|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,931 | Üyeler: 10,668 | Online: 217 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| TARTIŞ-YORUM Usul ve Kaideler Çerçevesinde HODRİ MEYDAN Dediğiniz Konuları Paylaşalım... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,284
9,034 mesajına 19,475 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Sayın Eygi oturduğu yerden ahkam kesmeyi bırakmalı artık! Sayın Şevket Eygi “Din hizmetlerinin paraya endeksli olması” başlıklı makalesinde o her zamanki bilinen ve artık bıkkınlık veren uslübu ile hiç bir kural tanımadan yine iftiralarına devam etmiştir. Galatasaray lisesi mezunu Eygi, Müslümanları küçük gören, onlara tepeden bakan ve kibir kokan yazısında yine Diyanet’i, imamları ve modern çağın gereklerine en uygun şekilde hareket ederek, hem İslam’a hem de ülkeye hizmet eden bazı cemaatleri hedef almaktan ve onlara dil uzatmaktan kaçınmamıştır. Sadece onlara değil, İslam için hizmet etmiş ve bu uğurda pek çok mücadeleler vermiş Mehmet Akif ERSOY’un yakın arkadaşları olan kimselere de mesnetsiz şekilde dil uzatmaktan ve onlara “farmason” demekten de çekinmemiştir. Dedikoduları gerçekmiş gibi sunmaktan ve aslı esası olmayan rivayetlere sarılarak inanan kardeşlerini rencide sakınmamış ve bunda da hiç bir beis görmemiştir. O, tribünlere oynamanın verdiği zevkle haklı çıkmak ya da görünmek için her türlü yolu mübah görmüş ve etrafına karalar çalmaya devam etmiştir. Sıkıştığında “ben genel ifadeler kullandım kimseyi kast etmedim” gibi bir şark kurnazlığının arkasına sığınarak ve alaycı bir edayla, İslam’a farklı tarzlarda ve alanlarda hizmet eden din kardeşlerini ve onların yaptıklarını küçümsemek gibi bir hokkabazlığı göstermekten imtina etmemiştir. Nitekim o makalesinde şöyle demektedir: “Bu on dört asır boyunca Ümmet içinde (Peygamber zamanı dahil) münafıklar, riyakârlar, dıştan Müslüman görünen, gerçekte ise kafir olan İslâm'ı sinsice yıkmaya çalışan hainler bulunmuştur.” Eyginin bu tespiti doğru olmakla beraber bir gerçek daha vardır ki onun da ifade edilmesi gerekmektedir. Elbette İslam’ı sinsice yıkmaya çalışan, ama kendisinin de gerçek İslam alimi olduğunu zanneden, müslümanlara hep tepeden bakan, unu ve tuzu kuru, koltuğuna oturup ahkam kesen ve etrafına nutuklar yağdıran, aynı nakaratları yıllar boyu tekrarlayan ve bu zamana kadar da somut hiç bir hizmet üretmemiş olan nice zavallılar da hep olagelmiştir. Öte yandan şunu belirtelim ki, din hizmetlerini engellemeye çalışmanın yollarından birisi de bazen şu olabilmektedir. Bazı kimseler, Hz. Peygamberi ve onunla birlikte canları ve mallarıyla hizmet eden Ashab-ı Güzinin bu hizmetlerini para karşılığında yapmadıkları söylemekte ve bu yarım doğru ifadelerin arkasına sığınarak din gönüllülerine saldırmaya devam etmekte ve bunu da kendilerince bir marifet zannetmektedirler. İlk bakışta kulağa hoş gelen bu tür ifade tarzları, aslında gerçeklerle kesinlikle örtüşmemektedir. Zira o dönemlerde ganimetlerden alınan payların dağıtımında yaşananları kendilerinin biraz okuması, anlaması, düşünmesi, özümsemesi ve ondan sonra yazıp konuşmaya başlaması çok daha uygun olacaktır. Ehl-i Beyt ve Selef-i Sâlihînin din yolunda ihlasla, sırf Allah rızası için çalıştıklarını söyleyen Eygi’nin bugün din hizmetlerin yürütülebilmesinde maddi kaynağın ve desteğin şart olduğunu unutarak ve hiçbir makul ve mantıklı öneri getirmeksizin, sadece karalamalarda bulunması son derece talihsiz,seviyesiz ve düzeysiz yaklaşımlardır. Bu tür popülist söylemlerle bazılarını bir yere kadar kandırabilirsiniz. Ama herkesi, her zaman kandırmanız mümkün olamayacaktır. Zira aklı başında olanlar konu ile ilgili sizden somut öneriler bekleyeceklerdir. Sadece muhalefet eden ama ciddi hiçbir öneri sunamayanların hali her dönemde ortadadır. Kandırabildikleri ile yollarına devam etmekte ve iyi şeyler yaptıklarına da kendilerini bile inandırmayı başarabilmektedirler. Oysa durum çok farklıdır. Din hizmetlerinin ifası karşılığında imamların