|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,933 | Üyeler: 10,668 | Online: 210 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| TASAVVUF Tasavvuf, Allah ile Olan Muamelenin Saflığıdır. Bunun Aslı da Dünyadan Yüz Çevirmedir... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Refah
Üye No : 43
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : ÖĞRENCİ
Nereden : KONYA
Konuları : 188
Mesajlar : 779
Teşekkürleri: 303
359 mesajına 719 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 06.06.11
Durumu : Status: Offline
|
(Elimden geldiğince bu başlık altından her gün bu konu devam edecek.. yazılanları takip ederseniz yazının akışına kendinizi kaptırabilirsiniz..): “Ölümün ensede hissedilmesi için kabir ziyaret*leri iyi bir fırsat” diyerek evinden çıkıp kab*ristanın yolunu tuttu... Bir saat sonra “insan ekili” bahçeye varan genç, ölü*ler di*yarında yalnız olmanın verdiği psikolojiyle: “Buraya yalnız gelinmemeliymiş” dedi. Gencin yalnızlığını bir nebze de olsa gidermek isteyen bir ölünün sözcüsü: - Yaşım on yedi idi. Kara toprak beni yedi. Ve bir gün de seni yiyecek, dedi. Yer altı sâkininin “taş”ında bunlar yazıyordu. - Yazık olmuş... - İkimizde aynı yaştayız. O toprak altında bitkilere vi*tâmin, haşaratlara yem olup özgürlüğüne son verilmiş bir halde, buz gibi karanlık bir meskende tekrar dirilmeyi beklerken; ben yerüstünde diledi*ğim gibi at koşturabiliyo*rum. Onun ye*rinde ben de olabilirdim. Yerimde olmak için neler vermezdi ki... Ne güzel şeymiş yaşamak. Babasının kabrine doğru tedirgin ve titrek adımlarla ilerler*ken: - “Dur yolcu!” yazılı ikazın yetmişlik bir dedeye ait ol*ması hasebiyle: - “Büyüklere saygım sonsuzdur” bâbından durakladı. Yetmiş yıllık birikimini “yarım metre kare taş”ında özetle*yen dede; gencin tedirginliğini dikkate alarak: - Dünya hayatı bir tiyatro sahnesinden ibarettir evla*dım! Ben bulunmuş olduğun sahneden ayrıldım; bir gün sen de ayrılacaksın, dedi. “Öteki” taraftan gelen nasihati dinleyen genç, mer*mer üzerindeki kimlik sahibine seslenerek: - Tiyatro sahnesi dediğin bu hayattaki rolünü bilmi*yorum, başarılı olup olmadığını da. Ama şunu çok iyi biliyo*rum ki: - Bu güzel ve anlamlı mesajını ölmeden önce yapa*cak*tın, dedi. Gencin bu eleştirisine cevap verecek imkâna sahip olmayan dedenin imdadına; tüm konuşma*lara ku*lak veren ve tiyatronun ikinci bölümünde sahneye veda eden bir bebe yetişti. Bebenin sıcak mesajı soğuk mermer üstünde şöyle dile gelmişti: - İnsan hayatı saat pili gibidir. Ne zaman biteceği ön*ce*den bilinmez. İki yaşındaki bir çocuğa ait olmadığı belli olan ve bal*yoz etkisi yapan bu cümle, dedenin mesajını tamamlar nitelikteydi. Zihninde inkılaplar olan gencin, bilgi dağarcığına iki dosya birden açılmıştı. “Tiyatro sahnesi” ve “saat pili”... İnsanın yaşamına yeni anlamlar kazandıran bu dos*yala*rın içi doldurulmalıydı. Ortam müsait olmadığı için düşüklerini kaydetmeyi çalışma odasına sakladı. “Pili bitenlerin” sahneden çekilerek ve dirilerden uzak bir yerlere defnedildiğinde, etle beslenen topraklar kendi bölgelerine giren her “canlı” ile duygularını paylaş*mak için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. “Alttakiler”in ruh hallerinin mermerlere taşınması onlara hem yal*nız olmadıklarını hissettiriyor, hem de bir anda onlarca ölü ile