|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,931 | Üyeler: 10,668 | Online: 215 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| TARTIŞ-YORUM Usul ve Kaideler Çerçevesinde HODRİ MEYDAN Dediğiniz Konuları Paylaşalım... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Tolstoy, “Kadın öyle bir konudur ki onu ne zaman incelersen incele, her zaman yepyenidir” derken bir hakikati de beyan etmiştir aslında.. * Kur’an’da çok güzel ifade buyrulduğu gibi “Hunne libâsellekum ve entum libâsellehunne”, yani “Onlar (eşler) sizin elbisenizdir, siz de onların elbiselerisiniz.” * Kadının bambaşka bir yapıya sahib olduğunu tecrübelerimiz kanıtlamaktadır. Pekiyi, kadının kişiliği/evsâfı tam olarak nedir?.. * Acaba Aristo’nun dediği gibi ‘Yaratılış itibariyle yarı kalmış bir erkek’ midir? Yoksa Marcel Proust’un deyimiyle ‘hiç değişmeyen zevkın değişebilir aracı’ mıdır? Bu soruların kadının değerini beş para etmez bir konuma getirdiği muhakkaktır, amma insanlık tarihinin birçok yerinde kadına bakış –maalesef- böyle olmuştur.. * Kadını, tutkularını ve duygularını en yoğun yaşayan canlı olarak tanımlarsak herhâlde hata etmiş olmayız.. * Tanzimat düşünürü Şemseddin Sami’nin ifadesiyle “Kadın, cemiyet-i beşerin esası, ahlâk-ı umûmiyenin rüknü, aile denilen ve insanı canavarlıktan çıkarıp hâl-ı temeddüne koyan bir rabıtâ-ı mukaddesenin ukdesi, insâniyetin bir bahçesidir.” * Kadın, aynı zamanda çok şerefli bir mevki olan ‘analık’ yönüyle cemiyette saygı duyulan bir canlıdır ve fıtrî özellikleriyle çocuk eğitiminde bir mekteb konumundadır.. * Destouches’in dediği gibi “Kadın, her şeyden evvel aile hayatı için yaratılmıştır. Onun en büyük rolü, yuvasında kendine bağlı olanları eğitmektir.” * Gerçekten de Muslim bir kadının en önemli vazifesi ‘çocuklarını terbiye etmek ve onları geleceğe hem rûhen, hem de bedenen iyi hazırlamak’tır.. * Beşerîyetin durumu esasında çok büyük eğitmenler olan kadınların evsâfı ile paralellik arz etmektedir. Tevfîk Fikret “Elbette sefîl olursa kadın, alçalır beşer.” derken herhâlde bunu kast etmiştir.. * “Erkek, kadını beslemelidir.” diyen A.Comte, erkekleri iyi eğitmeleri için kadınların çalışmaması gerektiği görüşündedir. Onun bu tecrübesi, başarılı bir erkeğin arkasında onu harekete geçiren gücün asil ve mütevazı bir eş bulunduğu mesajını vermesi bakımından önemsenmelidir.. * Kadın, fıtrî olarak erkekten farklı özelliklere sahibtir ve erkekle kıyaslanma mevzûu bir hatadır. Eğer kıyaslanırsa Wittgenstein’in ‘kategori hatası’ dediği şey gerçekleşmiş olur. Bu, sarı mı daha sarı, yeşil mi daha yeşil; ya da sarı ve yeşil eşit olabilir mi? demeye benzeyen bir hatadır. Zira yeşille sarı birer renktir, amma kategorik mânâda birbirinden ayrılırlar.. * İşte kadın ve erkek de birer insandır, amma ‘erkek ve kadın eşittir’, ya da ‘erkek mi daha üstündür, yoksa kadın mı?’ gibi çeşitli hipotezler, kategori hatasının kurbanı olarak çürümeye mahkûmdurlar.. * Evet, kadın ve erkek insan olmak bakımından eşittirler, ancak fıtrî özellikler bakımından birbirlerinden farklıdırlar.. * Erkeğin sabır, metanet, soğukkanlılık, cesaret, hâkimiyet, aklî meleke, ihtiyat ve fizikî güç gibi özellikleriyle kadından; kadının da şefkat, merhamet, nezâket, incelik, hissî meleke, letâfet ve fizikî zerafet bakımından erkekten üstün olduğunu inkâr edenler, aslında bilerek ya da bilmeyerek ‘realite’yi inkâr etmiş olacaklardır.. * Bir zamanlar İngiliz Kraliçesi Victoria’nın feministlere