| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,933 | Üyeler: 10,668 | Online: 210 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » TASAVVUF »

TASAVVUF Tasavvuf, Allah ile Olan Muamelenin Saflığıdır. Bunun Aslı da Dünyadan Yüz Çevirmedir...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.08.08, 22:27   #1
alirıza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 191
Üyelik tarihi : 23-08-2008
Konuları : 128
Mesajlar : 235
Tecrübe Puanı: 0 alirıza is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart Tasavvuf ve tarikat hangi ihtiyaçlarin eseridir?

Tarikatın çok çeşitli tarifleri yapılagelmiştir. Elbette hepsi de doğru bildirmiş, güzel söylemişlerdir. Fakat bazı kaynaklarda Efendiler Efendisi sevgili peygamberimize ait olduğu bildirilen şu hadisi şerif, tarikatı en geniş ve gerçek manada bize ifade etmektedir: İmam-ı Suyuti Hz.lerinin tahriç ettiği hadisi şerifin meali:
“Şeriat benim sözlerim, Tarikat benim işlerim, hakikat benim hallerimdir.”
Bu hadisi şeriften de anlaşılacağı gibi tarikat şeriatı yaşamaktır. Şeriat teori, Tarikat tatbikattır. Şeriatın yüksek gayelerine erişmek, İslami ve insani gayretlere girişmek için; tarikat bir vasıtadır. Tarikat ruhlar dünyasına açılan bir gönül kapısıdır. Yoksa bazılarının zannettiği gibi Şeriat ve Tarikat birbirlerinden farklı ve ayrı şeyler sanılmamalıdır.
Seyyid Ahmet Errifai (ks) hazretlerinin El Burhan-ül Müeyyed adlı eserinde “Tarikat aynı şeriat ve şeriat aynı tarikattır. İkisi arasında olan fark, lafızdadır. Maddeten ve manen netice birdir ve aynıdır. Ben özellikle fukahayı inkar eden sufileri mekri ilahide görürüm ve sufinin halini inkar eden fakihi dahi Dergahi Uluhiyetten uzaklığa düçar olmuş sayarım” buyurmaktadır.
Ebu Ammar b. en-Necid (v. 366 h.) tasavvufu şöyle tarif etmektedir. “Tasavvuf emir ve nehiy tahtında (ilahi emir ve yasaklar altında) disiplin ve düzen içinde yaşamaya sabretmektir. Yani Cenabı Hakkın rızasına râm olmak, gazabından kaçınmaktır.”
Peygamber Efendimizin:
“Allah’ın (cc) ve Resülullahın ahlakı ile ahlaklanınız.” emirlerine mazhar olmağa çalışmak, Allah’ın (cc) ve Resülünün sıfatlarıyla muttasıf olmak demektir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.leri İNSAN-I KAMİL adlı risalesinde “Şeriat benim sözlerim, tarikat benim işlerim, hakikat benim hallerimdir” hadis-i şerifine işaret ederek:
“Bundan anlaşılıyor ki kimde sayılan bu üç alamet (şeriat, tarikat, hakikat) bulunursa o kişi, ‘mü’min, bilgin, olgun’ bir insandır. Eğer bir insanda saydığımız bu üç şeyden ikisi (şeriat ve tarikat) bulunursa o insan ‘mümindir, muttakidir’, fakat Allah’a erişememiştir. Eğer bir insanda bu üç şeyden yalnız biri (şeriat) bulunsa o kimse ‘mümindir’. Terakki ve tarikat yolunda yürümesi ve erişmesi gerekir. Eğer bir insanda saydığımız bu üç şeyden hiçbiri bulunmuyorsa o kimse gafil, cahil ve sefil bir yaratıktan başka bir şey değildir” demektedir.
Velhasıl, İslam’ın amacı; şeriat ve tarikat aracılığıyla olgun, onurlu ve huzurlu insan yetiştirmektir.