ko*nuşma imkânı sağlıyordu. Sahneden çekilenler beldesindeki mermer taşlarının ka*lite farklılığı; ya da sahnedeki “birinci sınıf” insan sıfatla*rını “öteki” tarafa taşımak istercesine demir par*maklıklar arasında mesken tutmaları, her kesimden gelin*diğini gös*teriyordu. Kişiliklerini ve duygularını “taş”a yansıtan ölüler, diri*lere kendilerini şöyle takdim ediyorlardı: - Ben falan oğlu filanım... - Şu tarihler arasında yaşadım... - Ve sizden bir Fâtiha istiyoruz... İsimlerinin ve ölüm yaşlarının farklı olmasından zi*yade, taleplerinin aynı olması oldukça düşündürücüydü. Mezarını saraya çeviren ile mezar yeri kaybolmasın diye kaya parçasının başucuna konmasını isteyen ölülerin isteklerinin aynı olması, tüm dikkatleri Fâtiha Sûresine çekiyordu. Ne*den Bakara Sûresi istenmiyordu da Fâtiha Sûresi isteni*yordu? Ya da niçin Fîl Sûresi değil de, illa Fâtiha Sûresi? Zihninde açtığı üçüncü dosyanın adını şimdiden koy*muştu: “Ölüler, niçin Fâtiha Sûresinin okunmasını talep eder*ler?” Tek hücreli evlerdeki konukların ölüm yaşları*, emekli olduktan veya torunlarının mürüvvetlerini gör*dükten sonra uğramasını bekledikleri ölümün “altmış ve seksen” yaşları arasında gelmemesi evdeki he*sabın Az*raile uyma*dığını gösteriyordu. “Aman Allah’ım!” dedi, genç. “Her yaştan gelmişler. Kimi üç aylık, kimi yetmiş beş ya*şında. Kimi çok zengin, alın terini “öteki” tarafa taşıma*yıp mermer*lere yatırım yapmış; kimi de, “Paramı ‘ölü mala’ yatırım yapmam” dercesine, yük*sekliği iki karışı geçmeyen toprak yığınıyla adresini belirle*miş. - Her kesimden gelmişler, dedi. Kabristanın şehre bakan yamacında, sırtını tanıdık bir mermere yaslayan genç, iki farklı dünyanın kıyasını yapı*yordu. “İki farklı dünya... Yer üstündekiler ve yerin iki metre al*tıdakiler” dedi. İnsanlar arasında mevki, makam, zenginlik, fakirlik, yerli ve ya*bancı ayrımı yapmayan bu tarla günün yirmi dört saati davetsiz misafir, ya da misafirler kabul edi*yordu. Gelen konuklar cumhurbaşkanı da olsa, onun hiz*metçisi veya şoförü de olsa hiçbir sınıf farklılığı yaşama*dan aynı mu*ameleyi görüyorlardı: “8-9 metrelik beyaz bez ve boyunun ölçüsü derinli*ğinde bir çukur”. Dünya hayatına bir damla olarak düşen insanoğlunu bek*leyen son. “Doğacak, büyüyecek, ölecek ve beyaz bir bezle dü*rüm yapılarak ‘öteki dünya’nın bekleme salonunda ismin okununcaya kadar tek başına bekleyeceksin. Böyle düşü*nüyordu.” kabristandaki canlı... Gencin düşüncelerini önceden tecrübe etmiş bir ölü*nün ya*kını mermer taşına: “Nefes alan her insanın gölgesi kabre düşer.” diye yaz*dır*mıştı. Taşlara işlenen nasihatlerin “öteki hayat” merkezli ol*ması dünya hayatının geçici ve asıl hayatın öteki âlem olduğunu delillendiriyordu. Hiçbir mezar taşında: “Dünya hayatında zengin olmanın yolları...” “Dünya hayatında müreffeh bir hayat sürmenin sır*ları...” “En çok kar getiren hisse senetlerinin adları...” gibi baş*lık*lara rastlanmaması ve hiçbir ölünün dünyadaki tec*rübe ve zevkini mezar taşına yansıtmaması tezini doğru*luyordu. - Yediden yetmişe, farklı kültür ve konumlara sahip ölülerin, (mazlumu da, zâlimi de) dirilerden ısrarla: “Fâtiha” ve “dua” istemeleri “öteki tarafa” hazırlıksız git*tikle*rini belgeler. İşte bu yüzden ziyaretçilerin dualarına umut bağla*madan çukura düşülmeli diye düşündü. * * *
devam edecek . . .
