| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,934 | Üyeler: 10,668 | Online: 217 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » TASAVVUF »

TASAVVUF Tasavvuf, Allah ile Olan Muamelenin Saflığıdır. Bunun Aslı da Dünyadan Yüz Çevirmedir...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14.10.08, 11:50   #1
CaN KıRıĞı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 69
Üyelik tarihi : 10-08-2008
Konuları : 460
Mesajlar : 3,945
Teşekkürleri: 1,196
1,220 mesajına 2,208 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 0 CaN KıRıĞı is an unknown quantity at this point
Son Aktivitesi : 30.05.10
Durumu : Status: Offline

Standart Mürşid farzdır

Mürşidin farz olmasını gerektiren temel unsur, irşadın farz olmasıdır. İrşad Allahû Tealâ tarafından üzerimize Bakara suresinin 186’ncı âyet-i kerimesiyle farz kılınmış.
Şöyle söylüyor Yüce Rabbimiz:
"... iciybu da’veteddaâ’ı izâ de’ân, felyesteciybû liy velyü’minûbiy be’allehüm yerşüdûn"

Buyuruyor ki,
Beni davet ettikleri zaman, dua edenin davetine icabet ederim, ama onlar da Benim davetime icabet etsinler; mü’min olsunlar ve böylece irşada ulaşsınlar.

İşte Allahû Tealâ’nın daveti İRŞAD. Allahû Tealâ hepimizi irşada davet ediyor. Şura suresinin 47’nci âyet-i kerimesiyle bütün davetler üzerimize farz kılınmış. Allahû Tealâ diyor ki, bu âyet-i kerimede;

"İsteciybû lirabbiküm min kabli en ye’tiye yevmün lâ meredde lehü minallâh."

Allah’tan o geri çevrilmesi mümkün olmayan gün, (ölüm günü) gelmeden önce Allah’ın davetine icabet edin! diyor.
Demek ki Allahû Tealâ bizi irşada davet ediyor. Davet bu sebeple farz. Şura-47’yle davetlerin farziyeti bir defa daha vurgulanıyor.

Öyleyse irşad farz mıdır? İrşad farzdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, irşadı farz kılmıştır.
Bundan 14 asır evvel bütün Sahabe irşada ulaşmış mıydı? Evet... Allahû Tealâ Hucurat suresinin 7’nci âyet-i kerimesinde şöyle söylüyor;

(Ey sahabe!) Lâkin Allah size imanı sevdirdi; fıskı, küfrü, isyanı kerih gösterdi. Hepinizin
kalplerini müzeyyen kıldı.
Ve sonra, bütün dünyaya, kâinata açıklama yapıyor;
İşte onlar irşada ulaşanlardır, diyor.
Bütün sahabe irşada ulaşmış. Allah’ın insanların üzerine farz kıldığı irşada bütün sahabe ulaşmış.



MÜRŞİD FARZDIR


İrşadın farz olduğunu gördük, sahabenin de irşada ulaştığını gördük. Acaba Mürşid de farz kılınmış mı? Kılınmış... Cin suresi 14’üncü âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki,

Sizlerden Allah’a teslim olanlar da var, kalpleri kasiyet bağlamış olanlar da var; kim Allah’a teslim olmayı dilerse Mürşidini arar.

Demek ki Allah’a teslim olmayı dileyen kişinin teslim olabilmek için mutlak Mürşidten geçmesi gerek.
Allahû Tealâ açık bir şekilde Mürşidin gerekliliğini söylemiş mi Kur’ân-ı Kerim’de? Evet. Bu noktadan hareketle ne gördük? Demek ki insanoğlunun Mürşidini araması gerekiyor. Aramazsa ne olur? Aramazsa, o kişi için bir Mürşid bulma işlemi tahakkuk etmeyecektir, Mürşid bulunmayacaktır.
İşte bu hususu Allahû Tealâ Kehf suresinin 17’nci âyet–i kerimesinde bizlere ifade etmiş. Diyor ki,
"Men yehdullâhü fehüvelmühted."

Allah kimi kendi Zatına ulaştırırsa o kişi hidayete erer.

"Ve men yudlil felen tecide lehü veliyyen mürşidâ."


Ama Allah kimi de dalâlette bırakırsa, o kişi için bir velî Mürşid bulunmaz (bir evliya Mürşid bulunmaz!)
Neden bulunmaz? Çünkü, o kişi Mürşidini aramamıştır. Aramadıysa, Mürşid istemediyse, bulması da elbette mümkün değildir.
Öyleyse, demek ki bir insanın dalâletten kurtulması için mutlaka Mürşidine ulaşması gerekiyor. Yoksa kişi dalâlette. Âyet-i kerime son derece açık;
Allah kimi de dalâlette bırakmışsa, o kişi için bir velî-Mürşid bulunmaz!
Bulunsaydı ne olacaktı? O kişi Mürşidini arasaydı mutlaka Allahû Tealâ ona Mürşidini gösterecekti. O kişi Mürşidine ulaşacaktı ve dalâletten de kurtulacaktı. Bu âyet-i kerimede Mürşidine ulaşmayan bir kişinin dalâlette olduğu vurgulanmış. İşte, bundan başka daha 9 tane âyet-i kerimeyle, yani tam 10 âyet-i kerimeyle Allahû Tealâ bizlere şunu söylüyor;
Eğer bir insan Mürşidine ulaşamazsa, o kişi dalâlette kalır. Allah’ın indinde 2 grup insan var;
Hidayette olanlar ve
Dalâlette olanlar...