Sofiyyenin büyükleri şeriati mübarek bir ağaca benzetip buyuruyorlar ki:
Tarikat onun çiçekleri, marifet meyveleri, hakikat o meyvelerin özü ve lezzetidir. Önce ağaç dikilip sonra sulayıp terbiye etmek gerektir ki, bu yeni fidan büyüyerek meyve vermek kaabiliyetini göstermekle çiçek açsın. O çiçeklerden de meyve hasıl olsun ve meyveler de olgunlaşmalıdır ki; yenildiği zaman dimağa lezzet versin.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Mektubatının 29. Mektup telvilat-ı tis’a 9. kısımda:
“Sual: Tarikat nedir?
Elcevap: Tarikatın gaye-i maksadı marifet (Allah’ı bilmek) ve iman hakikatlerinin inkişafı olarak, Mirac-ı Ahmedinin (asm) gölgesinde ve sayesi altında kalb ayağıyla bir seyr-ü sülük-ü ruhani neticesinde zevki, hali ve bir derece şuhudi olarak hakaik-ı imaniyye ve Kur’aniyyeye mazhariyettir, “tarikat”, “tasavvuf” namiyle ulvi bir sırr-ı insani ve bir kemal-i beşeridir.”
“Ve kalbi işletmek için en büyük vasıta:
Velayet meratibinde, zikr-i ilahi ile tarikat yolunda hakaik-i imaniyyeye teveccüh etmektedir.”
“İşte bu sırrı azimin (tarikatın) bu derece ehemmiyetiyle beraber bazı dalalet fırkaları onun inkarı tarafına gitmişler. Kendileri mahrum kaldıkları o nurlardan başkalarının da mahrumiyetine sebep olmuşlar. En ziyade medar-ı teessüf şudur ki: Ehli sünnet ve cemaatın bir kısım zahiri uleması ve Ehli sünnet ve cemaata mensub bir kısım ehl-i siyaset gafil insanlar, Ehli tarikatın içinde gördükleri bazı su-i istimalatı ve hataları bahane ederek, o büyük hazineyi kapatmak, belki tahrip ve bir nevi âb-ı hayat dağıtan o Kevser membeini kurutmak için çalışıyorlar. Halbuki eşyada, kusursuz ve her ciheti hayırlı şeyler, meşrepler, meslekler az bulunur. Haliyle bazı kusurlar ve su-i istimalat (kötüye kullanmalar, gayesinden saptırmalar) olacak. Çünki ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette su-i istimal ederler. Fakat cenabı Hak ahirette amellerin hesaplanması düsturuyla, adaleti Rabbaniyyesini hasenat ve seyyiatın (sevap ve günahların) muvazenesiyle (karşılaştırılıp tartılmasıyla) gösteriyor. Yani hasenat (iyilik ve sevaplar) üstün ve ağır gelse mükafatlandırır, kabul eder; seyyiat ağır gelse cezalandırır, reddeder. Hasenat ve seyyiatın müvazenesi ise; kemiyete (sayı çokluğuna) bakmaz, keyfiyete (özüne ve kıymetine) bakar. Bazı olur bir tek hasene bin seyyiata üstün gelir, affettirir. Madem adalet-i ilahiye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür; TARİKAT’IN, yani sünnet-i seniyye dairesindeki tarikatın, hasenatı seyyiatına (menfaatı zararlarına) şüphesiz üstün geldiğine delil: EHL-İ TARİKAT Ehl-i Dalaletin iman ve İslamiyet yolundan sapıtan azgınların hücumu zamanında imanlarını muhafaza etmesidir. Adi bir samimi ehl-i tarikat; sûri, zahiri bir mütefenninden (alim ve fen adamından) daha ziyade kendini muhafaza eder.
