|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,934 | Üyeler: 10,668 | Online: 217 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| TASAVVUF Tasavvuf, Allah ile Olan Muamelenin Saflığıdır. Bunun Aslı da Dünyadan Yüz Çevirmedir... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Milli Nizam
Üye No : 160
Üyelik tarihi : 20-08-2008
Nereden : Kocaeli
Konuları : 76
Mesajlar : 296
Teşekkürleri: 149
128 mesajına 264 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 04.06.11
Durumu : Status: Offline
|
Tasavvuf Düşmanları Türk Tarihini İnkâr Etmek Zorundadır -------------------------------------------------------------------------------- بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم / Bismillahirrahmanirrahim.. Avrupa’da ve özellikle ABD’de yüzyıllardır Osmanlı ve Selçuklu devleti en ince ayrıntısına kadar incelenmiş, başarıların temelinde yatan sebepler aranmış, elde edilen neticeler hem bu milletin yıkılması için kullanılmış hem de kendi kurumlarını bu neticeler üzerine inşa etmişlerdir. Onlar bunu yaparken bir densiz çıkıp diyor ki: “Tasavvuf resmi ideoloji olduktan sonra hiçbir ilmi gelişme olmamıştır.” Heyhat! Bunu söyleyene ne dense azdır. En hafif tabiri ile “gafil”dir. Bugün Süleymaniye, Beyazıt, Bursa kütüphanelerindeki yüzlerce eserden hangisini inceledin. Osmanlı eserlerine en çok ilgi gösteren müslümanlar olduğu halde din ve tasavvuf hakkındaki eserlerin onda birinin dahi yeni alfabeye çevrilmemiş olduğunu biliyor musun? Matematik, Kimya, Astronomi ve diğer sahalarda yazılmış eserlerin kaç tanesi incelendi, yeniden basıldı? Tek başına Fatih Sultan dahi bu iddiayı çürütmeye yeter. Avrupalının İslâm medeniyetini itiraf etmek zorunda kaldığı halde Türk kelimesini kullanmaktan özellikle sarf-ı nazar ettiğini biliyor musun? Yoksa sen de onlardan mısın? Bir başkası çıkıyor “Tasavvuf ehli hep güçlüden yana olmuştur.” diyor. Bu sözün tercümesi şöyle de yapılabilir: “Selçuklu ve Osmanlı’yı desteklediği için, Türk tarihine düşman olduğum için tasavvufa da düşmanım.” İşte bunların durumu budur. Mevlana Hazretlerine “ajan” diyen bir kimsenin kesinkes kendisi ajandır. Bu böyle bilinmelidir. İslâm, Tasavvuf ve Türk Milleti: “Türkler, diğer birçok uluslardan farklı olarak, İslâmlığa zorlanmadılar; onların İslâmlığı, hiç bir zorlama ya da tâbiiyet belirtisi de taşımaz. ...Orta Asya’da gezginci dervişler ve sûfîler tarafından büyük çoğunluğu İslâmiyete sokulmuş olan Türkler... ...Onların hocaları, ...genellikle Türk olan dervişler, gezgin zâhitler ve mutasavvıflar idi.” (Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, sh: 11-12) Türklerin müslüman oluşunda tasavvufun etkisini bu şekilde tesbit eden Lewis Selçuklu ve Osmanlı’daki yukarıda ifade etttiğimiz Hazret-i Allah’ta ve dinde samimiyeti “Sınır İslâm’ı” kavramı ile izah etmeye çalışmıştır. “Halifeliğin sınırlarında, Doğuda ve Batıda, sınır savaşçıları ...diğer yerlerde kaybolmuş bulunan ilk İslâmiyetin sadeliğini, militanlığını ve hürriyetini hâlâ muhafaza ediyorlardı. ...Türkler İslâmlıkla ilk kez sınırlarda karşılaşmış ve inançları o zamandan şimdiye kadar sınır İslâmlığının ve sınırda oturanların mücahit ve sade dininin bazı kendisine özel niteliklerini korumuştur.”(sh: 11) Lewis Türklerin bu samimiyet ve başarısını tesbit etmekle beraber bu durumu savaşçılığa indirgemeye çalışsa da “Selçuklular idaresindeki Sivas ve Konya gibi, şimdi de Osmanlıların egemenliğinde Bursa, sonra Edirne ve nihayet İstanbul, sünni İslâmlığın bütün cihazlarına bürünerek Müslüman kentleri, Müslüman hayatın ve kültürün merkezleri oldular.” diyerek buralarda inşa edilen medeniyeti de itiraf etmek zorunda kalmıştır. “Hukukun Üstünlüğü” kavramını insanlığa hediye eden atalarımız yine bu samimiyet sebebiyle siyasi otoritelerini hukuk kurumu karşısında kendi iradeleri ile