hitâben söylediği “Tanrı erkek ve kadını farklı yaratmıştır, farklı kalmalarına müsâade edin.” sözü bir kadının ağzından çıkan bir hakikat olması bakımından önemsenmelidir.. * İşte erkek ve kadın bu gibi farklı fıtrî özelliklere sâhibtirler ve ikisi de birbiriyle kıyaslanamayacak büyük bir cevher niteliği taşımaktadır.. * Erkek ve kadının tamamen iradesi dışında tecelli eden bu farklılık, temelde Allah nezdinde bir üstünlük vesilesi sayılamaz.. Zira bütün insanlar ‘İnne ekremekum, indallahe etqaakum’ (En hayırlınız, Allah’tan en çok sakınanınızdır..) âyetinin birer muhâtabı konumundadır.. * Bir başka tartışılan mes’ele ise kadının hürriyeti mes’elesidir. Esasen kadın hürriyeti, cemiyetin/toplumun kadından neler istediğiyle/beklediğiyle alâkalıdır.. *
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
| Bu mesaj için Seida kullanıcısına teşekkür edenler: | Elimder_enes (15.09.08) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Cemiyet, kadından nefse câzib gelen şeyler, haz ve eğlenceler isteyebileceği gibi ondan ahlâkî evsâf, iffet ve fazîletler de isteyebilir.. Sosyolojik olayları göz önüne alarak mantıkî olarak düşündüğümüzde kadından haz ve eğlenceler bekleyen bir cemiyetin ihtiyaçlarını tatmin etmek, kadından iffet ve fazîletler isteyen bir cemiyetin ihtiyaçlarını tatmin etmekten daha kolaydır.. * Bu yüzden haz ve eğlence beklentisi olan bir cemiyetteki kadın hürriyetinin, iffet ve fazîlet beklentisi içinde olan bir cemiyetteki kadın hürriyetinden daha fazla olacağı da aşikârdır.. * O hâlde bir cemiyette kadının sahib olduğu hürriyetin derecesi, o cemiyetin yüksekliğini, ve kadının o cemiyet içerisindeki konumunu belirleyen bir ölçü olamaz.. * Pekiyi, cemiyetin yüksekliğini ve kadının cemiyet içerisindeki konumunu belirlemek için baz alacağımız esas ne olmalıdır? Bu esas, Said Halim Paşa’nın da dediği gibi ‘hürriyetin neye karşılık elde edildiği’dir. Acaba hürriyet fazîletin mi, yoksa zevk ve eğlence âleti olmanın mı karşılığıdır?.. * İşte bu soruya verilecek cevab, o cemiyetin yüksekliğini ve kadının o cemiyet içerisindeki konumunu belirleyen esastır.. * Biz, Müslümanlar olarak Farâbî’nin dillendirdiği ‘Medîne-i Fâzıla’yı (erdemli cemiyet) oluşturmak istiyorsak, herhâlde kadından beklediğimiz de iffet, ahlâk ve fazîlet olmalıdır.. * İşte İslâm’ın bu kadar önemsediği ve değer biçmek bâbında eğer kıyas yapılırsa çok değerli bir madde olan inci’nin nasıl çok dayanıklı olan midye gibi dış muhâfazaya ihtiyaç duyduğunu; ya da inci’nin varlığı için bu muhâfazanın olması gerektiğini göz önüne alaraktan kadın için de ‘İslâmî örtü’nün mahrûmiyet değil, bir masûniyet (dokunulmazlık) olduğu çok rahat görülebilmelidir. Yüce Yaratıcı’nın yüce maksadı da böylece anlaşılmış olacaktır.. * “Kadın, güle benzer; bir kez açıldı mı, yaprakları dökülür.” diyen Shakespeare de bu maksadı haklı olarak dillendirmişti uzuuun yıllar önce.. * Mehmed Âkif de “Medenîyet açmaksa bedeni, hayvanlar bizden de medenî.” derken “medenîyeti salt bedenlerin bir ‘metâ’ gibi teşhîr edilmesi” şeklinde yorumlayanlara bir cevab veriyordu yüz yıl öncelerden.. * Yakub Kadri ‘Kadınlık ve Kadınlarımız’ kitâbında şöyle diyor: “Dünya yüzünde tek başına kalan ulvî bir dînin ilâhı, sizi bu sıfatla sair mahlûkat arasında mümtaz kılmamış mıydı? Siz onun halk ettiği (yarattığı) cennetâsa âlemin meleklerisiniz. O, Kitâb’ında sizin isminizi (nisâ) zikretti. O vakitten beri siz mukaddesât meyanına girdiniz; artık ne hâle, ne maziye, ne de atiye mensubsunuz.”