Bir insanın dalâletten hidayete adım atabilmesi, o kişinin mutlaka Mürşidine ulaşmasına bağımlı. Kısaca şunu söyleyebiliriz;
İnsanoğlu doğumundan itibaren, doğduğu andan itibaren, Mürşidine ulaştığı güne kadar dalâlettedir. O gün, Mürşidine ulaştığı gün hidayete adım atar, ama hidayete ermez. Hidayete ermesi için 21 basamaklık bir yolculuğu tamamlaması ve Allah’a ulaşması gerekir. İşte hidayete ermek demek, insan ruhunun Allah’a ermesi, demektir. Böyle bir vetirenin tamamlanması ise, 21 tane basamağa ihtiyaç gösterir.


MÜRŞİDE ULAŞMAK FARZDIR



Öyleyse bir insan Mürşidine ulaştığı zaman dalâletten hidayete adım atar ama hidayete ermez! Mürşidine ulaşmadığı sürece, böyle ber şeyi talep etmediği sürece, o kişinin dalâlette olduğunu söylüyor 10 âyet-i kerime.
1- Birinci âyet–i kerimeyi tekrar edelim:
Kehf-17
"Men yehdullâhü fehüvelmühted, ve men yudlil felen tecide lehü veliyyen mürşidâ."


Allah kimi kendi Zatına ulaştırırsa o kişi hidayete erer; kimi de dalâlette bırakırsa, o kişi için bir velî-Mürşid, (bir evliya-Mürşid) bulunmaz!

2- İkinci âyet-i kerime: Kasas suresinin 50’nci âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor;

Habibim, eğer senin davetine icabet etmezlerse, bil ki onlar heva ve heveslerine tâbî olmuşlardır; (nefslerine tâbî olmuşlardır.) Kim Allah’ın davetçisine değil de, kendi hevasına, (kendi nefsine) tâbî olursa ondan daha çok dalâlette olan kim vardır?

Demek ki bir insan Mürşidine ulaştığı güne kadar, hidayetçiye ulaştığı güne kadar dalâlette; ulaştığı gün dalâletten hidayete adım atacak.

3- İşte, Taha-123 aynı şeyi Allahû Tealâ şöyle ifade ediyor;
Hadi hepiniz oradan aşağı inin! Birbirinize düşman olarak... Yaşadığınız devirde sizlere hidayetçilerimiz gelecek; kim o hidayetçilere tâbî olursa, sadece onlar dalâletten kurtulurlar ve şaki de olmazlar.

Demek ki bir insanın dalâletten kurtulduğu an, öyle ber an ki, zamanın bütün parçalarında yaşayan insanların yaşadıkları devirde mutlak Allah’ın murşidleri var, hidayetçileri var; bu hidayetçiler her yerde her zaman var olacaklar ve kişi Allah’ın kendisi için tayin ettiği hidayetçiye ulaşmazsa, ona tâbî olmazsa o zaman bu kişinin dalâlette olduğunu görüyoruz.

4- Dördüncü âyet-i kerime Casiye suresinin 23’üncü âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ diyor ki;
Habibim, o hevalarını, nefslerini kendilerine ilâh edinenleri görmüyor musun? Allah onları bir ilim üzere dalâlette bırakmıştır. Onların kalpleri mühürlüdür, kalplerindeki işitme hassası mühürlüdür, kalplerideki basar isimli görme hassasının da üzerinde "gışavet"adlı bir perde vardır, (yani göremezler).

Öyleyse demek ki, Allahû Tealâ bu baştan söylediğimiz 4 tane âyet-i kerimeyle Mürşide ulaşmadıkça bir insanın dalâlette olduğunu söylüyor.
5-6- 5’inci ve 6’ıncı âyet-i kerimeler; Cuma suresinin 2’nci âyet-i kerimesi ve Ali İmran suresinin 164’üncü âyet-i kerimesi.
Allahû Tealâ buyuruyor ki;

Müminlerin üzerine bir nimet olmak üzere, Allah onların arasında Mürşidler, resüller bas eder; hayata getirir. Onların arasında görev yapmak üzere... (Onların arasından birini ve onların arasında görev yapmak üzere.)
Bu mürşidler o insanlara Allah’ın âyetlerini okurlar, onların nefslerini tezkiye ederler, onlara kitap öğretirler, onlara hikmet öğretirler; bu Mürşidlere (bu resûllere) tâbî olmadan evvel onlar, apaçık bir dalâlet içinde idiler.