“Zevk-i tarikat vasıtasıyla ve muhabbet-i evliya cihetiyle imanını kurtarır. Belki bazen kebairle (büyük günahlara bulaşmakla) fasık olur, fakat kafir olmaz; kolaylıkla zındıkaya (dinsizliğe) sokulmaz. Şedit bir muhabbet ve metin bir itikad ile aktâb kabul ettiği silsile-i meşayihi; onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütemediği için, onlardan itimadını ve irtibatını kesmez. Onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez. TARİKATTA HİSSESİ OLMAYAN VE KALBİ HAREKETE GELMEYEN BİR MUHAKKİK ALİM ZAT DAHİ OLSA, ŞİMDİKİ ZINDIKLARIN DESİSELERİNE KARŞI KENDİNİ TAM MUHAFAZA ETMESİ MÜŞKÜLLEŞMİŞTİR.” (Mektubat- Telvihatı Tisa’dan, Bediüzzaman)
Tasavvuf Terbiyesinin Pek Mühim ve Mübarek Meyvelerinden Bir Kaçını Sıralamakta Fayda Görüyorum:
Ta Resulullah’a kadar ulaşan bir meşayih silsilesine olan samimi muhabbeti sağlam merbutiyeti (bağlılığı) sebebiyle kolay kolay inkara girmez, isyana düşmez, imanını muhafaza eder. Beşeriyet icabı belki günahlarla fasık olur, lakin zındık olmaz.
Şeriat-ı Ahmediye ve sünnet-i seniyye dairesindeki istikametli tarikat yolunda bir mürşid-i kamilin terbiyesi altında zikrullaha devam eden kimsenin imanı, taklidden tahkike yükselir. Şöyle ki iman iki kısımdır:
1) Taklidi iman 2) Tahkiki iman
Taklidi iman bir kimsenin ana babasından ve yetiştiği ortamdan gördüğü bazı ibadetleri taklid etmesidir ki neye ve niçin inandığını, ibadetleri kime nasıl ve ne maksatla yaptığını bilmez. Bu tür inanç çok çürük ve açıkta yanan bir mum kadar tehlidir ve her an sönebilir. Küçük bir vesvese onu inkara sevkedebilir veya herhangi bir zındık, onu kolayca bu imandan caydırabilir.
Tahkiki iman ise 3 kısma ayrılır.
1- İlmel yakın 2- Aynel yakın 3- Hakkel yakın
Bu konuyu şöyle bir misal ile açıklığa kavuşturmaya çalışalım. Ömründe hiç baklava görmemiş birini düşünelim. O kimseye baklava diye leziz bir yemek bulunduğunu söyleseler inanır. Ancak onun neden ve nasıl yapıldığını, ne şekilde ve ne lezzette olduğunu görüp bilmediğinden bir başkası inanma, öyle bir yemek yoktur, seni aldatmışlar dese ona da inanır. Veya kalbinden belki benimle dalga geçtiler, belki de böyle bir yemek yoktur diye vesveseye düşebilir. İşte bu “taklidi iman”a misaldir.
Fakat birisi o adama gidip baklavanın un, yağ ve su ile hamur yapıldığını, şöyle yapıldığını ve şu şekilde pişirilip dilimlendiğini ve üzerine şerbeti verildiğini anlatsa o adamın, baklava adında bir yemeğin varlığına inancı daha kuvvetli olur. Bu da ilmel yakın imana misaldir.
Bir de o adam gidip tatlıcı dükkanında, vitrinde tepsi içinde baklavayı görse tam kanaat getirir. Ve artık kim ne derse desin onu inkar etmez. Bu da aynel yakın imana misaldir.
Ancak bu tepsidekini yemeden ne olduğunu ve nasıl bir lezzette bulunduğunu kavrayamaz. İşte o adam ne zaman ki o baklavayı yerse, artık lezzetini alır. Ve onu baklavanın varlığından ve tadından dünya toplansa, caydıramaz ve ve asla inkara saptıramaz. Bu da hakkel yakın imana misaldir.
Bir kimse dini ve fenni ilimleri öğrenmekle taklidi imandan ilmel yakın imana yükselir. Kolay kolay aynel yakın ve hakkel yakın mertebelerine çıkamaz. İşte imanın bu yüksek ve olgun mertebelerine çıkmak için en büyük vasıta tarikat yolunda zikrullaha ve fikrullaha devam etmektir.
