| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,933 | Üyeler: 10,668 | Online: 212 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » TASAVVUF »

TASAVVUF Tasavvuf, Allah ile Olan Muamelenin Saflığıdır. Bunun Aslı da Dünyadan Yüz Çevirmedir...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16.09.08, 13:39   #1
Esedullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 168
Üyelik tarihi : 20-08-2008
Mesleği : Aksiyoner Edebiyatçı
Nereden : Hünkar Mahfili (Elazığ)
Konuları : 316
Mesajlar : 1,528
Tecrübe Puanı: 0 Esedullah is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 02.11.09
Durumu : Status: Offline

Standart Hayâyla gelen yükselisler

Hz. Peygamber döneminde yasanmis herhangi bir özel hadisede


veya savasta pek de öne çikmayan, nisbeten gerilerde duran,


o yüzden Asr-i Saadetteki büyük olaylarin akisi içinde insanin çogu zaman


varliginin farkina dahi varmadigi bir sima olarak Hz. Osman,


bütün bunlara ragmen neden makamca en üstün


üçüncü sahabi olarak kabûl olunmaktadir?





Bir hadisinde, “Ashâbim yildizlar gibidir” buyurmustur Hz. Peygamber. Onun her biri ‘yildizlar gibi’ isik saçan sahabileri içinde Hz. Osman’in misali, deyim yerindeyse, baska yildizlarin isiltisi arasinda kendini pek belli etmeyen bir yildiz, meselâ kutupyildizi misalidir. Kutupyildizi gibi... Çünkü, tipki onun gibi, Hz. Osman da, ilk bakista kendini göze farkettiren bir isik yaymaz. Ama nisbeten zayif isigiyla birlikte kutupyildizi çaglar boyu insanlara yön ve yol gösteren bir yildiz olageldigi gibi, Hz. Osman da bindörtyüz yildan beri bir yol, bir iz sunmustur Allah’in hak yolunun yolcularina.


Oysa, bir kez daha belirtelim, Asr-i Saadetin büyük olaylari içerisinde, Hz. Osman’in ismi pek önlerde gözükmez. Hz. Peygamber’in hayatini yahut Islâm’in ilk asrina dair kitaplari okuyan herkes, bu örnek asrin hadiseleri içinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Talha gibi parlayip isik saçan simalari görür de, bu simalar arasinda Hz. Osman bir derece geride durur. Zira, onun, bu yildizlar kümesi içinde özellikle seçilip ayirt edilmesini temin edecek olan, özellikle öne çiktigi belli bir olay, bir gazve yoktur. O ne Hz. Ebu Bekir misali, Mirac vesilesiyle söyledigi söz veya Resûl-i Ekrem’e hicrette arkadaslik veyahut hastaliginda ona vekaleten ümmete namaz kildirma gibi bir sebeple temayüz eder; ne Hz. Ömer gibi putperestligin en keskin müdafii olarak nam salmisken bir iman kahramanina dönüsme gibi bir hadiseyle öne çikar; ne de, Bedir’de Hamza’nin, Uhud’da Talha’nin, Hayber’de Ali’nin durumuna benzer bir kahramanligi sözkonusudur. Asr-i Saadet’e dair kitaplarda Hz. Osman hep vardir; ama hep bir derece gizlidir, saklidir, gerilerdedir, pek öne çikmamaktadir.



Bu durum, insana, buna ragmen onun niye sahabiler arasinda makamca ve faziletçe üçüncü sirada sayilabildigini sordurur ve düsündürür. Hele hele, onun, Resûlullah’in ‘ilim sehrinin kapisi’ övgüsüne mazhar olmus olan, nitekim bizatihî “Perde-i gayb açilsa yakînim ziyadelesmeyecek” diyen, öte yandan ‘Allah’in aslani’ diye nam salmis Hz. Ali’den dahi faziletçe ve makamca üstün kabûl edilmis olmasini anlamakta akil ciddi biçimde zorlanir. Nitekim, benim aklim zorlanmis, yillar yili, Hz. Ali’nin ondan daha üstün oldugu düsüncesini tasimistir.