Diğer âyet-i kerime ise, Allahû Tealâ aynı şeyleri söylüyor. Ama bu defa Yüce Rabbimiz, ümmilerin içinde bir resûl bas eden O’dur, diye başlıyor sözlerine.
Birincisinde sizlerinin muhatabı müminler; başlarının üzerine Allah’ın nimet verdiği (Mürşidin ruhunu göndererek nimet verdiği) müminler,
İkincisinde de ümmiler...

Âyet-i kerimenin geri kalan kesimleri aynı.

7- 7’nci âyet-i kerime, Ahkâf-32. Allahû Tealâ buyuruyor;

O Allah’ın davetçilerine tâbî olmayanlar var ya, onlar Allah’ı yeryüzünde aciz bırakacaklarını mı zannediyorlar, oysaki onların da Allah’tan başka dosları yoktur. Onlar, Allah’ın davetçisine tâbî olmadıkları için apaçık bir dalâlet içindedirler.

8- 8’inci âyet-i kerime, Nahl-36 Allahû Tealâ buyuruyor ki,

Biz bütün kavimlerin içinde resûller bas ederiz; mürşidler hayata getiririz. O kavimlerde bulunan insanları şeytana kul olmaktan kurtarsınlar da, Allah’a kul etsinler diye. Bir kısmı bu sebeple hidayete erdiler; bir kısmının da üzerine dalâlet hak oldu.

Demek ki o mürşidlere, resûllere kimler tâbî olmuşsa, resûller sebebiyle hidayete ermişler, ama diğerleri bunu yapmadıkları için dalâlette kalmışlar.

9- Dokuzuncu âyet-i kerime; Zümer-22, Zümer-23. Allahû Tealâ buyuruyor;
İşte bu Allah’ın hidayetidir ki, Allah bununla dilediğini hidayete erdirir. Kimi de dalâlette bırakırsa o kişi için bir Hidayetçi yoktur!
Aynı sebep: Kişi aramamış mürşidini, hidayetçiyi; bulması da söz konusu olmamış.

10- 10’ncu âyet–i kerime;
Araf-186
Allah dilediğini dalâlette bırakır. Kimi dalâlette bırakmışsa o kişi için bir hidayetçi yoktur. Allah, dalâlette olanları isyanları içinde şaşkın bir halde bırakır. Öyleyse 10 âyet-i kerime bizlere Mürşidine ulaşamayan kişinin dalâlette olduğunu söylüyor.
__________________
"CaN bardakta çay sohbetlerimiz" başlamıştır

Çayımızın şekeri olup sohbetimizi tatlandırmak ister misiniz?


Öyleyse buyurun



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View CaN KıRıĞı'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.10.08, 12:01   #2
CaN KıRıĞı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 69
Üyelik tarihi : 10-08-2008
Konuları : 460
Mesajlar : 3,945
Teşekkürleri: 1,196
1,220 mesajına 2,208 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 0 CaN KıRıĞı is an unknown quantity at this point
Son Aktivitesi : 30.05.10
Durumu : Status: Offline

Standart

MÜRŞİDİNE ULAŞAMAYANIN SONU

8 grup âyet-i kerime dalâlette olanların ne yazık ki, cennete gitmelerinin imkânsız olduğunu söylüyor. İşte 8 grup âyet–i kerime:
1- Birinci grup: Nisa-167,168,169 Allahû Tealâ şöyle buyuruyor;

"İnnelleziyne keferû ve saddû an sebiylillâhi kad dallû dalâlen ba’iydâ innelleziyne keferû ve zalemû lem yekünillâhü liyagfirelehüm ve lâ liyehdiyehüm tariykaâ illâ tariyka cehenneme hâlidiyne fiyhâ ebedâ."

Allahû Tealâ şöyle söylüyor;

Onlar muhakkak ki küfür üzeredirler ve Allah’ın yolundan saptırırlar. Andolsun ki, onlar uzak bir dalâlet içindedirler. Onlar ki, küfür üzeredirler ve zalimdirler. Allah onlara asla mağfiret etmeyecektir (onların günahlarının sevaba çevirmeyecektir) ve onları Sırat-ı Müskakiym’e hidayet etmeyecektir (ulaştırmayacaktır). Onları cehennem yoluna (cehennem tarikine) ulaştıracaktır ve orada ebedî olarak kalacaklardır. Kimler bunlar? Uzak bir dalâlet içinde olanlar, dalâlettin içinde olanlar...

2- İkinci grup âyet-i kerime, Araf-178 ile Müminun-103’de oluşuyor.
Araf-178:

"Men yehdillâhü fehüvelmühtedi, ve men yudlil feulâime hümülhâsirûn."