*Selâhaddin Çakırgil de Vakit Gazetesi’nde 20.09.2007’de yazdığı ‘Örtü, mahrumiyet değil, bir masûniyettir; hele de bu kültür çıplaklığında’ başlıklı yazısında çarpıcı noktalara temas ediyordu (vurgular yazara aittir): * “Bir ünlü sosyolog hanım 12 yıl önce sosyolojik araştırma ve gözlemler için gittiği Tahran’da bazı tesbit, gözlem ve intibalarını anlatırken şöyle demişti, bir Müslüman’a: ‘Akşam olunca, otelimde doyasıya tv. seyrediyorum.. Çünkü kadın bedeninin ticaret veya zevk metaı olarak kullanılmadığı, insanı kadınlığından utandırmayan programlar bunlar, zevkle seyrediyorum’ Dün de Milliyet’te, (hiçbir dine inanmadığını da bilhassa belirten) Ece Temelkuran benzer bir gizli feryadı yükseltiyordu. Temelkuran şöyle diyordu: ‘…Başörtüsü, benim fikrimce, bu ülke kadınlarının cumhuriyetin ilanından sonra ortada bırakılışlarına verdikleri bir cevaptır. Hatta kendi cinslerini, cinsel kimliklerini korumak için verdikleri içgüdüsel bir cevaptır. Çünkü cumhuriyet, kadını toplumsal hayata katabilmenin tek yolunu onu cinsiyetsizleştirmekte bulmuştur. Kadını, ‘cinsiyetsizlik’ örtüsüyle (…) toplumsal hayata girmeye teşvik etmiştir. Kadın olarak toplumsal hayatın içinde var olmak ise hâlâ, bugün bile tehlikelidir. İşyerinde tacizler, sokakta sözlü saldırılar... Bu, devlet hukukuyla da işleyişiyle de kadını erkek egemen düzenin (…) ikiyüzlülüğüne karşı koruyamamıştır. (…) Bugün, bu kadar çağdaş elitimiz bile iş yerlerinde ‘genç güzel kadınları’ yumuşak yumuşak, ince ince taciz etmiyor mu? Bu ikilemlere hangi insanın benliği dayanır? Örtü, ‘Ben kadınım ve bana zarar verirsen bir kadına değil, bir Müslüman’a saldırmış olursun’ zırhını verir insana. Cumhuriyetin devrimleri ve sonrasında o devrimlerin gündelik hayatta uygulanışı kadınlara erkek egemen düzene karşı sosyal veya hukukî olarak bu kadar güçlü bir zırh sağlayabildi mi? Cevabını bütün kadınlar bilir. (…) hiçbir dine inanmama rağmen, itiraf edeyim ki, bu ikiyüzlü erkek dünyası içinde bazen ben bile kapanmak istiyorum. Türban takmak, çarşafa girmek değil, üstüme büyük bir nevresim çarşafı örtüp çıkmak istiyorum sokağa. Ve eminim işini gücünü yaparken binlerce tacize maruz kalan birçok kadın da böyle istiyordur.(…)’ Evet, ‘dinsiz’ olduğunu söyleyen bir hanım bile bu insanî feryadı yükseltiyor. ‘İslam fıtrat dinidir!’ sözünün gerçeği, burada da bir daha karşımıza çıkıyor.. Evet, kadın kendini saldırılardan korumakta, örtüyü asırlar boyunca bir zırh olarak görmüştür. Bir ‘mahrûmiyet‘ vasıtası değil, bir ‘masûniyet’ (dokunulmazlık) zırhıdır, bir imtiyaz.. Kur’an da, ‘örtünme emri’ni, ‘iffetin korunmasında yardımcı olmak üzere’ hikmetine dayandırmaktadır. (…) Yani, bugün bir ‘çıplaklık kültürü’ yok; ama, bir ‘kültürel çıplaklık’ söz konusu.. Ve bugünkü durum da, son yüzyılın getirdiği musibetlerle; özellikle de iki Dünya Savaşı’nda dinamitlenen ahlâkî değerlerin enkazı üzerinde meydana gelmiştir. Hele de Batı dünyası o savaş barbarlığının, vandalizmin şok darbeleri içinde bu hale gelmiştir.. Yoksa, 100 yıl öncesinde, bugünkü tablo tasavvur bile edilemiyordu.. Birkaç sene önce, Almanya’nın Marburg şehrinde, 1870’lere aid bir fotoğraf görmüştüm.. Fotoğrafta, bir kadın, halk tarafından kovalanıyor, taşlanıyordu.. Sebebi de, çıplak oluşu idi.. Çıplaklığı da, göründüğü kadarıyla, dizkapağına kadar çekilmiş bir etek giymesi idi; öyle bir resim altı izahı da getirilmişti..”
