|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,931 | Üyeler: 10,668 | Online: 218 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| TARTIŞ-YORUM Usul ve Kaideler Çerçevesinde HODRİ MEYDAN Dediğiniz Konuları Paylaşalım... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Milli Nizam
Üye No : 132
Üyelik tarihi : 19-08-2008
Mesleği : http://gursunet.freehostia.com
Nereden : gursunet.freehostia.com
Konuları : 33
Mesajlar : 388
Teşekkürleri: 1
111 mesajına 259 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 21.04.09
Durumu : Status: Offline
|
dedelerimizden kalma bir tabir var,diyorki eğri oturacaksın ama doğru konuşacaksın... yani aslında şöyle demeye getiriyor,günahkar olsanda doğru inanacaksın,amelin fiilin yanlış olsada doğru olanı dil ile ve kalben ikrar edeceksin... bu bağlamda islamıda iman ve amel şeklinde ikiye ayırabiliriz.islamın inanç esasları imana,davranışlarımız ise amel mevzuna girer... bunlar birbirinden farklı şeyler olsada,birbirleriyle yakından ve derinden alakalıdır, bunların birbiriyle alakasına dair en güzel söz hz ömerin söylediği şu sözdür.. eğer inandığınız gibi yaşamıyorsanız,yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız... ne demek istiyor? davranışların,ve inandıkların birbiriyle tezat halinde olursa,bu handikaptan ancak ya inandığın gibi davranmaya yada davrandığın gibi inanmaya başladığında kurtulursun diyor... misalen.. eğer zina ediyorsan,ve sen zinanın büyük bir günah olduğunu biliyorsan,ancak zina yapmakdanda bir türlü vazgeçmiyorsan,önceleri belkide utanarak sıkılarak işlediğin bu fiili bir zaman sonra kanıksayacak,olağan bir durummuş gibi algılayacaksın... zina ettiğin için bir zaman sonra zinanın meşruluğunada inanacaksın,hatta onu kendi ellerinle meşrulaştırmaya çalışacaksın.. işte bu durum,seni zinayı savunmaya kadar itecek,böylelikle akiden (inanç esasların) yaşam tarzının baskısıyla değişmiş olacaktır.. yine misalen.. siz hiç faiz yemeyip ama faizin güzel olduğunu söyleyen birini gördünüzmü? yada faiz yemediği halde faizi savunan birini? göremessiniz çünkü davranışların reddettiği bir fiili kabullenmek onu dille ikrar etmek kolaydır.. oysa faiz yiyen bir adam hacıda olsa hocada olsa,beş vakit namazınada devam etse,faizden konuşmaya başladığında,kıpır kıpır olacak,faizi savunma gereği duyacaktır.. faizsiz hiçbirşeyin olmadığından faize bulaşmadan yaşanamayacağından,herşeyin faizli olduğundan bahsetmeye kalkacaktır,öyleki devletin geciktiği için senden cebren (zorla) aldığı faizi bile örnek gösterecek faizi vermeyenmi var diyecektir... sözün özü hacı amcamız faiz zıkkımlandığı için,sadece işkembesi pislikle dolmamış,kanada bulaşan pislik beyninede sirayet etmiş,onun inanç akidesinide bozmuş,akidesi bozulan hacı namazda kılsada aslında büyük bir küfre düşmüş.. onun ancak nasuhi bir şekilde tövbe ve istiğfara ve nikahını yenilemeye ihtiyacı vardır.. çünkü kuran ayetlerinden tek bir ayete muhalefet eden,aksini savunan,inkar eden,yahutta o ayeti kabul etmeyen kafirdir.hangi mezhebe bakarsanız bakın bu böyledir.. Ebu H ureyre RadıyALLAHu Anh'den rivayete göre Resûlullah SallALLAHu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: " (Mü'min) bir kul; bir hata yaptığı, bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir nokta, siyah bir iz vurulur, işlenir. Eğer kul (o hatayı, o günahı işlemekten) el çeker, kendini uzaklaştırır, istiğfar eder ve tevbe ederse kalbi (o iz pasından) cilalanır, parlatılır, (leke silinir.) Eğer (bunu yapmayarak günahı işlemeye) dönerse, hatalara devam ederse, o siyah nokta arttırılır, büyütülür. Öyle ki bütün kalbini kaplar, istilâ eder. İşte ALLAH Teâlâ'nın: "Hayır! (Gerçek öyle değil.) Bilâkis, onların kazanmakta oldukları, işleye geldikleri günahlar, haramlar kalplerini kirletmiş, paslandırmıştır." Ayet-i kerimesinde zikrettiği "Rân" budur." Bu Mutaffın suresi, 14. Ayet-i Kerime kafirler hakkındadır. Ancak mü'min kişi günah işlemek suretiyle kalbinin kararması ve günah işlemeye devam etmesi yüzünden kalbinin kararmasının fazlalaşması bakımından kâfirlere benzer. Hz. Peygamber SallALLAHu Aleyhi ve Selem bu ayet-i kerimeyi mü'minlere okumuş ki, mü'minler günahları çoğaltmaktan sakınsınlar ve kâfirlerin kalbleri karardığı gibi onların kalbleri de kararmasın. Bunun içindir