Allahû Tealâ diyor ki:
Allah kimi kendi Zatına ulaştırırsa, o kişi hidayete erer; ama kimi de dalâlette bırakırsa, o kişi hüsran içinde olur, hüsrana düşmüş olur.
Ne olur bir insan hüsrana düşerse? Müminun-103 cevap veriyor:

"Ve men haffet mevâziynühü feulâikemmeziyne hasirû enfüsehüm fiy cehenneme hâlidûn."


Allahû Tealâ diyor ki:
Kimin kıyamet gününde sevap tartıları hafif gelirse, onlar nefslerini hüsrana düşürmüş olanlardır; onlar cehennemde ebedî kalacaklardır.

Öyleyse nefslerini hüsrana düşürenler cehennemde ebedî kalacaklar. Kimler nefslerini hüsrana düşürüyorlar? Dalâlette olanlar... Allah’ın dalâlette bıraktığı kişiler.

3- Üçüncü âyet-i kerime:
Araf-179
Allahû Tealâ buyuruyor ki;
"Ve lekad zere’nâ licehenneme kesiyren minelcinni vel’insi."

Biz, insanların ve cinlerin çoğu için cehennemi yarattık.

"Lehüm kulûbün lâ yefkahûne bihâ."
Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh edemezler; idrak edemezler...

"... ve lehüm âzânün lâ yesme’ûne bihâ"

Onların işitme hassaları vardır; onunla işitemezler...

"Ülâike kel’en’âmi belhüm edall."

Onlar hayvanlar gibidir; hayır, daha da dalâlettedirler.


"Ülâike hümülgaâfilûn."

İşte onlar gafillerdir.

Kimler bunlar? Dalâlette olanlar... Hayvanlardan da daha çok dalâlette olanlar... Nerede? Cehennemdeler...

4- Dördüncü âyet-i kerime:
İsra-97

"Ve men yehdillâhü fehüvelmühted, ve men yudlil felen tecide lehüm evliyâe min dûnih, ve nahşürühüm yevmelkıyâmeti alâ vücûhihim umyen ve bükmen ve sümmâ, me’vâhüm cehennem."

Allahû Tealâ diyor ki:
Allah, kimi hidayete erdirirse, o; (kendi Zatına ulaştırırsa o) hidayete erer; kimi de dalâlette bırakırsa, onun için Allah’tan başka bir dost (bir evliya) bulunmaz! Ve onlar kıyamet günü yüzleri üzerine sürünerek cehenneme sürülürler, haşredilirler. Kör, sağır ve dilsiz olarak... Onların yerleri cehennemdir.
Kimler bunlar? Dalâlette olanlar...

5- Kehf suresinin 104,105,106’ncı âyet-i kerimeleri. Allahû Tealâ şöyle söylüyor;
"Elleziyne dalle sa’yühüm fiylhayâtiddünyâ."

Onlar dünya hayatında mesailerinde, çalışmalarında dalâlete düşenlerdir...


"Ve hüm yedsebûne ennehüm yuhsinûne sun’â."

Onlar hesap ediyorlardı ki, en iyisini yapmaktadırlar, (en iyi ibadetleri yapmaktadırlar...)



"Ulâikelleziyne keferû biâyâti rabbihim"

Onlar Rablerinin âyetlerini inkâr etmişlerdir.


"Ve likaâihi"

Ve Allahû Tealâ’ya ulaşmayı...



"Fehabitat a’mâlühüm"

Onların amelleri boşa gitmiştir.


"Felâ nükıymü lehüm yevmelkıyameti veznâ"

Onlar için kıyamet günü mizan tutulmaz!



"Zâlike cezâühüm cehennemü"

Onların cezaları cehennemdir.


"Bimâ keferû"

Küfürleri sebebiyle...


"Vettehazû âyâtiy"

Allah’ın âyetleriyle alay etmeleri sebebiyle,


"Ve rusuliy hüzüvâ"

Ve Allah’ın resûlleriyle alay etmeleri sebebiyle...


İşte bunlar dalâlette olanlar; mesaileri, çalışmaları sebebiyle dalâlete düşenler...
Ve görüyorsunuz ki yerlerinin açıkça cehennem olduğunu söylüyor Allahû Tealâ:

"Zâlike cezâühüm cehennemü."

İşte onların cezaları cehennemdir.


6- Furkan-34’de altıncı bölümü söylüyor Allahû Tealâ;
"Elleziyne yuhşerûne alâ vücûhihim ilâ cehenneme ülâike şerrün mekânen ve edallü sebiylâ"

Onlar ki, yüzleri üzeri cehenneme sürülürler. İşte onlar ateştedirler; mekanları ateştir ve onlar Allah’ın yolundan saparak dalâlete düşmüş olanlardır.


7- Yedinci bölüm:
Yasin-62,63

"Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyrâ"

Sizden ne kadar çoğunuz dalâlettesiniz, andolsun ki...