__________________
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
|
|
|
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Refah
Üye No : 43
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : ÖĞRENCİ
Nereden : KONYA
Konuları : 188
Mesajlar : 779
Teşekkürleri: 303
359 mesajına 719 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 06.06.11
Durumu : Status: Offline
|
Mermer taşı ocağını andıran ölüler kentinde düşün*celi bir şekilde, ağır adımlarla babasının kabrine yaklaşan genç, babasının hemen yanı başında kazılmış bir çukur görünce: “Sahneden çekilen ya da pili bitenlerden biri daha...” diye mırıldandı. Rezervasyonu yapılan bir konuğun, duygularını bir nebze ol*sun tadabilmek için çukura inip bir seksen uzan*mak istedi. Daha fazla düşünmeden, biraz korku ve biraz da heyecanla yavaşça indi çu*kura. Yerin iki metre dibinde biraz soğuk, biraz nemli, biraz da karanlık olan bu tek kişilik hücreye bir “ölü” gibi uzandı. “Aman Allah’ım!” dedi. Sahnedeki sürem doldu*ğunda sı*cacık yatağım, çalışma odam ve okuldaki sınıfım bu*rası, işte tam burası! olacak... Giydiğim en gü*zel elbi*selerin yerini iki met*relik beyaz bir bez parçası, kullandı*ğım parfümün yerini de kokmaya yüz tuta*cak bedenim ala*cak... Üzerime toprak atan anneme: - Beni bu karanlık yere bırakıp nereye gideceksiniz?, dedi*ğimde: - Oğlum! artık sen öldün. Sahnedeki rolün buraya ka*dar*mış. Şu an senin için en güzel mekan “toprak altı.” “Artık dünyadaki rolümüz sensiz devam edecek evla*dım!” di*yecekler... Kardeşlerime de: - Abinizi yalnız bırakmak ha... dediğimde: - Üzgünüz!, diyecekler. Zihninde böyle diyaloglara yer veren genç daha sonra: “Şu bir gerçek ki burada yalnız başıma olacağım. Ne an*nem, ne kardeşlerim, ne de sevdiklerim... Kimseler kal*mayacak yanımda... Hiç kimse refakat edecek cesareti bulamaya*caklar.” diye mırıl*dandı. - Tattığım onlarca zevk ve tat nerede kaldılar? - Dünyada... Yâni iki metre yukarda... - Geçirdiğim iyi ve kötü anılarım nerede? - Dünya da... Yâni önceki âlemde... - Bilgisayarım, oyun ve film CD’lerim, kitaplarım, özel eş*yala*rım, takdir belgelerim, bisikletim, kafesteki kuşum, hafta sonu balığa gittiğim olta malzemelerim... Nerede kaldılar? - Yukarıda... Yâni tiyatro sahnesinde... Fotoğraflarda gördüğü babasıyla arasında sadece bir bu*çuk metre kalınlığında toprak vardı. Ölüler hücresine “diri” olarak giren genç: “Babama hiç bu kadar yakın olmamıştım.” dedi. “Aynı toprağı döşek ve yastık yapmışız. İkimizde ayrı hücrelerde yapayalnızız. Ben dilediğim zaman (ölüm tak*dir edil*memişse) bu çukurdan çıkabilirim. Gücüm ve ira*dem buna müsait. Fakat aynı şey hem babam için, hem de yer altı sâkinleri için müm*kün değil. Onlar, kıllarını dahi kıpırdatamazlar. Çünkü ruhları irade ve güçleriyle beraber bedenlerinden çekildi. Ha*şarat ve kurtçukların bedenlerini ısırıp