maaş alıp almadıkları hususunda ecdadımız Osmanlı dönemine bir bakalım. Kaynaklar bizlere şunları söylemektedir: “Osmanlı Devleti’nde imam-hatipler, Müslüman topluma hizmet veren kadrolar arasında büyük bir çoğunluk oluşturuyordu. Padişah beratı ile göreve atanıyor ve kamu görevlisi sayılıyorlardı. Bunların maaş ve ücretleri başlangıçta vakıflar tarafından ödeniyordu. Zamanla maddi yükün artması üzerine yeni kaynaklar aranmış ve giderek merkezi idarenin maaş tahsis etmesi zorunlu hale gelmişti. Böylece Tanzimat dönemine kadar imam-hatip hem devleti temsil etmiş hem de mahallenin önde gelen yetkilisi ve sorumlusu kabul edilmişti. Hatta resmî kayıtlarda bulundukları yer ve çevredeki “kadıların"(hakimlerin) tabii yardımcıları sayılmışlardı.” Evet, o dönemde de imamların devletten maaş aldıkları görülmektedir. Diyanet’e düşünmeksizin karşı çıkanların Avrupa’daki Türklerin yaptıkları ve yaşatmaya çalıştıkları camilere yakından bakmaları gerekmektedir. O kamplaşmayı, gruplaşmayı ve her grubun kendisine ait camilerini yakından gören aklı başında birinin Diyanet’e dil uzatmaktan vazgeçmesi ve sonuna kadar doğruların yanında yer alması aklın ve mantığın gereğidir. Diğer taraftan imamlara ve Diyanet’e saygısızlık yapmakta ısrar eden Sayın Eygi bunları söylerken, bu konuları derinlemesine analiz etmiş ve gerçeğin yanında yer almakta da terddüt etmemiş dürüst bir İslam aydını bakınız neler söylemektedir: “Nizamü’l-atik yazarı Ömer Faruk Efendi şöyle demektedir: “İmamlara tazim ve hürmet onların zatından dolayı değil, kalblerinde taşıdıkları Kur’an-ı Kerime hürmet ve saygı nedeniyledir. Dolayısıyla imama saygı duymak, inancımızın ve kültürümüzün bir gereğidir” Antikalar arasında yaşamalarına ve dünyaya düşkünlüklerine rağmen, inancını ve kültürünü unutanlar, imamlara ve diyanete dil uzatanlar çok büyük yanlış yapmaktadırlar. Bakınız Osmanlı ordusunda çalışmış Liman Von Sanders (1855-1929) isimli bir Alman Generali “Türkiye’de Beş Sene” isimli eserinde imamlar hakkında şu değerlendirmelerde bulunmakta ve şöyle demektedir: “Türkler, dindar, bilhassa gelenekçi idiler. Din adamlarının her tabaka ve seviyeden insanlar üzerinde büyük tesirleri vardı. Bu hasleti bilen kumandanlar ferdi feragat ve serdengeçtilik isteyen muharebe safhalarında, din adamlarının telkinlerinden en geniş manada istifade ediyorlardı. Bu din adamları ağırbaşlı oldukları kadar şefkatli, hal ve tavırları ile saygı değer ve güvenilir insanlardı. Onları en buhranlı anlarda bile kötümser bulmadım”. (Mehmed Akif Külliyatı, cilt,10, s 333) Görüldüğü üzere bir Alman genereli bile imamlara değer verip, saygı ile onları anarken ve haklarını teslim ederken, Sayın Eygi’nin Von Sanders kadar bile olamayarak hep imamlara ve Diyanet’e saldırması gerçekten hayret verici ve düşündürücüdür. Bu itibarla kendilerini akla, izana ve insafa davet ediyoruz. Bu yaklaşımını devam ettirdiği sürece biz de onun hatalarını ve yanlışlarını ortaya koymaya ve imamların hak ve hukukunu korumaya ve savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz. İftira atmayı alışkanlık haline getiren sayın Eygi'nin daha önceki iftiralarına Diyanet'in verdigi cevap için lutfen tıklayınız... Kamuoyuna saygıyla duyurulur. WWW.DİYANETHABERLER.COM |
|
|
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,284
9,034 mesajına 19,475 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Eygi köşesine çekilmeli ve vebal altında kalmamalı! Sayın Eygi artık köşesine çekilmeli ve daha fazla vebal altında kalmamalıdır!Sayın Şevket Eygi “Din hizmetlerinin paraya endeksli olması” başlıklı mezkur makalesinde aynı usanç veren uslübu ile ve yine hiç bir kanun ve kural tanımadan iftiralarına devam etmiştir. Kendilerine şu ayetleri hatırlatmamız bir kez daha farz olmuştur. - "Ey inananlar! Eğer fasık biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz!" (Hucurat, 49/6) - "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur." (İsra, 17/36) “Ticaretin en kötüsü imanı, İslâm'ı, Kur'ânı, mukaddesatı