Maamafih, sahabilerin her biri, elbette üstün insanlardir. Hele Asere-i Mübessere, üstünlerin üstünüdür. Bu on en güzide sahabi içinde Hz. Ali’nin üstün meziyetleri ise, apaçik ortadadir. Peki, ne olmus ve nasil olmustur da, Hz. Peygamber döneminde yasanmis herhangi bir özel hadisede veya savasta pek de öne çikmayan, nisbeten gerilerde duran, o yüzden Asr-i Saadetteki büyük olaylarin akisi içinde insanin çogu zaman varliginin farkina dahi varmadigi bir sima olarak Hz. Osman, bütün bunlara ragmen makamca en üstün üçüncü sahabi olarak kabûl olunmaktadir? Bedir’de bulunamayan, Uhud’da ise savasin sonuna dogru yasanan kargasa ve bozgun halet-i ruhiyesi içinde oraya buraya kaçisan sahabiler arasinda yer alan Hz. Osman, baskaca bir savasta veya baskaca hadiselerde de en önde gözükmeyen bir isim oldugu halde, neye binaen, sahabiler arasinda makamca ve faziletçe en üstün üçüncü kisidir?


Sahsen, bu soruyu yillarca zihnimde sakli tutmusumdur.



Elbette, siyer kitaplarinda, onun adi hiç geçmiyor degildir. Kendisinin ilk Müslümanlardan olusu, Islâm’i seçisinden dolayi ailesinin kendisine reva gördügü eziyetler, Habesistan’a hicret edenlerden olusu, Medine’ye hicretin akabinde Rûme kuyusunu satin alip vakfedisi, Hudeybiye’de Hz. Peygamber tarafindan Mekke’ye elçi olarak gönderilisi, Tebük gazvesinden önce yaptigi külliyetli bagis, Hz. Peygamber’e iki kez damat olusu... bütün bunlar siyerlerde elbette mevcuttur. Ancak, ne Ebu Bekir’in müsrikler Mirac hakkinda kendisine kanaatini sorduklarinda söyledigi söz, ne Ömer’in Islâm’a gelisi, ne Hamza’nin aslan avindan dönüp de Kâbe’de Ebu Cehil’e o büyük hiddetini sergileyisi, ne Ali’nin Hayber’de gösterdigi yigitlik, ne de Talha’nin Uhud’da vücudunu Hz. Peygamber’e siper edisi türünden destansi hadiseler degildir bunlar.


Lâkin, Hz. Osman, Asere-i Mübessere’dendir. Hem de, onlar arasinda, üçüncüleridir. Diger bir deyisle, cennetle müjdelenen sahabilerini ziyaret ettigi gün, kapisi Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselam tarafindan bu müjde ile çalinan üçüncü sahabidir. Hz. Peygamber’e halifelikle sereflenenler arasinda da, tarihçe, üçüncü sirada yer almaktadir.


Bu durumda, aklima takilan soruyu ve muammayi çözme çabasi içinde, her biri ‘yildizlar gibi’ olan sair sahabilerin öne çikan vasiflarini gözardi etmeden, zahiren bir parça geride duran Hz. Osman’i öne çikan vasiflariyla tanima imkâni buldum ve bu vasiflarin her birinin, esasen bizler için de birer hayat rehberi olarak karsimizda durdugunu gördüm.


Ki, Hz. Osman denildiginde akla gelen vasiflardan ilkini, ‘hayâ’ teskil ediyor. Hadis külliyatlarindan, bizatihî Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) onu hayâsi ve edebi ile övdügünü okuyoruz. Keza, yine Hz. Peygamberin, hayâsindan dolayi ona karsi hususî bir ihtiramda bulundugunu bildiren hadisler de çikiyor karsimiza.