"Efelem tekhûnû ta’kılûn"

Halâ düşünmüyor musunuz? Akıl etmiyor musunuz?


"Hâzihi cehennemiülletiy küntüm kû’adûn"

İşte bu, cehennemdir ki, size vaad edilmişti.


Kimler bunlar? Sizden ne kadar çoğunuz dalâlettesiniz, diyor Allahû Tealâ. Dalâlette olanlar... İşte onlar için vaad olunan şey, cehennem; gidecekleri yer, cehennem.

8- Sekizinci grup âyet-i kerime;
Kamer-47,48

"İnnelmücrimiyne fiy dalâlin ve sü’ur"

Dalâlette olanlar mücrimlerdir ve kızgın ateştedirler.

"Yevme yüshabûne fiynnâri"

Onlar ateşe şürüklenecekler o gün.
"Alâ vücûhihim"

Yüzleri üzere...
"Zûkuû messe sekar"

İşte, bu ateşi, bu ızdırabı tadın! diyerek...
Kimler bunlar?
"Fiy dalâlin..."

Dalâlette olanlar...
Demek ki, 8 grup âyet-i kerime bizlere, dalâlette olanlar kimlerse, onların muhakkak cehenneme gideceğini söylüyor.
Öyleyse insanoğlu, Mürşidine ulaşamadığı takdirde dalâletteyse ve dalâlette olanlar mutlaka cehenneme gidecekse, o zaman korkunç bir olayla karşı karşıyayız: İnsanlar, akıllarını başlarına toplayıp da, Mürşidlerini (hacet namazı kılarak) Allahû Tealâ’dan dilemezlerse, Mürşidlerine ulaşmayı düşünmezlerse, ulaşmazlarsa, onların dalâlette olduğu kesin...

DİN ÖĞRETENLERİN
SORUMLULUĞU


Ne yazık ki, zamanımızda insanlar, özellikle insanlara din öğreten öğreticiler, insanlara
Allah’ın mürşidinin farz olduğunu söylemekten imtina ediyorlar; hatta mürşide ulaşmanın farz olmadığını söylüyorlar. Hatta, gereksiz olduğuunu söylüyorlar: Mürşide ulaşmadan da cennete gidilebileceğini söylüyorlar.
Halbuki görüyorsunuz ki, kim mürşidine ulaşamazsa dalâlettedir. Dalâlette olanın da cennete gitmesi, normal şartlarda, mümkün görünmüyor.
İşte, her devirde insanları ne yazık ki, yanlış bilgileriyle, eksik bilgileriyle aldatan, yanlış yollara sevkeden din öğreticilerinin varlığını söylüyor Allahû Tealâ Ahzab-67 ve 68’de:
O cehenneme girenler derler ki; Yarabbi, biz devrimizin küberâsına ve sâdatlarına (tâbî olduk; onlara) itaat ettik, bu yüzden Senin, (Allah’ın) yolundan saptık (ve cehennemdeyiz). Yarabbi, Sen onlara 2 kat azap ver. Onları en büyük lânetinle lânetle!
Büyükler, devrin üst seviye idarecileri. Küberâ,
Ama sâdatlar, din öğreticiler.
Demek din öğreticilerinin içinde bir takım insanlar yanlış bilgiler veriyorlar. İşte bugün, o günlere ulaşmışız.
Allah’ın insanlara farz kıldığı irşadı, farz kıldığı mürşidi, ulaşamazlarsa mutlaka dalâlette olacak olan ve bu sebeple cehenneme gidecek olan insanlardan, saklamaya çalışan din öğreticileri. İşte burada büyük bir problemle karşı karşıyayız.
İrşad farz mıdır? Gördük ki, farzdır.
Mürşid farz mıdır? Mürşide ulaşamayanın dalâlette olduğunu gördük.


MÜRŞİDE ULAŞMAK



Mürşid farz mıdır? Evet, farzdır: Maide suresi 35’inci âyet-i kerime:
"... Vebteguû ileyhilvesiylete..."

Sizi kim Allah’a ulaşltırmaya vesile olacaksa, o vesileyi, (Allah’tan) isteyin!
Diyor Allahû Tealâ.
Allah’a ulaştırmaya vesile... İşte bu, Mürşiddir. Ve hepimiz Allah’tan mürşidimizi istemek mecburuyetindeyiz. Günde 45 defa Allahû Tealâ’ya, bizi; bize mürşidimizi ver, mürşidimizi yalnız Senden isteriz, diyoruz.
İşte Fâtiha suresi, şöyle söylüyoruz;
"İyyake nestain"

Yalnız Senden istiane isteriz.
"İhdinas sıratal mustakıym"

Bizi Sırat-ı Müstakiym’ine ulaştır!