yemelerine de mü*dahale edemezler. Çünkü haşaratlar için, kabre konan her ceset sofralarına gelen ‘et’ yemeği gibidir.” Bir an kendini haşaratların sofrasına uzanmış, yiyi*cile*rin gelerek gözlerinden, kulaklarından ve ağzından gıdalandıklarını ha*yal eden genç: “Aman Allah’ım! Ne korkunç!” dedi. Üstü henüz kapatılmamış olan hücrede yukarıdaki görün*tüleri hayal eden genç, açtığı dördüncü dosyasında şu başlıklara yer verdi: “Cıvıl cıvıl bir hayat” (0 - 80 yaş arası). “Böcekler ve kurtçuklar sofrası (sofraya konulduktan he*men sonra).” “Yer altı dünyasının tek tip hali (iskelet).” Geçici olan misafir, bulunduğu ölüm çukurundan çı*kar. Bi*raz korku, biraz da derin düşüncelerle sahnedeki asıl yerini aldı. Bir de yukardan baktı çukura. Kafasını sağa-sola çevire*rek: “Kim bilir ne zaman?” dedi. * * * devam edecek
__________________
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
|
|
|
| Bu mesaj için hasantalha kullanıcısına teşekkür edenler: | Muhammed (13.06.09) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Refah
Üye No : 43
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : ÖĞRENCİ
Nereden : KONYA
Konuları : 188
Mesajlar : 779
Teşekkürleri: 303
359 mesajına 719 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 06.06.11
Durumu : Status: Offline
|
Emanet olarak bıraktığı Kur’ân’ı soğuk mermer üze*rinden alarak, babası dahil tüm ölülerin ısrarla talep et*tikleri Fâtiha Sûresini açtı. Yer altı sâkinlerinin tüm dikkatleri sarı sayfadaki ya*zıla*rın “ses”e dönüşmesindeydi. Pür dikkattiler. Dilsizler bahçesindeki sessizlik, çekilen besmelenin mer*merlerde yaptığı akisle yerini toplu zikir halkalarına çevirdi. Ne manaya geldiğini bilmeden: “El-hamdü lillâhi rabbil-âlemîn” diyerek Fâtiha’ya gi*riş yaptı. Alt taraftan olumlu ya da olumsuz hiçbir eleştiri*nin gelmeme*sinin verdiği cesaretle: “Er-rahmâni’r-rahîm”, dedi. Alt kat dinleyicilerinde yine “tık” yoktu. “Okuduğum âyetlerin ne manaya geldiğini herhalde bunlar da benim gibi bilmiyorlar.” dedi ve: “Mâliki yevmi’d dîn...” diyerek Fâtiha Sûresini ta*mam*ladı. “Alttan gelen ‘âmiiin’ nidaları ‘yer altı’ sâkinlerinin mem*nuniyetlerini dile getirdi herhalde” diye düşündü. Aynı soyadı taşıyan mermer sahibine: - Selâmün aleykûm baba, dedi. Baba: - Aleykûm selâm evladım! Genç: - Uzun zamandır ziyaretine gelemedim. Hak*kını helâl et baba. Bilirsin dünya meşgalesi... Çoğu zaman insa*nın kendine dahi vakti olmuyor... Baba: - Önemli değil evladım!... Dünya hayatının pahalı ve geçici olan boş bir eğlence olduğunu, üzerime toprak atılıp burada yalnız kalınca anladım. İş işten geçti tabi... Genç: - Şu an nasılsın baba? Baba: - Eni bir, boyu ve derinliği iki metre olan nemli, karanlık ve havasız bir bekleme salonunda eti ve derisi haşaratlar tarafından iskelet haline dönüştürülmüş, tek*rar diril*meyi bekleyenler