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
| Bu mesaj için Seida kullanıcısına teşekkür edenler: | Elimder_enes (15.09.08) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Tuğçe Baran’ın 24.01.2008’de Vatan Gazetesi’nde yazdığı yazının da belki birkaç noktasına dikkat çekmek gerekiyor: * “Meksika’nın başkenti Mexiko City’de meydana gelen taciz olayları ve şikâyetler sonucu belediye çareyi “kadınlara özel” otobüsleri devreye sokmakta bulmuş. Ayrıca metro sisteminde yoğun saatlerde trenlerin ilk üç vagonuna sadece kadınlar binebiliyormuş. Zira polis istatistiklerine göre şehirlerde yaşanan tecavüz, cinsel taciz ve kötü muamele vakalarının yüzde 14’ü toplu taşıma araçlarında gerçekleşmiş. (Radikal, 22 Ocak 2008) Mesele sadece ve sadece Müslümanlıkla bağlantılı değil gördüğünüz gibi. Mesele erkeklerin kıroluğu, görmemişliği, edepsizliği, bir arada yaşamayı bilmemesi ve bunlardan kadının kendini korumaya çalışması. Bu servis bizde mesela İstanbul’da yapılsa nasıl bir kıyamet kopardı düşünmek bile istemiyorum. Gericilik, dincilik, ortaçağ zihniyeti, şeriatçılık, anti laiklik... Kadın ve erkeğin ayrı ayrı yaşamasına taraf değilim. Asla ve kata böyle bir düşüncem yok, olamaz da. Karma bir toplumsal hayatımız olduğu için mutluyum. Fakat açık söylemek gerekirse zaman zaman “onlardan” ayrılmayı hakikaten çok istiyorum. Etrafımda erkekler olmadan yapmak istediğim bazı şeyler var. Ve ne yazık ki Avrupai olacağız, aman eski harem-selamlık geleneğimizi sürdürmeyeceğiz, maazallah gerici görünmeyeceğiz diye gereğinden fazla karma olduğumuzu, dinle uzaktan yakından olmayan (veya da olan, önemli değil) bir takım nedenlerden dolayı “ayrı” kalma hakkımızı kullanamadığımızı, talep edemediğimizi hatta ifade BİLE edemediğimizi düşünüyorum. (…) Kim olarak? Modern, laik, Avrupai vs vs bir kadın olarak. Ben mesela erkeklerle bir arada spor yapmaktan, bilhassa da yüzmekten hoşlanmayan bir kadınım. Oramı buramı, benim görmesini istediğim insan dışında, kimsenin görmesini istemiyorum. Olamaz mı? Yok mu böyle hakkım? Bunun dinle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Zira dindar bir insan değilim. Sadece istemiyorum. Nokta. Vücut benim!... (…) En ağır cinsel tacizlere otobüslerde uğramış biri olarak açıkçası kadınlara ait ayrı bir otobüs fikri de bana hiç fena gelmedi. İsteyen biner istemeyen binmez… (…) Ama yapamıyorum. Kızanlar çok kibar, çok efendi, çok medeni olabilir. Ancak üzülerek söylemem gerek ki yurdumuzdaki (ve anlaşıldığı üzere Meksika’daki) erkeklerin büyük bir çoğunluğu tahmin edemeyeceğiniz kadar edepsiz. Zorla ayrılmayalım ama zorla da birleştirilmeyelim. Kadınlara ait bazı yerlerin, saatlerin olması da o kadar acayip gelmemeli. Bunu isteyip de dile getiremeyen o kadar çok dinci hatta dindar hatta hatta inançlı bile OLMAYAN kadın tanıyorum ki.”