ki: Günahlar küfrün postasıdır, denilmiştir böylece postanın sana getireceği şey küfürdür... Farzları terketmek, haramları işlemek neticesinde oluşan günahlar, üst üste gelerek kalbi körletir ve onu öldürür. Kul farzları terkeder, haramları işler, neticede günahlar kalbini kuşatır ve her tarafını kaplar. Kulun kalbi, insanın eline benzer. Kul, her günah işledikçe bir parmağı kapanır. Böylece günah işlemeye devam ettikçe bütün parmaklar kapanır ve üzeri mühürlenir . O kalpler, o günahları alışkanlık haline getire getire, pas tutmuş aynalar gibi körlenmiş, kararmıştır da artık göstermez olmuşlardır Demek ki bütün günahlar karanlıktır, kalbi karartır. Kalbte bu yeteneği oluşturan amellerden her birinin, bu yeteneğin oluşmasında bir katkısı vardır. "İnsan, her günah işledikçe kalbte siyah bir nokta oluşur, böyle böyle kalb kapkara olur." Oluşan yeteneklerin kimi kuvvetli, kimi zayıf olduğundan bu kararmanın da derecesi ayrı ayrıdır. Kimi günah kalbe reyn (pas, leke) olur, kimi kalbin üstünü mühürler, kimi de kalbi kilitler, kapatır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Harâiti] Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir. [Taberani] Hadika'da buyuruluyor ki: Haram işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır. Kendini ve müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. Peygamber efendimiz, (Günaha devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir. O, artık sevap işleyemez olur) buyuruyor. (Bezzar) İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. imamı rabbaninin şu cümlelerine bakarak,günah işleyen farzları yerine getirmeyen ve bunuda alışkanlık haline getirenlerin inanma sorunları vardır dersek ne lazım gelir? yine konuyu anlamanız açısından,namaz mevzu hakkında bir kaç hadis yazacağım buraya,namaz amel mevzusuna girsede,itikadı nasıl etkilediğine dair hadisler aşağıdadır... (Namaz kılmayanın dini yoktur.) [İbni Nasr] (Namazı kasten bırakanın ibadetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym] (Bizimle kâfir arasındaki fark namazdır. Namazı terk eden kâfir olur.) [Nesai] burdaki namaz hadislerinde namaz kılmayanların kafir olacağı yazıyor,ancak hanefi ve şafi mezhebinde büyük günahkardır,hanbeli mezhebinde ise namaz kılmayan kafirdir... ben ehli sünnetim diyen ise 4 mezhebin görüşünüde kabul etmiş ve onaylamış demektir... |
|
| Bu mesaj için gursunet kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz: | gazikentli (06.11.08), HüseyniSevda (06.11.08), Seida (06.11.08), Sükut-u Leyl (06.11.08), Yahya-EbuHafs (06.11.08), ŞÜHEDA (06.11.08) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 120
Üyelik tarihi : 16-08-2008
Mesleği : Muhasebe & Öğrenci
Nereden : Allah'tan!Nereye;Allah'a ...
Konuları : 462
Mesajlar : 4,950
Teşekkürleri: 4,039
2,495 mesajına 5,500 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : 29.12.10
Durumu : Status: Offline
|
İmanı Zayıflatan Ve İmansız Gitmeye Sebep Olan Haller;
1-Ehl-i sünnete uymayan bozuk i'tikat (inanış). 2-Amelsiz îman. 3-Niyette ve a'zâlarını kullanmakta doğruluktan ayrılmak. 4-Günahta ısrar ve devam etmek. 5-İslâm ni'metine şükrü terk etmek. 6-İmansız gitmekten korkmamak. 7-Haksız yere zulmetmek. 8-Sünnet üzere okunan ezana icabet etmemek. 9-Anne ve babasının dîne muhalif, dine aykırı olmayan sözlerini tutmamak. 10-Çok yemin etmek. 11-Namazda boş yere tâ'dîli erkânı terk etmek. 12-Namazın ciddiyetini takdir etmemek. 13-Haram olan içkileri içmek. 14-Müslümanlara,eza yermek (eziyet etmek). 15-Yalan yere evliyalık iddiasında bulunmak. 16-Günahını unutmak. 17-Kendisini beğenmek. 18-Kendisini çok âlim görmek. 19-Koğuculuk (dedikodu) etmek. 20-Haset etmek, yâni başkasındaki maddî veya manevî bir varlığı çekememek, istememek. 21-Şeriata muhalif olmayan yerde üstazına, hocasına muhalefet etmek. 22-Bir adamı tecrübe etmeden, iyidir veya kö*tüdür demek. 23-Devamlı yalan söylemek. 24-Din âlimlerinden kaçmak. 25-Erkeklerin ipekten elbise giymeleri. 26-Gıybette (dedikoduda) ısrar etmek. 27-Bıyıklarını kitaba uydurmamak. 28-Din ve islâm ahlâkına dil uzatan, mukaddesata hakaret eden, dini yıkmak isteyenlere sevgi beslemek. Ve dahi; Küçük günahta ısrar, büyük günaha yol açar. Büyük günahta ısrar, küfre götürür. Kenz-i fârisî risâlesi, fârisî bir fıkh kitabıdır.