dünyevî ve nefsanî menfaatlere ve ihtiraslara âlet etmektir” diyen sayın Eygi’nin kendisinin de yıllardır bu değerler üzerinden yazılar yazdığı, gazeteler çıkarıp paralar kazandığı, insanların ilgisini üzerine çekmek için uğraştığı, sürekli gündemde kalmaya çabaladığı, gerçeği açıklamak yerine genel ifadeleri tercih edip masum kimseleri toptan karaladığı ve küçük düşürdüğü ifade edilebilir. Zira kendileri, geçen yıl köşesinde yazdıkları buna benzer iftiralar nedeniyle, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelen tekzip yazısını yayınlamak zorunda kalmış olmalarına rağmen, hala aynı şeyleri bıkıp usanmadan tekrarlamaktadırlar. (Konu ile ilgili tekzibi okumak için lütfen tıklayınız) Kendileri, yine büyük müctehid edaları ile lütfetmişler de din görevlilerinin maaş almalarına ruhsat ve fetva verildiğini şöyle beyan buyurmuşlardır(!): “Müteehhirin ulema zaruret olduğu için imamların, müezzinlerin, müftülerin, vaizlerin, din dersi hocalarının geçinmelerini temin etmeleri için ücret ve maaş almalarına ruhsat ve fetva vermiştir. Ancak bu bir ruhsat ve fetvadır. Azimet yolu bu değildir.” Peki soralım öyleyse, bu hizmeti yapan insanlar azimeti seçip hiç maaş almayacaklarsa ne ile geçineceklerdir? Barınma beslenme, sağlık giderlerini ne ile karşılayacaklardır? Çocuklarını nasıl okutacaklardır? Kime el açıp yalvaracaklardır? İmamları böyle bir zillete duçar etmek ne kadar doğrudur? Bu bir basiretsizlik olarak değerlendirilebilir mi? Böyle bir teklif, İslam’ı temsil konumundaki imamların ve de İslam’ın onuruna halel getirmek anlamına gelmez mi? Bu davranış, din hizmetlerinin yürütülmesi için çözüm önerileri sunmak yerine, yarım asırdır aynı nakaratları tekrarlayarak gençlerin kafasını karıştırmak ve bulundırmak olarak görülebilir mi? Kendilerinin somut önerileri sunması ve karanlığa küfretmekten artık vazgeçmesi gerekmez mi? Nerededir kendilerinin teklifleri? “Zamanımızda tam bir ihlasla, garazsız ivazsız, ücretsiz maaşsız imana, İslâm'a, Kur'âna, Şeriata, mukaddesata hizmet eden gerçek alimleri, gerçek fakihleri, gerçek müfessirleri, gerçek muhaddisleri, gerçek mürşidleri, gerçek mübelliği ve dâileri min gayri haddin tebrik ediyorum. Lütuf buyursunlar, bizleri hayırlı (ve inşaallah makbul) dualarına dahil etsinler” diyerek kendilerini tarif ettiklerini düşünseler ve zannetseler de, Ömer Nasuhi Bilmen gibi bir Diyanet İşleri Başkanı’na özel kalem müdürlüğü yaptığı o günleri kendilerine buradan hatırlatmamız ve okuyucularını bu konu hakkında bilgilendirmemiz şart olmuştur. Bu bilgi, eğer anlarlarsa kendi hayranlarına onun hakkında yeterince fikir verebilecektir sanırız. Acaba sayın Eygi, o günlerde Diyanet’ten maaş alıp almadıklarını köşelerinden açıkça söyleyebilecekler midir? Biz bu açıklamayı kendilerinden beklemekteyiz ve bu konunun da takipçisi olacağız. Tekrar ifade ediyoruz, acaba kendileri Ömer Nasuhi Bilmen Diyanet İşleri Başkanı iken, onun özel kalem müdürlüğü görevini yapmış mıdır? Kamuoyu bu sorunun cevabını merakla beklemektedir! Kendileri: “din, iman, Kur'ân, mukaddesat, dinî hizmetler bazıları tarafından zenginleşmeye, voli ve vurgun vurmaya âlet edilmektedir. Kur'ân tercüme, meal ve tefsiri işi çok kârlı bir ticaret haline dönüştürülmüştür” diyerek ülkenin artan nüfusunu ve yaşanan gelişmeleri idrak etmekte zorlanmakta, hala geçmişi körü körüne inatla savunmaktadır. Kendileri “Kur’an’ın meal ve tefsirleri artıyor, insanlar artık dinlerini öğrenmeye gayret ediyorlar” diye sevineceği yerde, tam tersine meseleye hep parasal açıdan bakmaktadır. Neden acaba? Bu tür durumlarda psikologlar genellikle meseleyi çok rahatlıkla çözmekte ve bu tür yazılar çiziktirenlerin ruh dünyalarını çok iyi analiz etmektedirler. Yani; sürekli paradan bahsedenlerin, telif ücretlerini gündeme getirenlerin bir dertlerinin olduğu düşünülebilir. Bu tür kimselerin gerçek maksatlarının ve niyetlerinin yazdıklarından ve söylediklerinden çok rahat anlaşılacağını ifade eden psikologları buradan saygı ile selamlıyoruz. Kendileri: “dinî hizmetler sahası bir "sektöre" dönüştürülmüştür. Bazıları din, iman, Kur'ân, İslâm ticaretiyle Karun gibi zengin olmuştur İçinde vahim yanlışlar olan bir meal için devlet bütçesinden üç yüz bin dolar ödenmiştir.” derken tamamen gıybet, dedikodu, nemime ve koğuculuk eseri olan bu tür ifadelerin arkasına sığınmaktadır. Burada sayın Eygi’ye sadece Sevgili Peygamberimizin şu hadisini hatırlatmak gerekmektedir: "Kişiye yalan olarak her işittiğini söylemesi yeter!" (Müslim, Mukaddime, 3). Sayın Eygi kanaatimizce bu iddiasını ispatlayamadığı takdirde bir müfteri olarak tarih sahnesindeki yerini alacak ve öyle anılacaklardır. Bize göre elindeki belgeleri bir an önce Yargıya teslim etmeli ve yapılan bir adaletsizlik varsa bunun hesabını mutlaka yargı önünde sormalıdır. Yoksa kalemini bir kenara koyup geri kalan ömrünü tevbe ve istiğfarla geçirmelidir. Umulur ki affedilebilir. Yine o: “büyük paralar mukabilinde Cemaleddin Afganî, Muhammed Abduh ve Reşid Rıza ve benzerleri Farmasonların reklamı yaptırılmıştır” derken eğer elinde ciddi deliller varsa bunları da ortaya koymalıdır. Mehmet Akif ERSOY’un saygıdeğer dava arkadaşlarını bu şekilde karalamak son derece yanlıştır. Onların İslam’a nasıl hizmet ettiklerine tarih bizzat şahitlik etmiştir. Yazdıkları eserleri ortadadır. Ya onlar hakkında bu iftiraları atanların hali nice olacaktır? Dolayısıyla böyle bir şey bildiğini iddia eden kimsenin, onların farmason olduklarına dair delil ve karine getirmesi elzemdir. Delilsiz konuşanların kimler olduğunu ise artık akl-ı selim sahiplerinin anlaması, doğru ve haklı olanın yanında yer alması ve sitemize küfür dolu mesajlarla saldırmaması gerekmektedir. “İş o hale gelmiştir ki, İslâm'ı, Kur'ânı, Hz. Peygamberi red, inkâr ve tekzib eden müannid kafirlerin ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğu ısrarla iddia edilmektedir”diyen birisinin Kur’an’ı hiç bilmediği anlaşılmaktadır. Zira yüce Allah iki peygamberi Hz. Musa ve Hz. Harun’a birden şöyle seslenmektedir. “İkiniz birlikte doğruca Firavun'a gidin; çünkü o gerçekten her türlü ölçüyü aşmış bulunuyor! Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Taha, 20/43-44) Dikkat ediniz! Firavun’a bile iki peygamberini birden gönderen yüce Allah, Firavun’un o kadar azgınlığına rağmen hala aklını kullanıp öğüt alma ihtimalinden bahsetmektedir. Bu ayet ortada iken, ne kadar inkarcı ve inatçı olursa olsun herkesin ölmeden önce tevbe etme ve imana gelme imkan ve ihtimali mevcutken, birilerine ne oluyor da kendilerini Rabb’in yerine koyarak, gayri müslimler hakkında bu kadar çabuk ve acele karar veriyor ve bu insanları hemen cehenneme sokmak gibi büyük bir gafletin içine düşebiliyorlar?!! Onlara bu yetkiyi kim vermiştir? Onlar bu yetkiyi nereden ve nasıl alabilmişlerdir? Kur’an’a baktığımızda onlara böyle bir yetkinin verilmesinin söz konusu bile olmadığı anlaşılmaktadır... Bu itibarla, Kur’an’ı henüz anlamaktan aciz olanların, ehl-i icabeti dışlamaktan ve kendilerini dev aynasında görmekten vazgeçmeleri gerekmektedir. Kim bilir belki bir gün bu insanlar da düşünüp akıllarını kullanacak, Kur’an’ı inceleyecek ve Müslüman olup cennete girebileceklerdir. Unutmamak lazım ki, hz. Ömer de iman etmeden önce bir kafirdi. Ama o aklını kullandı ve imanı seçti. Ama Ebu Cehil ise duygularının esiri olup, çevre baskı sonucu inkara yöneldi. Dolayısıyla başkalarını yargılamadan önce “ben dinim İslam’ı doğru tanıtmak için ne yaptım?” diye kendilerini sorgulamayanların ehl-i icabeti dışlamaları son derece yanlış, yakışıksız ve sakat bir durumdur. Ölmeden önce her inanç mensubunun kesinlikle tevbe etmeye hakları ve zamanları vardır. Ve bu insanlara İslam bu hakkı vermiştir. Tevbe edip imana gelme konusunda son karar onlarındır. Bu itibarla, bu insanlara son din İslam’ı doğru tanıtmak da biz müslümanların görevleri arasındadır. Bu insanlara bu şekilde saldırmak, yukarıdaki ayetleri anlamamak olacaktır ki, ilahlığını ilah eden Firavun’a bile peygamberlerini gönderen ve