise Saadet Partisi, ülkenin toz duman olduğu bir dönemde yeni bir kongre gerçekleştiriyor. Bütün engellemelere, imkânsızlıklara ve bilgi kirliliğine rağmen Saadet Partisi varsıllığını sürdürüyor. Sürdürmemesi zaten bir vebal olurdu. Çünkü ülke varlık yokluk gibi bir kaos ve karmaşayla karşı karşıyayken, en fazla eksiği duyulan “Millî Görüş” hareketinin artık yeniden neşvü nema bulma zamanı gelmiştir. AKP önümüzdeki seçimlerden beklenenin ötesinde bir oy oranıyla çıkabilir. Böyle bir rüzgârın esmesi mümkündür. Ne var ki AKP bu zeminde çöküş sürecinin ciddi sinyallerini vermekte ve basireti bağlanmış bir şekilde inisiyatif kullanmamakta ısrar etmektedir. Dolayısıyla böyle bir koşutta AKP’nin tek alternatifi Saadet Partisi’dir. Sadet Partisi giderek büyüyüp güçlenirken en fazla dikkat edeceği şey “AKP’lileşme tehlikesi”dir. Bu tehlikeye, daha doğrusu dejenerasyona asla prim vermemelidir. Unutulmasın ki AKP’nin başarısızlığı sonunda ne olursa olsun “geleneğe” atfedilecektir. Hal böyle olunca Saadet Partisi gerekli tedbirleri almak zorundadır. Artık Millî Görüş hareketinin özünü koruyarak ve gerekli açılımları yaparak iktidara yürüyüş zamanı gelmiştir. Bu minvalde Millî Görüş kadrolarına çok büyük işler düşmektedir… Selam ile
__________________
GitMek güzeldir... Eğer gidilen sevgili ise;Üstelik En Sevgili ise... GitMek daha da güzeldir;Güzeldir,yeryüzünün bütün renklerini... bütün tatlarını..bütün seslerini..bütün iklimlerini..bütün sözlerini.. onları ''put'' belleyenlerin masasına atarak, Özlenen'e gitMek... Geride silinmeyecek ayak izleri bırakarak... Muştuyla... |
|
|
| Bu mesaj için gazikentli kullanıcısına teşekkür edenler: | Milli Görüş (28.01.09) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Azimli Üye
Üye No : 2312
Üyelik tarihi : 27-01-2009
Mesleği : Tercüman
Nereden : ANTALYA
Konuları : 4
Mesajlar : 75
Teşekkürleri: 51
18 mesajına 29 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 04.04.09
Durumu : Status: Offline
|
Allah razı kardeşim gerçekten çok faydalı bir paylaşım olduğunu düşünüyorum. Çünkü artık halka bu tutarsız muhalefetten bir bıkkınlık geldi. Sadece eleştri ve muhalefeti diğer 20 parti de aynı şekilde yapıyor. Unutmamamız gereken bizim farkımızdır biz farkımızı muhalefette de gösterebilirsek işte o zaman başarıya biizniAlleh ulaşacağızdır. Hatta burada AKP'nin yapmış olduğu icraatlerden "iyi" olarak kabul edebileceklerimizi de paylaşırsak ama o "iyi"lerin yetersiz kaldığı ve nasıl daha iyisinin gerçekleşebileceğini ve bunun da bizim iktidarımızda gerçekleşeceğini nitekim daha önce yapmış olduğumuz icraatlerden bir kaç kuble ile konuşmalarımızı süslersek çok daha başarılı bir strateji uygulayacağımızı düşünüyorum. Ama bunları yaparken konulara vakıf olmamız gerekmektedir aksi takdirde ava giderken avlanmamız an meselesidir. Umarım burada beyin fırtınaları estirerek Saadetli iktidarımıza bir adım da burda atmış oluruz... Es Sellamü Aleyküm |
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Azimli Üye
Üye No : 2312
Üyelik tarihi : 27-01-2009
Mesleği : Tercüman
Nereden : ANTALYA
Konuları : 4
Mesajlar : 75
Teşekkürleri: 51
18 mesajına 29 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 04.04.09
Durumu : Status: Offline
|
Fark ettim de burada kimselerin bu tarz yazılara ilgisi olmuyor... İlla ki fitne fesat çıkartacak aramıza nifak tohumları serpecek yazıların okunması gerekiyor? Olaylara dışardan bakan biri olarak toplumumuzun en büyük zafını yani özeleştri yaparak eksik yönlerimizi belirttim ama malesef kimse tarafından ilgi görmüyor. Yahudileri sevmiyor olabiliriz ama yahudilerin başarısının ardındaki en büyük etken sistematik çalışıyor olmalarıdır. Saldım çayıra mevlam kayıra gibi bir mantıkla hareket edecek olursak başarı ihtimalimizi hep alt seviyelerde tutarız... Şimdi eminim üstteki yazı üzerine değil ama bu yazı üzerine onlarca kişi yazı yazacak yazıyı eleştirecek yahudileri övdüğümden dolayı bile tenkitler gelecektir... |
|
|
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Üye
Üye No : 2065
Üyelik tarihi : 10-01-2009
Mesajlar : 12
Teşekkürleri: 0
3 mesajına 4 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 29.01.09
Durumu : Status: Offline
|