sınırlamışlardı. Lewis bu durumu şu cümleleriyle tesbit etmektedir: “Ortaçağ Müslüman kadısının, Osmanlı meslektaşının yanında acınacak bir görünüşü vardır. Merkezî makamlar tarafından atanan ve onlara karşı sorumlu olan Ortaçağ kadısı önemli yargı alanlarını onlara bırakmak zorundaydı ve hükümlerinin uygulanması ve yürütülmesi için tamamen onların çok kez güvenilmez işbirliğine tâbi idi. Halbuki nasıl vilâyet bir valinin idaresi altında ise, ...kaza olarak bilinen yargı dairesinde Osmanlı kadısı, esas otorite idi. Bundan başka, ...başkentteki Şeyhülislâm ile iki Kazaskerin bulunduğu adli ve dini otoriteler hiyerarşisinde büyük ve güçlü bir merci idi. Bu hiyerarşinin başındaki Şeyhülislam ve Kazaskerler o kadar büyük ve hatırlı idiler ki, bayramlarda tebriklerini sunmaya geldikler zaman Sultan onları ayakta karşılardı. ...Osmanlılar, sultanın hal’ine fetva verme yetkisinde yüksek bir dini makam -şeriatın en yüksek mercii- kabul ettiler. ...Bizim görüş noktamız bakımından önemli olan nokta böyle bir makamın böyle bir yargı yetkisiyle mevcut olmuş ve kabul edilmiş bulunmasıdır.” (Sh: 14) Tasavvuf ve Felsefeciler: Bu noktada açıklığa kavuşturulması gereken bir nokta da -yanlış veya kasıtlı bir yakıştırma ile- tasavvufun eski hint ve yunan felsefelerinden etkilendiği ve hatta bunların devamı olduğu şeklindeki iftiralardır. Bu konuya yüzyıllar evvel İmam-ı Gazali Hazretleri “El-munkizu mine’d-dalâl” isimli eserinde gerekli cevapları vermiştir. (Bkz. Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Şark-İslâm Klasikleri, İstanbul 1990, Çeviren: Hilmi Güngör) İmam-ı Gazali Hazretleri bu eserinde tasavvuf erbabının insanlığın ilk devirlerden beri yaşadığını ve “Bunların yüzu suyu hürmetine insanlara yağmur yağar, rızık ihsan olunur. Ashab-ı kehf işte bunlardan bir cemaat idi.” Hadis-i şerif’inin bunun delili olduğunu, binaenaleyh gerçekte felsefecilerin İslâm dini ve mutasavvıflarından etkilendiğini hatta bunların Ehl-i hakkın (geçmişteki peygamber ve mutasavvıflar) sözlerinden çalıp batıl maksatlarını kabul ettirmek için kendi sözlerini karıştırdıklarını söylemektedir. İmam-ı Gazali Hazretleri “Sofiler Kur’an-ı kerim’in beyanı vechile eski zamanlarda da yaşamışlardı. Felsefecilerin peygamberlerle tasavvuf erbabının sözlerini kendi kitaplarına dercetmeleri yüzünden iki fenalık husule geldi. Biri o sözleri kabul edenler, diğeri de reddedenler hakkındadır.” (sh: 37) dedikten sonra reddedenlerin kazandığı fenalığı; felsefecilerin bütün sözlerinin reddedilmesi gerektiği inancından dolayı bunların sözleri arasındaki hakikatlerin de cahilce reddedilmesi olarak izah eder. “Kültür itibari ile ilimlerin mahiyetini kavrayacak derecede kuvvet bulmamış, kalp gözleri mezheplerin yüksek gayelerine doğru açılmamış bir zümre, din ilimlerinin sırlarına ait yazdığımız eserlerde kaydettiğimiz bazı noktalara itiraz ettiler ve iddia ettiler ki, onlar eski felsefecilerin sözlerinden alınmıştır. Halbuki onların bazısı da bizim kendi fikirlerimizdir. ‘Bazen bir at evvelce geçen bir atın izine basar’ atasözünde anlatıldığı vechile, bizim hatırımıza gelmiş olan bir şey daha önce başkasının da hatırına gelmiş olabilir. İtiraz olunan o sözlerin bazısı şer’i kitaplarda, birçoklarının manası da tasavvuf kitaplarında mevcuttur. Farzedelim ki o sözlerin hepsi ancak felsefecilerin kitaplarında vardır. Bundan ne çıkar! O sözler haddi zatında makul ve delil ile de sabitse, Kur’an’a ve Hadise muhalif değilse niçin terk ve inkar edilmek icap etsin. Bu kapıyı açarsak, bir hakikati evvelce bir ehl-i batılın hatırına gelmiş diye reddetmeye kalkışırsak, birçok hakikatleri reddetmiş olmamız lazım gelir.” (Sh: 39) Burada bir nokta daha açığa çıkmaktadır ki tasavvuf ehli, sahibi batıl ehli olsa dahi gerçek ve doğru bilgiye sahip çıkmaktadır. İlmi inkişaf ve medeniyet sahasındaki