Bizi Sırat-ı Müstakiym’ine ulaştırman için, yalnız Senden istianeyi isteriz. Kim ulaştıracaksa, bizi, Sana, (bizi Sırat-ı Müstakiym’e) kim ulaştıracaksa onu, o vesileyi, yalnız Senden isteriz.
Bir insan Sırat-ı Müstakiym’e ulaşırsa ne olur? Sırat-ı Müstakiym, Allah’a ulaştıran yoldur. Nisa-175’de Allahû Tealâ Sırat-ı Müstakiym’in "Allah’a ulaştıran yol" olduğunu söylüyor. Kendisine ve Sırat-ı Müstakiym’e ulaştırır, diyor.
Allah, Kendisine sarılacak olanları kendisine ulaşacak olanları, Kendine ve Sırat-ı Müstakiym’e ulaştırır.
Orada "ve" de kullanmamış. "Kendine Sırat-ı Müstakiym’e" diyor. Yani, Allah’a ulaştıran bir yol olduğunu görüyoruz Sırat-ı Müstakiym’in. Bu olay, başka âyet-i kerimelerde de sabit:
Sırat-ı Müstakiym, Allah’ın Zatına ulaştıran yolun adı.
İşte, En’am suresi 88’inci âyet-i kerime; Allahû Tealâ buyuruyor:
Sırat-ı Müstakiym Allah’ın hidayet yoludur ki, Allah bu yolla kullarından dilediğini hidayete erdirir.
Hidayet nedir?
"İnnel hüdâ düdallâh" Ali İmran-73
Muhakkak ki, hidayet: Allah’a ulaşmaktır.
"İnne hüdüllâhi huvelhüda" Bakara-120
Muhakkak ki Allah’a ulaşmak var ya, işte o hidayettir.

Öyleyse hidayet, insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşması,
Sırat-ı Müstakiym de hidayete ulaştırıyor.
Öyleyse Sırat-ı Müstakiym, insanların ruhlarını Allah’a ulaştıran yol. Ve biz, bizi kim Sırat-ı Müstakiyme, yani Allah’a ulaştıracaksa o kişiyi günde 45 defa Allahû Tealâ’dan istiyoruz. Fatihâ suresiyle. Eğer 5 vakit namaz kılıyorsak; sünnetlerimizi de kılıyorsak, tam 45 tane Fatihâ suresi okumak mecburiyetindeyiz ve her Fatihâ suresiyle de bir defa daha, bir defa daha mürşidimizi Allahû Tealâ’dan istiyoruz; istiane yoluyla...
Öyleyse mürşidimize nasıl ulaşacağız? Hacet namazı kılarak ulaşacağız. Bu hususta istianenin istenmesi Bakara suresinin 45’inci âyet-i kerimesinde anlatılmış. İşte burada mürşide ulaşmanın farz olduğu birçok alanda bir defa daha ispat ediliyor.
Şunu bilelim ki, insanla Allah arasındaki ilişkilerde 28 tane basamak vazedilmiş Kur’ân-ı Kerim’de. Bu 28 basamağın hepsini VEL ASR suresi anlatıyor bizlere.
Vel’asr: Asra yemin ederim.
İnnel’insâne lefiy hüsr; insanlar muhakkak ki hüsrandadırlar.
İllelliziyne âmenû; ama amenû olanlar hariç, (Birinci 7 basamak).

Ve amilûssâlihati; ve ıslâh edici amellerle uğraşanlar.
Islâh edici emeller işleyenler hariç (İkinci 7 basamak).
Birinci 7 basamakta amenû oluyoruz; ikinci 7 basamakta ıslâh edici amellere, yani nefs tezkiyesine başlıyoruz.
Ve tevâsav bilhakkı; hakkı tavsiye edenler.
Hakka ulaşıp da Hakkı tavsiye edenler. (Üçüncü 7 basamak).
Ve tevâsav bissabr; sabrı tavsiye edenler.
Sabra ulaşıp da sabrı tavsiye edenler. (Dördüncü 7 basamak).
Öyleyse 4 grup basamakla, 7 basamakla (28 basamakta) sona ulaştırıyor Allahû Tealâ bütün insanları en üst seviyeye.
İşte, böyle bir dizayn içersinde hacet namazını kılmak ve bunun sonuçları Bakara-45’de anlatılmış;
"Veste’ıynu bissabrı vessalat ve inneha lekebiyretün illâ alelhaşi’ıyne"

Allah’tan sabırla ve hacet namazını kılarak istianeyi isteyin! Bu zor bir iştir, ama huşû sahipleri için zor değildir!
Öyleyse Allahû Tealâ’dan istianeyle mürşidimizi isteyeceğiz, ama huşû sahibi olduğumuz zaman mutlaka Allahû Tealâ mürşidimizi gösterecek, ondan evvel göstermezse sabredip huşû sahibi olmaya çalışacağız.
__________________
"CaN bardakta çay sohbetlerimiz" başlamıştır

Çayımızın şekeri olup sohbetimizi tatlandırmak ister misiniz?


