| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,934 | Üyeler: 10,668 | Online: 218 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » TASAVVUF »

TASAVVUF Tasavvuf, Allah ile Olan Muamelenin Saflığıdır. Bunun Aslı da Dünyadan Yüz Çevirmedir...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04.04.11, 09:21   #1
ansar al sunnah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Refah
Üye No : 2063
Üyelik tarihi : 10-01-2009
Mesleği : tebliğ
Nereden : ıraq,afgan,chechen,filistin,bosna
Konuları : 157
Mesajlar : 992
Teşekkürleri: 337
439 mesajına 677 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4 ansar al sunnah is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.02.12
Durumu : Status: Offline

Standart Tasavvuf Nedir, Tasavvuf Ehli Kimdir?

İbrâhîm Gökçe


Tarih, yol ararken yoldan sapanlara defalarca şahit olmuştur. Yoldan sapmamak, yolda saplanıp kalmamak, asıl hedefe varmak için halis tasavvufa dün olduğu kadar bu gün de ihtiyaç vardır.
Tasavvufi yola koyulan mümin elbette bu yolun kılavuzu, önderi Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’i nümune almalıdır. Allah’a yürünen bu yolda, o yüce Peygamberin düstürlarını dikkate almadan ilerlemek mümkün olmayacaktır. Çünkü Allah celle celâlühû’ya ulaştıran yol, O’nun yoludur. O’nu tanımadan, bilmeden benimsemeden onun gibi olmadan, onda olmadan, onunla olgunlaşmadan, onda kaybolmadan yolda kaybolmak, yola düşerken yolda düşmek çok kolaydır.
Başta kendi nefislerim olmak üzere bu yolda gidenlere yolu şaşırmamak için gerekli bazı hatır-latmalar yapmayı borç biliriz.


İmân Süyûtî rahmetüllahi aleyh, “Şu’letü Nâr” isimli risalesinde şöyle diyor:
[İnsanlardan birçoğu, tasavvuf kitapları ile meşgul olan, onlardan bir parça okuyan, (o mevzuda) yazan ve (tasavvuf kitablarına) dipnot düşen herkesin sûfî olduğunu zannederler. Hâlbuki öyle değildir; o, deve iğne deliğinden geçmedikçe bu isme aslâ layık olamayacaktır.
Tasavvuf, ancak hal ilmidir, söz ilmi değildir. O, Sünnet-i Nebeviyye’nin ortaya koyduğu güzel ahlakı kazanmaktır. Bunun için tasavvuf büyükleri, “Tasavvuf her türlü üstün ahlakı bezenmek, kötü ve düşük ahlakı da terk etmektir” demişlerdir.


[Hafız Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ’da2 bunu Cüneyd-i Bağdâdîn’nin bir sözü olarak zikretmiştir:
O, ben Ebû’l-Fadl Nasr İbnu Ebî Nasr et-Tûsî’yi şöyle derken işittim, dedi. O, Ebû Bekr İbnu Mesâkıf’ı şöyle derken işittim (dedi.) (Ebû Bekr), Cüneyd’e tasavvuf’un ne olduğunu sorunca, “(Tasavvuf) her türlü kötü ve düşük ahlaktan çıkmak ve her türlü üstün ahlaka girmektir” dedi.]3

Bazı imamlar şöyle demişlerdir:

Tasavvuf hadis ve akaid ilimlerinden oluşan bir ilimdir. Kim hadiste derinleşir ve bu hadis ilimleriyle amel eder, Ehl-i Sünnet vel-Cemâat mezhebine uygun sahih bir itikat sahibi olursa sûfî olur. Kim, akaid ilminde değil de hadis ilminde derinleşirse muhaddis olur. Kim de hadis ilminde değil de akaid ilminde derinleşir ise usulcü veya kelâmcı olur. Bunların hiçbirisine sûfî denmez. Kim bu iki ilme sahip olur, hadis ve kelam ilminde derinleşir, hadislerle amel eder ve sahih bir itikada sahip olursa, işte bu kişi sûfî olur.”