__________________
GitMek güzeldir... Eğer gidilen sevgili ise;Üstelik En Sevgili ise... GitMek daha da güzeldir;Güzeldir,yeryüzünün bütün renklerini... bütün tatlarını..bütün seslerini..bütün iklimlerini..bütün sözlerini.. onları ''put'' belleyenlerin masasına atarak, Özlenen'e gitMek... Geride silinmeyecek ayak izleri bırakarak... Muştuyla... |
|
| Bu mesaj için gazikentli kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#3 |
|
Grubu : Misafir
Üye No :
Konuları : 227
Mesajlar : n/a
Son Aktivitesi : 01.01.70
Durumu :
|
Bizler mücdehid degiliz,dolayisiyla dini meseleleri kendi kafamiza göre anlayamayiz... Bunu baslikta yazdigin "günahta israr küfürdür" cümlesinden dolayi söylüyorum. Günahta israr imani tehlikeye sokar,küfre götürebilir ama günahkari kafir yapmaz. Bir kac hadisi kendi kafana göre anlayarak,hanbeli mezhebinden yola cikarak Ehli-Sünnet adina "günahta israr küfürdür" gibi genel bir "fetva" vermek cok yanlistir. Bunun icin Allah mücdehid alimler göndermistir,onlar bize nasil iman etmemiz,neyi nasil anlamamiz ve yasamamiz gerektigini bildirmistir... Mücdehid alimlerimizin günahkari ve günahta israr edenin kafir oldugunu aciklamamis....ama "Günahda ısrar küfürdür... " sözü resmen günahkari tekfir ediyor,günahkari kafir ediyor. Öncelikle mücdehid olabilmenin sartlarina bakalim: Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî hazretleri meşhûr “İzâle-tül-hafâ” kitâbında buyuruyor ki: Müctehid olmak için, fıkh bilgilerinin çoğunun, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden ve icmâ’dan ve kıyâsdan, edille-i tafsîliyyelerini bilmesi lâzımdır. Her hükmün delîlini bilmelidir. Delîle zann-ı kavî hâsıl etmelidir. Müctehid olabilmek için bu beş ilmde mütehassıs olmak şartdır: İlm-i kitâb-ı kırâet ile ilm-i tefsîr, ilm-i hadîs ki, her hadîsi senedleri ile bilmesi ve sahîhi, za’îfi hemen tanıması, üçüncüsü, ilm-i ekâvîl-i selefdir. Yanî her mes’ele için selef-i sâlihînin ne dediklerini bilmelidir ki, İcmâ’dan dışarıya çıkmasın.Bir mes’ele üzerinde iki başka kavil olmuş ise, kendisi bir üçüncü yola sapmasın. Dördüncüsü, ilm-i arabîyyet, ya’nî, lugât, nahv, mantık, beyân, me’ânî, belâgat ve sâir arabî ilmlerdir. Beşincisi, ilm-i turuk-ı istinbât ve vücûh-i tatbîk-i beynel-muhtelifeyndir. Böyle derin bir âlime müctehid denir. Böyle bir âlim, cüz’î mes’elelerden birinde çok düşünür. Buna benziyen her hükmü, delîlleri ile birlikde inceler. Muhakkak bilmelidir ki, Kur’ân-ı kerîmi tefsîr edebilmek için de, bu beş ilmde derin mütehassıs olmak lâzımdır. Bunlardan başka, âyet-i kerîmelerin sebeb-i nüzûlünü bildiren hadîs-i şerîfleri de bilmeli. Selef-i sâlihînin tefsîr için söylediklerini bilmeli, hâfızası, anlayışı çok kuvvetli olmalı. Âyet-i kerîmelerin siyâk, sibâk ve tevcihlerini ve benzeri şeyleri iyi anlamalıdır.” www.muhabbetullah.com sitesinden alintidir "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak; birisi hariç diğer hepsi Cehennem'de olacak" Oradakiler, hayretle: "O kurtulacak grup hangisidir Ya Rasulallah" diye sordular, Efendimiz (s.a.v): "Benim ve Ashabımın yolunda olanlar." buyurdu. (İbn-i Mace, Fiten:17 No: 3992 2/1322 Ebu Davud, Sünnet: 1 Na: 4596 2/608 Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned Na: 8404 3/229) Bu kurtulan fırkaya "Fırka-i Naciye" denir. Bu fırkanın bir diğer ismi de "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" fırkasıdır. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat İtikad ve amelde bütün hak mezheplerin buluştuğu nokta Kur'an ve sünnetin çizdiği noktadır. Bu mezheplerin bütün çabaları Allah’u Teala'nın ve Resulünün (s.a.v) muradını anlamak, anlatmak ve yaşamaktır. Ehl-i Sünnet anlayışını anlatırken Selef-i Salihini anlatmak gerekir, çünkü başlangıç noktasında bu düşünce vardır. Selef, Hz. Peygamber'e (s.a.v) en güzel şekilde uyan ilk nesle ve onları güzelce takip edenlere verilen genel bir isimdir. Selef akidesi itikadi mezheplerin ortaya çıkmasından önceki Müslümanların akidesidir. Yani Ashab-ı Kiram'ın ve Tabiun neslinin akidesidir. Bu mezhebin temel anlayışı, ayet ve hadislerin verdiği haberleri olduğu gibi kabul etmektir. Daha sonraları Müslümanların arasında İtikad alanında iki hak mezhep doğmuştur. Bunlar, Maturidiyye ile Eş'ariyye mezhepleridir. Maturidiyye ve Eş'ariyye mezhepleri Eh-i Sünnet inancını