yumuşak söz söylemelerini tavsiye eden Kur’an’ın bu ayetlerine kulak vermeyip hala duygularının esiri olanları ve inkarı tercih edenleri sürekli dışlayıp onlarla konuşmayanların, diyalog kurup onlara dinlerini doğru tanıtmayanların içler acısı halleri ortadadır ve de çok ama çok üzüntü vericidir. Bu itibarla, biz bir kez daha Sayın Eygi’yi akla, izana, adalete, hakkaniyete ve insafa davet ediyoruz. Delilsiz ve mesnetsiz konuşmamaya ve yazmamaya çağırıyoruz. Biz hala kendisinin iyiliğini istiyoruz. Ancak bu yaklaşımını devam ettirdiği sürece biz de onun hatalarını ve yanlışlarını ortaya koymaya ve imamların ve Diyanet’in hak ve hukukunu korumaya ve savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. WWW.DİYANETHABERLER.COM |
|
|
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,284
9,034 mesajına 19,475 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Sayın Eygi artık bu yükü taşıyamamaktadır Sayın Şevket Eygi 11.12.2010 tarihli “Din hizmetlerinin paraya endeksli olması” başlıklı mezkur makalesinde aynı şekilde bıktıran, usandıran ve `illallah` dedirten uslübu ile ve hiç bir kanun, kural, ilke ve hukuk tanımadan iftiralarına devam etmekte ve şöyle demektedir: “Çeşitli Hıristiyan kiliseleri, Yahova Şahidleri, başka dinler ve ideolojiler kendi inanç ve görüşlerini yaymak için yüz milyonlarca kitap ve broşürü bedava dağıtırken, birkaç küçük istisnâ dışında İslâm camiasında böyle bir müjdeleme ve çağrı teşkilatı yoktur. Evet soruyorum: Biz de ve diğer İslâm ülkelerinde, Yahova Şahitleri teşkilatı gibi dinî yayın yapan ve bunları bedava dağıtan bir veya birkaç kurum var mıdır?” Bilindiği üzere kendileri 50 yıldır gazete köşelerinden ahkam kesen birisidir. Sayın Eygi uzun yıllar dini değerleri konu edinerek çıkardığı ve sattığı gazetelerden o dönemin şartlarında elde ettiği devasa gelirlerle bunu yaptı da, ona imamlar mı engel oldular? Diyanet mi ona zorluk çıkarttı? İsteseydi bu paralarla bu dediklerini pekala yapabilirdi. Yine kendisini dinleyenleri bu konuda ikna etmeyi başarabilirdi ve bir sivil toplum örgütü olarak “müjdeleme ve çağrı teşkilatı”nı kurabilirdi. Ama o bunu yapmak yerine sadece laf üretmekte ve din kardeşlerini suçlamakla yetinmektedir. Bunun adı ise ona göre emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker’dir. Nitekim o, halen bunu yapabilir ve önünde de hiç bir engel yoktur. Ancak kendileri hiç bir ciddi eser ortaya koyamadıkları halde, hizmetlerini kıtalara ve yüzlerce ülkeye yayan kimselere dil uzatmaktan ve iftiralar atmaktan hiç mi hiç çekinmemektedir. Oysa görülmektedir ki, bu da artık prim yapmamaktadır. Kendisi de sırf gündemde kalabilmek ve okunabilmek adına Diyanet’e, din hizmetlerine ve imamlara dil uzatmakla günü kurtarmaktadır. Biz bu durumu, içinde yüksek vicdanlı kimseleri de barındıran kamuoyumuzun takdirine havale ediyoruz. “Bırakın böyle faaliyetleri yapmak, bizde nice cemaat ve dinî grup zekatları Kur'ân'a ve Sünnete aykırı olarak toplayıp, aykırı olarak harcamakta, beş yıldızlı fısk, fücur ve günah merkezlerinde şaşaalı iftar ziyafetleri vermekte, bunlara papazları bile davet etmektedir.”diyen Eygi bununla bazı kimselerin başlatıp devam ettirdikleri diyalog toplantılarını ima etmekte ve de bu tarz bir üslup ile halkı tahrik etmeyi amaçlamaktadır. Oysa zorlama ve iftiralarla dolu bu yorumların ciddi hiç bir değerinin olmadığı görülmektedir ve hiç bir inandırıcılığı da yoktur. Kara çalmaktan ve kafa bulandırmaktan öte hiç bir anlam taşımamaktadır. Bu şekilde tevbe edilmeden ve bu kimselerle helalleşilmeden darı bekaya irtihali halinde hesabının ahirette zor olacağı ifade edilebilir. Bu dünyayı birlikte paylaştığımız insan kardeşlerimize karşı Kur’an’ın ve hz. Peygamber’in tavrı, yöntemi ve üslubu bilinmekteyken, ehl-i icabete tepeden bakan, onları küçümseyen, hakir ve değersiz gören ve imana gelme haklarına ipotek koyan bu tür yaklaşımların yüce dinimiz İslam ile hiç bir ilgi ve alakası yoktur. Bu, yanlış gelenekler sonucu yerleşmiş bir saplantı