Hz. Osman’da temayüz eden bir vasif olarak hayânin onun nice büyük ve parlak yildizi dahi geride birakacak sekilde faziletçe o derece yükselmesine nasil vesile oldugunu ise, en basta, yine Resûl-i Ekrem’in hayâya dair hadisleri sayesinde anliyor insan. Nitekim, her iki Sahîh’te ve Kütüb-i Sitte’nin alti kitabindan besinde mevcut bir hadisinde “Hayâ imandandir” buyuruyor sevgili Peygamberimiz. Onun, yine her iki Sahîh’te yer alan, ve Kütüb-i Sitte’nin hepsinde bulunan bir baska hadisi ise, “Hayâ imandan bir subedir” diye bildiriyor. Yine Hz. Peygamber’in ögrettigi üzere, “Hayânin hepsi hayirdir” ve “Hayâ ancak hayir kazandirir.”


Iste, hayânin niye ‘imandan’ ve de ‘imanin bir subesi’ oldugunu anlayabildigi ölçüde, hayâsi karsisinda ‘meleklerin dahi kendisinden utandigi’ Hz. Osman’in neden bu derece yükselebildigini de anliyor insan.


Bunu anlamak için ise, önce su iki sorunun izini sürmesi gerekiyor: Insan nasil hayâ duyar? Yahut, hangi durumlarda daha hayâli davranir?



Kendi hayatlarimiz dahilinde tecrübe ettigimiz üzere, hayâyi, yani utanma duygusunu en yogun biçimde yasadigimiz haller, ‘görüldügümüzü’ ve ‘izlendigimizi’ bildigimiz hallerdir. Yalniz kaldigimizda yapabildigimiz birçok seyi, birisi tarafindan izlendigimizi biliyor isek, yapamayiz. Ki bu hal, fitratin kerih gördügü, insana fitraten sevdirilmemis olan bazi seyleri uluorta yapmaktan bizi alikoydugu gibi, günahtan da sakindirir. Kisi hayâsi ölçüsünde açikça günah islemekten çekinir, ve hayâsizligi ölçüsünde alenî günah isler. Bizi taniyan birinin bizi o halde görmesi endisesiyle gelen psikolojik utanç, çogu kez, nefsin günaha davetine ragmen, insani günahtan alikoyar. Ancak, yine bu yüzden, tanindigi ortamlarda utanilasi fiillerden uzak duran insanlar taninmadigi ortamlarda günaha daha rahat düsebilirler. (Ki, bundan dolayi, yaninda bir tanidigi olmadan tek basina yolculuktan insani sakindiran, böyle bir durumda seytanin insana yol arkadasi olacagini bildiren hadisler vardir. Yine bu bâbdaki hadislere binaen, refakatinde bir baska mü’minin oldugu halde yolculuk, sünnet-i seniyyedendir.)



Günahtan sakinma noktasinda hayânin yanimizda baska insanlarin oldugu durumlar ile yalniz basina kaldigimiz durumlar arasinda nasil bir fark husule getirdigini kendi hayat tecrübemizle biliyoruz açikçasi.


Peki, insan yaninda baska bir insan yokken, yani yalniz basina iken gerçekten yalniz midir?


Hayir. Yaninda bir insan yokken de yalniz degildir insan. O’nun Semi’, Basîr, Latîf, Habîr, Alîm bir Rabbi vardir. O’nun Rabbi, Semi’, yani isitendir. Basîr, yani görendir. Latîf’tir, her yere nüfuz eder; Habîr’dir, herseyden haberdardir; Alîm’dir, herseyi bilir. Sem’, basar ve kudret, yani görmek, bilmek ve isitmek, O’nun sifatlari arasindadir. Dahasi, Semîu’l-Basîr ve Alîmu’l-Habîr olan Rabbimizin, her ise müekkel melekleri oldugu gibi, insanin fillerini kaydeden melâikesi de vardir.