temsil etmektedir. (hanefi mezhebinden olanlarin itikatta mezhebi maturidiyeliktir. Maturidiyelik bir yenilik degil,imami azam Ebu hanifenin itikadi aciklamalarinin bir nevi tefsiridir,teferruatidir,aciklamasidir) Fıkıh ve İtikad alanında ortaya çıkan hak mezhepler Kur'an ve sünnet çizgisinden ayrılmazlar. Mezhep, yeni bir din değil, dinimizin itikat, ahlak ve terbiye alanında hizmet veren kuruluşlardır, dinin aslı nasılsa o şekilde bir anlayışla ifade edilmesidir. Hepsi ciddi bir ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. Hepsinin kaynağı Kur'an ve sünnettir. Bir Mü'min itikadını düşündüğü gibi, fıkhını ve ahlakını da düşünmek zorundadır. Çünkü her birisi diğerinin parçası ve tamamlayıcısıdır. Fıkıh insanın, hayatının her alanında lehindeki ve aleyhindekileri bilmesi demektir. Din; iman, ibadet ve güzel ahlaktan oluşmaktadır. İmanın sahih, makbul ve muteber olması için gerekli şartlardan bazilari: - İmandan bir hükmü reddetmemek: Küfrü gerektiren şeylerden kaçmak. - Dinî bir hükümde şüphe etmemek: Meselâ; “Acaba namaz farz mı, kumar haram mı?” diye şüphe etmemek. - Ehl-i sünnet vel cemaate uygun itikat etmek. Ehl-i sünnet olmak için gereken itikatlardan bazıları şunlardır: - Kendi imanından şüphe etmemek. - Ehl-i kıble’yi tekfir etmemek, yani namaz kılan Müslümana işlediği günahlardan dolayı kâfir dememek. Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, mânâsı çok açık olan kat’î bir delile zıt ise, küfür olur. Böyle bir kimse, namaz kılsa da, her ibâdeti yapsa da kâfir olur. - İbâdetler, imandan parça değildir. Yani ibâdet etmeyen ve günah işleyen mümine kâfir denmez. - Bugün için dört hak mezhepten birine uymak, mezhepsiz olmamak. Kaynak: R. Nâsıhîn - İtikâdnâme bu yazi www.aldananlar.org sitesindeki yazilardan faydalinarak hazirlanmistir Ehli Sünnet'in Şiarları Ehl-i sünnetin başlıca prensiplerinden birini İmâm-ı A‘zam hazretleri, Ehl-i sünneti şöyle bildirmiştir: Günah işleyenlere kâfir dememek Bu inanç ile Ehl-i sünnet diğer, sapık mezheplerden ayrılmaktadır. Bir Müslümanın “Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat” Olabilmesi İçin İnanması Gereken Konularin konumuzla ilgili olanlarinin bir kismi; - İyi ve fasık her müslümanın arkasında namaz kılmanın caiz (geçerli) olduğuna inanmak. Çünkü Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “İyi ve kötü herkesin arkasında namaz kılınız” buyurmuştur. (Beyhaki Sünen-i Kübra No: 6832 4/29, Darekutni: 2/57) Ayrıca ümmetin alimleri, tenkit ve inkar konusu yapmaksızın fasıkların, heva ve bid’at ehlinin arkasında namaz kılmışlardır. (Şerhu’l Akaid shf 240) Hatta İbn-i Ömer ve Enes ibn-i Malik (Radiyallahu Anhüma), zamanlarının en fasığı olan Haccac-ı Zalim’in ardında namaz kılmışlardır. Bu nedenle Seleften bazı kişilerin fasık ve bid’atçıların arkasında namaz kılmaktan Müslümanları menetmeleri kerahete hamledilir. Nitekim Mülteka şerhi “Mecmeu’l-Enhur” (Damat) kitabında: “Kölenin, Bedevinin, Körün, Fasıkın, Mübtedi’ (Bid’atçı) nın ve Veled-i zinanın imam olması mekruhtur, imam olmaları durumunda namaz caizdir” denilmiştir. - Kıble ehlini, işlediği günahı helâl saymadıkça küfre nisbet etmemek. Kıble ehli: İnanç esaslarını değişik şekillerde yorumlayan farklı itikadi mezheplere müntesip olan bütün Müslümanlardır. - İster iyi olsun, ister kötü olsun iman üzere ölen herkesin cenaze namazının kılınacağına inanmak. Çünkü Vasile ibn-i Eska’ (Radiyallahu Anh) dan rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadis-i şeriflerinde: “Her (müslüman) ölünün üzerine (cenaze) namaz (ını) kılın.” buyurmuştur. Hadis-i şerifteki ölüden maksat müslüman ölüsüdür. Buna göre cenaze namazı yalnız ibadet ehli olan kimselere mahsus olmayıp, kıble ehlinden olan her günahkâr müminin de cenaze namazı kılınır. - Büyük günah işleyen Müslümanlar tevbe etmeden ölseler dahi cehennem de ebedi olarak kalmayacaklarına inanmak. “Kim zerre kadar hayır işlerse, onu görecektir.” (Zilzal Suresi: 7) Kur’an-ı Kerim’de bu ve bu manada bir çok ayet-i kerime vardır. Mü’min olan bir kimsenin ne kadar günahı olsada imanı bulunduğuna göre mutlaka hayrı vardır. Zerre kadar hayır işleyen bunun sevabını göreceğinden o kişinin neticede mutlaka cennete gireceği muhakkaktır. Çünkü cehennemde kaldığı sürece imanının mükafatını görmesi imkansızdır. - Amelin imandan cüz