Bu yüzden bir kısım önceki ulemâ, “Hadisleri ezberlemek işini (başka şeylerden) öne almadıkça ve inanç noktasında Ehl-i Sünnet’e uyacak bir şekilde lüzûmlu şeyleri öğrenmedikçe bu tasavvuf yolu kişiye tamamlanmaz” demişlerdir

Bu gün mutasavvıf olduğunu iddia edenlerin birçoğuna, Resûlüllâh sallellâhu aleyhi ve sellem’in ibadetlerindeki, adetlerindeki, yemesindeki, iç-mesindeki, giyimindeki, hareket etmesindeki, hareketsizliğindeki, uyanıklıklığındaki, uykusundaki, oturmasındaki, kalkmasındaki, yürümesindeki, ailesiyle muaşeretindeki ve başka şeylerdeki sünnetlerin tamamını bilmesi bir yana büyük ve küçük hâcetinden sonraki temizlenmesi hakkında soru sorulsa, bilmezler.

Baksana, Cüneyd-i Bağdadi Peygamber efendimiz sallellâhu aleyhi ve sellem’in karpuzu nasıl yediğini bilmediği için -O’nun yemesinin aslı belli olmasına rağmen- karpuz yemekten nasıl da geri durdu? Cüneyd, Resûlüllâh sallellâhu aleyhi ve sellem’in karpuzu nasıl yediği hakkında döneminin hadis hafızlarına sormuş ve onlar bu hususta herhangi bir rivayetin bulunmadığını söylemişlerdir.

Bana birisi geldi ve bir şey hakkında sordu? Ona“Sen önce sünnetleri ikmal eyle” dedim. O da“Ben sünnetleri ikmal ettim” dedi. Ona,“Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem nasıl oturuyordu?” diye sordum. Bunu bilemedi. Böylece ona yanlışını gösterdim.

Hâlis Sûfîlerin hallerinden birisi de, Sünnet’in -ister hikmetini bilsinler isterse bilmesinler- her çeşidinden hiçbir şeyi kaybetmemeleri ve onları terk etmekle gevşeklik göstermemeleridir. Çünkü bu davranış, kişinin ilminin artmasına sebep olur. İnsan ne zaman bir sünneti işlerse, Allahu teala onu daha önce bilmediği başka bir sünnete sevk eder. Nitekim derler ki, haseneden (sevab getiren güzel bir işden) sonra gelen hasene, o ilk hasenenin sevabıdır. Seyyieden (günah kazandıran kötü bir işden) sonra gelen seyyie de ilk seyyienin cezasıdır. Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz’in hurmayı yiyip çekirdeğini (aynı) tabağa koymayı yasaklamasındaki hikmeti bilmeden senelerce durdum (ve bu yasağa uydum.)İşte bu Sünnet’e uymanın bereketi ile Allah celle celâlühû benim bazı hadis âlimlerinin kelâmında nakledilen hikmete4 ulaşmamı nasip etti.
Sonra, ey insanlar!.. Bilin ki, Sûfîler iki çeşittir.


Birincisi: Sünnet Sûfîleri.
Cüneyd-i Bağdadi ve ona tabi olanlar gibi. İşte bunlar halis insanlardır ki, Allah’ın yarattıklarının özü bunlardır. Hayatlarını Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’in eserlerini (hadîslerini) arayıp bulmak ve onlarla amel etmekle geçirmişlerdir. Böylece de özün özü olmuşlardır.

İkincisi: Felsefecilerin Sûfîleri:

Bunların aslı yunan kâfirleridir. Çünkü onlar hikmet ve akıl sâhibi idiler; zahidlık ve riyâzat yapmaya başladılar. Sonra Allahu Teala onların zamanlarında Musa aleyhisselâm’ı göndermiş, O da onları kendi şeriatına davet etmişti. Karşı gelmişler, büyüklenmişler ve Mûsâ aleyhisselâm’a, “Biz senin getirmiş olduğuna muhtaç değiliz. Biz zaten senin söylediğini söylüyoruz, senin getirdiğinden daha fazlasına sahibiz. Biz hayvanlara acıdığımız için hayvan kesmeyiz; sen ise kesiyorsun” demişler ve böylece ona uymaktan geri durmuşlardı. Bu sebeple Allah celle celâlühû onları şaşırttı ve iblisin sırtına bindirdi. İblis de onları riyâzâtlarında5 ruhun ve alemin kadim oluşuna6, hayulaya7 ve mutlak birliğe8 inanmaları gibi bozuk itikatlara sürükledi. İslam gelip de (her türlü İslâm dışılıktan) hâlis (arınmış) olan tasavvufçular fırkası doğunca, insanlardan bir grup kendilerini felsefecilere benzetmek istedi.Hadisleri ve (Sahâbe rivâyetleri demek olan) eserleri arayıp bulmak onlara zor geldi; sünnetleri sürekli yapmak ve korumak zahmeti ve meşakkati onlara ağır geldi. İşte bu sebeple felsefecilerin tasavvufçularının yoluna yöneldiler. Çünkü o yolun ameli daha az, yükü de daha hafiftir.

Bu tâifenin reîsi İbni Salah’ın “Fetâvâ”sında “o bir âlim değil, insan şeytanlarından bir şeytandı” dediği filozof İbni Sinadır. İbni Sina felsefecilerin yolunu düzenledi, açıkladı ve insanları felsefeye çağırdı. Kendi döneminde ve sonraki dönemlerde O’na uyanlar oldu. Bundan dolayı İslam âlimleri derhal (O’na) cevâb verdiler; hâlis sünnet sûfîleri ile sapık felsefe tasavvufçularının arasındaki farkları ortaya koydukları birçok kitaplar yazdılar.. İki gruptan her bir grubun hâlini apaçık ifadelerle îzâh ettiler. Evvelkileri (Sünnet tasavvufçularını) övdüler ve onlara uymayı teşvik ettiler. Diğerlerini de (Felsefe tasavvufçularını da) yerdiler ve sapıklıklarına aldanmaktan (insanları) sakındırdılar.


Önceki ve sonraki İslam âlimleri hep buna tenbîh ede gelmişlerdir. Şimdi ise sûfî olduğunu iddia edenlerden birçokları gerekli şartlardan bir tanesini (bile) taşımamaktadırlar. Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz’in sünnetini yapmak bir kenara o sünnetleri bilmemektedirler. Şunun bunun yazdığı kitaplara itibar etmekte, o kitaplardan istediklerini seçmektedirler. Bundan dolayı onlardan birisinin üzerinde kat kat karanlıklar olduğunu görürsün. Çünkü sünnetin nurları onu aydınlatmamıştır. Onun iç dünyası temiz değildir ki dış dünyası aydınlık olsun. Onlardan cahil birisinin panteizm (batı vahdet-i vücûd’u) ve ruhun kıdemi gibi mevzularda gürültü çıkardığını, söylenip durduğunu görürsün.

Onları üç grup insan dinler:

(Birincisi): Salih kimselere hüsnü zanda bulunan avamdan olan cahil kişidir.
Bu kişi bir söz işitse, onu hayır zanneder, boş bir kalp ile onu değerlendirir ve o söz onun kalbine yerleşip kökleşir. Bu yerleşen fikir uğruna kılıçla savaşacak hale gelir. Bir mürşit onu bu fikrinden döndürmeye çalışsa, “Bu, salih kişilerin işidir” der.


(İkincisi): Felsefecilerin görüşlerinin Şerîat’a ters düşdüğünü bilen fıkıh âlimidir.
Şu kadarı var ki, bu kişi kapasitesi geniş biri değildir. Elinden, ancak, dünyayı çığlıkla doldurana kadar anlamadığı sözlerle bağırmak gelir. Bütün sûfîleri kâfirlikle suçlar, bütün sâlih kişilere su-i zan eder. Onlara kılıçla saldırmak imkânı olsa, bunu da yapar. O, bu hususta mazur görülür. Çünkü fakih, Şerîat’a uymayan şeyi -onun yüksek bir rutbe olduğunu kabul etmesi şöyle dursun- işitmeye bile dayanamaz. Şu da vardır ki, bütün ehl-i tasavvufa su-i zan etmesi noktasında mazur görülemez. Zira insanların tamâmı bir değildir.