İstikametli tarikat dairesindeki samimi Ehl-i tarikatın ekseriyetle imanla göçmesinin bir hikmeti şudur ki: kelime-i tevhid dilinden kalbine ve diğer letaifine ve azalarına intikal edip yerleşir. İman kalbinde diğer letaifinde karar kılar. Son nefeste şeytan aleyhillaine çeşitli dalavere ve vesveselerle onun aklını bulandırıp şüphe ve inkara sevketse bile, kalbi, ruhu ve diğer letaifine eli yetişmez. Dili demese de kalbi ve ruhu kelime-i tevhidi getirerek inşallah imanla gidecektir.
Tarikat sayesinde saadeti ebediyyedeki hazinelerin anahtarları hükmündeki iman ve Kur’an hakikatleri inkişaf edecektir.
İnsan makinesinin merkezi ve zembereği olan kalbi, tarikat ve zikrullah vasıtasıyla işletmekle, diğer letaif-i insaniyeyi de harekete getirip yaratılış gayelerine yönelterek olgun insan seviyesine erişecektir.
Şeriatın emir ve yasaklarındaki ince hakikat ve hikmetleri, tarikattan ve zikrullahtan gelen bir kalb uyanıklığı ile hissetmek, takdir etmek o vakit baştansavma ve isteksiz değil; hatta severek ve isteyerek ibadet ve itaat edip kulluk görevlerini huzur ve şuurla yerine getirecektir.
Tasavvuf ve takva disiplini insanı hakiki zevke ve ciddi teselliye ve kedersiz lezzete ve vahşetsiz ünsiyete ulaştıracak; tevekkül makamına, teslimiyet huzuruna, rıza ve rıdvan mutluluğuna kavuşturacaktır.
Diliyle, kalbiyle ve aklıyla devam ettiği zikir fikir ve şükür sayesinde: gündelik adetlerini ibadet hükmüne çevirecek ve daima Allah’ı hatırında tutup bütün işlerinde O’nun rızasını arayacaktır.
Tarikat yolunda kazanacağı ihlas vasıtasıyla riya ve gösteriş gibi bayağılık ve basitlikten kurtulacak, nefis ve şeytanla daimi mücahede neticesi düşünce ve davranışlarını kontrol altına alacak, böylece nefsi emmarenin ve enaniyetin tuzağından kurtulacaktır.
Zikrullaha devam etmekle Allah’ın muhabbeti kalbine doğacak, Allah’ını samimiyetle sevmeye başlayacak, Allah’ı sevdiğinden dolayı Allah’ın bütün mahlukatına muhabbet ve merhamet duyacaktır. Yaratanın hatırı için yaratılanı da sevecek ve sahip çıkacak, her şey ve herkes hakkında sadece iyilik düşünen bir insan olacaktır. Böylece güzel ve mükemmel bir mümin örneği ortaya çıkacaktır.
Bu asırda en büyük kaygımız ve kavgamız imanı kurtarmak davasıdır. İşte bugün halis ve hakiki tarikatlar, velayet meratibinde seyrü sülukten ziyade, tarikat perdesi altında feraizi diniyeye ve iman hakikatlerine hizmet yolunu seçmişlerdir ki, yapılması elzem olan da budur. Bu yolda çalışmak farz hükmündedir ve cihadın temelidir.
Çünkü imani hakikatleri ve İslami hükümleri tabliğ ve telkin etmek, insanları Hakka ve hayra yöneltip, batıldan ve barbarlıktan çekip çevirmek; en önemli ve öncelikli bir görevdir. İşte bugün, tasavvufi hizmetler velayet ve keramet ehli insanlar yetiştirmekten ziyade; mümin, metin ve mustakim müslümanlar yetiştirmeyi hedeflemelidir.
Allah’ın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmayan; bırakın ulvi dereceleri, belki hala mümin mertebesinde bile değildir.
View alirıza'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 05.12.08, 14:53   #2
İn'ikas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1503
Üyelik tarihi : 29-11-2008
Konuları : 210
Mesajlar : 1,020
Teşekkürleri: 333
548 mesajına 926 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 İn'ikas is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 28.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

''Allah’ın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmayan; bırakın ulvi dereceleri, belki hala mümin mertebesinde bile değildir.'''


...
__________________
“Rabbiğfirli”

View İn'ikas'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
eseridir, hangi, ihtiyaçlarin, târikat, tasavvuf

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:38 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.