olmadığına inanmak. Zira iman; Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Allah-u Teala’dan getirdiği zarûri ve kesin olarak bilinen şeylerin tamamına inanmaktır. Bu kavram, azlığı ve çokluğu kabul etmez. Dolayısıyla iman ne artar, ne eksilir. Bu tasdik kendisinde olana: “Mümin”, olmayana: “Kâfir” denir. İman iki rükün (temel) den ibarettir; 1- Kalb ile tasdik, 2- Dil ile ikrar. Kalb ile tasdik rükn-i asli’dir; dil ile ikrar ise rükn-i zaiddir. Rükn-i asil olan kalb ile tasdik hiç bir surette müminden düşmesi ihtimali bulunmayan bir rükündür. Rükn-i zait olan ikrar ise müminden düşmesi ihtimal dahilinde olan bir rükündür. Şöyleki; öldürülmekle veya bir uzvunun telef edilmesiyle veyahut şiddetli bir dayakla tehdit edilmesi durumunda dil ile ikrar düşebilir. Nitekim dilsiz hakkında da bu rükün düşünülemez. - Şirkin dışında büyük günah işlemenin mümini iman dairesinden çıkarmayacağına inanmak. Kaynak; Risale-i Ahmediye bu yazi www.aldananlar.org sitesindeki yazilardan faydalinarak hazirlanmistir Konu Milli-Birlikci tarafından (06.11.08 Saat 23:02 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Milli Nizam
Üye No : 132
Üyelik tarihi : 19-08-2008
Mesleği : http://gursunet.freehostia.com
Nereden : gursunet.freehostia.com
Konuları : 33
Mesajlar : 388
Teşekkürleri: 1
111 mesajına 259 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 21.04.09
Durumu : Status: Offline
|
yaw güzel kardeşim mahsusmu yapıyosun? neden alakasız şeyleri getirip buraya kopyalıyosun? bunu neden yapıyorsun? benim en kızdığım şey alakasız yazıları buraya getirip kopyalamandır.. söyle bakalım konunun müctehidle alakası nedir? burada kim içtihad yapmışki getirip müctehid kimdir yazısı asıyorsun? hadislerden sonucu benmi çıkarmışım yoksa o hadislere bakarak imamı azam şöyle düşünüyor,imamı hanbelide şöyle düşünüyormu demişim? - İbâdetler, imandan parça değildir. Yani ibâdet etmeyen ve günah işleyen mümine kâfir denmez. biz böylemi diyoruz? yazımı okuyorsun ama anlamıyorsun.yahu allah aşkına bu yazıya 20 kişi tıklamış okumuş bu insanların hepsi bu yazıdan senin anladığınımı anladı lütfen şuraya yazsınlar nasıl anladıklarını... biz günah işleyen kafirdirmi diyoruz? yoksa günah işleyen günahında ısrar ettiği için bir zaman gelir işlediği günahların tesirinde kalarak artık işlediği günahın doğru olduğuna inanmaya başlayarak akidesinide bitirir küfre düşermi diyoruz... günlerdir beni anlamadığın bir mevzu yüzünden uğraştırıyorsun,gitmeden öncede bu mevzuda sana defean en dar istidatların bile anlayacağı tarzda geniş açıklamalı olarak yazdım,sadece gerzeklerin söylediklerimi anlayamayacağını bildiğim için anlamamanı imkansızlık addediyor ve bunu artık kasıtlı yaptığını düşünüyorum.. |
|
|
|
#5 |
|
Grubu : Misafir
Üye No :
Konuları : 227
Mesajlar : n/a
Son Aktivitesi : 01.01.70
Durumu :
|
yazilarin hepsi konuyla alakalidir... senin icin Ehli Sünnet'in Şiarları bölümünü buraya tekrar aktariyorum...: Ehl-i sünnetin başlıca prensiplerinden birini İmâm-ı A‘zam hazretleri, Ehl-i sünneti şöyle bildirmiştir: Günah işleyenlere kâfir dememek Bu inanç ile Ehl-i sünnet diğer, sapık mezheplerden ayrılmaktadır. Bir Müslümanın “Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat” Olabilmesi İçin İnanması Gereken Konularin konumuzla ilgili olanlarinin bir kismi; - İyi ve fasık her müslümanın arkasında namaz kılmanın caiz (geçerli) olduğuna inanmak. Çünkü Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “İyi ve kötü herkesin arkasında namaz kılınız” buyurmuştur. (Beyhaki Sünen-i Kübra No: 6832 4/29, Darekutni: 2/57) Ayrıca ümmetin alimleri, tenkit ve inkar konusu yapmaksızın fasıkların, heva ve bid’at ehlinin arkasında namaz kılmışlardır. (Şerhu’l Akaid shf 240) Hatta İbn-i Ömer ve Enes ibn-i Malik (Radiyallahu Anhüma), zamanlarının en fasığı olan Haccac-ı Zalim’in ardında namaz kılmışlardır. Bu nedenle Seleften bazı kişilerin fasık ve bid’atçıların arkasında namaz kılmaktan Müslümanları menetmeleri kerahete hamledilir. Nitekim Mülteka şerhi “Mecmeu’l-Enhur” (Damat) kitabında: “Kölenin, Bedevinin, Körün, Fasıkın, Mübtedi’ (Bid’atçı) nın ve Veled-i zinanın imam olması mekruhtur, imam olmaları durumunda namaz caizdir” denilmiştir. - Kıble ehlini, işlediği günahı helâl saymadıkça küfre nisbet etmemek. Kıble ehli: İnanç esaslarını değişik şekillerde