terakkiyat da zaten bu sayede mümkün olmuştur. Kısaca değinilmesi gereken başka bir nokta da şudur: Tasavvuf ehlinin eşyanın hakikatini aramaktaki gayesi Hazret-i Allah’ı tanımak ve bilmektir. Tasavvuf ehli sadece zihinsel bir çalışma ile değil, aynı zamanda ve esas itibari ile gönül yolculuğu ile bu hakikatleri kavramaya çalışır. Ufak bir atom zerreciğindeki hayret edilecek büyüklükteki enerjiyi ve dengeyi tesbit eden bugünkü bilim eşyanın hakikatine dair söylenenleri ispat etmektedir. Ancak yukarda da söylediğimiz gibi tasavvuf ehlini felsefecilerden ayıran esas nokta bu hakikati ilham yoluyla ve gönül gözü ile görmeleridir. Böylece her bir zerredeki Yaratıcının tecellisini müşahede ederek seyreden maneviyat büyükleri mest olmuşlar ve Hazret-i Allah’a aşık olmuşlardır. Yunus Emre ve Mevlana gibi büyüklerimizin birçok dizelerinde bu aşkın ifadesi görülür. Hallac-ı Mansur gibi zatlar bu cezbeye dayanamayarak işin hakikatini bilmeyenlerin anlayamadığı sözler sarfetmişlerdir. Vahdet-i vücud mevzusunu bu gönül yolculuğunu yaşamadan tartışanların hataya düşmeleri kaçınılmazdır. Bu mevzu o kadar ince cümlelerle izah edilmiştir ki, tasavvufu yaşamayan ve bilmeyenlerin yaptığı tercümelere dayanarak hüküm vermek büyük hatadır. Balın tarifini balı bilmeyen bir kimsenin tercüme etmesi ile bilen bir kimsenin tercüme etmesi arasında nasıl ki bir fark varsa tasavvufu bilmeyen ve yaşamayanların tasavvuf eserlerini tercümelerinde de bir nakıslık olması kaçınılmazdır. Tasavvuf hakkındaki en güzel Türkçe kaynak Muhterem Ömer Öngüt’ün “Tasavvuf’un Aslı, Hakikat ve Marifetullah İncileri” isimli eseridir. Muhterem Ömer Öngüt, Vahdet-i vücud mevzuunu şu cümle ile özetlemişlerdir: “Her şey O değil, hiçbir şey O’nsuz değil.” Hazret-i Allah ile gerçek bir yakınlık tesis eden maneviyat ehlinin ilham ile aldıkları hakikatleri Hazret-i Allah’a dayandırmaları zan ile söylenmiş sözler değil, bilakis gerçek bir müşahedeye dayanan hakikatlerdir. Son Söz: Tasavvuf düşmanı olmak için, İmam-ı Rabbani, Hoca Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Mevlana, Şeyh Edebalî, Akşemseddin, Aziz Mahmud Hüdaî, Şeyh Şamil, İmam-ı Gazali, İmam Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Ahmed bin Hanbel.... gibi ilim ve maneviyat ehlini, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk devletlerini ve özellikle Selçuklu ve Osmanlı’yı inkâr etmek gerekmektedir. Tasavvuf düşmanlığı demek din düşmanlığı demektir. Varlığı ve doğruluğu Ayet-i kerime, Hadis-i şerif’lerle ispat edilmiş, yüzyıllar boyu yaşayan hakiki alimlerce tasdik edilerek tevatür ile sabit olmuş tasavvufu ve gerçek tasavvuf ehlini inkar etmek öldürücü bir zehirdir, dinden çıkmak demektir. Tasavvufa yapılan saldırılar bu milleti yıkmaya yönelmiş saldırıların paralel bir uzantısıdır. Alıntıdır
__________________
Ahir zamanda bir takım, kimseler çıkacak, evvelkilerin aleyhine konuşup dil uzatacaklar, o vakitte ilmi olan ilmini gizlemesin. Buyuran Efendimiz , bu feci hali bizlere haber vermişti. Şimdi tam içine düşdük, maalesef.Emri bil mağruf ve nehyi anil münker yapanlar şüphesiz kurtuluşa ereceklerdir. AliKaraHoca Khattab
|
|
|
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Akıncı
Üye No : 360
Üyelik tarihi : 02-09-2008
Mesleği : isci
Nereden : bayburt
Konuları : 28
Mesajlar : 185
Teşekkürleri: 131
71 mesajına 133 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 01.02.12
Durumu : Status: Offline
|
Allahim bizleri anlayip yasayanlardan eylesin.amin
__________________
Kod:
Mezhepsizlik dinsizliğin köprüsüdür. (Muhammed Zâhid el-Kevserî) |
|
|
|
|
#3 | |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Azimli Üye
Üye No : 778
Üyelik tarihi : 11-10-2008
Mesleği : işsiz
Nereden : ankara
Konuları : 7
Mesajlar : 54
Teşekkürleri: 25
8 mesajına 13 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 13.05.09