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Son olarak ‘annelik’ ile ilgili olarak da ‘Yeni Şafak’ gazetesinde çıkan Sami Hocaoğlu (Mustafa İslâmoğlu) imzalı yazıyı da hatırlamak gerekecek: * “Tesadüf mü? Biri çıkıp İslam'ın kadını aşağıladığını iddia ediyor. Söz bir biçimde anneliğe geliyor. O da ne? İslam'ın kadını aşağıladığını iddia eden 'modern' bay veya bayanların aklının dibini kazıdığınızda, anneliği fena halde aşağıladığını görüyorsunuz. Ortak noktaları bu. Anneliği aşağılamanın teknikleri çok. Bunun başında dünyanın en şerefli işini yapan annelere “boş kadın” muamelesi yapmak geliyor. Onlara göre çalışıyor olmak için evden çıkmak lazım. Caddeyi görmek, caddeye görünmek lazım. Bir kadının “çalışıyor” sayılması için kamuya kendisini göstermesi şart. Sabah sekiz akşam dokuz (çünkü kadın ucuz işgücü) mesai yapması şart. Bunlar için de başka şeyler lazım: Modern görünürlüğün vacibatından olan şeyler. Her gün aynı kıyafetle, aynı saç rengiyle, aynı ayakkabıyla, aynı çantayla gidilmez ki işe! Yenilemek lazım, rengini uydurmak lazım. Saça uygun elbise, elbiseye uygun ayakkabı, ayakkabıya uygun çanta, çantaya uygun cüzdan, ona uygun cep telefonu lazım… Modası geçenleri değiştirmek lazım. Bunun için de modayı takip etmek lazım. Özetle üretim-tüketim çarkında yağ, değirmeninde un olmak lazım. Bütün bunlar için çalışmak lazım. Çalışmadan bu masraflar nasıl kazanılacak? Daha iyi görünmek için daha çok kazanmak lazım. O da yetmiyorsa, daha daha çok kazanmak lazım. Daha çok kazanmak için harcamadan olmuyorsa, daha çok harcamak lazım. Görünmeden daha daha çok kazanılamıyorsa, daha çok görünmek lazım. Daha çok görünmek için daha çok dikkat çekmek lazımsa, onu yapmak lazım. Onu yapmak için herkesten çok harcama yapmak lazımsa, onu yapmak lazım. Herkesten çok harcamak için, herkesten çok kazanmak lazım. Hangisi hangisine lazımdı? Kafam karıştı… Evden çıkıp mesai yapmayan kadının yaptığı “çalışmak” değildir. O tepeden bakılan, “Ev kadınıymış” yollu dudak bükülen bir “acizdir”. Evinin kadını olmak modernlere göre dudak bükülecek bir iştir. İş kadını daha hoş geliyor. Hatta sokak kadını bile ötekinden hoş geliyor. Modernin gözünde o koca parası(!) yiyor. Patron parası mı? Amir fırçası mı? Onun bunun erkeklerinin ağız kokusu mu? Her işe gidiş gelişte yaşadığı tıkış tıkış otobüsler ve minibüslerdeki onur kırıcı durum mu? Onlar işin parçası ayol. Koca kârı yeme de, ne yersen ye! Koca fırçası yeme de, ister amir, ister ustabaşı, ister patron fırçası ye! Hatta sokak magandası ve çarşı maçosunun attığı laf bile ehven… Ev kadını, üüü! Bir kere özgür(!) değil ayol. Yarım saat işten erken ayrıldığı için amirinden duyduğu lafı kargalar yemese de kendisi özgür. İşyerinde uygulanan sıkı denetime rağmen özgür. “Yarın müsait misin”lere verdiği “Mesaide olacağım, işten yorgun dönüyorum”lara rağmen özgür. Ama ev kadını handiyse esir canım… Ama o anne. Çocukları var. Yani dünyanın en değerli, en asil, en soylu, en görkemli işini yapıyor. Yani insan yetiştiriyor. Çocuk sokakta yetişmez ki? Çocuk evde yetişir. Olsun, o yine de “çalışmayan” kadındır. Annelik çalışmak sayılmıyor. Modernlere göre annelik işsizlik sayılıyor. Annelik angarya sayılıyor. Komedi de ne biliyor musunuz: Başkalarının doğurduğu çocuklara bakmak için kurulan sektörlerde çalışmak “iş”, orada çalışanlar da “çalışıp üreten kadın” sayılıyor da, kendi doğurduğu çocuğa bakmak “iş” sayılmıyor. Modernler