yorumlayan farklı itikadi mezheplere müntesip olan bütün Müslümanlardır. - İster iyi olsun, ister kötü olsun iman üzere ölen herkesin cenaze namazının kılınacağına inanmak. Çünkü Vasile ibn-i Eska’ (Radiyallahu Anh) dan rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadis-i şeriflerinde: “Her (müslüman) ölünün üzerine (cenaze) namaz (ını) kılın.” buyurmuştur. Hadis-i şerifteki ölüden maksat müslüman ölüsüdür. Buna göre cenaze namazı yalnız ibadet ehli olan kimselere mahsus olmayıp, kıble ehlinden olan her günahkâr müminin de cenaze namazı kılınır. - Büyük günah işleyen Müslümanlar tevbe etmeden ölseler dahi cehennem de ebedi olarak kalmayacaklarına inanmak. “Kim zerre kadar hayır işlerse, onu görecektir.” (Zilzal Suresi: 7) Kur’an-ı Kerim’de bu ve bu manada bir çok ayet-i kerime vardır. Mü’min olan bir kimsenin ne kadar günahı olsada imanı bulunduğuna göre mutlaka hayrı vardır. Zerre kadar hayır işleyen bunun sevabını göreceğinden o kişinin neticede mutlaka cennete gireceği muhakkaktır. Çünkü cehennemde kaldığı sürece imanının mükafatını görmesi imkansızdır. - Amelin imandan cüz olmadığına inanmak. Zira iman; Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Allah-u Teala’dan getirdiği zarûri ve kesin olarak bilinen şeylerin tamamına inanmaktır. Bu kavram, azlığı ve çokluğu kabul etmez. Dolayısıyla iman ne artar, ne eksilir. Bu tasdik kendisinde olana: “Mümin”, olmayana: “Kâfir” denir. İman iki rükün (temel) den ibarettir; 1- Kalb ile tasdik, 2- Dil ile ikrar. Kalb ile tasdik rükn-i asli’dir; dil ile ikrar ise rükn-i zaiddir. Rükn-i asil olan kalb ile tasdik hiç bir surette müminden düşmesi ihtimali bulunmayan bir rükündür. Rükn-i zait olan ikrar ise müminden düşmesi ihtimal dahilinde olan bir rükündür. Şöyleki; öldürülmekle veya bir uzvunun telef edilmesiyle veyahut şiddetli bir dayakla tehdit edilmesi durumunda dil ile ikrar düşebilir. Nitekim dilsiz hakkında da bu rükün düşünülemez. - Şirkin dışında büyük günah işlemenin mümini iman dairesinden çıkarmayacağına inanmak. "Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür" Adinda bir eser var: ![]() Eser, İbrahim Hakkı Erzurûmî kuddise sirruhunun, Osmanlı Devletinde büyük bir önemle okullarda temel ders olararak okutulan yüz on beytlik itikad manzumesinin iki bin beş yüz i`tikâdî mesele ile şerhedildiği, alanındaki en kapsamlı ve ciddî çalışmalardandır. Eser, Ehli Sünnet velCemaat itikadına dair bilgileri, öncesinde özetle aktarır; ve sonrasında derinlik ve genişliğine, nihayetine kadar, aykırı ve yanlış görüşleri ayıklayarak, hiçbir meseleyi ihmal etmeksizin bir nakkaş inceliği ile işler ve en doğru tesbit gücü nisbetinde okuyucusuna sunar. Bu kitabda konumuzla ilgili Ehli-Sünnet ölcülerine göre doyurucu cevablar var, 516,517,518 ve 519 sayfalari : asagdaki resimin üzerine tikladiktan sonra birdaha tiklarsaniz resim büyüor... ![]() Buda devami...560,561,562 ve 563. sayfalardada konumuza hakkinda bilgiler var... ![]() Yazar Üstaz Antalyanin Aksu kasabasinda yasayan ismail cetin hocaefendidir... diger calismalari: http://www.azizlerle.com/index.php?o...=17&Itemid=125 Konu Milli-Birlikci tarafından (06.11.08 Saat 23:09 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
#6 |
|
Grubu : Misafir
Üye No :
Konuları : 227
Mesajlar : n/a
Son Aktivitesi : 01.01.70
Durumu :
|
Ehli sünnet dışı fırkalar hemen hepsi birbirini direk kafirlik ile itham ederken ehli sünnet vel cemaat uleması insanı tamamen dinden çıkaran bir bidat anlayış olmadıkça ehli kıbleyi tekfir etmemişler bu nokdada hassas bir terazi kurmuşlardır. Iman Allah'ın varlığına, birliğine ve efendimizin Allah'tan getirdiği her şeyi kalp ile tasdik dil ile ikrardır. İman meseleleri ancak mütevatir haberle sabit olur. Akide alimleri bu esaslara usulü din ismini vermiştir, yani bunlara inanmak farz, inkarı ise küfürdür. Bu esasların teferruatı akide olarak isimlendirilir, meşhur ve ehad haberlerle akide sabit olur. Dolayısıyla akide mevzuları mütevatir haberle değil meşhur haberlerle sabit olur. Meşhur haberlerin inkarı küfür değil bid'attir. Iman esasları sabittir,bu konuda zaten ihtilaf yoktur,inkar eden kafir olur... İmam-ı A'zam Ebû Hanife'nin (v. 150/787) el-Fıkhu'l-ekber adlı akaid risalesine güzel bir şerh yazan Aliyyu'l Karî'nİn (v. 1014/1606) şu iki cümlesi anlatmak istediğimiz