Üçüncü kişi: Bütün ilim(çeşit)leri ile dolu, çaplı, kapasiteli, işleri, (işlerin) temel esaslarını ve şu temel esaslarından kaynaklanan mevzuları, insanların farklı yollarını ve karışık nefsânî istek ve arzuları bilen ve her bir sözün ve inancın nereden geldiğini (kaynağını) bilen kişidir.
Bu kişi her işini aceleye getirmeden ona yapışarak yapar. Her insana hak ettiği şekilde hüküm verir. Ona sûfî olduğunu iddia eden biri geldiğinde, ilk olarak onun huyuna, davranışlarına, açıklamalarına,hareketine (yaptığına), hareketsizliğine (yapma-dığına), konuşmasına ve susmasına bakar. Eğer onu, ahlakında ve gidişatında sünnet yolu üzere yürüyen, hareket edilecek yerde hareket eden, durulacak yerde duran, konuşulacak yerde konuşan, susulacak yerde de susan, işleri yerlerine koyan, her şeyi yerine yerleştiren bir kimse olarak görürse, onunla ilgilenir ve onun özelliklerini inceler. Eğer O’nu üstünlük sıfatları ile görürse ona ikram ve saygıda bulunur. Onu yerine ulaştırır. (Ona hak ettiği gibi davranır.) Yok, eğer Sünnet’i terk eden bir kişi olarak görürse, sünneti terk etmesinin sebebinin onu (sünneti) bilmemekten mi yoksa bilerek mi olduğunu anlamak için ona Sünnet’ten (bir şeyler) sorar. Bunu (Sünnet’i) bilmediğinden dolayı yaptığını anlarsa, onu Sünnet’i öğrenmeye sevk eder. Yok, bildiği halde sünneti terk ettiğini anlarsa, o kişiyi azarlar, kınar, nasihati kabûl edip etmediğine veya nasihatin kendisine zor gelip gelmediğini bakar. Sonra itikadını yoklar. Eğer onu felsefecilerin tasavvufçularına meyleder halde görürse, ona nasihat edip doğrusunu gösterir, üzerinde bulunduğu itikadının batıl olduğunu ve sapıklığını izah eder. Bu nasihati kabul ederse, ne güzel. Eğer onu, sünneti, Resûlüllah sallellâhu aleyhi ve sellem’in hadislerini, Sahâbe’nin eserlerini ve Şer’î ahkâmı bilmeyen, kendine verilmeyen (faziletler) ile tokmuş gibi görünen,9 maksadı da Mûsâ’nın ateşini yakmak,10 karanlık (ne olduğu bilinmeyen) sözü ortaya atmak, yalancı şöhret, batıl dava, sefaletten sonra insanlar arasında adı sanı duyulması, bilin-mezlikten sonra şöhret (kazanmak) olan bir kişi olduğunu anlarsa, onu, işe yaramaz, düşük ve değersiz insanlar arasına yerleştirir, maymunların ve aşırı kıvırcık saçlıların (?) arasına sokar.
Kişi için hiçbir hayatta hiçbir hayır yoktur,
Düşük ve değersiz maldan sayıldığı zaman. ]
11 (Süyûtî’den Nakıl Bitti.)
Şüphe yoktur ki günümüz samimi ve hatta art niyetli olmayan tasavvuf ve tarikat yolcularının İmam Süyûtî’nin yukarıdaki sözlerinden alacakları büyük dersler vardır.
Bütün hamd ve senalar âlemlerin Rabbine âid ve layıktır.