Öyleyse buyurun



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View CaN KıRıĞı'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.10.08, 12:56   #3
MillîGenclik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 31
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : Seyyâh
Nereden : FuâD
Konuları : 632
Mesajlar : 3,533
Teşekkürleri: 4,173
1,920 mesajına 4,970 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 MillîGenclik isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart



'Gereklidir' denilebilir ama ''farz'' denilemez.

Bu yazı sakıncalıdır...

Kaynak belirtiniz...



Selametle...


__________________
.
View MillîGenclik'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.10.08, 16:08   #4
MİLLİ-BİRLİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : Yeni Üye
Üye No : 798
Üyelik tarihi : 12-10-2008
Mesajlar : 7
Tecrübe Puanı: 0 MİLLİ-BİRLİK is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 14.10.08
Durumu : Status: Offline

Standart





Sahte veya yetersiz mürşidler

Hakiki ve kâmil bir mürşid, iman kurtarma noktasında adeta bir can simidi gibidir. Ancak “taklidinden sakınmak” şarttır. Aksi halde imanı kurtarmak bir yana, tehlikeye bile girebilir. Her meslek ve meşrepte olduğu kadar, bu meslekte de akidesi, niyeti bozuk, menfaatçi, sahte veya eğitimi yetersiz, kemale ermemiş olanlar mevcuttur. Fakat sahte olanları kolay ve çabuk fark edilirler. Yeter ki biraz basiret ve feraset olsun.

Sahte mürşidleri ele veren ipuçları genellikle şunlardır:

* Allah'ın emirlerine ve Hz. Rasulullah'ın sünnetine doğru dürüst uymamak. Dinî, şer'î konularda zaaflar göstermek.

* Kur'an ve hadis-i şeriflere ulemanın verdiği manaların dışında yanlış manalar vermek, olmayacak biçimde yorumlamak.

* Kadınlarla karışık bir vaziyette oturup sohbet etmek, onlara el öptürmek veya mahremsiz teke tek görüşmek.

* Sohbet ve toplantılarında rüyaya geniş yer vermek.

* Haksız yere milletin malını yemek, girdiği menfaat ilişkilerinde muhatabına zarar vermek veya aldatmak.

* Sun'î zorlamalarla bir kısım keramet gösterilerinde bulunmak. (Bu tipler bazen istidraç yoluyla insanın kalbinden geçenleri de söyleyebilirler.)

* Kendisinden başka önüne gelen herkese, hatta dindarlık ve salâhiyetiyle tanınan şahıslara bile, kâfir, münafık damgasını vurmak.

* Şeytanın vehim ve vesvesesiyle bir takım hezeyanlarda bulunmak, kendisine vahiy geldiğini vs... söylemek.

* İnsanın gönlüne huzur verecek, Allah'ı hatırlatacak nuranî bir simadan mahrum bulunmak.

Yolu bitirmemiş nakıs mürşide teslim olmak da İmam-ı Rabbanî Hazretleri'nin ifadesiyle öldürücü bir zehirdir. Bir hasta, mütehassıs olmayan, diploması bulunmayan bir hekimin ilacını içerse iyi olmak şöyle dursun, hastalığı artar. İyileşme kabiliyeti de bozulur. O ilaç önce ağrıları durdurabilir. Sinirleri bozduğu, zarar verdiği için ağrı duyulmaz. Fakat bu hal iyilik değil, kötülüktür. Bu hasta hakiki bir hekime giderse, hekim önce o ilacın zararlarını gidermeğe uğraşır. Ondan sonra hastalığı tedaviye başlar.
View MİLLİ-BİRLİK'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.10.08, 16:16   #5
MİLLİ-BİRLİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : Yeni Üye
Üye No : 798
Üyelik tarihi : 12-10-2008
Mesajlar : 7
Tecrübe Puanı: 0 MİLLİ-BİRLİK is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 14.10.08
Durumu : Status: Offline

Standart

Bazıları “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” diyorlar. bu sözü nasıl anlamak gerekir?

--------------------------------------------------------------------------------

Bazı tarîkat kahramanlarına nispet edilen bu söz, zaman zaman yanlış kullanılmaktadır. Şöyle ki: Bu söz, bir mürşide bağlanmayı ifade eder. İnsan o sınırlı aklıyla gerçekler aleminin bütünüyle kavrayamaz. Kendisinin bir yaratıcısı olduğunu bilse bile, o yaratıcının kendisinden neler istediğini, emir ve yasaklarının neler olduğunu, önündüki ölüm yolculuğunun ötesinde ne gibi alemler bulunduğunu, hangi hallerin, fiillerin ve sözlerin onu cennete, hangilerin cehenneme götüreceğini bilemez. Bu noktada Kur’anın ve o İlâhî fermanı insanlara tebliğ eden Resulullah’ın irşadına muhtaçtır.