fikri hulâsa etmektedir: "Ehl-i bid'atın kusurlarındandır ki birbirlerini tekfir ederler; ehl-i sünnetin de övülmeye lâyık meziyetlerindendir ki yekdiğerlerini olsa olsa hataya nisbet ederler, fakat tekfir etmezler" İslâm âlimlerinin, ittifakla Muhammed ümmetinin dikkatlerini çektikleri bu hususda Buradaki titizliği Hüccetü'l-İslâm İmâm-ı Gazâlî'nin şu sözleriyle beyan eder.: "İmkân nisbetinde bir Müslümanı kâfirlikle ithâmdan (tekfîrden) kaçınmak gerek... zira, tevhîd'i (Allah 'ın bir olduğunu) ikrâr eden musallî kimselerin kanını helâl addetmek hatâdır. Hatâen bir Müslümanın kanını dökmektense hatâen bir kâfire hayat hakkı tanımak evlâdır." İmam gazali r.a hazretlerininde buyurduğu üzere tekfirden kaçınmak lazımdır. Büyük alimlerimiz bilhssa ehli kıbleyi tekfirden şiddetle kaçınmışlardır. Tekfir (bir kimsenin herhangi bir söz veya fiilden dolayı küfre girdiğine hükmetmek), yerli yerinde işletilmediği zaman dünyevî ve uhrevî çok büyük sıkıntılara yol açabilecek bir müessesedir. Günümüz şartlarında bir şey ifade etmeyebilir; ama İslam tarihi, tekfir meselesinden dolayı bu Ümmet'in yaşadığı büyük acı ve sıkıntılarla doludur. Bu sebeple ulema, bir kimseyi tekfirde alabildiğine hassas davranmış, hatta maddi-manevi ağırlığı sebebiyle herhangi bir kimsenin tekfiri konusunda ağzını açmama kararı alanlar olmuştur. Bu meselede ölçü, -İmam Ebû Hanîfe'nin dediği gibi- şu olmalıdır: "Bir kimse, kendisini iman dairesine sokan hususlardan (zarurat-ı diniyyeden) herhangi bir hususu inkâr etmedikçe tekfir olunmaz." Yapmis oldugum arastirmalar neticesinde anladigim kadariyla: "Sevabı günahlarından çok olan müminler direk cennete gideceklerdir. Günahı ağır basanlar ise bunlardan temizlenmek için cehennemde bir müddet kaldıktan sonra tekrar cennete gireceklerdir. Kalbinde zerre kadar imanı olan kişi cennete girecektir Kafirler ise ebedi Cehennemdedir. Islama iman eden bir mümin günah islesede ,günahi günah bilip helal saymadigi sürece kafir olmaz... Günahta israr etsede durum degismez,ancak suvarki tövbe etmeden yani bu hatasini düzeltmeye calismadan islenen günahlar ve günahtaki israr Allah korkusunu ve günahin günah oldugu suurunu azaltacagindan, insanin imanini tehlikeye sokar,cünkü israrla islenen günah bir müddet sonra aliskanlik haline gelir ve Allah muhafaza sonunda inkara kadar götürebilir,dolayisiyla günahta israr eden mümin ölüm aninda imanini kormukta zorlanir." Allah bizleri böyle bir durumdan muhafaza etsin Iman Allah'ın varlığına, birliğine ve efendimizin Allah'tan getirdiği her şeyi kalp ile tasdik dil ile ikrardır. İman meseleleri ancak mütevatir haberle sabit olur. Akide alimleri bu esaslara usulü din ismini vermiştir, yani bunlara inanmak farz, inkarı ise küfürdür. Bu esasların teferruatı akide olarak isimlendirilir, meşhur ve ehad haberlerle akide sabit olur. Dolayısıyla akide mevzuları mütevatir haberle değil meşhur haberlerle sabit olur. Meşhur haberlerin inkarı küfür değil bid'attir. Iman esasları sabittir,bu konuda zaten ihtilaf yoktur,inkar eden kafir olur... Bunun disinda ,iman esaslarini inkar etmeyen,kabul eden kimseye kafir denmez. İmam-ı A'zam Ebû Hanife'nin (v. 150/787) el-Fıkhu'l-ekber adlı akaid risalesine güzel bir şerh yazan Aliyyu'l Karî'nİn (v. 1014/1606) şu iki cümlesi anlatmak istediğimiz fikri hulâsa etmektedir: "Ehl-i bid'atın kusurlarındandır ki birbirlerini tekfir ederler; ehl-i sünnetin de övülmeye lâyık meziyetlerindendir ki yekdiğerlerini olsa olsa hataya nisbet ederler, fakat tekfir etmezler" Allâme Teftâzânî (v. 793/1390) meşhur «Şerhu'l-Akaidinde bu hakikati şöyle ifadelendirmiştir: "Ehl-i sünnetin prensiplerindendir ki ehl-i kıbleden kimse tekfir edilemez" Yine bir mütekillim ve mezhepler tarihçisi olan Abdülkaahir el-Bağdâdî (v. 429/1037), el-Fark beyne'l-fırak adlı eserinde ehl-İ sünnetin birbirini tekfir etmediğini, buna mukabil f fırkaların tekfir belâsına giriftar olduklarını kaydeder. İslâm âlimlerinin, ittifakla Muhammed ümmetinin dikkatlerini çektikleri bu hususda Buradaki titizliği Hüccetü'l-İslâm İmâm-ı Gazâlî'nin şu sözleriyle beyan eder.: "İmkân nisbetinde bir Müslümanı kâfirlikle ithâmdan (tekfîrden) kaçınmak gerek... zira, tevhîd'i (Allah 'ın bir olduğunu) ikrâr eden musallî kimselerin kanını helâl addetmek hatâdır. Hatâen bir Müslümanın kanını dökmektense hatâen