2 Hafız Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ (1:22)
3 Bu parağraf Süyûtî’nin risâlesine düştüğü kendi dipnotudur; biz onu metine koymayı münâsib gördük.
4 O hurmayı yiyip çekirdeği aynı hurma tabağına koyan kimsenin kendisiyle beraber yiyenlere hürmet etmesi icabı. Nitekim bazıları üzerinde tükrük ıslaklığı bulunan çekirdeklerin diğer hurmaların yanında bulunmasından tiksinebilir. (Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl:1/644’dan hulâsa ve ana fikir olarak.)
5 Açlık, susuzluk, uykusuzluk ve başka bir takım meşakkat ve zorlukların altına girerek bedeni ve nefsi terbiye etmek.
6 Evvellerinin olmadığına, sonradan yaratılmış olmadıklarına.
7 Sûret-i Cismiyye’nin yeri olan ilk cevher… Varlığın asıl maddesi, mayası…
8 Panteizm’e yani Batı vahdet-i vücudçuluğu’na.
9 Burada “Kendisine verilmeyen bir şeyle tokmuş (o kendinde varmış) gibi görünen (kendisinde olmayan bir şeyi onda varmış gibi gösteren) iki yalan elbisesini giyen gibidir (tastamam yalancıdır.)” hadîsine telmîh/işaret vardır. [Ahmed (6/345), Buhârî (5219), Müslim (2130), Ebû Dâvûd (4997), İbnu Hibbân (5738,5739)]
10 Mûsâ’nın ateşini yakmak ile ne denilmek istendiğini anlayamadık.
11 İmam Süyûtî, Şu’letü Nâr:99-105 (Selâsü Resâil, Dâru’l-Medîneti’l-Münevvere,1421)
__________________
TEBLİG EDİCİLERİZ İMAN ETTİREN ANCAK ALLAH SUBHAN WE TEALADIR!!
View ansar al sunnah'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ansar al sunnah kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
arifan yolcusu (04.04.11), celal çürüttü (22.04.11), muallim (12.08.11)
Alt 04.04.11, 16:38   #2
arifan yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 6735
Üyelik tarihi : 02-02-2010
Mesleği : eğitimci
Nereden : sarıyer anadolu gençlik
Konuları : 727
Mesajlar : 5,140
Teşekkürleri: 2,607
2,696 mesajına 5,299 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8 arifan yolcusu is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 25.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Mevla dervişleri ve himmetini yurdumuzdan eksik eylemesin...
__________________
Her halde maksut sensin,
Her manada anlatılmak istenen sensin

eller ne derse desin,
sen bize en sevgilisin

04/02/2011
unutulmayacak günlerden
View arifan yolcusu'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için arifan yolcusu kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
ansar al sunnah (04.04.11), muallim (12.08.11)
Alt 04.04.11, 16:38   #3
ansar al sunnah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Refah
Üye No : 2063
Üyelik tarihi : 10-01-2009
Mesleği : tebliğ
Nereden : ıraq,afgan,chechen,filistin,bosna
Konuları : 157
Mesajlar : 992
Teşekkürleri: 337
439 mesajına 677 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4 ansar al sunnah is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.02.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Allahumme amiiin
__________________
TEBLİG EDİCİLERİZ İMAN ETTİREN ANCAK ALLAH SUBHAN WE TEALADIR!!
View ansar al sunnah'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ansar al sunnah kullanıcısına teşekkür edenler:
muallim (12.08.11)
Alt 12.08.11, 15:29   #4
ansar al sunnah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Refah
Üye No : 2063
Üyelik tarihi : 10-01-2009
Mesleği : tebliğ
Nereden : ıraq,afgan,chechen,filistin,bosna
Konuları : 157
Mesajlar : 992
Teşekkürleri: 337
439 mesajına 677 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4 ansar al sunnah is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.02.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Büyük Hanefi Ulemasindan Ibn Abidin hazretleri şöyle der :
Ebu Ali Dakkak Ebu Kasim El Nasirabandi 'den, oda Imam şibli 'den, oda Sari el Sakati 'den, oda Maruf El Karki 'den, oda Davud et Tagi 'den, oda Tasavvuf ilmini Imam Ebu Hanife 'den ögrenmiştir.