kazara anne olduklarında durum şu oluyor: baba işe, anne işe, çocuk kreşe, ev pansiyon, aile pansiyoner… Ondan sonra “bebek mi-köpek mi?” ikilemi geliyor: tıpkı Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da olduğu gibi. Köpek bebekten daha sevimli oluyor modern kadın için. Bir, vücudu deforme etmiyor... Öyle ya: tenperest modernliğin gerçeği bunlar, görmek lazım. Ama küçük bir sorun: Köpeğin ille de küçük olması lazım; kucağa alınıp sevilecek kadar küçük. Ne de olsa kadın o. Bir canlıyı kucağına alıp sevme güdüsü yaratılıştan verilmiş. Çaresi yok, sevecek. Peki, köpek yerine bebek sevse olmaz mı? Bu soruya Avrupa'nın bebek-köpek (yan yana iyi durmadığını biliyorum, ama anlayın) rakamlarını karşılaştırdığımızda, şu zımni cevabı alıyoruz: Yok, zinhar olmaz! (Almanya'da kayıtlı köpek sayısı nüfus ile neredeyse eşit). İyi de, köpek de en az bebek kadar masraflı. Olsun! O kadar kusur kadı kızında da bulunur. Kazara doğursa bile anneliği sevmemiş ve severek annelik yapmamış (Bunun yanında doğum yapamadığı halde harika annelik yapanlar da var). Annelik yapmadığı için duyguları gelişmemiş, ufku gelişmemiş, hayat tecrübesi gelişmemiş, bilgelik dersen sıfır. Ama olsun; onun köpeği ve bir de mesaili işi var. O kendini tüm annelere hava atma makamında görüyor. İşte buraya yazıyorum: Cenneti annelerin ayakları altına seren İslam kadını aşağılamadı. Fakat cenneti dünyada arayan tek dünyalı modernler gözümüzün içine baka baka anneliği aşağılıyorlar. Üstelik her birini bir ana doğurduğu halde. Ne kadar ayıp! Ne kadar küstah! Ne kadar saçma!” * Tüm bunların yanında ‘Er ricâlu qavvâmûne ‘alennisâi bimâ feddalallahu ba’dehum ‘alâ ba’din ve bimâ enfeqû min emvâlihim’ (Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudur.) âyetini de baz alırsak Gültekin Avcı’nın ‘Kıyamet Kadınları’ adlı kitâbını yazmadaki meramını çok iyi anlatan şu sözlerine katılmamak elde değildir: “Kadınla erkek arasında şu hüküm geçerlidir: Kadın hâkim oldukça alçalan, ram oldukça yükselen bir varlıktır. Sahiblenilme ve ram olma duygusu ile yaratılan bir varlığı hâkimiyete sevk etmek anarşiye sebebiyet verir. Neticede erkek ve kadının tefessüh etmesini intac eder. Toplum yozlaşır. Yaşadığımız facia budur.” * Pekiyi, yaşadığımız faciayı kim oluşturdu?.. * II.Cihan Harbi sırasında Almanlar, Paris’i işgal ettiklerinde Alman subayları girdikleri bir evde karşılarında ‘1936-39 İspanya iç savaşı’nı ve ‘hayvanî duyguların coşkusu’nu, ‘savaşın vahşeti’ni çok iyi anlattığı söylenen ünlü ‘Guernica’ tablosu ve tablonun başında da oturan birini görürler. “Bunu kim yaptı?” diye sorarlar. Karşılarındaki kişi Picasso’dur ve verdiği cevab ilginçtir: “Siz” * Suçu ona buna atmak yerine ‘en güzel tenkidin ayna karşısında yapılacağı’nı bilerekten işe kendimizi sorgulayarak başlayabiliriz.. * Evet, biz Müslümanlar ‘Medîne-i Fâzıla’yı oluşturmak ve kadının cemiyetimizdeki yozlaşmasını, kadınlıktan çıkan bir yaratık hâline gelmesini önleyebilmek için neler yapmaktayız/yapacağız?.. Âdem İNCE
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14
![]() Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Yazi Cok uzun fakat mükemmel yazilmis Zamani olan kardeslerimize Muhakkak okumalarini tavsiye ederim
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin) |
|
|
![]() |
| Etiket |
| alçalır, beşer, elbette, kadin, kadın, olursa, sefîl |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|