bir kâfire hayat hakkı tanımak evlâdır." İmam gazali r.a hazretlerininde buyurduğu üzere tekfirden kaçınmak lazımdır. Büyük alimlerimiz bilhssa ehli kıbleyi tekfirden şiddetle kaçınmışlardır. Hz. Ebu Zerr (radıyALLAHu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bir kimse diğer bir kimseyi fıskla veya küfürle itham etmesin. Aksi takdirde, itham edilen arkadaşında bunlar yoksa, kelime kendine dönderilir." Herevî der ki: "el-Ezheri'ye "Kur'an mahluktur" diyen kimse hakkında sorulmuş, buna kâfir denilebilir mi denmişti. "Söylediği şey küfürdür!" diye cevap verdi. Sual kendisine üç kere tekrar edildi. Her seferinde aynı cevapta bulundu. Sonuncu cevabına şunu ekledi: "Bazan Müslümanın ağzından küfür çıkar. Evet herevi k.s dediği gibi insanların ağzından bazen küfür sözleri çıkmakdadır.Böyle bir durumla karşılaşıldığında ise o kişi uyarılmalı ve de tövbe istigfara davet edilmelidir. ibni Abidin rahimeahullah şu mühim açıklamaları nakleder eserinde. "Nuru'l-Ayn de zikredilmiştir ki; âyeti kerime veya mütevatir haberin delaleti kesin olmazsa yahut haber mütevatir olmazsa yahut haber kesin olup fakat kendisinde şüphe bulunursa yahut icmâsı bütün müctehidlerin icmâsı olmazsa yahut bütün müctehidlerin icmâsı olup fakat sahabenin icmâsı olmazsa yahut sahabenin icmâsı olup fakat bütün sahabenin icmâsı olmazsa yahut bütün sahabenin icmâsı olup fakat tevatür yoluyla sâbit olmadığı için kesin olmazsa yahut kesin olup fakat sukûti icmâsı olursa, bu suretlerin her birinde inkâr eden kâfir olmaz." Sabit b. ed-Dahhâk'in rivayetine göre Peygamber efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mümini küfürle itham eden onu öldürmüş gibi olur" Müslim'in, Ebü Zer rivayetiyle tahric ettiği hadiste ise şöyle buyrulur: "Kim bir insanı küfürle çağırırsa, yahut öyle olmadığı halde : Allah düşmanı! derse söz kendisine döner." Abdullah b. Ömer'den rivayet edilmiştir, Peygamber aleyhisse-lâm şöyle buyurur: "Bir insan (müslüman) kardeşine: Ey kâfir! diye hitabettiği zaman, bu sözü ikisinden biri üzerine almış olur: Şayet söylediği gibi ise küfür muhatabında kaiır, değilse söyliyene döner" Yine İbn Ömer'den Ebû Davud'un rivayetle "Her hangi bir müslüman diğer bir müslümanı tekfir ettiğinde, şayet o, kâfirse (diyecek yok), aksi takdirde bizzat kendisi kâfir olur" Ebubekir sifil hocanin EHL-İ SÜNNET KİMLERDİR? konusundaki yazisinda diyorki: "...Birbirimize hakkı tavsiye çerçevesi içinde tutarak birbirimizi ikaz edelim, birbirimizi tekfir etmeyelim.... " Gümüşhânevî hazretlerinden nakledilen söz, hemen bütün Ehl-i Sünnet ulemanın (özellikle de müteahhirunun) Kelam ve Fıkıh kitaplarında rastladığımız bir hükmü ifade etmektedir. Tekfir (bir kimsenin herhangi bir söz veya fiilden dolayı küfre girdiğine hükmetmek), yerli yerinde işletilmediği zaman dünyevî ve uhrevî çok büyük sıkıntılara yol açabilecek bir müessesedir. Günümüz şartlarında bir şey ifade etmeyebilir; ama İslam tarihi, tekfir meselesinden dolayı bu Ümmet'in yaşadığı büyük acı ve sıkıntılarla doludur. Bu sebeple ulema, bir kimseyi tekfirde alabildiğine hassas davranmış, hatta maddi-manevi ağırlığı sebebiyle herhangi bir kimsenin tekfiri konusunda ağzını açmama kararı alanlar olmuştur. Bu meselede ölçü, -İmam Ebû Hanîfe'nin dediği gibi- şu olmalıdır: Bir kimse, kendisini iman dairesine sokan hususlardan (zarurat-ı diniyyeden) herhangi bir hususu inkâr etmedikçe tekfir olunmaz. Bu noktada "küfr-i lüzumi" ile "küfr-i iltizami" ayrımına dikkat etmek gerekir. Bir kimseden, bilerek-isteyerek küfre girmeyi kasd etmeksizin sadır olan "elfaz-ı küfür", "küfr-i lüzumi" grubuna girer. Yani insanları iman-küfür sınırına riayet konusunda titiz olmaya teşvik için "Şu şu sözleri söylemek küfürdür" denmiştir. Bir kimse küfre girmeyi niyet etmeksizin -mesela kızgınlıkla veya sürçü lisan ile- bu sözlerden birisini söylemiş olursa, hemen tekfir edilmemelidir. İşte soruda ifade edilen husus bu durumda söz konusu olur. Ancak bu sözler bir kimseden bilerek-isteyerek sadır olsa ve kişi, bu sözlerin, sahibini küfre düşüreceğini biliyorsa, burada "küfr-i iltizami" gündeme gelir... "Günahta israr küfürdür" sözü günahkari tekfir ediyor. Yukardaki yazilar tekfirin yanlis oldugunu acikliyor. |
|
![]() |
| Etiket |
| günahda, küfürdür, ısrar |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|