[Ibn Abidin / Haşiyat radd al Muhtar 'ala al durr al muhtar / Cild 1 / Sayfa 43]

''fakihan va sufiyyan fa kun laysa vahidan fa inni va hakkillahi iyyaka ansahu''
'' Hem Fakih hem Sufi Ol! Allah'a And olsun ki, Sana bunu Allah icin söylüyorum; Sadece birisini Yapma!''

[İmam şafii / Divan / Sayfa 47 / Beyrut ve Damaskus Baskisi : Dar al Fikr]
__________________
TEBLİG EDİCİLERİZ İMAN ETTİREN ANCAK ALLAH SUBHAN WE TEALADIR!!
View ansar al sunnah'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ansar al sunnah kullanıcısına teşekkür edenler:
muallim (12.08.11)
Alt 12.08.11, 17:01   #5
muallim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 3461
Üyelik tarihi : 29-03-2009
Konuları : 654
Mesajlar : 4,482
Teşekkürleri: 10,380
2,954 mesajına 5,392 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8 muallim is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

Tasavvuf insanın yüce yaratıcısına karşı ne kadar aciz olduğunun farkına varması ve ahlakını iki cihan serveri Peygamber ( sav) in ahlakıyla ahlaklandırmasıdır. Bunun için evvela aklın aklı selim, kalbin, kalbi selim hale gelmesi ve nefsin kemale ermesi gerekmektedir, Tasavvuf insana aklı selimin kalbi selimin ve nefsin kemale erdirilmesini öğreten en tesirli bir eğitim metodudur.
Ayrıca Tasavvuf güzel ahlak demektir.
Özü Edeb Ya Huu...

__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




" Kişi Sevdiği ile Beraberdir "

(Hadisi Şerif)

"İlim mü'minin en yakın dostudur.
Akıl onun yol göstericisi;iyi,yararlı amel,işlerini düzene sokucusudur.
Yumuşak huyluluk onun veziri,sabır onun hükümdarı,şefkat ve merhamet onun babası,hazımlı olmak onun kardeşidir."
View muallim'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.08.11, 17:24   #6
SaFKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 2321
Üyelik tarihi : 28-01-2009
Konuları : 102
Mesajlar : 2,714
Teşekkürleri: 1,811
926 mesajına 1,348 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 SaFKaN is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Tasavvuf Şeriat hazinelerinin sandıkasunu açan anahtardır...

Ama velakin bu zamanda şeriatı yaşamak çok zorlaştı

Eskiden şeriatı yaşayana laikler dikilirdi şimdi şeriatı yaşayanlara malasef tasavvuf ehli dikiliyor.

Misal Kızların okuması evde tvlerin olması ve kızların örtünmesi meselesince

İlk karşı çıkan malasef istisnalar hariç bu gün 28 şubat öncesi laikler gibi (sözde )ehli tarik oluyor

Haramla helalin bir arada olabileceğini savunan sözde ehli tariği gördüğüm zaman anlıyorumki bu zamanda Öyle herkese güvenilmeyeceğini ve bu tip sözde ehli tarikten ancak müslümanlara zarar geleceğini anlıyorum .. ve bu günümüzün en büyük parazitleri olarak algılıyorum
View SaFKaN'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için SaFKaN kullanıcısına teşekkür edenler:
ansar al sunnah (27.08.11)
Cevapla

Etiket
ehli, kimdir, nedir, tasavvuf

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İslam Dünyasını Tasavvuf Ehli mi Geri Bıraktı ?... Vukuf-i Kalbi TASAVVUF 4 18.03.11 19:37
Tasavvuf nedir? Abdülhamit BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI 0 21.12.09 22:32
tasavvuf muallim M.Şevket Eygi 2 04.08.09 11:19
1 - tasavvuf`un oluşumu ve gelişimi --b - asrı saadet´te tasavvuf varmıydı ? fırat el cihad © Geri Dönüşüm Kutusu 6 14.07.09 22:06
Tasavvuf Nedir ? Tasavvufu İnkar Edenlere Cevaplar Şehadete_Vurgunum TASAVVUF 0 20.08.08 22:12

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:53 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.