safındayım. Anlayacağın çok farklı bir âlem... Bu, fiziksel ortam... Bir de bunun manevi ortamı var... Onu da başka bir ziyaretinde konuşuruz inşâllah. Babasının aile fotoğrafındaki resmiyle, ortaokul fen der*sinde sınıfta yakından gördüğü ve elleriyle dokun*duğu in*san iske*letini kafasında karşılaştıran genç: “Aman Allah’ım!” dedi. Hafif bir titremeden sonra: - “Okuduğum Fâtiha”yı nasıl buldun baba? dedi. Baba: - Fâtiha’yla bana nasıl bir mesaj verdiğini Arapça bilmediğim için anlayamadım, sadece dinledim. - Sahi niçin okudun? Genç: - Fâtiha Sûresi ölmüşlerin hayat pınarıdır baba. Baba: - Nereden biliyorsun? Genç: - Bütün mezar taşlarında yazıyor... Hatta sizin me*zar taşınızda bile “Ruhuna Fâtiha” yazmıyor mu? Baba: - Onu oraya ben yazmadım ki? Genç: - Kabir taşlarına, “Ruhuna Fâtiha” dua talebini kim, ne zaman yazdırıp kültürümüze sokmuş bilmiyorum. Annemin ısrarından ve taşlara dua talebi işlendiğinden dolayı Fâtiha okudum. Sizce ne sakıncası olabilir ki? Baba: - Yer altından ve bu taraftaki âlemin gelişmeler*den habersiz olduğun için anlaman biraz zor. Ama ister*sen: - lhfzlfkhlknýuzhfnj kitabını alıp burada okuyabi*lirsin. Bilgi dağarcığına yabancı kelimelerden oluşan cüm*leyi anlayamayan genç: - Anlayamadım baba, dedi. Baba: - Tekrar edeyim oğlum: lhfzlfkhlkný şimdi anladın mı? Genç: - Yine anlayamadım baba... Ama istersen hece hece söyle. Belki o zaman anlarım. Baba: - Oğlum! Harf harf de söylesem yine anlamaz*sın. Genç: - İsteğiniz kitabı alıp okuyabilmem için, anladı*ğım dilden ko*nuşmanız lâzım. Aksi halde talebine cevap veremem... Baba: - İşte bak evladım! Karşı tarafın anladığı dilden ko*nuş*mazsan gereken mesajı vermemiş olursun. Bilmem an*latabildim mi? Zihninde inkılaplar yaşayan genç: - Ne demek istediğinizi şimdi daha iyi anladım baba, dedi. Baba: - Güzel... O zaman şimdi hemen kitapçıya git. Genç: - Hemen gideceğim... Yalnız öğrenmek istedi*ğim bir şey var... Baba: - Neymiş o? Genç: - lhfzlfkhlkný’in türkçesi? Baba: - Kitapçıya git ve mealli bir Kur’ân al. Nasıl ama? Genç: - İşini çok iyi biliyorsun baba... Hemen gidiyo*rum. Kabristandaki tek canlı hücre, her biri bir labirenti andıran mer*mer mezarlar arasından minibüs durağına geldi. İlk gelen minibüse bine*rek yaşlı bir amcanın yanına oturdu. Gencin yüzündeki durgunluk ve mezarlık durağında bin*miş olmasından dolayı: - Kabir ziyaretinden mi?, dedi yaşlı amca. Genç: - Evet! amca... Babamı ziyaret ettim. Yaşlı amca: - Allah rahmet etsin evladım!... Sırası ge*len gidi*yor... Hayat bu... Bugün varsın yarın yok.... Genç: - Haklısınız amca... Yaşlı amca: - Sesim güzeldir... İstersen bir Fâtiha da ben okuyayım? Genç: - Sevinirim... Yaşlı amca Fâtiha Sûresi’ni okuduktan sonra mini*büsteki tüm yolcular: - Âmiiin, dediler. Genç: - Ağzına sağlık amca... Gerçekten de çok güzel okudunuz... Ama anlayamadığım bir