Durumu : Status: Offline
|
Alıntı:
***Tasvvufu Allahı tanımak şeklinde tanımlamanız başlı başına tasavvufun islam dışı olduğuna delalettir.Çünkü tanımak,arefe kelimeleri somut şeyler için kullanılır.Allahı yarattığı ile özdeş tutan bir inancın ifadesidir.Yine hulul inancını taşıyan bir inacın ifadesidir. Enel Hakk ve Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm ,sözleri işte bu inancın ürünüdür. ***Yine tasavvufun hint yunan inaçlarının devamı apaçıktır.Tarikat yapılanması da Fatimilerden alınmıştır.Masonların teşkişlat o modelleri de aynıdır.Biraz araştırın göreceksiniz.İsterseniz ben yazarım ama ben yazınca siliniyor veya kilitlkeniyor. ***Türklerin kendiliğinden müslüman olduğu da doğru değildir.Türkler müslüman olmak zorunda kaldılar.Öyle olunca da eski dinlerine uydurdular.Bugün islamdaki animist ve şamanist inançlar ordan kalmadır. Detayları ile yazabilirim ama uzatmamak için yazmıyorum. Çinin baskısı ile batıya yönelen Türkler İslam ile Çinliler arasında sıkıştılar ve eski düşmandan sa yeni düşmanın dinini kabul etmeyi daha uygun gördiler.Türklerin islama girişi siyasidir.Elit kesimin önce müslüman oluşu ve alt sınıfları buna zorlamaları ve seçtiklari islamın muhalefetteki islam olışu yani Ali taraftarı olarak müslümanh oluşları bunu net bir şekilde gösteriyor.... ***Tasavvufun güçlüden yana oluşu daha da ötesi tarikatlar siyasi kuruluşlardır.Bu apaçık ortada....ama gözün gördüğünü inkar edenere anlatmak mümkün olmuyor. ***Tarikat ve tasavvufun girdiği yere sonra işgalcilerin girmesi çok kolay olur.Bu yüzden batılılar Mevlanayı göklere çıkarırken Peygamberimize en ağır aşağılık hakaretleri reva görüyorlar. **Tasavvuf aklı inlkar ettiği için bilimde gelişme olması zaten mümkün değil.Tasavvufun bilgi kaynağı rüyalardır,menkıbelerdir.
__________________
"O kimseler ki: Sözü dikkatle dinlerler,sonra onun en güzeline tabi olurlar. İşte onlar o kimseler ki, Onları Allah hidayete erdirmişdir. Ve işte gerçek akıl sahipleri de ancak onlardır." ZÜMER 18 |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline
|
muhterem selaheddin kardeşım, yazdıklarına bakılırsa boş çuval değilsin genel itibari ile yazdıklarını okuyorum, yeni bir şeyler de öğreniyorum Allah razı olsun.ancak tasavvufa bütünü ile karşı çıkıyorsun, tarihi ve kökeni hakkında bilgi sahibi olduğun belli ancak bu kadar müslümanın iddia edildiği gibi batılda ittifak etmeleri nasl mümkün oluyor, ben bunu sana sormak istiyorum
__________________
''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen) |
|
|
|
|
#5 | |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Akıncı
Üye No : 360
Üyelik tarihi : 02-09-2008
Mesleği : isci
Nereden : bayburt
Konuları : 28
Mesajlar : 185
Teşekkürleri: 131
71 mesajına 133 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 01.02.12
Durumu : Status: Offline
|
Alıntı:
evet nekadar sacmalidigini anla tasvvufun girdigi osmanli 600 sene cihan inpratorlugu surdu .. cahil.
__________________
Kod:
Mezhepsizlik dinsizliğin köprüsüdür. (Muhammed Zâhid el-Kevserî) Konu furkankole tarafından (18.10.08 Saat 19:46 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1172
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11
![]() Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Tasavvufu inkar etmek tasavvufun değerinden herhangi bir şey azaltmaz... Her dönemde inkar edenler mutlaka olacaktır... Kendine göre yorumlar yapıp mutasavvıfları şirkle suçlayacaklardır... Kişinin tası küçük ise suçu kendinde aramalı denizi suçlamamalıdır...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
| Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür edenler: | furkankole (18.10.08) |
![]() |
| Etiket |
| düşmanları, etmek, tarihini, tasavvuf, türk, İnkâr, zorundadır |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|