“Âlimler peygamberlerin varisleridir” (Aclûnî, II, 64) hadisinin hükmünce, âlimler mürşittirler. Onlara uymayıp derslerini dinlemeyen bir kişi, hocadan uzak duran bir öğrenciye benzer. Bu öğrencinin cahil kalması ve kötü yollara düşmesi kaçınılmazdır.

Nefsin terbiye edilmesi ve kalbin tasfiyesi yani bütün kötülüklerden arındırılması için de büyük mürşitlerin keşfe dayalı olarak ortaya koydukları bir takım esaslar vardır. Bir kişi o büyük zatları dikkate almadan bu yola kendi başına girdiği taktirde bir takım yanlışlıklar yapabilir ve kendisine bilmeyerek zarar verir. Tıpta bir kişi nasıl diyeti kendi aklınca yapmıyor onu bir doktorun gözetimi altında ve belli kurallara uyarak icra ediyorsa, bir kişi tarikat yoluna kendi başına girmemeli ve o yolun bir safhası olan riyazeti de kendi kendine uygulamaya kalkışmamalıdır.

Bu gerçeğe ters hareket eden bazı kimselerin riyazet yoluyla kalben terakki edeyim derken, bir takım ruhî hastalıklara maruz kaldığı çok görülmüştür. Yukarıdaki sözü, gerek cehaletten, gerekse tarikat yolundaki bu gibi tehlikeli sonuçlardan kurtulmak için “insanın kendi aklına güvenerek yalnız başına hareket etmekten kaçınması, alimlerin ve mürşitlerin tavsiyelerine uyması” gerektiği şeklinde anlamak lazımdır. Yoksa, bu ifadeyi “İlla bir tarikat şeyhine bağlanmak lazım. Yoksa, şeyhin şeytandır” şeklinde kullanmak, çok yanlış olur.


http://www.sorularlaislamiyet.com

Şadi Eren (Doç.Dr.)
View MİLLİ-BİRLİK'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.10.08, 16:19   #6
MİLLİ-BİRLİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : Yeni Üye
Üye No : 798
Üyelik tarihi : 12-10-2008
Mesajlar : 7
Tecrübe Puanı: 0 MİLLİ-BİRLİK is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 14.10.08
Durumu : Status: Offline

Standart

Soru
birileri geldi bana dediki rum suresi 31. ayetine göre Allaha ulaşmayı dilemek farzdır üzerimize dilemeyeninde cehenneme gidecegini söyledi bende bi araştırma yapayım dedim bakalım böle bişey var mı dedim sizce aslı nedir bide mürşidin de farz oldugunu söyledi allaha ulaşmayı dileyip ardından hacet namazı kılıp Allaha mürşidini sormalısın dedi bunun da ayetini verdi kehf suresi 17. ayeti Allah razı olsun


Cevab

Değerli Kardeşimiz;


Rum suresi, 31- Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşriklerden olmayın.



"O'na yönelerek" "Hanifen" kelimesi gibi hal olarak oraya bağlıdır. "Tut, yönel" emrinin genel olarak herkese hitap olduğuna ve cemaatin gerekliliğine işaret olmak üzere burada çoğul sigası (kipi) getirilmiştir. Yani her biriniz Allah fıtratına o tevhide öyle sarılın ki, hepiniz tevbe ve ihlâs ile Allah'a dönüp yönelerek hem O'ndan korkun, namazı güzel kılın, ve müşriklerden olmayın. Amellerinizi yalnız Allah için yapın, açık veya gizli bir şirk karıştırmayın. KURAN'I KERİM TEFSİRİ (ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)



Ayette Allah'a ulaşmayı dilemenin farz olduğuna dair bir ifade bulunmamaktadır. Bazı kimseler taassupla farklı hükümler verebilmektedir. Meseleyi doğru anlamak gerekir. Öncelikle Allah'a kavuşmayı, ulaşmayı istemek demek ölümü istemek demek değildir. Allah'a kavuşmayı istemek Allah'ın rızasına uygun yaşayarak olur. Allah'a kavuşmaktan maksat Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Allah'ın rızasını istemek de Müslüman olmanın bir gereğidir. Ayrıca bunun için farz demeye gerek de yoktur. Bir kimse Allah'ın rızasını kazanırsa cennette Allah'ı görmekle de şereflenecektir.



Bir mürşide tabi olmak da farz değildir. Bunlar taasupla söylenmiş aşırıya kaçan ifadelerdir. Hacet namazı kılıp Allah'a mürşidini sormak diye bir durum söz konusu dahi olamaz.



Peygamberimizin hayatı da bir rehber bir mürşiddir. Kuran bir mürşiddir. İlla insanlardan bir lider aramaya gerek yoktur.



İnsanlardan bir rehber edinmek elbette faydalı olabilr. Ancak bunu insanlara dayatmak doğru değildir.



http://www.sorularlaislamiyet.com
View MİLLİ-BİRLİK'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
farzdır, mürşid

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:49 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.