usta sen en iyisini yazmışın.Bencede stratejimiz; kadro daha genç ve dinç olmalı.Genel Başkan Numan Kurtulmuşun katıldığı programları izledim orada gördüm ki millet Saadet Partisine muhtaç ama milli görüşü sakallı cübbeli sarıklı olarak görüyolar,önce bu bu düşünceyi akıllarından silmek için milli görüşü daha iyi tanıtabilmeliyiz bu da gençleştirmeden geçer ve Akp ye her konuda da karşı çıkmamalıyız bu bizi halk arasında chp ile aynı bunlar diye gösterir o yüzden daha sakin ama sesi daha çok çıkan bir parti olmalıyız.reklamımız iyi yapılmıyor kanallarda yapılsada mitinglerdeki sakallıları ve sarıklıları gösteriyolar bunu değiştirmenin bir yolunu bulmalıyız.Eğer akp veya diğer partilerden bize geçişi hızlandırabilirsek tv kanalları bizi daha çok gösterir ve sayın Genel Başkanımızı tv kanallarına daha çok çıkarabilirler. Bence bunları bi yapabilirsek yerel seçimlerde %8 veya %9 lara ulaşırız ve ilk sarı kartı Akp ye gösteririz sonrada İnşallah genel seçimlerde en az %15 %20 lere çıkıp kırmızı kartı da gösteririz. Allah yardımcımız olsun... |
|
|
| Bu mesaj için IV.murat kullanıcısına teşekkür edenler: | Milli Görüş (29.01.09) |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : 'akrep'
Üye No : 1162
Üyelik tarihi : 31-10-2008
Mesleği : Öğrenci :|
Nereden : Bezm-i Elest
Konuları : 362
Mesajlar : 3,985
Teşekkürleri: 4,530
2,137 mesajına 3,949 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Allah razı olsun. Çok faydalı olacağına inandığım bir konuya değinmişsiniz en azından şimdiden bazı araştırmalar yapma gereği duyduğum için benim için faydalı oldu ve şeyleri hatırlamama vesile oldu. Yalnız biraz sabır diyorum, bu tür konular her zaman açılmıyor. Muhakkak.. Nefsin hoşuna giden işlerden, kişilerin ve toplumların arasına nifak tohumları ekmek.. Haklısınız.. İlk yazınızda güzel şeylere değinmişsiniz, tamamına katlıyorum. Ben biraz da kişinin bireysel durumu hakkındaki şu yazıyla konuya girmek istiyorum.. Daha sonra imkan dahilinde kendi düşüncelerimize de yer veririz inşallah. Koy kendini ortaya denildiğinde varım demek, kendine dönüşümü başlatmaktır. Bu başlangıç bir modele ihtiyaç duyar. Bu model; tutarlı bir mantık, geçerli bir bilgi ve disiplin süzgecinden geçen, başarı kriterini dışarıdan değil kendi içinden belirlemiş olan bir modeldir. Başarı, kalıcı ve geçici olarak iki açıdan ele alınmalıdır. Kriterler dışardan alınırsa geçici bir başarı söz konusu olur. Kendi içimizden belirlediğimiz başarı kriteri ise bizi geçici sıkıntılara duçar etse de kalıcı bir kazanca ulaştırır. Bizi biz yapan değerlerden uzak olan her kriter ithaldir, dışardandır. Dolayısıyla geçici başarılar kazandırsa da kalıcı olamaz. Kendine dönüşüm modeli olarak isimlendireceğimiz bu model sayesinde tutarlı bir mantık oluşturabiliriz. Düşünce disiplini ile elde edeceğimiz ifade şeklimiz, çalışma modelimizin aynası olacaktır. Böylece, özel düşüncelere, güzel ifadelere ve tüzel çalışmalara insanlık adına imza atabiliriz. Geçerli bir bilgi düzeyine ulaşmak, bildiklerimizi uygulamaktan geçer. Bu gücü kullanmak, insanın meziyetidir. Bu meziyet bir disiplin ile gerçekleşebilir. Düşünce, ifade ve eylem bütünlüğü sağlamak gerçek bir hazırlık ister. Bu hazırlığın yapıldığı yere biz "kademe" diyoruz. Bu yer mekân olarak değil, model olarak bulunmalıdır. Kademe"den uzak her faaliyet dönüşümü geciktirecektir. Bu ise bir çeşit israftır, insan ve imkân israfıdır. Kademede kalmak; herkesin aslını terk ettiği bir çağda asıl olarak kalmaktır, fotokopi olmamaktır. Bizi biz yapan değerlerimizi bulmak, bu değerler ışığında bütün insanlığa yön vermek ancak kademe kademe gerçekleştirilebilecek bir olaydır. Ve böylece kademede kalan kazanacaktır. Bu açıdan bakıldığında başarıya koşmak, kademede kalmaktır. Biz bu koşuyu kendi içimizde vererek bayrağı göğüslemeliyiz. Bu yarış, ciğer ister, ter ister. Biliyoruz ki; gelecek çalışkan olanlarındır. Kademede kalmak çile çekmektir. Bu çile kutsaldır. Bu durum bir imtihandır, bir müjdedir. Buna inanmak işin başıdır, yani varolmaktır, kendini ortaya koymaktır. Geçici başarılara heves ederek kalıcı kazanımları yok etmek ancak aslından uzaklaşan insanın tercihidir. Biz tercihimizi ortaya koyduk: Kademede kaldık; kazandık. Kaybettiğimizi zannedenler, başarı kriterlerini dışarıdan ithal edenlerdir. Onlar, geçici başarılarının sefasını sürseler de kalıcı cefaları onları beklemektedir. Kademede kalmak, kalıcı sefalar için geçici cefaları göğüslemektir. Hayata şeref veren de bu olsa gerek. Kademede kal kardeşim, çünkü kazanmaya devam ediyorsun! |
|
|
![]() |
| Etiket |
| nasıl, olmalı, stratejimiz |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|