Yani, insan her an Rabbinin huzurundadir ve melekler her an yanibasindadir. Allahu Teâlâ ve vazifeli melekleri, insanla her an beraberdir.


Insan, bu gerçegi kavradigi ölçüde ‘yalniz’ iken de yalniz olmadigini bilir; ve bu gerçek aklinda kaldigi müddetçe insanlarin yaninda islemeye utandigi günahtan yalniz iken de sakinir. Zira, bilir ki, etrafinda insanlar yoksa bile, Semî ve Basîr olan Rabbinin huzurundadir ve melekler de yanibasindadir.


Bu açidan baktigimizda, hayâ imandandir ve imandan bir subedir gerçekten. Zira, hayâ duygusunun varligi ve inkisafi, Allah’i Basîr (herseyi gören), Semi’ (herseyi isiten), Alîm (herseyi bilen), Latîf (herseye nüfuz eden), Habîr (herseyden haberdar olan) gibi isimleriyle taniyip bilmeye, her an böyle bir Rabbin huzurunda oldugu gerçeginden gaflet etmemeye, yani iman-i Billaha ve iman-i Billah içindeki marifetullaha bakmaktadir. Yanisira, melâikeye imana da...


Fitratimiza konulmus hayâ duygusu, Semi’ ve Basîr olan Allah’a ve meleklerine imandaki terakki sayesinde gelismekte; hayâ duygusunun gelismesiyle de, insan takvâ zirhiyla donanip pek çok günahtan ve pek çok çirkin halden sakinip korunarak, Rabbinin hosnut olup meleklerin takdir edecegi salih ameller islemeye yönelmektedir.


Kisacasi, hayâ sahibi olmak ve hele hayâda zirveye ulasmak ne basit bir istir, ne de kolay ve siradan bir is... Hayâ, imandandir ve imandaki terakki sayesinde bu duyguda bir genisleme ve derinlesme yasanmaktadir. Hayâda zirveye dogru yolculuk, özellikle de, Semi’, Basîr, Alîm, Latîf, Habîr gibi esmâ-i hüsnâya dair saglam bir kavrayisla birebir alâkalidir.


Hayâ ile iman arasindaki bu birebir iliskidir ki, Hz. Osman gibi bir sahabi, Ashâb-i Kirâm’in Resûlullah’in yaninda Allah adina giristigi savaslarda iz birakan büyük bir kahramanligi görülmedigi halde, hayâsiyla söhret bulmus bir kisi olarak, sahabilerin en üstünleri arasindadir. Osman (r.a.), imandan bir sube olan ve dillere destan olmus hayâsi sayesinde, mertebece Hz. Ebubekir ve Ömer’in hemen ardinda, üçüncü sirada anilmaktadir.



Hayâdaki bu sirrin, Hz. Osman’daki hayâ halinin, ve onun hayâ ile gelen yükselisinin, su zamanin günaha çagiran binbir kapisi karsisinda bunalan ahir zaman mü’minleri için de hem bir kurtulus reçetesi, hem de bir yükselis imkâni sundugunu düsünüyorum. Bizler de, Hz. Osman misali, Allah’i sözkonusu isimlerinin azamî mertebesinde tanir ve de bu isimlerden gafil olmaz isek, keza kudsî meleklerin hayatimizin her aninda bize yoldas oldugunu bilir—yani, melâikeye imanda da terakki eder—isek, umulur ki, hayâ hâlimiz o derece inkisaf eder; ve hayâdaki inkisafimiz nisbetinde de, nefis ve seytanin bizi günaha sevketmesi zorlasir.


Ne mutlu hayatini hayâyla hayatlandiranlara! Ne mutlu, bir kutupyildizi misali, hayatinda ve hayâsinda Hz. Osman’i kilavuz tutanlara!
View Esedullah'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
gelen, hayâyla, yükselisler

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:43 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.