olup, bütün bunlar Kur’an’a ve Sahih Sünnet’e aykırı düşüncelerdir. “Dinî, imanî, Kur'ânî dâvet, müjdeleme ve uyarma hizmetleri paraya endekslenmiş olduğu için genelde bereketli ve feyizli olmuyor. Camilerimiz birer ilim, irfan, hikmet, İslâmî eğitim, irşad, dâvet, tebliğ merkezi olması gerekirken artık bir namaz kılma mekânı haline dönüşmüştür. İmamlar da namaz kılma memuru olmuştur..” Aziz milletimizin bıkıp usanmadan yıllardan beri yaptığı ve yaptırdığı onca hizmeti görmemekte ısrar eden ve hiçbir aslı astarı olmayan, tamamen gıybet, dedikodu, nemime, koğuculuk ve desiseye dayanan itham ve iftiraları sürdürmek yanlıştır. Bütün bunları emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker vazifesi olarak ilan etmek ise esef vericidir. Zira bilgi sahibi olunmadan emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker vazifesinin yapıldığı nerede görülmüştür? Zanna dayalı söylemlerle din kardeşine karalar çalmanın ve iftiralar savurmanın neresi iyiliğe çağrıdır? İşini yapmayan imamları eleştirmek yerine, toptan bir camiayı hedef almak ve bunu da emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker sanmak akıl karı olmasa gerektir. Somut öneriler sunamayan, ama sadece laf üretenlerin uzun vadede hiç bir kimse tarafından ciddiye alınmayacağı da anlaşılmaktadır. Tribünlere oynayan popülist söylemlere artık kimse kolay kolay inanmamaktadır ve bu tür palavra ve zırvalara muhakemesi yerinde olan kimselerin karnı artık toktur. Çözüm önerisi sunamayanların okunması, dinlenmesi, adam yerine konulması, takip edilmesi ve de onların iyi yerlere getirilebilmeleri artık geçmişte kalmıştır... “Diyanet'in bir devlet bütçesi kadar parası var. Bu parayla i'lâ-i kelimetullah yapılıyor mu? Dinden uzaklaşmış halkın ve gençliğin imanlarını kurtarma hizmeti ifa ediliyor mu?” Bunun da apaçık bir iftira olduğu görülmektedir. Yıllardır İslam’a hizmet eden onbinlerce imamın gayretlerinin yok sayılması ve onların bütün bu çabalarının değersizleştirilmesi ve töhmet altında bırakılmaları ciddi bir vebaldir. Genel ifadelerle karalar çalmak, yaşı kemale ermiş Eygi’ye ve benzerlerine hiç yakışmamaktadır. Kendileri bu attıkları iftiralar nedeniyle ahirette bütün bu imamlarla nasıl helalleşebileceklerdir? Maalesef sayın Eygi sadece kendisine ve takipçilerine yazık etmektedir. Bu itibarla, ona değer veren, onu dinleyen, seven ve yazmasına imkan sağlayanların aldıkları ve alacakları sorumluluğu düşünmelerinin vakti gelmiş olmalıdır. “Ülkemizde tam bir din hürriyeti olmasa bile yine de yeterli miktarda hürriyet var. Niçin İstanbul'da ve diğer şehirlermizde binlerce özel din eğitimi veren medreseler yok?” Sayın Eygi hala ‘medrese’ bekleyerek çağını ve dünyanın gittiği yönü doğru okuyamamaktadır. Artık devir değişmiştir ve buna göre gerekli değişimi yapamayanların geride kalıp yenilecekleri ve düşmanları tarafından tepelenecekleri aşikardır. İslam ülkeleri bu haldelerse bunun arkasında tam da böyle bir zihniyet yattığı içindir. Sanki her şey medrese ile tamam olacakmış gibi saf müslümanların temiz duyguları istismar edilmektedir. Oysa her konuda şekle değil, öze ve ruha bakmak ve işin en doğru ve güzel olanını yapmak gerekmektedir. “Paraya, ücrete, dünya nimetlerine, zenginliğe, riyâsete, benliğe, telif ücretine endeksli hizmet gerçek hizmet değil, yalancı ve sahte hizmettir. Bu gerçekleri Ümmet'in içinden birinin söylemesi gerekiyordu...” diyen Eygi ne kadar da yanlışlar yaptığını geçen sene Diyanet’in kendisine gönderdiği tekzip yazısını yayınlamak zorunda kaldığında anlamamıştı. Bugün de anlayacak gibi görünmemektedir ve hala iftiralar yağdırarak ahiretini de perişan etmektedir. Ama biz yine de onu toptan mahkum etmek yerine, onun yaptığı iyi şeyleri alkışlıyor, ama eleştirdiğimiz bu konularda bir kez daha tevbeye ve akl-ı selim ile düşünmeye davet ediyoruz. Ona yumuşak söz söylüyoruz. Ve son olarak, kendilerine Ömer bin Abdülaziz’in şu sözünü hatırlatmayı bir görev biliyoruz. “İlimsiz amel edenin yıktıkları, yaptıklarından