şey var... Yaşlı amca: - Sor, söyleyeyim. Genç: - Fâtiha’yı okurken iyyâke na’bûdü ve iyyâke nestaîn, dediniz. Arapça bilmediğim için anlayama*dım. Sahi ne demek bu iy... ta’in? Beklemediği bu soru karşısında donakalan yaşlı amca: - Hay Allah! Nerden çıktı bu soru... Nasıl derim bilmiyorum evladım!. Demezler mi; eşek kadar olmuş, oku*duğu Fâtiha’nın ne manaya geldiğini bilmiyor... Yıllardır Fâtiha okurum... Hele de bu güzergâhta... Nasıl düşünmedim?... İyisi mi en yakın durakta ineyim de şu sı*kıntıdan kurtulayım. Amcanın yüzünün renkten renge girmesi Fâtiha der*sine çalışmadığını göstermişti. Küçük bir kağıda, babası*nın şok uyarısını yazıp gizlice amcanın cebine koydu. Minibüsün durağa yaklaşması yaşlı amcanın sıkıntı*dan kurtulmasına yardımcı olmuştu. - Müsait bir yerde dur evladım! dedi amca. Daha sonra mahcubiyet kokan bir ses tonuyla: - Bilmiyorum evladım!, dedi. Tam inecekken: Genç: - Cebinize gizlice koyduğum kağıdı okumanızı tav*siye ediyorum, dedi ve minibüs gazladı gitti. Yıldırım hızıyla cebindeki kağıdı çıkararak, büyük bir me*rakla okumaya başladı. Karşı tarafın anlamadığı dilden, ya da ne dediğini bilme*den konuşursan, hem gerekli mesajı verememiş olur*sun hem de kendinle çelişirsin. Az önce ruhuna Fâtiha okuduğu merhuma ait olan bu uyarıyı kü*çük bir çocuktan almış olması, biraz daha mahcup et*mişti amcayı... “Vay be!.. Bacak kadar çocuktan ders almak ha!” dedi, yaşlı amca. * * *
__________________
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
|
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Akıncı
Üye No : 127
Üyelik tarihi : 18-08-2008
Nereden : Kalu Bela'dan
Konuları : 15
Mesajlar : 104
Teşekkürleri: 29
29 mesajına 68 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 25.09.10
Durumu : Status: Offline
|
allah senden razi olsun kardeşim çok güzel bir yazi dizisi olmuş |
|
|
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Ö_E
Üye No : 114
Üyelik tarihi : 15-08-2008
Mesleği : Böcek Annesi
Nereden : İstanbuL
Konuları : 556
Mesajlar : 8,893
Teşekkürleri: 4,470
3,713 mesajına 7,156 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Allah razı olsun,
Etkileyici bi yazı dizisi... ![]() Emeginize saglık... ![]()
__________________
. . . . . .
|
|
|
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Refah
Üye No : 43
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : ÖĞRENCİ
Nereden : KONYA
Konuları : 188
Mesajlar : 779
Teşekkürleri: 303
359 mesajına 719 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 06.06.11
Durumu : Status: Offline
|
ecmain devamı gelecek akşama inşaallah
__________________
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
|
|
|
| Bu mesaj için hasantalha kullanıcısına teşekkür edenler: | EliF (10.09.08) |
![]() |
| Etiket |
| dizisi, yazı, ölüm |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|