çok daha fazladır” Özetle, Kur’an’ın ayetlerinden ve Sahih Sünnet’ten habersiz olan, işin şekil kısmını yapmayı marifet zanneden ve ilimsiz Ehl-i Sünnet müdafii kesilenlerin (iyi niyetle de olsa emri bil ma'ruf ve nehyi anıl münker vazifesi yaptıklarını zannederek) yapacağı hatalar onları vebalden kurtarmaya yetmeyecektir. Zira görünen köy kılavuz istememektedir. Bu tiplerin yazdıkları orta yerde durmaktadır ve bu gerçekleri birisinin bunlara hatırlatması gerekmektedir. Bu itibarla, muhterem Eygi’yi akla, izana, adalete, hakkaniyete ve insafa davet ediyoruz. Delilsiz ve mesnetsiz konuşmamaya ve yazmamaya çağırıyoruz. Biz hala kendisinin iyiliğini istiyoruz ve ona değer veriyoruz. Ancak bu yaklaşımını devam ettirdiği sürece, biz de onun hatalarını ve yanlışlarını seçici bir üslupla ortaya koymaya, imamların ve tüm din gönüllüsü kimselerin hak ve hukukunu korumaya ve savunmaya sonuna kadar devam edeceğimizi de buradan açıkça deklare ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DİYANETHABERLER.COM NOT: Değerli Okuyucularımız! Haberlerimizi alıntılayıp yayınladığınız zaman, sitemizi kaynak olarak göstermek istediğinizde lütfen biraz daha dikkatli olalım. Biz diyanethaberler.com'uz. Başkaları ile karıştırmamanızı sizlerden istirham ediyoruz.Diyanet ya da Diyanethaber ile karıştırmayacağınızı umuyor selam ve saygılarımızı sunuyoruz. Teşekkürler... Diyanethaberler.com |
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5088
Mesajlar : 16,313
Teşekkürleri: 24,284
9,034 mesajına 19,475 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Bu da ilgili 11/12/2010 tarihli yazı ; Dinî Hizmetlerin Paraya Endeksli Olması PEYGAMBER sallallahu aleyhi ve sellem İslâm'ı, Kur'ânı, doğru yolu, ilahî dâveti para, ücret, maaş, dünyevî ve nefsanî karşılık için tebliğ edip yaymadı. Ona iman eden, onu destekleyen, onunla birlikte canları ve mallarıyla hizmet eden Ashab-ı Güzin de (radiyallahu anhüm ecmaîn) hizmetlerini para karşılığında yapmadılar. Ehl-i Beyt ve Selef-i Sâlihîn de din yolunda ihlasla, sırf Allah rızası için çalıştılar. Her devirde var olan ve hizmet eden gerçek ulema, gerçek fakihler, gerçek mücâhidler, gerçek şüyûh, gerçek mürşidler de din, iman, Kur'ân hizmetlerini ücret karşılığında yapmadılar. Bu din, ücretsiz hizmet eden gerçek ulema, gerçek fukaha, gerçek şeyhler ve mürşidler ile bugüne gelmiştir. Bu on dört asır boyunca Ümmet içinde (Peygamber zamanı dahil) münafıklar, riyakârlar, dıştan Müslüman görünen, gerçekte ise kafir olan İslâm'ı sinsice yıkmaya çalışan hainler bulunmuştur. Gerçek ve muhlis ulemanın paralelinde dünyacı kötü alimler de olagelmiştir. Tarih boyunca ve bilhassa zamanımızda Din-i Mübîn-i İslâm'a en büyük zararı dünyacı kötü alimler vermiş, en büyük darbeyi onlar vurmuştur. Ticaretin en kötüsü imanı, İslâm'ı, Kur'ânı, mukaddesatı dünyevî ve nefsanî menfaatlere ve ihtiraslara âlet etmektir. Bu memlekette daha yakın zamanlara kadar, kitapçıdan Mushaf satın alırken, İslâmî edeb ve terbiye gereğince, "Bu mushafın fiyatı kaç lira?" diye sorulmaz, "Bu mushafın hediyesi kaç lira?" diye sorulurdu. Eski büyük alimler, müctehid imamlar, her asırda bir gelen müceddidler, ulema, fukaha, müfessirler, muhaddisler, tarikat şeyhleri, kâmil mürşidler, mübelliğler, İslâm dâileri, Resulullah Efendimizin (salat ve selam olsun ona) sünnetine uyarak, yolundan ve izinden giderek ücretsiz hizmet etmişlerdir. İslâm'ın temel kuralı şudur: Hizmetler ücretsiz yapılır. Bu kuralın istisnaları var mıdır?.. Vardır: Müteehhirin ulema zaruret olduğu için imamların, müezzinlerin, müftülerin, vaizlerin, din dersi hocalarının geçinmelerini temin etmeleri için ücret ve maaş almalarına ruhsat ve fetva vermiştir. Ancak bu bir ruhsat ve fetvadır. Azimet yolu bu değildir. Yakın tarihimizde Bediüzzaman Said Nursî gibi din iman hizmetkârları ücret ve maaş almamışlar, hattâ çok samimi olmadıkları kimselerden küçük bir hediye bile kabul etmemişlerdir. Zamanımızda tam bir ihlasla, garazsız ivazsız, ücretsiz maaşsız imana, İslâm'a, Kur'âna, Şeriata, mukaddesata hizmet eden gerçek alimleri, gerçek fakihleri, gerçek müfessirleri, gerçek muhaddisleri, gerçek mürşidleri, gerçek mübelliği ve dâileri min gayri haddin tebrik ediyorum. Lütuf buyursunlar, bizleri hayırlı (ve inşaallah makbul) dualarına dahil etsinler. Âhir zaman olan şu yaşadığımız çağda din konusunda çok büyük bid'atler, yolsuzluklar, aykırılıklar görülmektedir. Bazılarını sayayım: (1) Din, iman, Kur'ân, mukaddesat, dinî hizmetler bazıları tarafından zenginleşmeye, voli ve vurgun vurmaya âlet edilmektedir. (2) Kur'ân tercüme, meal ve tefsiri işi çok kârlı bir ticaret haline dönüştürülmüştür. (3) Para karşılığında bozuk mezheplerin, bid'at cereyanlarının, sapıklıkların propagandası yapılmaktadır. (4) Ulvî olan din, süflî olan siyasete, siyasî ve nefsanî ihtiraslara alet edilmektedir. (5) Dinî hizmetler sahası bir "sektöre" dönüştürülmüştür. (6) İçinde vahim yanlışlar olan bir meal için devlet bütçesinden üç yüz bin dolar ödenmiştir. (7) Büyük paralar mukabilinde Cemaleddin Afganî, Muhammed Abduh ve Reşid Rıza ve benzerleri Farmasonların reklamı yaptırılmıştır. İş o hale gelmiştir ki, İslâm'ı, Kur'ânı, Hz. Peygamberi red, inkâr ve tekzib eden müannid kafirlerin ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğu ısrarla iddia edilmektedir. Bazıları din, iman, Kur'ân, İslâm ticaretiyle Karun gibi zengin olmuştur. Çeşitli Hıristiyan kiliseleri, Yahova Şahidleri, başka dinler ve ideolojiler kendi inanç ve görüşlerini yaymak için yüz milyonlarca kitap ve broşürü bedava dağıtırken, birkaç küçük istisnâ dışında İslâm camiasında böyle bir müjdeleme ve çağrı teşkilatı yoktur. Evet soruyorum: Biz de ve diğer İslâm ülkelerinde, Yahova Şahitleri teşkilatı gibi dinî yayın yapan ve bunları bedava dağıtan bir veya birkaç kurum var mıdır? Bırakın böyle faaliyetleri yapmak, bizde nice cemaat ve dinî grup zekatları Kur'ân'a ve Sünnete aykırı olarak toplayıp, aykırı olarak harcamakta, beş yıldızlı fısk, fücur ve günah merkezlerinde şaşaalı iftar ziyafetleri vermekte, bunlara papazları bile davet etmektedir. Dinî, imanî, Kur'ânî dâvet, müjdeleme ve uyarma hizmetleri paraya endekslenmiş olduğu için genelde bereketli ve feyizli olmuyor. Camilerimiz birer ilim, irfan, hikmet, İslâmî eğitim, irşad, dâvet, tebliğ merkezi olması gerekirken artık bir namaz kılma mekânı haline dönüşmüştür. İmamlar da namaz kılma memuru olmuştur... Diyanet'in bir devlet bütçesi kadar parası var. Bu parayla i'lâ-i kelimetullah yapılıyor mu? Dinden uzaklaşmış halkın ve gençliğin imanlarını kurtarma hizmeti ifa ediliyor mu? Ülkemizde tam bir din hürriyeti olmasa bile yine de yeterli miktarda hürriyet var. Niçin İstanbul'da ve diğer şehirlermizde binlerce özel din eğitimi veren medreseler yok? Bozuk düzen veya sistemin çarklarına kapılmışız, yuvarlanıp gidiyoruz. Dinî hizmetler sahasında Peygamber, Ashab, Selef, gerçek ulema ve fukaha, gerçek müfessirler ve muhaddisler, gerçek şeyhler ve mürşidler gibi ihlasla çalışmadıkça bizim için izzet, necat, kurtuluş, hürleşme olmayacaktır. Paraya, ücrete, dünya nimetlerine, zenginliğe, riyâsete, benliğe, telif ücretine endeksli hizmet gerçek hizmet değil, yalancı ve sahte hizmettir. Bu gerçekleri Ümmet'in içinden birinin söylemesi gerekiyordu... Milli Gazete |
|
|
![]() |
| Etiket |
| diyanet, eygi, mehmet, Şevket |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Mehmet Şevket Eygi'den Adnan Oktar'a Cevap | el-Kevserî | TARTIŞ-YORUM | 12 | 16.08.10 03:28 |
| Mehmet Şevket Eygi | el-Kevserî | BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI | 17 | 25.07.09 11:33 |
| Hadis projesi Dış Güçlerin Mehmet Şevket Eygi, Diyanet'in hadis projesini iç ve dış g | sevgiliye sevdalı | M.Şevket Eygi | 0 | 25.05.09 12:20 |
| Mehmet Şevket Eygi Ayasofya’yı Unuttuk | sevgiliye sevdalı | M.Şevket Eygi | 0 | 12.09.08 17:08 |
| Bu Kitabı Mutlaka Alınız - Mehmet Şevket Eygi | Muttaki | M.Şevket Eygi | 1 | 07.09.08 12:22 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|